Diyanet İşleri
"Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur."
Tâhâ suresi
Tâhâ suresi, 118. ayet. إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَىٰ
inne leke ellâ tecû`a fîhâ velâ ta`râ.
"Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur."
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Âdem ve İblîs; zikirden yüz çevirenler Tâhâ 115–127 3
Andolsun, bundan önce biz Adem'e (cennetteki ağacın meyvesinden yeme, diye) emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.
Hani meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de, İblis'ten başka melekler hemen saygı ile eğilmişler; İblis bundan kaçınmıştı.
Biz de şöyle dedik: "Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis), sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra mutsuz olursun."
"Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur."
"Orada ne susuzluk çekersin, ne de güneş altında kalırsın."
Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: "Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?"
Bunun üzerine onlar (Adem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Adem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 117–119. ayetler için yazılmıştır.
117. İşte o vakit İblis’in Âdem’e ve onun eşine olan aşırı düşmanlığı da açığa çıkmış oldu. Onun bu düşmanlığının asıl sebebi ise Allah’a düşman oluşudur. Bu olay, düşmanlığına sebep teşkil eden kıskançlığını da ortaya koymuş oluyordu. Yüce Allah, Âdem’i ve onun eşini İblis’e karşı uyarıp sakındırarak: “Sakın sizi cennetten çıkarmasın.” Şayet sen oradan çıkacak olursan “sıkıntıya uğrarsın.” dedi. Çünkü senin için cennette huzur ve afiyetle elde edeceğin bir rızık ve tam bir rahat vardır.
118-119. “Çünkü cennette sen aç da kalmazsın, çıplak da. Orada susuzluk da çekmezsin, güneşin sıcağını da.” Böylelikle Yüce Allah, Âdem’e orada yiyecek, içecek, giyecek, su ve yorulmama garantisini vermiş oluyordu. Ancak Yüce Allah, ona belli bir ağacın meyvesinden yemesini yasaklamış ve şöyle demişti: “Yalnız bu ağaca yaklaşmayın, yoksa ikiniz de zulmedenlerden olursunuz.” (el-Bakara, 2/35)
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Şüphesiz Yüce Allah, cennette seni doyurmakta ve orada aç kalmamaktasın. Seni giydirmekte bu yüzden çıplak da değilsin.
Aynı kök: عري (3 geçiş)
Derken biz onu hasta bir halde sahile attık.
Aynı kök: عري (3 geçiş)
Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir halde ıssız bir yere atılacaktı.
Aynı kök: جوع (5 geçiş)
Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.
Aynı kök: جوع (5 geçiş)
Allah, şöyle bir kenti misal verdi: Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya her taraftan bolca rızık gelirdi. Fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük…
Aynı kök: جوع (5 geçiş)
O, ne besler ne de açlıktan kurtarır.
Aynı kıssa: Hz. Âdem
Hani, Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. Onlar, "Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa…
Aynı kıssa: Hz. Âdem
Allah, Adem'e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini…
Aynı kıssa: Hz. Âdem
Melekler, "Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen,…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Orada (cennette) acıkmayacak ve çıplak kalmayacaksın.
Zira aklından çıkarma ki burada aç değilsin, açık değilsin;
(O hasbahçe ki,) orada acıkmaman ve kendini çıplak hissetmemen sağlanmıştır;
"Oysa senin için onda (biyolojik - hayvansı - madde beden olmadığı için) ne acıkma (hissi) var ne de çıplak kalma!"
Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır."
Şimdi burada senin için ne acıkmak vardır, ne de çıplak kalmak.
"Kuşkusuz, orada, ne aç kalırsın ne de çıplak kalırsın!"
- "Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa mutsuz olursun. Zira cennette ne acıkırsın ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın, ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
"Burda ne acıkırsın, ne de açıkta kalırsın."
'Burda ne acıkırsın, ne de açıkta kalırsın.'
Çünkü senin acıkmaman ve çıplak kalmaman oradadır.
Çünkü senin acıkmaman, çıplak kalmaman oradadır
"Senin için orada acıkmak ve açıkta kalmak yoktur."
"Senin için orada acıkmak ve açıkta kalmak yoktur."
Senin için orada acıkmak ve açıkta kalmak yoktur.
Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır."
"Çünkü senin acıkmaman, çıplak kalmaman hep oradadır".
Zira cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın.
(115-123) Önceden Adem'den bir söz almıştık, unuttu. (Şeytanı dost edinmeyecekti) Onu Azimli bulmadık. Meleklere Adem'e secde edin dediğimiz vakit, İblis hariç secde ettiler, di klendi. Biz de dedik ki Ey Âdem muhakkak ki işte bu, senin ve zevcenin düşmanıdır. Her ikinizi isyan ettirip de cennetten çıkarmasın . Orada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksın, susamayacak ve de güneşten dolayı yanmayacaksın. Şeytan ona vesvese verdi ve dedi ki Ey Âdem sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak saltanatı ispat edeyim mi? İkisi de ondan yedi ve ikisine de avret yerleri belirdi , her ikisi de cennet yapraklarından üzerlerine yamamaya başladılar, Âdem Rabbine asi oldu ve azdı. Yine de Rabbi onu seçti ve de tövbesini kabul etti, onu doğru yola yönlendirdi. Şimdi hep birlikte / topluca oradan birbirinize düşman olarak inin dedi. Eğer ki sizlere benden bir yönlendirme / rehberlik gelir de sizden kim de bu yönlendirmeye tabi olursa artık sapmaz ve isyan etmez.
Oysa Cennet'te ne acıkırsın, ne de açık/çıplak kalırsın.
"Şimdi burada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksın."
Burada ne açlık çekersin ne de çıplak kalırsın.
Burada ne açlık çekersin ne de çıplak kalırsın.
Oysa cennette ne acıkırsın ne de açık kalırsın.
Oysa cennette ne acıkırsın ne de açık kalırsın.
"Senin burada ne acıkman söz konusudur ne de çıplak kalman."
"You may rest assured He, Allah added, "that herein never shall you suffer hunger nor go naked".
In the garden you will never go hungry, feel naked,
"There is therein (enough provision) for thee not to go hungry nor to go naked,
(for in Paradise) neither are you hungry nor naked,
You will not go hungry in it or suffer from nakedness.
Verily, you have (a promise from Us) that you will never be hungry therein nor naked.
Indeed you will neither be hungry in it nor naked.
`It is (provided) for you that here you shall not feel hunger, nor shall you go naked,
It is assuredly given to thee neither to hunger therein, nor to go naked,
"Here you will never suffer from nor without cloths. "
Verily, thou hast not to be hungry there, nor naked!
"There you will not go hungry nor need clothes."
Verily we have made a provision for thee, that thou shalt not hunger therein, neither shalt thou be naked:
And We said, "O Adam! Verily, this is a foe to you and to your wife; never then let him drive you twain forth from the garden or you will be wretched.
Surely it is (given) to you neither to hunger therein, nor to go naked,
It is (vouchsafed) unto thee that thou hungerest not therein nor art naked,
Verily you will have no hunger or nakedness there,
Behold, it is provided for thee that thou shalt not hunger here or feel naked,
Here it is guaranteed that you will never go hungry or unclothed,
"You will have in it that you will not go hungry nor need clothes. "
"You are guaranteed never to hunger therein, nor go unsheltered.
Indeed, it is [promised] for you not to be hungry therein or be unclothed.
“It is for thee to be neither hungry nor naked therein,
"Behold, you are living the life of Paradise (on this very earth) where you are guaranteed never to go hungry and never to walk improperly clothed. "
"In there, there are (enough things) for you not to go hungry nor to go naked,
Here you have the privilege that you will not be hungry nor will you be unclad,
"You will have in it that you will not go hungry nor need clothes."