Diyanet İşleri
"İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de (istediğine) hesapsızca ver yahut verme" dedik.
Sâd suresi
Sâd suresi, 39. ayet. هَٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ
hâẕâ `aṭâünâ femnün ev emsik bigayri ḥisâb.
"İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de (istediğine) hesapsızca ver yahut verme" dedik.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Süleymân Sâd 30–40 3
Biz de rüzgarı onun buyruğuna verdik. Rüzgar, onun emriyle dilediği yere hafif hafif eserdi.
(37-38) Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine verdik.
"İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de (istediğine) hesapsızca ver yahut verme" dedik.
Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.
(Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyub'u da an. Hani o, Rabbine, "Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu" diye seslenmişti.
Biz de ona, "Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su" dedik.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 35–39. ayetler için yazılmıştır.
35-38. Yüce Allah, onun duasını kabul buyurdu, onu mağfiret etti ve hükümdarlığını ona geri verdi. Ayrıca kendisinden sonra hiçbir kimsenin sahip olamayacağı bir mülkü de fazladan ihsan etti. Bu ise şeytanların onun emrine verilmiş olması idi. Onlar, ona istediği binayı yapıyor, onun için denizlere dalıyor, oradan inciler ve süs eşyaları çıkartıyorlardı. Aralarından isyan edenler olursa onları da zincire vurup bağlıyordu.
39. Ona dedik ki: “İşte bu Bizim bağışımızdır.” Onunla gözün aydın olsun. Bundan dilediğin kimseye “ister ver ister” dilediğin kimseye de “(vermeyip) yanında tut; hesapsızdır.” Bu hususta senin için herhangi bir sıkıntı yoktur ve hesaba çekilmen de söz konusu olmayacaktır. Çünkü Yüce Allah, onun adaletinin mükemmel, verdiği hükümlerin çok güzel olduğunu biliyordu. Bu bağışların Süleyman aleyhisselam’a dünyada verilmiş olmasından, âhirette de benzeri lütufların ona verilmeyeceği sanılmasın. Aksine âhirette de onun için pek büyük bir hayır olacaktır. Bundan dolayı şöyle buyurulmaktadır:
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Ey Süleyman! İşte sen bizden talep ettin ve biz de senin bu talebine icabet edip sana verdik. Artık sen de dilediğine ver ya da dilediğini bundan men et! Verme ve vermeme hususunda asla hesaba çekilmeyeceksin.
Aynı kök: عطو (14 geçiş) · Aynı kök: حسب (109 geçiş) · Ortak kavram: Hesap
(36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahman'dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak…
Aynı kıssa: Hz. Süleyman · Aynı kök: حسب (109 geçiş) · Ortak kavram: Hesap
Ona "köşke gir" denildi. Köşkü görünce onu (zeminini) derin bir su sandı ve eteklerini topladı. Süleyman, ona "Bu, (zemini) billurdan döşenmiş bir…
Aynı kök: مسك (27 geçiş) · Aynı kök: حسب (109 geçiş) · Ortak kavram: Hesap
(Ey Muhammed!) Sana, kendilerine nelerin helal kılındığını soruyorlar. De ki: "Size temiz ve hoş olan şeyler, bir de Allah'ın size verdiği…
Aynı kök: مسك (27 geçiş) · Aynı kök: حسب (109 geçiş) · Ortak kavram: Hesap
Andolsun, eğer onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan elbette, "Allah", derler. De ki: "Peki söyleyin bakalım? Allah'ı bırakıp da ibadet…
Aynı kök: عطو (14 geçiş)
Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah'ın ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslam'ı din…
Aynı kök: عطو (14 geçiş)
İçlerinden sadakalar konusunda sana dil uzatanlar da var. Kendilerine ondan bir pay verilirse, hoşnut olurlar; eğer kendilerine ondan bir pay…
Aynı kök: حسب (109 geçiş) · Ortak kavram: Hesap
İşte onlara kazandıklarından bir nasip vardır. Allah, hesabı pek çabuk görendir.
Aynı kök: حسب (109 geçiş) · Ortak kavram: Hesap
Ona "Allah'tan kork" denildiği zaman, gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır!
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Bütün bu (verdiklerimiz ona) lütfumuzdur. "İster (dilediğine) ver (serbest bırak); ister hesapsız bir şekilde (elinde) tut!" (demiştik).
(Ve ona şöyle dedik): "İşte bu Bizim ikramımızdır; artık onu ister hiçbir hesap yapmadan karşılıksız ver, istersen elinde tut!"
(Ve ona dedik:) "Bu Bizim hediyemizdir, onu hiçbir hesap yapmadan başkalarına dilediğin gibi vermen yahut elinde tutman sana kalmıştır!"
"İşte bu (sana özel tasarruf edeceğin mülk) bizim hibemizdir; öyleyse ister ver ister verme, sınırsızca kullan!"
"İşte bu, bizim vergimizdir. (Ey Süleyman) Artık sen de hesaba vurmaksızın, ver ya da tut."
«İşte bu bizim bağışımızdır. İster ver, ister (elinde) tut; hesapsızdır» dedik.
"İşte bu, Bizim bağışımızdır. Artık, hesapsızca ver veya tut!"
İşte bu, bizim ihsanımızdır. "Sen onu ister dilediğine ver, ister verme, sorulmazsın" dedik.
"Bu bizim bağışımızdır. İster ver, ister tut, tükenmez."
'Bu bizim bağışımızdır. İster ver, ister tut, tükenmez.'
İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık dilersen başkasına ver, dilersen verme. Hesabı yok, dedik.
Bu işte, dedik: bizim atamız artık diler kerem et, diler imsak, hisabı yok.
Bu Bizim verdiklerimizdir. Artık hesabı sana kalmış, dilediğine ver veya verme.
Bu Bizim verdiklerimizdir. Artık hesabı sana kalmış, dilediğine ver veya verme.
Bu Bizim verdiklerimizdir. Artık dilediğine ver veya verme.
"İşte bu, bizim vergimizdir. (Ey Süleyman) Artık sen de hesaba vurmaksızın, ver ya da tut."
(Dedik ki:) "Bu, bizim vergimizdir. Artık (dilediğine) hesabsız ver, yahud tut (kıs)".
Bu, bizim bağışımızdır. Artık ister hesabsızca ver, ister tut.
(30-40) Davud’a Süleyman’ı hibe ettik / bahşettik, ne güzel kuldu, muhakkak ki o hep yönelirdi. Akşamları ona çalımlı / tek ayağı kalkık pozda , cins koşu atları sunulduğunda / arz edildiğinde dedi ki Allah’ı hatırlatmasından dolayı mal / h ayr sevgisini kesinlikle sevdim dedi. Örtü arkasına gizlen dirilince / avret edilince o nları bana getirin dedi. Bacak ve boyunlarını sıvazlamaya / meshetmeye başladı. Kesin olan şu ki biz Süleyman’ı denedik ve tahtına / kürsüsüne bir ceset bıraktık sonra o yöneldi. Rabbim beni bağ ışla ve bana, benden sonra kimsenin talep edemeyeceği bir mülk hibe et. Kesinlikle sen, sensin hibe edebilen. Rüzgârı onun emrine amade ettik. Onun emriyle herhangi bir yere yumuşacık akardı / cereyan ederdi. Bina ustası ve dalgıç şeytanların hepsi. Diğerleri de zincir lerle birbirine bağlanmış. B u bizim hediyemiz, hesap etmeden ya serbest bırak yahut elinde tut. Kesinlikle onun yanımızda yakınlığı ve güzel bir varış yeri var.
“İşte bu, bizim hesapsız ihsanımızdır. Artık dilersen (başkalarına) ihsan et, dilersen de (elinde) tut.”
"Bu bizim ihsanımızdır. Artık dilediğine ver veya verme, hesapsızdır." (dedik).
"Bu, bizim sana bağışımızdır; ister iyilik yap, ister yapma, hesabı sorulmayacaktır" dipnot 1 .
Bu, bizim sana ikramımızdır; başkasına ister ver, ister verme, hesabı sorulmayacaktır.
Bu, bizim bağışımızdır. İster ver, ister tut. Bu hesapsızdır.
Bu, bizim hesapsız bağışımızdır. İster ver, ister tut.
Bu, bizim lütfumuzdur; ister ver, ister elinde tut. Hesap yok...
This, We said, is Our bestowal O Sulayman, you have a free hand, you may give what you will to whom you will and deny whom you will what you will.
‘This is Our gift, so give or withhold as you wish without account.’
"Such are Our Bounties: whether thou bestow them (on others) or withhold them, no account will be asked."
"This is Our bestowal. So give or withhold as you wish without account." dipnot 1
‘This is Our gift: so bestow it or withhold it without reckoning. ’
[Allâh said to Sulaimân (Solomon)]: "This is Our gift: so spend you or withhold, no account will be asked (of you)."
‘This is Our bounty: so give away or withhold, without any reckoning. ’
(We said to him, ) `This is Our gift that knows no measure. So give it freely or withhold it (from whomsoever you deem fit) without reckoning.
'This is Our gift; bestow or withhold without reckoning. '
I told him: "This is your provision. You may share it with the others or you may keep it all to yourself as you wish."
'this is our gift, so be thou lavish or withhold without account!'
"This is Our gift, so you may spend or withhold, without any repercussions."
saying, this is our gift: Therefore be bounteous, or be sparing unto whom thou shalt think fit, without rendering an account.
(Saying, ) "These are Our Bounties (gift), therefore give freely or withhold, without reckoning. "
This is Our gift; so be bounteous or hold back without reckoning.
(Saying): This is Our gift, so bestow thou, or withhold, without reckoning.
"This is Our gift, " (We said to him), "so bestow freely or withhold without reckoning. "
[And We told him:] "This is Our gift, for thee to bestow freely on others, or to withhold, without [having to render] account!"
˹Allah said,˺ "This is Our gift, so give or withhold ˹as you wish˺, never to be called to account."
"This is Our gift, so you may spend or withhold, without any repercussions. "
"This is our provision to you; you may give generously, or withhold, without limits."
[We said], "This is Our gift, so grant or withhold without account. "
“This is Our gift; so grant thou or withhold thou without reckoning!”
We told him, "All this is Our Gift for you. Give freely or withhold, in matters of the State, according to your best judgment. It is given to you beyond count."
(Allah addressed Sulaiman and said:) "These are Our many gifts (of good things): Whether you (O Sulaiman!) give them (to others) or do not give them, no account will be asked. "
This is Our gift. So, do favor (to someone) or withhold (it), with no (requirement to give) account.
"This is Our gift, so you may spend or withhold, without any repercussions."