Diyanet İşleri
Bizim onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz yeter.
Mü'minûn suresi
Mü'minûn suresi, 95. ayet. وَإِنَّا عَلَىٰٓ أَن نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَٰدِرُونَ
veinnâ `alâ en nüriyeke mâ ne`idühüm leḳâdirûn.
Bizim onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz yeter.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Dua ve sığınma Mü'minûn 93–98 3
(91-92) Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir. O'nunla birlikte başka hiçbir ilah yoktur. Öyle olsaydı, her ilah kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen alemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir.
(93-94) De ki: "Ey Rabbim! Onlara yöneltilen tehditleri bana mutlaka göstereceksen, beni o zalim milletin içinde bulundurma."
Bizim onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz yeter.
Kötülüğü, en güzel olan şeyle uzaklaştır. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyleri daha iyi biliriz.
De ki: "Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım."
"Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım."
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 93–95. ayetler için yazılmıştır.
93-94. Yüce Allah, yalancılara karşı pek büyük delillerini ortaya koyduğu halde onlar bu delillere iltifat etmeyip kabule yanaşmadıkları için azabın onlara gelmesi hak oldu. Bu nedenle de azabın üzerlerine inmesi ile tehdit olundular. İşte Yüce Allah da Rasûlüne şunları söylemesini emrediyor: “De ki: Rabbim! Eğer onların tehdit olundukları (azabı) bana göstereceksen” yani onlara azabın geleceği vakti bana gösterip o sırada beni de hazır bulunduracaksan; “O takdirde Rabbim, beni o zalimler topluluğu arasında kılma!” Onları müptela kıldığın ve onlardan intikam almanı gerektiren günahlardan beni koru, himayene al! Aynı şekilde üzerlerine inecek azaptan da beni koru! Çünkü genel azap nazil olduğu zaman isyankâr olanı da olmayanı da kapsar.
95. Yüce Allah onların azaba uğramalarının pek yakın olduğunu haber vererek şöyle buyurmaktadır: “Biz onları tehdit ettiğimiz (azabı) sana göstermeye elbette kadiriz.” Ama bu azabı erteliyorsak, bunun bir hikmeti vardır. Aksi takdirde bizim kudretimiz ve gücümüz onlara bu azabı indirmeye yeterlidir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Şüphesiz biz; azaptan onlara vadetmiş olduğumuzu senin görüp müşahede edeceğin şekilde sana göstermeye kadiriz. Biz bunu ve bunun dışındakileri yapmaktan aciz değiliz.
Ortak kavram: Kader · Ortak kavram: Kudret ve Ölçü · Ortak kavram: Vaad
Yahut da, onlara yaptığımız tehdidi sana gösteririz ki, bizim onlara gücümüz yeter.
Ortak kavram: Kader · Ortak kavram: Kudret ve Ölçü
Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini her aydınlatışında ışığında yürürler. Karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allah dileseydi, elbette…
Ortak kavram: Kader · Ortak kavram: Kudret ve Ölçü
Biz herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah'ın…
Ortak kavram: Vaad
Hani, biz Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz.
Ortak kavram: Vaad
(Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda…
Ortak kavram: Vaad
Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayasızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va'dediyor. Şüphesiz…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Biz onlara vadettiğimiz (azabı) sana göstermeye elbette gücü yetenleriz.
Ne ki Biz, onları tehdit ettiğimiz azabı (her hal ve şartta) sana göstermeye elbette kadiriz.
(İşte böyle dua et) çünkü, şüphesiz Biz, onlara vaad ettiğimiz (azabın, bu dünyada dahi gerçekleşmesine) seni tanık kılacak güçteyiz!
Doğrusu biz, onları tehdit ediyor olduğumuz şeyi sana gösterecek güce sahibiz!
Gerçek şu ki biz, onları tehdit ettiğimiz şeyi şüphesiz sana gösterme gücüne sahibiz.
Biz, onlara yönelttiğimiz tehdidi sana göstermeye elbette ki kadiriz.
Zaten kuşkusuz, onlara sözünü verdiğimizi, kesinlikle sana gösterebilecek güçteyiz.
Biz onlara vaad ettiğimizi sana elbette gösterebiliriz.
Biz elbette, kendilerine söz verileni sana gösterebiliriz.
Biz elbette, kendilerine söz verileni sana gösterebiliriz.
Şüphesiz ki Biz, onlara yaptığımız tehdidi sana gösterme gücüne sahibiz elbette.
Şübhesiz ki biz, onlara yaptığımız vaidi sana göstermeğe elbette kadiriz
Kuşkusuz onları uyardığımız şeylere seni tanık yapmaya gücümüz yeter.
Kuşkusuz onları uyardığımız şeylere seni tanık yapmaya gücümüz yeter.
Kuşkusuz onları uyardığımız şeylere seni tanık yapmaya gücümüz yeter.
Gerçek şu ki biz, onları tehdit ettiğimiz şeyi şüphesiz sana gösterme gücüne sahibiz.
Hakikat, biz onlara va'd (ve tehdid) etdiğimizi sana göstermiye de elbette kaadiriz.
Biz, onlara vaad ettiğimizi sana göstermeye elbette kadiriz.
(93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.
Bizim onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz yeter.
Biz, onları tehdid ettiğimiz şeyi sana göstermeğe elbette kadiriz (onları cezalandıracağız ve sen bunu göreceksin).
Biz, onları tehdit ettiğimiz cezayı sana göstermemiz hakkında bir ölçü belirlemişizdir dipnot 1 .
Çünkü biz, onları tehdit ettiğimiz cezayı sana göstermemiz konusunda bir ölçü belirlemişizdir.
Şüphesiz biz, onlara vaat ettiğimiz (azabı) sana göstermeye kadiriz.
Şüphesiz biz, onlara vaat ettiğimiz (azabı) sana göstermeye kadiriz.
Biz, onları tehdit ettiğimiz şeyi sana göstermeye elbette kadiriz.
However, We are certainly able to let you see with your own eyes O Muhammad the scene of the promised devastating retributive punishment
We certainly are able to show you the punishment We have promised them.
And We are certainly able to show thee (in fulfilment) that against which they are warned.
Surely We are able to show you what We warn them against.
We are certainly capable of letting you see what We have promised them.
And indeed We are Able to show you (O Muhammad صلى الله عليه وسلم) that with which We have threatened them.
We are indeed able to show you what We promise them.
As a matter of fact, We have every power of showing you (in your life-time) that (punishment) We threaten them with.
Assuredly, We are able to show thee that We promise them.
Your Lord is indeed capable of showing you the promised punishment.
???Missing??
We are able to show you what We promise them.
For We are surely able to make thee to see that with which We have threatened them.
My Lord! Then place me not amongst the wrong-doing people. "
And surely We are indeed the Determiners over showing you (i. e., the Prophet) whatever We promise them.
And verily We are Able to show thee that which We have promised them.
We have certainly the power to make you see what We have promised them.
[Pray thus] for, behold, We are most certainly able to let thee witness [the fulfillment, even in this world, of] whatever We promise them!
We are indeed able to show you what We have threatened them with.
And We are able to show you what We promise them.
To show you (the retribution) we have reserved for them is something we can easily do.
And indeed, We are able to show you what We have promised them.
And We are able to show thee what We promise them.
For, behold, We are Able to show you that against which they are warned.
And surely, We are able to show you that, with which We have threatened them.
And of course, We do have the power to show you that with which We have threatened them.
AndWe are able to show you what We promise them.