Diyanet İşleri
Onlar cennetliklerdir. Yapmakta olduklarına karşılık, orada sürekli kalacaklardır.
Ahkâf suresi
Ahkâf suresi, 14. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ خَٰلِدِينَ فِيهَا جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
ülâike aṣḥâbü-lcenneti ḫâlidîne fîhâ. cezâem bimâ kânû ya`melûn.
Onlar cennetliklerdir. Yapmakta olduklarına karşılık, orada sürekli kalacaklardır.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Mûsâ'nın kitabı ve dosdoğru olanlar Ahkâf 12–14 3
İnkar edenler, inananlar için, "Eğer o Kur'an iyi bir şey olsaydı, onlar onu kabulde, bizi geçemezlerdi" dediler. Onunla doğru yolu bulamadıkları için; "Bu eski bir uydurmadır" diyecekler.
Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı da vardı. Bu ise, onu doğrulayan ve zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş bir kitaptır.
"Şüphesiz Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de.
Onlar cennetliklerdir. Yapmakta olduklarına karşılık, orada sürekli kalacaklardır.
Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: "Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım."
İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir va'ddir.
Anne ve babasına, "Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?" diyen kimseye, onlar Allah'a sığınarak, "Yazıklar olsun sana! İman et, Allah'ın va'di gerçektir" diyorlar, o da, "Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir" diyordu.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
14. “Onlar cennetliktirler.” Oradan ayrılmamak üzere oranın ehlidirler. Oradan ayrılıp başka bir yere gitmeyi arzu etmezler. Ona karşılık başka bir şey de istemezler “Yaptıklarına” Allah’a iman etmelerine ve imanın gereği olan salih amellerini dosdoğru sürdürmelerine karşılık bir “mükâfat olmak üzere orada ebediyen kalacaklardır.”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
İşte bu özelliklerle vasfolunmuş olanlar cennet ehli kimselerdir. Dünyada iken yapmış oldukları salih amellerine karşılık orada ebedî olarak kalacaklardır.
Aynı kök: خلد (87 geçiş) · Aynı kök: صحب (97 geçiş) · Aynı kök: جزي (118 geçiş)
Kötü işler yapmış olanlara gelince, bir kötülüğün cezası misliyledir ve onları bir zillet kaplayacaktır. Onları Allah'(ın azabın)dan koruyacak hiçbir…
Aynı kök: خلد (87 geçiş) · Aynı kök: جزي (118 geçiş) · Ortak kavram: Ebedîlik (huld)
İşte onların mükafatı Rab'leri tarafından bağışlanma ve içinden ırmaklar akan cennetlerdir ki orada ebedi kalacaklardır. (Allah yolunda) çalışanların…
Aynı kök: خلد (87 geçiş) · Aynı kök: جزي (118 geçiş) · Ortak kavram: Ebedîlik (huld)
Dedikleri bu söze karşılık Allah onlara, devamlı kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetleri mükafat olarak verdi. İşte bu, iyilik yapanların…
Aynı kök: صحب (97 geçiş) · Aynı kök: جزي (118 geçiş) · Ortak kavram: Karşılık (cezâ)
"Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır."
Aynı kök: جزي (118 geçiş) · Ortak kavram: Karşılık (cezâ) · Ortak kavram: Cennet
Ayetlerimizi yalanlayanlar ve o ayetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne deliğinden…
Aynı kök: جزي (118 geçiş) · Ortak kavram: Karşılık (cezâ) · Ortak kavram: Cennet
İçinden nehirler akan Adn cennetlerine gireceklerdir. Kendileri için orada diledikleri her şey vardır. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları…
Aynı kök: جزي (118 geçiş) · Ortak kavram: Karşılık (cezâ) · Ortak kavram: Cennet
"Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, mü'min olarak salih bir amel işlerse, işte onlar cennete girecek ve…
Aynı kök: صحب (97 geçiş) · Ortak kavram: Cennet
Cennetlikler cehennemliklere, "Rabbimizin bize va'dettiğini biz gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin va'dettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler.…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Onlar cennet halkıdır. (Dünyada) yapmış olduklarına karşılık orada ebedî kalacaklardır.
işte onlar cennetliktirler; yaptıklarının bir ödülü olarak orada daimi kalıcıdırlar.
onlar yaptıkları her şeyin bir ödülü olarak hep orada kalacak cennetliklerdir.
İşte onlar Cennet Ashabı'dır. . . Yaptıklarının cezası olarak onda sonsuza dek yaşarlar!
İşte onlar, cennet halkıdır; yaptıklarına karşılık olmak üzere, içinde ebedi olarak kalacaklardır.
Onlar cennet ehlidirler. Yapmakta olduklarına karşılık orada ebedi kalacaklardır.
Cennetin yoldaşları, işte onlardır. Yaptıklarına karşılık, sürekli orada kalacaklardır.
İşte onlar cennetliklerdir; yaptıklarının karşılığı olarak cennette süreli kalacaklardır.
Onlar bahçe halkıdır; yapmış olduklarına karşılık olarak orada ebedi kalacaklardır.
Onlar cennet halkıdır; yapmış olduklarına karşılık olarak orada ebedi kalacaklardır.
Onlar, cennetliktirler, yaptıklarına mükafat olarak sonsuza dek orada kalacaklardır.
Onlar Eshabı Cennettir, işledikleri amellere mükafaten orada ebedi kalacaklardır
İşte onlar Cennetliktirler. Yaptıklarına karşılık, orada sürekli kalacaklardır.
İşte onlar Cennetliktirler. Yaptıklarına karşılık, orada sürekli kalacaklardır.
İşte onlar Cennetlik'tirler. Yaptıklarına karşılık, orada sürekli kalacaklardır.
İşte onlar, cennet halkıdır; yaptıklarına karşılık olmak üzere, içinde ebedi olarak kalacaklardır.
Onlar cennetin yaranıdırlar. İşlemekde oldukları (iyi amel ve hareketleri) ne mükafat olmak üzere orada ebedi kalıcıdırlar onlar.
İşte onlar, cennet ehlidirler. İşlediklerine karşılık olarak orada temelli kalacaklardır.
(11-14) Kafirler iman edenler için dediler ki eğer bunda bir hayır varsa ona ulaşmakta bizi geçemezlerdi. Onunla / Kuran ’la yol bulamayınca da bu tarihi / kadim bir iftiradır diyecekler , ondan önce de / Kurandan önce de öncü olarak ve rahmet olarak Musa'nın kitabı vardı , bu da tasdikleyici, arabi lisanda zalimleri uyarıcı ve güzel davrananlar için bir müjde dir, Rabbimiz Allah diyenler ve sonra doğru İstikamet üzere olanlar onlara korku ve üzülme yoktur, işte onlar cennet halkıdırlar ve yaptıklarının karşılığı olarak orada kalıcıdırlar.
Onlar Cennet ehlidirler. Yapmakta olduklarına karşılık orada ebedî kalacaklardır.
Onlar cennet halkıdır, yaptıklarına karşılık orada ebedi kalacaklardır.
İşte onlar Cennet ahalisidir, yaptıkları işlere karşılık orada ölümsüz olarak kalacaklardır dipnot 1 .
İşte Cennet ahalisi onlardır; yaptıkları işlere karşılık olarak orada ölümsüzleşeceklerdir.
Onlar, Cennet halkı olup, yaptıklarının karşılığı olarak orada ebedi kalacaklardır.
Onlar, cennet halkı olup, yaptıklarının karşılığı olarak orada ebedi kalacaklardır.
Cennet halkıdır onlar. Yapıp ettiklerine karşılık olarak sürekli kalacaklardır orada.
These are the inmates of Paradise wherein they will have passed through nature to Eternity in requital of their meritorious actions and their wise and pious deeds.
they are the people of Paradise, there to remain as a reward for what they were doing.
Such shall be Companions of the Gardens, dwelling therein (for aye): a recompense for their (good) deeds.
They are the people of Paradise. They shall remain in it forever as a reward for their deeds.
Such people are the Companions of the Garden, remaining in it timelessly, for ever, as repayment for what they did.
Such shall be the dwellers of Paradise, abiding therein (forever) - a reward for what they used to do.
They shall be the inhabitants of paradise, remaining in it [forever] —a reward for what they used to do.
It is they who are the owners of the Paradise. They shall be abiding therein for ever as a reward for their deeds.
Those are the inhabitants of Paradise, therein dwelling forever, as a recompense for that they have been doing.
They will be the inhabitants of Paradise who will live there forever. This is their reward for their good deeds.
These are the fellows of Paradise to dwell therein for aye, a recompence for that which they have done.
These are the dwellers of Paradise, abiding therein, a reward for what they used to do.
These shall be the inhabitants of paradise, they shall remain therein for ever: In recompense for that which they have wrought.
These are the dwellers of the Garden, abiding therein: a reward for what they did.
Those are the companions (i. e., inhabitants) of the Garden, eternally (abiding) therein as a recompense for whatever they were doing.
Such are rightful owners of the Garden, immortal therein, as a reward for what they used to do.
They are men of Paradise where they will abide for ever as a recompense for what they had done.
it is they who are destined for paradise, therein to abide as a reward for all that they have done.
It is they who will be the residents of Paradise, staying there forever, as a reward for what they used to do.
These are the dwellers of Paradise, abiding therein, a reward for what they used to do.
They have deserved Paradise, where they abide forever; a reward for their works.
Those are the companions of Paradise, abiding eternally therein as reward for what they used to do.
Those are the companions of the Garden, they abiding eternally therein as reward for what they did.
Such are the rightful dwellers of the Garden, immortal therein, as a reward for all they have done.
Such shall be the companions of the Paradise, living in there (forever): A repayment for their (good) deeds.
Those are the people of Paradise, who will live there for ever as a reward for what they used to do.
These are the dwellers of the Paradise, abiding therein, a reward for what they used to do.