Diyanet İşleri
İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) suçluların kalbine soktuk.
Şuarâ suresi
Şuarâ suresi, 200. ayet. كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
keẕâlike seleknâhü fî ḳulûbi-lmücrimîn.
İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) suçluların kalbine soktuk.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Kur'an'ın indirilişi; "onu şeytanlar indirmedi" Şuarâ 192–212 3
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir?
(198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.
İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) suçluların kalbine soktuk.
(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 200–203. ayetler için yazılmıştır.
200-201. “İşte biz, onu günahkarların kalplerine böylece sokarız” Yani biz tıpkı ipliğin iğneye girmesi gibi günahkâr kimselerin de kalplerine yalanlamayı öylece sokup yerleştirdik de bu, o kalplerin bir parçası olup adeta onun bir sıfatı haline gelmiştir. Bunun sebebi ise onların zulümleri ve günahkârlıklarıdır. Bundan dolayı Allah şöyle buyurmaktadır: “Artık onlar” yalanlamaları karşılığında ceza olarak “can yakıcı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.”
202. “Azap onlara ansızın gelecek de hiç farkında bile olmayacaklar.” Yani gaflet içerisinde oldukları ve fark edemedikleri, indiğini anlayamadıkları bir vakitte azap onlara gelecektir. Buna sebep ise başlarına gelecek bu cezanın daha ağır ve başkaları için daha bir ibretli olmasıdır.
203. O vakit “Acaba bize mühlet verilir mi?, diyecekler.” Yani kendilerine mühlet verilmesini, süre tanınmasını isteyecekler. Halbuki vakit geçmiş bulunmaktadır. Artık üzerlerinden bir daha asla kaldırılmayacak, bir an dahi şekilde hafifletilmeyecek olan azap onları gelip bulmuştur.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
İşte böylece yalanlamayı ve küfrü günahkârların kalplerine soktuk.
Aynı kök: سلك (12 geçiş) · Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Ortak kavram: Cürüm (suç)
Aynı şekilde (onların tutumlarına uygun olarak) biz onu suçluların kalbine sokarız.
Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Ortak kavram: Cürüm (suç)
Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab'lerinden bol nimet…
Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Ortak kavram: Cürüm (suç)
Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi…
Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Ortak kavram: Cürüm (suç)
Suçluların yolu da açığa çıksın diye ayetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.
Aynı kök: سلك (12 geçiş)
"Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir." Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar. Onda…
Aynı kök: سلك (12 geçiş)
"Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir." Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri…
Ortak kavram: Kalp
Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.
Ortak kavram: Kalp
Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Biz onu (Kur'an'ı), suçluların kalplerine (gözlerinin içine) böylece soktuk. dipnot 1
İşte Biz vahyin, günaha batmışların kalplerinde (etki etmeden) geçip gitmesini böyle sağlamışızdır.
Biz bu (mesajı)n o günahkarların kalplerinden (bir yankı bulmadan) geçip gitmesine yol açtık:
İşte Onu, (hakikati inkar) suçu işleyenlerin akıllarına bu kadar sokarız!
Biz onu, suçlu günahkarların kalbine işte böyle işlettik.
Onu günahkârların kalplerine böyle soktuk.
Suçluların yüreğine, Onu, işte böyle kavrattık.
- Onu, günahkarların kalplerine böyle soktuk. Bu yüzden, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
İşte biz onu suçluların kalplerine böylece (yabancı bir dil gibi) sokarız.
İşte biz onu suçluların kalplerine böylece (yabancı bir dil gibi) sokarız.
Biz onu suçluların kalbine öyle sokmuşuzdur.
Biz onu mücrimlerin kalblerine öyle sokmuşuzdur.
Böylece onu dipnot 1 mücrimlerin dipnot 2 kalplerine soktuk. dipnot 3
Böylece onu dipnot 1 mücrimlerin dipnot 2 kalplerine soktuk. dipnot 3
Böylece onu dipnot 1 mücrimlerin dipnot 2 kalplerine soktuk.
Biz onu, suçlu günahkarların kalbine işte böyle işlettik.
Biz (küfrü) o günahkarların kalbine Öyle bir sokduk ki,
İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
İşte böylece biz onu günahkârların kalbine soktuk.
Biz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk.
Biz suçluların kalplerine dipnot 1 onu (Kur'an'ın gerçek olduğunu) işte böyle işleriz dipnot 2 .
Biz Kur'an'ı suçluların kalplerine kadar işlettik.
İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız da…
İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız da..
Biz onu suçluların kalplerine işte böyle yolladık.
Thus do We picture it in the minds and hearts of the sinful who grow daily more and more wicked,
So We make it pass straight through the hearts of the guilty:
Thus have We caused it to enter the hearts of the sinners.
Thus have We caused this (Admonition) to penetrate the hearts of the culprits (like a hot rod). dipnot 1
That is how We thread it into the hearts of the evildoers.
Thus have We caused it (the denial of the Qur’ân) to enter the hearts of the Mûjrimûn (criminals, polytheists, sinners).
This is how We let it pass through the hearts of the guilty:
That is how We cause it (- the disbelief) take root in the hearts of those who cut off their ties (with God),
Even so We have caused it to enter into the hearts of the sinners,
This is why I render it (like a foreign language) in the hearts of the criminals [so that they do not get it. ]
Thus have we made for it a way into the hearts of the sinners;
As such, We diverted it from the hearts of the criminals.
Thus have We caused obstinate infidelity to enter the hearts of the wicked:
And he had read it unto them, they would not have believed therein.
Thus We have inserted it into the hearts of the criminals.
Thus do We make it traverse the hearts of the guilty.
Thus do We cause (unbelief) to enter the hearts of sinners.
Thus have We caused this [message] to pass [unheeded] through the hearts of those who are lost in sin:
This is how We allow denial ˹to steep˺ into the hearts of the wicked.
As such, We diverted it from the hearts of the criminals.
We thus render it (like a foreign language) in the hearts of the guilty.
Thus have We inserted disbelief into the hearts of the criminals.
Thus have We put it in the hearts of the lawbreakers:
But to the guilty people, it just passes through their hearts (as a foreign tongue even though they might be Arabs). (41:44)
Like this We have made it enter the hearts (and minds) of the criminals.
This is how We have made it pass through the hearts of the sinners.
As such, We diverted it from the hearts of the criminals.