Âl-i İmrân suresi

Âl-i İmrân suresi, 128. ayet

Âl-i İmrân suresi, 128. ayet. لَيْسَ لَكَ مِنَ ٱلْأَمْرِ شَىْءٌ أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ أَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَإِنَّهُمْ ظَٰلِمُونَ

leyse leke mine-l'emri şey'ün ev yetûbe `aleyhim ev yü`aẕẕibehüm feinnehüm żâlimûn.

Diyanet İşleri

Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya tövbelerini kabul edip onları affeder, ya da zalim olduklarından dolayı onlara azap eder.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Âl-i İmrân 125–131 · surenin 128. ayeti / 200
  1. Âl-i İmrân 125

    Evet, sabrettiğiniz ve Allah'a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder.

  2. Âl-i İmrân 126

    Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım ve zafer ancak mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah katındadır.

  3. Âl-i İmrân 127

    Bir de Allah bunu, inkar edenlerden bir kısmını helak etsin veya perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler diye yaptı.

  4. 128

    Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya tövbelerini kabul edip onları affeder, ya da zalim olduklarından dolayı onlara azap eder.

  5. Âl-i İmrân 129

    Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

  6. Âl-i İmrân 130

    Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.

  7. Âl-i İmrân 131

    Kafirler için hazırlanmış ateşten sakının.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

128. Uhud günü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in dişi kırılıp başı yarıldığında: “Peygamberlerinin başını yarıp dişini kıran bir kavim nasıl iflah olur?” demişti. Bunun üzerine Allah bu âyet-i kerimeyi indirdi ve emrin tümüyle Allah’a ait olduğunu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ın ise emirden hiçbir şeye sahip olmadığını açıkladı. Çünkü o da Allah’ın kullarından bir kuldur. Hepsi Rablerinin kulluğu altındadır ve onların işleri Allah tarafından idare edilir. Onlar ise herhangi bir şeyi idare edip düzene koyamazlar. Senin -ey Peygamber- kendilerine beddua ettiğin yahut kurtuluş ve hidâyetlerini uzak bir ihtimal olarak gördüğün bu kimselerin tevbelerini Yüce Allah dilerse kabul eder ve İslâm’a girmek hususunda onlara tevfikini nasip eder. Nitekim öyle de olmuştur. Onların büyük bir çoğunluğuna Yüce Allah hidâyet vermiş ve İslâm’a girmişlerdir. Ya da Allah dilerse bunlara azap eder; çünkü onlar zalim kimselerdir ve o nedenle de Yüce Allah’ın ceza ve azabını hak etmiş kimselerdir.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Allah’ın resulü Uhud savaşında müşriklerlerin ileri gelenlerinden bazı kimselerin yapmış oldukları şeylerden ötürü onların helak olmaları için beddua etmişti. Yüce Allah ise: "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur." diyerek uyarmıştı. Bilakis bu iş Allah'a aittir. Allah aranızda hükmedene kadar ya da onları tövbe etmeye muvaffak kılıp Müslüman olana ve yahut da küfürleri üzerine devam edip onlara azap edene kadar sabret. Şüphesiz ki, onlar azabı hak eden zalim kimselerdir.

Kelimeler

12 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. لَيْسَ leyse yoktur kök: ليس
  2. لَكَ leke senin
  3. مِنَ mine
  4. ٱلْأَمْرِ l-emri o konuda kök: امر
  5. شَىْءٌ şey'un (yapacağın) bir şey kök: شيا
  6. أَوْ ev ya
  7. يَتُوبَ yetube (Allah) tevbelerini kabul eder kök: توب
  8. عَلَيْهِمْ aleyhim onların
  9. أَوْ ev ya da
  10. يُعَذِّبَهُمْ yuazzibehum onlara azab eder kök: عذب
  11. فَإِنَّهُمْ feinnehum şüphesiz onlar (diye)
  12. ظَـٰلِمُونَ zalimune zalimlerdir kök: ظلم

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı olay: Uhud Gazvesi · Aynı kıssa: Uhud Gazvesi · Aynı kıssa: Asr-ı Saâdet — Hz. Muhammed Dönemi

    Hani sen mü'minleri (Uhud'da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla…

  • Aynı olay: Uhud Gazvesi · Aynı kıssa: Uhud Gazvesi · Aynı kıssa: Asr-ı Saâdet — Hz. Muhammed Dönemi

    Hani sizden iki takım (paniğe kapılarak) çözülmeye yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. Mü'minler, yalnız Allah'a tevekkül etsinler.

  • Aynı olay: Uhud Gazvesi · Aynı kıssa: Uhud Gazvesi · Aynı kıssa: Asr-ı Saâdet — Hz. Muhammed Dönemi

    Andolsun, siz son derece güçsüz iken Allah size Bedir'de yardım etmişti. O halde Allah'a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız.

  • Aynı kıssa: Asr-ı Saâdet — Hz. Muhammed Dönemi · Aynı kök: توب (87 geçiş) · Ortak kavram: Tevbe

    Sonra Allah, bunun ardından yine dilediği kimsenin tövbesini kabul eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

  • Aynı kıssa: Asr-ı Saâdet — Hz. Muhammed Dönemi · Aynı kök: توب (87 geçiş) · Ortak kavram: Tevbe

    Bunun böyle olması Allah'ın, doğruları, doğrulukları sebebiyle mükafatlandırması, dilerse münafıklara azap etmesi yahut onların tövbesini kabul…

  • Aynı kıssa: Asr-ı Saâdet — Hz. Muhammed Dönemi · Aynı kök: توب (87 geçiş) · Ortak kavram: Tevbe

    (1-3) Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte…

  • Aynı kök: توب (87 geçiş) · Aynı kök: ليس (89 geçiş) · Ortak kavram: Tevbe

    Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, "İşte ben şimdi tövbe ettim" diyen kimseler ile kafir…

  • Aynı kök: توب (87 geçiş) · Ortak kavram: Tevbe

    Derken, Adem (vahy yoluyla) Rabbinden birtakım kelimeler aldı, (onlarla amel edip Rabb'ine yalvardı. O da) bunun üzerine tövbesini kabul etti.…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

77 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Keşfet — bu ayetin medyası

Gerçek belgeler2

Gerçek fotoğraf2
  • Uhud'da okçuların yerleştirildiği tepe.

    Gerçek fotoğraf

    Cebelü'r-Rumât (Okçular Tepesi)

    Uhud'da okçuların yerleştirildiği tepe.

    Tepenin bu adla anılması siyer geleneğine dayanır.

    Ayet: Âl-i İmrân 121-128

    Kaynak
    Wikimedia Commons
    Yazar
    CR Guru PK
    Tarih
    2017-04-05
    Lisans
    CC BY-SA

    CR Guru PK · Own work · CC BY-SA 4.0

    Kaynağı görüntüle

  • Uhud Dağı panoraması

    Gerçek fotoğraf

    Uhud Dağı panoraması

    Savaşın geçtiği alan bugün Medine'nin yerleşim dokusu içindedir.

    Ayet: Âl-i İmrân 121-128

    Kaynak
    Wikimedia Commons
    Yazar
    Ahmed Abdulbasit (Pakistan)
    Tarih
    2019-01-06 15:01:25
    Lisans
    CC BY-SA

    Ahmed Abdulbasit (Pakistan) · Own work · CC BY-SA 4.0

    Kaynağı görüntüle

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

O konuda senin yapacağın herhangi bir şey yoktur. (Allah) ya tevbelerini kabul edip (onları affeder) ya da onlara azap eder. Şüphesiz ki onlar, zalimlerdir.

Mustafa İslamoğlu

İlahi emrin gerçekleşmesine dair senin elinde hiçbir yetki yoktur; dolayısıyla onların tevbelerini kabule ya da onları cezalandırmaya karar vermek de (sana düşmez); çünkü onlar zalimlerin ta kendileridir.

Muhammed Esed

Allah'ın onların tevbelerini kabul etmesine yahut onları cezalandırmasına karar vermek senin işin değildir (ey Peygamber,) çünkü onlar zalimlerin ta kendileridir,

Ahmed Hulusi

Hüküm vermek sana ait değil; dilerse tövbelerini kabul eder veya azap verir. Gerçekten onlar zalimlerdir.

Ali Bulaç

(Allah'ın) Onların tevbelerini kabul etmesi veya zalim olduklarından dolayı azablandırması işinden sana bir şey (sorumluluk ve görev) yoktur.

Ali Özek ve heyeti

(Bu onlardan) bir kısmının tövbelerini kabul etmek, bir kısmı da zalim olduklarından onlara azâp etmek içindir ki, bunda, senin yapabileceğin hiçbir şey yoktur.

Ali Rıza Safa

Senin yapacağın bir şey yoktur; pişmanlıklarını kabul edecek veya cezalandıracaktır. Aslında, onlar, haksızlık yapanlar arasındadır.

Bayraktar Bayraklı

Senin bu hususta yapacağın bir şey yok. Allah onları ya bağışlayacak, yahut cezalandıracaktır; çünkü onlar gerçekten zalimlerdir.

Edip Yüksel

Tövbelerini kabul etmesi veya işledikleri zulümden dolayı onları azaplandırması seni ilgilendirmez.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Tevbelerini kabul etmesi veya işledikleri zulümden dolayı onları azaplandırması seni ilgilendirmez.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Senin elinde yapacak bir şey yok. Allah ya onların tevbesini kabul eder ya da onlara azap eder. Çünkü onlar, zalimlerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Senin elinde emirden bir şey yok, yahud onlara tevbe ettirsin ve yahud azab etsin çünkü onlar zalimdirler

Erhan Aktaş

Bu konuda senin yapabileceğin bir şey yoktur. O, ya onların tevbelerini kabul edecek ya da onlara azap edecek. Çünkü onlar, zalim kimselerdir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Bu konuda senin yapabileceğin bir şey yoktur. O ya onların tevbelerini kabul edecek ya da onlara azap edecek. Çünkü onlar, zalim kimselerdir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Bu konuda senin yapabileceğin bir şey yoktur. O, ya onların tövbelerini kabul edecek ya da onlara azap edecek. Çünkü onlar, zalim kimselerdir.

Gültekin Onan

(Tanrı'nın) Onların tevbelerini kabul etmesi veya zalim olduklarından dolayı azablandırması buyruğundan sana bir şey (sorumluluk ve görev) yoktur.

Hasan Basri Çantay

(Kullarımın) iş (in) den hiç bir şey sana aid değildir. (Allah) ya onların tevbesini kabul eder, yahud onları, kendileri zalim (kimse) ler oldukları için, azablandırır.

İbni Kesir

Senin elinde emirden bir şey yok. Allah, ya onların tevbesini kabul eder, yahut da zalim oldukları için azablandırır.

Mehmet Alagaş

(121-129) Bir vakit yakın çevrenden ayrılmıştın, Müminleri savaş yerlerine yerleştiriyordun, Allah işitendir bilendir. Sizden iki grup panikle bozulmaya meyletmişti. (Uhud savaşında sağ ve sol kanatta bulunan Seleme oğulları ile Harise oğulları Münafık Ubeyy in kaçışından etkilenmişlerdi) Allah o iki grubun da dostudur. Müminler Allah’ı vekil ayin etsinler. Kesin olan şu ki, Allah size bedirde siz zelil iken / ezik halde iken yardım etti , Allah’tan sakının, böylelikle belki şükredersiniz. Sen müminler şöyle diyordun. Allah’ın sizi, inen üç bin melekle desteklemesi yeterli değil mi? Evet, siz sabreder ve sakınırsanız, onlar aniden, birden / fevri olarak saldırıya geçseler bile, Allah sizi, nişanlı / amblemli beş bin melek ile destekler. Allah size müjde olarak ve de kalbinizin onla doygunluğa ulaşması / tatmin olması için yapmıştır , yardım ancak saygıdeğer ve hâkim Allah’ın yanındadır. Kafirlerin bir tarafını kes mesi yahut bastırıp geri püskürt mesi ve bozguna uğramaları için yapmıştır. Sana bu işte herhangi bir şey yok, onlar adına tövbelerini kabul de edemezsin, azap ta edemesin, onlar kesinlikle zalimdirler. Semalarda ve arzda ne varsa Allah içindir , istediğini bağışlar istediğine azap eder, Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

Rowwad Tercüme Merkezi

Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya tevbelerini kabul edip onları affeder ya da zalim olduklarından dolayı onlara azap eder.

Süleyman Ateş

O konuda senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya tevbelerini kabul edip onları affeder, ya da zalim olduklarından dolayı onlara azab eder.

Süleymaniye Vakfı

(Sizden dağılmaya yüz tutan o iki bölükle ilgili olarak) dipnot 1 senin yapacağın bir şey yoktur. dipnot 2 Ya Allah onların tövbelerini /dönüşlerini kabul eder ya da yanlışlar içinde olmalarından dolayı onlara azap eder.

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Uhud'da dağılan iki topluluğun günahlarını Allah affetti (Al-i İmran 3/122, 155).
  2. metne dön, dipnot 2
    Allah Teala'nın elçilerine yüklediği görevler, ayetleri insanlara ulaştırma (tebliğ), onları açık açık anlatma (tebyin), kitabı ve hikmeti öğretme (ta'lim), müjdeleme (tebşir) ve uyarmadır (inzar). Hiçbir elçinin koruma görevi yoktur (Al-i İmran 3/164, En'am 6/107, Hud 11/2, 12, Şura 42/48, Cuma 62/2).

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bu konuda senin elinde bir şey yoktur; (kafirler ya dönüş yapar) Allah tevbelerini kabul eder veya yanlışlar içinde kaldıklarından dolayı onlara azap eder dipnot 1 .

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Allah Teala elçilerine  sadece, sözlerini insanlara ulaştırma (tebliğ), açıklama (beyan), müjdeleme ve uyarma görevi vermiştir. Hiçbir elçinin koruma görevi yoktur.  Allah Teala Rasulullah'a şöyle buyurur: "Yüz çevireceklerse çevirsinler, biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen sadece tebliğdir." (Şura 42/48) Hiçbir elçinin vekillik görevi yoktur. Ne halka karşı Allah'ın vekilliğini, ne de Allah'a karşı halkın vekilliğini yaparlar. Allah Teala şöyle buyurur: "… Biz seni onların üzerinde bir koruyucu yapmadık. Sen onların üzerinde bir vekil de değilsin." (En'am 6/107)  "Sen sadece bir uyarıcısın. Her şeye vekil olan Allah'tır." (Hud 11/12) Elçi kimseyi yola getiremez. Allah Teala şöyle buyurur: "Sen, istediğini yola getiremezsin, ama Allah, isteyeni yola getirir. Çünkü yola gelecekleri en iyi o bilir."  (Kasas 28/56)  Elçi sadece doğru yolu gösterir. Allah Teala, Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme şu emri vermiştir: "De ki "Benim size ne zarar vermeye gücüm vardır, ne de olgunlaştırmaya." De ki "Beni Allah'ın azabından hiç kimse kurtaramaz. Ben ondan başka bir sığınak da bulamam. Benimkisi yalnız Allah'tan olanı, onun gönderdiklerini tebliğdir, o kadar." (Cin 72/21-23)

Şaban Britch

Senin bu hususta yapacak bir şeyin yoktur. Allah, ya onların tevbesini kabul eder veya onları cezalandırır. Çünkü onlar zalimlerdir.

Şaban Piriş

Senin bu hususta yapacak bir şeyin yoktur. Allah, ya onların tevbesini kabul eder veya onları cezalandırır. Çünkü onlar zalimlerdir.

Yaşar Nuri Öztürk

İş ve hüküm konusunda sana düşen bir şey yoktur. Allah ya tövbelerini kabul ederek onları bağışlar yahut da zalim oldukları için onlara azap eder.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

It is none of your concern nor is it the concern of your people O Muhammad whether Allah reduces your enemy's number and their land or the extent of their power and wealth or whether He effects their defeat or relents and pardons their offence or requites them with retributive punishment. They are a wrongful people.

Abdul Haleem

Whether God relents towards them or punishes them is not for you [Prophet] to decide: they are wrongdoers.

Abdullah Yusuf Ali

Not for thee, (but for Allah), is the decision: Whether He turn in mercy to them, or punish them; for they are indeed wrong-doers.

Abul A'la Maududi

(O Messenger!) It is not for you to decide whether He will accept their repentance or chastise them, for they surely are wrongdoers.

Aisha Bewley

You have no part in the affair. Either He will turn towards them or He will punish them, for they are wrongdoers.

Al-Hilali & Khan

Not for you (O Muhammad صلى الله عليه وسلم, but for Allâh) is the decision; whether He turns in mercy to (pardons) them or punishes them; verily, they are the Zâlimûn (polytheists, disobedients, and wrong-doers).

Ali Quli Qarai

You have no hand in the matter, whether He accepts their repentance or punishes them, for they are indeed wrongdoers.

Amatul Rahman Omar

(O Prophet!) You have no say whatsoever in the matter, (it is upto Him alone) whether He turns towards them with mercy or punishes them because they are certainly wrongdoers.

Arthur John Arberry

No part of the matter is thine, whether He turns towards them again, or chastises them; for they are evildoers.

Bijan Moeinian

You (Mohammad) are not in charge of anything. It is up to God alone to decide to either forgive them or punish them for them so unjust.

E. Henry Palmer

Thou hast nothing to do with the affair at all, whether He turn towards them again or punish them; for, verily, they are unjust.

Edip-Layth

You will have no say in the matter, for He may pardon them, or punish them for their wickedness.

George Sale

It is no business of thine; whether God be turned unto them, or whether he punish them; they are surely unjust doers.

Hamid S. Aziz

It (the concern, responsibility or decision) is not for you whether He turns towards them again or punish them; for, verily, they are evil-doers.

Mahmoud Ghali

You have nothing to do concerning the Command, (i. e. My Command) whether He relents towards them or torments them, as surely they are unjust.

Marmaduke Pickthall

It is no concern at all of thee (Muhammad) whether He relent toward them or punish them; for they are evil-doers.

Mohamed Ahmed - Samira

You have no say in the matter if He pardon them or punish them, for they are unjust.

Muhammad Asad

[And] it is in no wise for thee [O Prophet] to decide whether He shall accept their repentance or chastise them - for, behold, they are but wrongdoers,

Mustafa Khattab

You ˹O Prophet˺ have no say in the matter.[1] It is up to Allah to turn to them in mercy or punish them, for indeed they are wrongdoers.

Progressive Muslims

You will have no say in the matter, for He may pardon them, or punish them; for they are wicked.

Rashad Khalifa

It is not up to you; He may redeem them, or He may punish them for their transgressions.

Sahih International

Not for you, [O Muúammad, but for Allah ], is the decision whether He should [cut them down] or forgive them or punish them, for indeed, they are wrongdoers.

Sam Gerrans

No part of the matter is thine, whether He turns towards them or punishes them, for they are wrongdoers,

Shabbir Ahmed

It is not your concern (O Messenger), whether He forgives them or punishes them, for they are wrongdoers.

Syed Vickar Ahamed

Not for you, (but for Allah), is the decision: Whether He turns in mercy to them, or punishes them; For they are indeed wrongdoers.

Taqi Usmani

You have no authority in the matter, unless Allah forgives them or punishes them, as they are unjust.

The Monotheist Group

You will have no say in the matter, for He may pardon them, or punish them; for they are wicked.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Âl-i İmrân suresi, 128. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Âl-i İmrân suresi, 128. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Âl-i İmrân suresi, 128. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩