Diyanet İşleri
"Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik."
Sâffât suresi
Sâffât suresi, 32. ayet. فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ
feagveynâküm innâ künnâ gâvîn.
"Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik."
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Zulmedenlerin toplanması ve saptıranlarla çekişme Sâffât 22–39 3
Diğerleri de onlara şöyle derler: "Hayır, siz zaten mü'min kimseler değildiniz."
"Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hakimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz."
"Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız."
"Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik."
Artık onlar o gün azapta ortaktırlar.
İşte biz suçlulara böyle yaparız.
Çünkü onlar, kendilerine, "Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur" denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 29–32. ayetler için yazılmıştır.
29. “Onlar da” kendilerine böyle diyenlere “derler ki: Hayır; siz mümin değildiniz.” Biz müşrik olduğumuz gibi siz de müşrik idiniz. Sizi bize üstün kılan ve kınanmamızı gerektiren nedir ki?
Üstelik “bizim sizin üzerinizde bir nüfuzumuz da yoktu.” Küfrü seçmeniz için sizi zorlamamız söz konusu değildi.
“Aksine siz azgın bir topluluktunuz.” Haddi aşan kimselerdiniz.
31. “Artık Rabbimizin (azap) sözü üzerimize” bize de size de, hepimize “hak olmuştur. Hepimiz” azabı “kesinlikle tadacağız.” Yani Rabbimizin bizim hakkımızdaki takdiri ve hükmünün gelip bizi bulması, bir haktır. Bizler de sizler de azabı tadacağız. Göreceğimiz cezayı hep birlikte göreceğiz.
32. “Biz sizi azdırdık, zira biz de azgın kimselerdik.” Bizler, sizleri izlediğimiz yola davet ettik. Bu da azgınlık yolu idi. Siz de bizim bu davetimizi kabul ettiniz. O bakımdan siz bizi kınamayın, kendinizi kınayın.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Biz, sizi sapıklığa ve küfre davet ettik. Çünkü biz gerçekten hidayet yolundan sapkın kimselerdik.
Aynı kök: غوي (22 geçiş)
Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde, kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir…
Aynı kök: غوي (22 geçiş)
Şeytan dedi ki: "(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette…
Aynı kök: غوي (22 geçiş)
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her ayeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Biz sizi saptırdık. Çünkü kendimiz de sapmıştık."
Fakat biz sizi (aldatmadık), açıkca saptırdık; çünkü biz zaten sapıtmış kimselerdik.
O halde, sizi derin bir sapıklığa ittiğ(imiz eğer doğruysa), o zaman biz de vahim bir sapıklığa düşmüşüzdür!"
"Bundan ötürü sizi saptırıp azdırdık. . . İşin gerçeği biz azmıştık!"
"Evet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik."
«Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık.»
"Sizi azdırdık. Çünkü biz de azıtmıştık!"
"Sizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık."
"Biz azmıştık. Sizi de azdırdık."
'Biz azmıştık. Sizi de azdırdık.'
evet biz sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık!"
Evet biz sizi kışkırttık, çünkü biz azgındık
"Biz, sizi azdırdık, çünkü biz azgındık."
"Biz, sizi azdırdık, çünkü biz azgındık."
"Biz, sizi azdırdık, çünkü biz azgındık."
"Evet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik."
"Çünkü biz de sizi (büsbütün) başdan çıkardık. Zira biz de azgın kimselerdik".
Sizi azdırdık; çünkü biz de azgınlardan olmuştuk.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
Evet! Sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimseler idik.
"Sizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık (siz de bize uyunca azmış oldunuz)."
Sizi boş hayallere daldırıp yoldan çıkardık; çünkü biz de o hayallere dalıp yoldan çıkmıştık dipnot 1 ."
Sizi hayallere daldırdık ama o hayallere biz de dalmıştık."
Evet sizi saptırdık, çünkü biz de sapkın kimseler idik.
Evet sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimseler idik.
"Sizi saptırıp azdırmıştık. Çünkü biz de sapıp azmış kişilerdik."
And they will say in addition: "We made you depart from the path of righteousness for we ourselves were holders of mistaken and false beliefs".
We led you astray as we ourselves were astray.’
"We led you astray: for truly we were ourselves astray."
So we led you astray; we ourselves were strayed." dipnot 1
We misled you and we were ourselves misled. ’
"So we led you astray because we were ourselves astray."
So we perverted you, for we were perverse [ourselves]. ’
`So (it is) we (who) led you astray, for we ourselves had indeed gone astray. '
Therefore we perverted you, and we ourselves were perverts. '
"We offered you the disbelief for the simple reason that we had chosen the disbelief ourselves. "
we did seduce you - verily, we were erring too!'
"We misled you, because we were astray."
We seduced you; but we also erred ourselves.
"We led you astray, for we were ourselves erring. "
So we have misguided you; surely we were (ourselves) misguided. "
Thus we misled you. Lo! we were (ourselves) astray.
For we had led you astray. In fact we ourselves were astray."
So then, [if it be true that] we have caused you to err grievously - behold, we ourselves had been lost in grievous error!"
We caused you to deviate, for we ourselves were deviant."
"We misled you, because we were astray. "
"We misled you, only because we were astray."
And we led you to deviation; indeed, we were deviators. "
“And we caused you to err — we were those who err.”
So then, if we misled you, behold, we ourselves were astray. "
"We led you astray: Because, truly we were ourselves astray. "
We did misguide you, (because) we were ourselves erroneous".
"We misled you, because we were astray."