Diyanet İşleri
Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hale gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
Yûsuf suresi
Yûsuf suresi, 110. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا ٱسْتَيْـَٔسَ ٱلرُّسُلُ وَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا۟ جَآءَهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّىَ مَن نَّشَآءُ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ ٱلْقَوْمِ ٱلْمُجْرِمِينَ
ḥattâ iẕe-stey'ese-rrusülü veżannû ennehüm ḳad küẕibû câehüm naṣrunâ fenücciye men neşâ'. velâ yüraddü be'sünâ `ani-lḳavmi-lmücrimîn.
Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hale gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu "Bu kıssa gayb haberidir"; akıl sahipleri için ibret Yûsuf 102–111 3
Yoksa Allah tarafından kendilerini kuşatacak bir azabın gelmeyeceğinden veya onlar farkında olmadan kıyametin ansızın gelip çatmayacağından emin mi oldular?
De ki: "İşte bu benim yolumdur. Ben ve bana uyanlar bilerek Allah'a çağırırız. Allah'ın şanı yücedir. Ben, Allah'a ortak koşanlardan değilim."
Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?
Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hale gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur'an, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
110. Yüce Allah, şerefli peygamberler gönderdiğini, günahkâr ve aşağılık kavimlerinin de onları yalanladıklarını bize haber vermektedir. Yüce Allah, hakka dönsünler diye onlara mühlet verir. Allah onlara verdiği mühletini o kadar sürdürür ki nihayet peygamberlere olan baskıları en ileri dereceye ulaşır. Peygamberler kesin inançlarının kemaline, Allah’ın vaadine ve tehditlerine olan nihai tasdiklerine rağmen kalplerinden bir tür ümitsizlik hali geçer ve ilim ve tasdikleri zayıflar gibi olur. İşte iş bu noktaya gelince “onlara yardımımız gelmiş ve dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirilmişti.” Kurtuluşa erdirilenler ise peygamberler ve onlara tâbi olanlardır. “Kâfirler topluluğundan azabımız geri çevrilmez.” Yani bizim azabımız, Allah’a karşı günah işleyen ve küstahlık edenlerden geri çevrilmez. Azap geldiği zaman artık onların ne gücü ne de yardımcıları olur.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
(Kavimlerine) gönderdiğimiz peygamberlerin düşmanlarına mühlet verdik. Onlara istidrâc olması için ( azaplarını arttırmak için kendisine isyan edenlere Allah'ın nimetlerini arttırmasıdır) cezalarını vermekte acele etmiyoruz. Onların helak olması geciktiğinde peygamberler onların helak olmasından ümitlerini kestiler. Kâfirler kendilerine gönderilen resullerin yalancılar için vadettikleri azabın ve Müminlerin kurtulmasının yalan olduğunu zannettiklerinde resullerimize yardımımız geldi. Yalancılar için meydana gelecek helaktan resulleri ve Müminleri kurtardık. Günahkâr topluluğa azabımızı indirdiğimizde bunu onlardan kimse geri çeviremez.
Aynı kıssa: Hz. Yûsuf · Aynı kök: ظنن (69 geçiş) · Aynı kök: نجو (84 geçiş)
Yusuf, onlardan kurtulacağını düşündüğü kişiye, "Efendinin yanında beni an", dedi. Fakat şeytan onu efendisine hatırlatmayı unutturdu da bu yüzden o,…
Aynı kök: ياس (13 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Yûsuf · Aynı kök: نجو (84 geçiş)
Ondan ümitlerini kesince, kendi aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın Allah adına sizden söz aldığını, daha…
Aynı kök: ردد (59 geçiş) · Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Aynı kök: باس (73 geçiş)
Eğer seni yalanlarlarsa, de ki: "Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. (Bununla beraber) suçlu bir toplumdan O'nun azabı geri çevrilmez."
Aynı kök: ظنن (69 geçiş) · Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Ortak kavram: Zan
Suçlular (o gün) ateşi görünce, onun içine düşeceklerini iyice anlayacaklar ve ondan kurtuluş yolu da bulamayacaklardır.
Aynı kök: ظنن (69 geçiş) · Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Ortak kavram: Zan
O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgarla…
Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Ortak kavram: Cürüm (suç)
Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini…
Aynı kök: ظنن (69 geçiş) · Aynı kök: ردد (59 geçiş) · Ortak kavram: Zan
"Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile andolsun bundan daha iyi bir sonuç bulurum."
Aynı kıssa: Hz. Yûsuf · Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Ortak kavram: Kurtuluş
Zindandaki iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zamandan sonra (Yusuf'u) hatırladı ve, "Ben size onun yorumunu haber veririm, hemen beni (zindana)…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Sonunda elçiler ümitlerini yitirip de kendilerinin (ümmetleri tarafından) yalanlandıklarını kesin olarak anladıkları sırada dipnot 1 onlara yardımımız gelmiş dipnot 2 ve dilediğimiz kimse(ler) kurtarılmıştır. Azabımız, suçlular topluluğundan geri döndürülemez.
(Önceki) peygamberler (öylesine zorlandılar ki), en sonunda neredeyse (toplumlarına ilişkin) tüm umutlarını yitirdiler; artık iyiden iyiye yalanla(n)dıklarını düşünmeye başlayınca, yardımımız kendilerine ulaştı; sonuçta dilediğimizi kurtuluşa ulaştırmışızdır; fakat azabımız günaha gömülüp gitmiş bir toplumdan asla geri çevrilmez.
(Önceki elçilerimizin hepsi uzun süre zulüm ve baskıya uğramışlardır;) nihayet bu elçiler neredeyse bütün ümitlerini kaybettikleri ve büsbütün yalancılıkla damgalandıklarını gördükleri bir sırada Bizim yardımımız kendilerine ulaşmıştır; ve böylece dilediğimizi kurtarmışızdır (hakkı inkar edenleri ise yok etmişizdir): çünkü azabımız günaha gömülüp gitmiş insanlardan asla geri çevrilemez.
Ta ki Rasuller ümitlerini yitirdiler ve (azap uyarıları gerçekleşmeden önce) zannettiler ki kendileri yalanlandılar, (işte o zaman) nusretimiz onlara geldi. . . Dilediğimiz kimseler kurtarıldı. . . Suçlular toplumundan azabımız geri çevrilmez.
Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu, günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.
Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. (Fakat) suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.
Öyle ki, elçiler umutlarını yitirdiklerinde ve yalancı çıkarıldıklarını düşündüklerinde, yardımımız geldi ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Cezamız ise suçlular toplumundan geri çevrilmez.
Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalancı sanıldıklarını anladıklarında, onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. Suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.
Ne zaman ki elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalancı çıkarıldığını sandılar, işte o zaman onlara zaferimiz geldi. Nitekim, dilediğimiz kurtulur. Azabımız suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
Ne zaman ki elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalancı çıkarıldığını sandılar, işte o zaman onlara zaferimiz geldi. Nitekim, dilediğimiz kurtulur. Azabımız suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hale geldikleri ve kendilerinin yalancı çıkarılmış oldukları zannına kapıldıkları zaman, onlara yardımımız geldi ve dilediklerimiz kurtuluşa erdirildi. Suçlular topluluğundan ise azabımız geri çevrilmez!
Nihayet Peygamberler ümidlerini kesecek hale geldikleri ve onlar yalana çıkarıldılar zannettikleri vakıt onlara nusratımız geldi de dilediklerimiz necata irdirildi, mücrimler güruhundan ise azabımız giri döndürülmez
Ne zaman ki resuller, yalanlanmalarının bitmeyeceği kanaatine varıp ümitlerini iyice yitirince, onlara yardımımız ulaştı. Sonra da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız, suçlu halklardan geri çevrilmez.
Ne zaman ki resuller, yalanlanmalarının bitmeyeceği kanaatine varıp ümitlerini iyice yitirince, onlara yardımımız ulaştı. Sonra da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız, suçlu halklardan geri çevrilmez.
Ne zaman ki rasuller, yalanlanmalarının bitmeyeceği kanaatine varıp ümitlerini iyice yitirince, onlara yardımımız ulaştı. Sonra da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız, suçlular topluluğundan geri çevrilmez.
Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu, günahkarlar topluluğundan azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.
Hatta o peygamberler (kavmlerinin imanından) ümidlerini kesib de onların (va'd edildikleri nusret-i ilahiyye hususunda) muhakkak yalana çıkarıldıklarını zannetdikleri sırada onlara nusretimiz yetişib gelmiş, biz kimi dilersek o (ya'ni peygamberler ve tabileri) kurtuluşa erdirilmişdir. Günahkarlar güruhundan ise azabımız asla döndürülmeyecekdir.
Nihayet o Peygamber ümitsizliğe düşüp kesinlikle yalanladıklarını sandıkları sırada, onlara yardımımız gelmiştir. Böylece dilediğimiz kurtarılmıştır. Suçlular güruhundan ise baskınımız asla geri çevrilmeyecektir.
(102-111) Bu, Gaybden haberlerdi, sana vahyediyoruz , sen onlar / kardeşler iş için toplaşırlarken ve hile / tuzak kurarlarken yanlarında değildin. İnsanların çoğu / ekserisi sen hırs etsen dahi mümin olacak değiller, bunun karşılığında onlardan bir ücreti sormuyorsun / ücret sual etmiyorsun (ücretsiz geçmiş verilerin temini) O sadece Alemlere bir öğüttür. Gökler de ve yerde nice ayetler vardır üzerlerinden gelir geçer ler de onlardan yüz çevirirler (Bu ayet neyi ifade ediyor diye düşünmezler) Onların çoğu ancak ortak koşarak / şirk koşarak iman ederler. Allah’ın azabının onları sarmasından yahut saatin onlar bilincinde değillerken / şuursuz iken gelmesinden emin mi oldular? De ki bu benim yolumdur, Allah’a çağırırım, ben ve bana uyanlar bu görüş üzeredir , Allah’ı üstün tutarım ki / tesbih ederim ki ben, ortak koşanlardan değilim. Senden önce gönderdiğimiz ve kendilerine vahy ettiğimiz elçiler de memleket lerin halkından / ahalisinden erkeklerdi, yer de gezmiyorlar mı? kendilerinden öncekilerin sonları / akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? Ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır bağlantı kurmayacak mısınız / akletmeyecek misiniz? R esullerimiz ümitlerini artık kestiklerinde ve de kesinlikle yalanlanacaklarını sandıklarında / zannettiklerinde onlara yardımımız / nusretimiz geldi ve dilediklerimizi kurtardık suçlu kavimden azabımız geri çevrilmez / reddedilmez. Kesinlikle anlatılarda / kıssalarda akıl uluları için ibretler vardır / dersler vardır, iftira edilen bir söz değildir, bilakis i man eden kavim için ellerinde olanı doğrulayan / tasdik edendir, her şeyi açıklayandır, yola iletendir ve esirgemedir / rahmettir.
Nihayet peygamberler (kendilerini yalanlayanların imanlarından) ümitlerini kesip de yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
(Bir süre serbest bırakılmalarına aldanmasınlar. Kendilerinden önce gelenlere de öyle fırsat verilmişti. Fakat) Ne zaman ki, elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalana çıkarıldıklarını (kafirlere karşı kendilerine yapılacağı va'dedilen yardımın yapılmayacağını) sandılar, işte o zaman onlara yardımımız geldi ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Azabımız suçlular topluluğundan asla geri çevrilmez.
Ne zaman ki elçilerimiz umutlarını kesti ve yalancı sayıldıklarını anladılar; o zaman onlara yardımımız geldi de tercih ettiklerimiz kurtarıldı dipnot 1 . (Ama) Baskınımız suçlular topluluğundan geri çevrilmez dipnot 2 .
O elçiler umutlarını kesmiş ve yalancı yerine konuldukları kanaatine varmışlarsa yardımımız gelir, sonra tercih ettiğimizi kurtarırız. Azabımız, suçlular topluluğundan engellenemez.
Peygamberler (kavimlerinin iman etmesinden) ümitlerini yitirip, yalanlandıklarını anladıkları bir anda kendilerine yardımımız gelmiştir. Böylece, istediğimizi kurtarırız. Azabımız suçlu milletten geri çevrilemez
Peygamberler ümitsizliğe düşüp, yalanlandıklarını gördükleri bir anda kendilerine yardımımız gelmiştir. Böylece, istediğimizi kurtarırız. Azabımız suçlu milletten geri döndürülemez.
Ne zaman ki resuller ümitsizliğe düşüp yalanlandıkları kanısına vardılar, işte o zaman yardımımız kendilerine ulaştı da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
Our Messengers O Muhammad do face hardships and difficulties, adversities and distresses to the extent that they give up hope of their followers' constancy and begin to think that they take them for impostors. There and then the turning point is reached and Our help comes in good time. We deliver whom We will and punish whom We will and never is Our retributive punishment averted from those who grow daily more and more wicked.
When the messengers lost all hope and realized that they had been dismissed as liars, Our help came to them: We saved whoever We pleased, but Our punishment will not be turned away from guilty people.
(Respite will be granted) until, when the messengers give up hope (of their people) and (come to) think that they were treated as liars, there reaches them Our help, and those whom We will are delivered into safety. But never will be warded off our punishment from those who are in sin.
(It also happened with the earlier Messengers that for long they preached and people paid no heed) until the Messengers despaired of their people, and the people also fancied that they had been told lies (by the Messengers), then suddenly Our help came to the Messengers. And when such an occasion comes We rescue whom We will; as for the guilty, Our chastisement cannot be averted from them.
Then when the Messengers despaired and thought themselves denied, Our help came to them, and those We willed were saved. Our violent force cannot be averted from people who are evildoers.
(They were reprieved) until, when the Messengers gave up hope and thought that they were denied (by their people), then came to them Our Help, and whomsoever We willed were rescued. And Our punishment cannot be warded off from the people who are Mujrimûn (criminals, sinners, disbelievers, polytheists).
When the apostles lost hope and they thought that they had been told lies, Our help came to them, and We delivered whomever We wished, and Our punishment will not be averted from the guilty lot.
(It always happened with the previous Messengers as well, they went on with their teachings) till when those Messengers despaired (of believing on the part of their people) and they (the people of their nation) thought that they have been told only lies (in the name of revelations), Our help reached these (Messengers) suddenly, delivering those whom We pleased. Surely, Our punishment is not averted from the people who sever their ties (with Us).
Till, when the Messengers despaired, deeming they were counted liars, Our help came to them and whosoever We willed was delivered. Our might will never be turned back from the people of the sinners.
The previous Prophets went on spreading My Words for the longest time till they became disappointed. When they were treated as liar, My help reached them; I saved whoever I had decided and the punishment of the guilty people was unavoidable.
Until when the apostles despaired and they thought that they were proved liars, our help came to them, and whosoever we pleased was saved; but our violence is not averted from the sinful people.
Then, when the messengers gave up, and they thought that they have been denied, Our victory came to them. We then save whom We wish, and Our punishment cannot be swayed from the wicked people.
Their predecessors were born with for a time, until, when our apostles despaired of their conversion, and they thought that they were liars, our help came unto them, and We delivered whom We pleased; but our vengeance was not turned away from the wicked people.
We never sent before you any, save men whom We inspired, from among the people of the townships (or communities). Have they not journeyed in the earth and beheld the consequences for those who were before them? Verily, the abode of Hereafter is surely better for those who believe; have they then no sense?
Till, when the Messengers finally despaired and expected that they were counted liars, Our victory came to them. So, whoever We decided will be safely delivered. And Our violence will not be turned back (i.e., turned away from) from the criminal people.
Till, when the messengers despaired and thought that they were denied, then came unto them Our help, and whom We would was saved. And Our wrath cannot be warded from the guilty.
When the apostles despaired and thought they were made false promises, Our help arrived, and We delivered whom We pleased; but never will Our punishment be averted from the sinners.
[All the earlier apostles had to suffer persecution for a long time;] but at last -when those apostles had lost all hope and saw themselves branded as liars - Our succour attained to them: whereupon everyone whom We Milled [to be saved] was saved [and the deniers of the truth were destroyed]: for, never can Our punishment be averted from people who are lost in sin.
And when the messengers despaired and their people thought the messengers had been denied help, Our help came to them ˹at last˺. We then saved whoever We willed, and Our punishment is never averted from the wicked people.
Then, when the messengers gave up, and they thought that they have been denied, Our victory came to them. We then save whom We wish, and Our punishment cannot be swayed from the wicked people.
Just when the messengers despair, and think that they had been rejected, our victory comes to them. We then save whomever we choose, while our retribution for the guilty people is unavoidable.
[They continued] until, when the messengers despaired and were certain that they had been denied, there came to them Our victory, and whoever We willed was saved. And Our punishment cannot be repelled from the people who are criminals.
When the messengers had despaired and thought that they had been denied, there came to them Our help and who We willed was delivered. And repulsed not is Our wrath from the lawbreaking people.
There have been times when even the Messengers had lost all hope of reformation and thought that they had been denied. Then came Our help. We saved everyone worthy of being saved. Without exception We punished those who thrived on the fruit of others' toil.
(Time will be given to them) until, when the messengers (of Allah) give up hope and think that they were treated as liars, then Our help reaches them and those whom We want are taken into safety. And Our punishment is never taken away from those who are in sin.
(Punishment was often delayed) until when the messengers were in despair and thought that they were wrong in their estimation, Our help came to them, then saved were those whom We willed. And Our punishment is not averted from the guilty.
Then, when the messengers gave up, and they thought that they have been denied, Our victory came to them. We then save whom We wish, and Our punishment cannot be swayed from the wicked people.