Diyanet İşleri
Lut'u da peygamber olarak gönderdik. Hani o, kavmine şöyle demişti: "Gerçekten siz, sizden önce dünyada hiçbir toplumun yapmadığı bir hayasızlığı işliyorsunuz."
Ankebût suresi · 28–35. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Ankebût suresi, 28. ayet. وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ إِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلْفَٰحِشَةَ مَا سَبَقَكُم بِهَا مِنْ أَحَدٍ مِّنَ ٱلْعَٰلَمِينَ
Lut'u da peygamber olarak gönderdik. Hani o, kavmine şöyle demişti: "Gerçekten siz, sizden önce dünyada hiçbir toplumun yapmadığı bir hayasızlığı işliyorsunuz."
Lut'u da (elçi olarak göndermiştik). Kavmine şöyle demişti: "Şüphesiz ki siz, sizden önce âlemlerden (insanlardan) kimsenin yapmadığı bir çirkinliği yapıyorsunuz. dipnot 1
Lut'u da göndermiştik. Hani o kavmine demişti ki: "Şu kesin ki siz, bütün bir dünyada daha önce hiç kimsenin yapmadığı (derece) iğrençlikler yapıyorsunuz.
Lut (da Bizden aldığı ilhamla) kavmine şöyle seslenmişti: "Siz, kesinlikle, dünyada daha önce hiç kimsenin yapmadığı iğrenç şeyler yapıyorsunuz!
Lut. . . Hani toplumuna dedi ki: "Şüphesiz ki daha önceden hiç kimsenin yapmadığı çirkin bir işi yapıyorsunuz!"
Lut da; hani kavmine demişti: "Siz gerçekten, sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı 'çirkin bir utanmazlığı' yapıyorsunuz."
Lût'u da (gönderdik). O, kavmine demişti ki: Gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz!
Lut da toplumuna, şöyle demişti: "Aslında, sizden önce evrenlerde hiç kimsenin yapmadığı, sağtöreye uygun olmayan ilişkilere giriyorsunuz!"
Lut'u da gönderdik. O, toplumuna demişti ki, "Gerçekten siz, daha önce hiçbir toplumun yapmadığı cinsel ahlaksızlığı yapıyorsunuz."
Lut'u da gönderdik. Halkına dedi ki: "Sizden önce hiç kimsenin işlemediği boyutta bir günahı işliyorsunuz."
Lutu da gönderdik. Halkına dedi ki: 'Sizden önce hiç kimsenin işlemediği boyutta bir günahı işliyorsunuz.'
Lut'u da (gönderdik). Hani o kavmine: "Siz gerçekten o çirkin işi yapıyorsunuz ha! Sizden önce hiçbir millet bu haltı etmedi!
Lut Peygamberi de, hani kavmine dediği vakıt: "siz cidden o şeni' fi'li yapıyorsunuz ha! sizden evvel aleminden hiç biri bu haltı etmedi
Hani Lut halkına: "Siz, bu alemde sizden önce yaşamış olanların hiçbirinin yapmadığı bir fahişeliğe dipnot 1 yöneliyorsunuz." demişti.
Hani Lut halkına: "Siz, bu alemde sizden önce yaşamış olanların hiçbirinin yapmadığı bir fahişeliğe dipnot 1 yöneliyorsunuz." demişti.
Hani Lut kavmine: "Siz, bu alemde sizden önce yaşamış olanların hiçbirinin yapmadığı bir fahişeliğe dipnot 1 yöneliyorsunuz." demişti.
Lut da; hani kavmine demişti: "Siz gerçekten, sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı 'çirkin bir utanmazlığı' yapıyorsunuz."
Luutu da (hatırla). Hani o, kavmine (şöyle) demişdi: "Siz hakıykat öyle hayasızlığı (meydana) getiriyorsunuz ki sizden evvel aalemlerden hiçbiri bunu yapmamışdık.
Lut'u da. Hani o, kavmine demişti ki: Gerçekten siz; dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz.
(26-30) Lut O’na / İbrahim’e iman etti , ben Rabbime hicret ediyorum muhakkak ki O saygıdeğerdir, hâ kimdir dedi. O’na / İbrahim’e İshak ve Yakub’u armağan ettik / hibe ettik, O’nun soyuna nübüvvet ve kitap verdik, Ona karşılığını dünyada verdik ve kesinlikle O ahirette de salihlerdendi. Lut kavmine dedi ki kesinlikle siz hayasızlık / iğrençlik yapıyorsunuz ki sizden önce geçmişte alemlerden hiçbir kimse onu yapmamıştı, siz kesinlikle erkekleri edin ecek misiniz? yol kesip meclislerinizde / kulüplerinizde kötülük yapacak mısınız? Kavminin cevabı ise eğer doğru sözlü isen Allah’ın azabını bize getir şeklinde oldu, O da dedi ki Rabbim bozguncu kavime karşı bana yardım et.
Lût’u da peygamber olarak gönderdik. Hani o, kavmine şöyle demişti: “Gerçekten siz, sizden önce dünyada hiçbir toplumun yapmadığı bir hayâsızlığı işliyorsunuz.”
Lut'u da (gönderdik). Kavmine dedi ki: "Siz, sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı bir fuhşa gidiyorsunuz."
Lut'u da elçi gönderdik dipnot 1 . Bir gün o, halkına şöyle demişti: "Siz gerçekten o çirkin işi yapıyorsunuz/ eşcinsel ilişkide dipnot 2 bulunuyorsunuz! Hiçbir toplum bu çirkin işte sizin kadar ileri gitmedi dipnot 3 !
Lut'u da elçi gönderdik. Bir gün halkına dedi ki: "Bu çirkinliği siz, gerçekten yapıyor musunuz? Bunu sizden önce yapan tek bir kişi olmadı.
Lut, kavmine şöyle demişti: Siz, alemler içinde hiçbirinin sizden önce yapmadığı bir fuhşu işliyorsunuz.
Lut, kavmine şöyle demişti: -Siz, toplumlardan hiç birinin sizden önce yapmadığı bir fuhşu işliyorsunuz.
Lut'u da gönderdik. Toplumuna şöyle demişti o: "Öyle bir iğrençliğe bulaşıyorsunuz ki, sizden önce alemlerden bir tek kişi bunu yapmamıştır."
Ankebût suresi, 29. ayet. أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ ٱلسَّبِيلَ وَتَأْتُونَ فِى نَادِيكُمُ ٱلْمُنكَرَ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ ٱئْتِنَا بِعَذَابِ ٱللَّهِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
"Siz hala erkeklere yanaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapacak mısınız?" Kavminin cevabı, "Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi Allah'ın azabını getir bize" demeden ibaret oldu.
Siz erkeklere yaklaşacak, yol kesecek dipnot 1 ve toplantılarınızda o çirkinliği mi yapacaksınız!" dipnot 2 Kavminin cevabı ise "Doğru söyleyenlerdensen bize Allah'ın azabını getir!" demelerinden başka bir şey olmamıştı.
Evet, erkeklere (şehvetle) yaklaşan ve (cinsellik için doğal olan) yolu kapatan; üstelik bu çirkinliği kamuya açık yerlerde güpegündüz gurup halinde işleyen siz değil misiniz? Fakat kavminin tek cevabı: "Eğer doğru sözlü biriysen, haydi Allah'ın azabını getir de görelim bakalım!" diye (meydan okumaktan) ibaretti.
Siz, erkeklere (azgın bir şehvetle) yaklaşıp (cinsler arasında tabii olan) yolu kapatmıyor musunuz? Ve bu utanç verici suçları (açık) toplantılarınızda işlemiyor musunuz?" Ama kavmi, "Peki," diye cevap verdi, "eğer doğruları söyleyenlerden isen, başımıza Allah'ın azabını getir bakalım!"
"Muhakkak ki siz erkeklerle yatıp, (doğal üreme) yolu kesiyorsunuz; toplum içinde bunu yapıyorsunuz. " (Lut'un) toplumunun cevabı şu oldu: "Eğer sözünde sadıksan, Allah azabını getir bize!"
"Siz, (yine de) erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve bir araya gelişlerinizde çirkinlikler yapacak mısınız?" Bunun üzerine kavminin cevabı yalnızca: "Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah'ın azabını getir" demek oldu.
(Bu ilâhî ikazdan sonra hâlâ) siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlikler yapacak mısınız? Kavminin cevabı ise, şöyle demelerinden ibaret oldu: (Yaptıklarımızın kötülüğü ve azaba uğrayacağımız konusunda) doğru söyleyenlerden isen, Allah’ın azabını getir bize!
"Erkeklere yöneliyorsunuz, yol kesiyorsunuz ve toplantılarınızda utanılacak şeyler yapıyorsunuz; öyle mi?" Toplumu, yanıt olarak, yalnızca şunu söyledi: "Allah'ın cezasını başımıza getir; eğer doğruyu söylüyorsan?" dipnot 327
"Siz ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarda edepsizlikler yapacak mısınız/grup seks mi yapacaksınız?"
"Siz erkeklerle cinsel ilişki kuruyor, yolları kesiyor ve toplantılarınızda her kötülüğü işliyorsunuz." Halkının biricik karşılığı "Doğrulardan isen ALLAH'ın azabını getir bakalım" demeleri oldu.
'Siz erkeklerle cinsel ilişki kuruyor, yolları kesiyor ve toplantılarınızda her kötülüğü işliyorsunuz.' Halkının biricik karşılığı, 'Doğrulardan isen ALLAH'ın azabını getir bakalım,'demeleri oldu.
Siz, gerçekten erkeklere gidecek, yolu kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapıp duracak mısınız?" dediği zaman, kavminin cevabı ancak şöyle demeleri oldu: "Haydi, getir bize Allah' ın azabını, eğer doğru söyleyenlerden isen!"
Cidden siz hala erkeklere gidecek ve yolu kesecek ve meclisinizde edebsizlik yapıp duracak mısınız? Buna kavminin cevabı ancak şöyle demeleri oldu: "haydi getir bize Allahın azabını sadıklardan isen"
"Gerçekten siz; erkeklere yönelecek, yanlış yolu seçecek ve bir araya gelerek çirkinlik yapacak mısınız?" Halkının yanıtı: "Eğer doğru söyleyenlerden isen Allah'ın azabını bize getir." demeleri oldu.
"Gerçekten siz; erkeklere yönelecek, yanlış yolu seçecek ve bir araya gelerek çirkinlik yapacak mısınız?" Halkının yanıtı: "Eğer doğru söyleyenlerden isen Allah'ın azabını bize getir." demeleri oldu.
"Gerçekten siz; erkeklere yönelecek, yanlış yolu seçecek ve bir araya gelerek çirkinlik yapacak mısınız?" Kavminin yanıtı: "Eğer doğru söyleyenlerden isen Allah'ın azabını bize getir." demeleri oldu.
"Siz, (yine de) erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve bir araya gelişlerinizde münker yapıp / işleyip duracak mısınız?" Bunun üzerine kavminin cevabı yalnızca: "Eğer doğru söylüyor isen, bize Tanrı'nın azabını getir" demek oldu.
"Siz her halde erkeklere gidecek, yol kesecek, toplantı yerinizde meşru olmayanı yapacak mısınız"? Kavminin cevabı: "Eğer doğru söyleyenlerdensen Allahın azabını getir bize" demelerinden başkası olmadı.
Siz; erkeklere yaklaşıyor, yol kesiyor ve toplantılarınızda fena şeyler yapmıyor musunuz? Kavminin ona cevabı: Doğru sözlü isen, bize Allah'ın azabını getir, demek oldu.
(26-30) Lut O’na / İbrahim’e iman etti , ben Rabbime hicret ediyorum muhakkak ki O saygıdeğerdir, hâ kimdir dedi. O’na / İbrahim’e İshak ve Yakub’u armağan ettik / hibe ettik, O’nun soyuna nübüvvet ve kitap verdik, Ona karşılığını dünyada verdik ve kesinlikle O ahirette de salihlerdendi. Lut kavmine dedi ki kesinlikle siz hayasızlık / iğrençlik yapıyorsunuz ki sizden önce geçmişte alemlerden hiçbir kimse onu yapmamıştı, siz kesinlikle erkekleri edin ecek misiniz? yol kesip meclislerinizde / kulüplerinizde kötülük yapacak mısınız? Kavminin cevabı ise eğer doğru sözlü isen Allah’ın azabını bize getir şeklinde oldu, O da dedi ki Rabbim bozguncu kavime karşı bana yardım et.
Siz erkeklere yanaşıyor, yolu kesiyor ve toplantı yerlerinizde çirkin işler mi yapıyorsunuz?" Kavminin cevabı ancak: "Eğer doğru sözlülerden isen bize Allah'ın azabını getir haydi!" demeleri oldu.
"Siz (kadınları bırakıp) erkeklere gidiyorsunuz, yol kesiyorsunuz ve toplantılarınızda edepsizce şeyler yapıyorsunuz ha?.." Kavmi'nin cevabı, sadece: "Eğer doğrulardan isen, haydi Allah'ın azabını getir!" demeleri oldu.
Siz illaki erkeklere yanaşacak, yollarını kesecek ve toplandığınız özel yerlerde o kötü işi yapacaksınız, öyle mi?" Halkının cevabı: "Eğer doğru söyleyenlerdensen haydi bize Allah'ın azabını getir!" demekten başka bir şey olmadı.
Siz doğru ilişkiyi keserek erkeklere yanaşıyor; bir de o çirkinliği toplu olarak yapıyorsunuz ha!? " Halkının verdiği tek cevap şu oldu: "Eğer haklıysan uğraş da Allah bizi çarpsın."
Siz erkeklere yanaşıyor, yol kesiyor ve toplandığınız yerlerde kötü şeyler yapıyorsunuz, öyle mi? Kavminin cevabı ise: Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize Allah’ın azabını getir, demekten başka birşey değildi.
Siz, erkeklere yanaşıyor, yol kesiyor ve toplantılarınızda kötü şeyler yapıyorsunuz, öyle mi? Kavminin cevabı ise: -Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize Allah'ın azabını getir, demekten başka birşey değildi.
"Erkeklere gidiyorsunuz, yol kesiyorsunuz, toplantılarınızda çirkinlikler sergiliyorsunuz, öyle mi?" Toplumunun cevabı sadece şunu söylemek oldu: "Eğer doğru sözlülerdensen, hadi getir bize Allah'ın azabını!"
Ankebût suresi, 30. ayet. قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْمُفْسِدِينَ
(Lut) "Ey Rabbim! Şu bozguncu kavme karşı bana yardım et" dedi.
(Lut:) "Rabbim! Şu bozguncu topluma karşı bana yardım et!" demişti.
"Rabbim!" dedi (Lut): "Ahlaki çürümeye yol açan şu topluma karşı bana yardım et!"
(Bunun üzerine Lut) "Ey Rabbim!" diye yalvardı, "Bozgunculuğa ve yozlaşmaya yol açan bu insanlara karşı bana yardım et!"
(Lut) dedi ki: "Rabbim, bozguncular topluluğuna karşı bana yardım et!"
Dedi ki: "Rabbim, fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et."
(Lût:) Şu fesatçılar güruhuna karşı bana yardım eyle Rabbim! dedi.
Dedi ki: "Efendim! Bozgunculuk yapan şu topluma karşı bana yardım et!"
Lut, "Ey Rabbim! Bozgunculara karşı bana yardım et!" dedi.
"Efendim, şu bozguncu topluluğa karşı bana zafer ver" dedi.
'Rabbim, şu bozguncu topluluğa karşı bana zafer ver,'dedi.
Lut: "Ey Rabbim, ortalığı fesada veren bu topluluğa karşı bana yardım et!" dedi.
Ya rab! dedi: ortalığı fesada veren bu kavme karşı bana nusrat ver
Lut: "Rabb'im! Bozgunculuk yapan halka karşı bana yardım et." dedi.
Lut: "Rabb'im! Bozgunculuk yapan halka karşı bana yardım et." dedi.
Lut: "Rabb'im! Bozgunculuk yapan kavme karşı bana yardım et." dedi.
Dedi ki: "Rabbim fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et."
De ki: "Yarab, o fesadcılar güruhuna karşı buna nusret et".
Dedi ki: Rabbım; bozgunculara karşı bana yardım et.
(26-30) Lut O’na / İbrahim’e iman etti , ben Rabbime hicret ediyorum muhakkak ki O saygıdeğerdir, hâ kimdir dedi. O’na / İbrahim’e İshak ve Yakub’u armağan ettik / hibe ettik, O’nun soyuna nübüvvet ve kitap verdik, Ona karşılığını dünyada verdik ve kesinlikle O ahirette de salihlerdendi. Lut kavmine dedi ki kesinlikle siz hayasızlık / iğrençlik yapıyorsunuz ki sizden önce geçmişte alemlerden hiçbir kimse onu yapmamıştı, siz kesinlikle erkekleri edin ecek misiniz? yol kesip meclislerinizde / kulüplerinizde kötülük yapacak mısınız? Kavminin cevabı ise eğer doğru sözlü isen Allah’ın azabını bize getir şeklinde oldu, O da dedi ki Rabbim bozguncu kavime karşı bana yardım et.
O da(Lût): "Rabbim! Şu bozguncu kavme karşı bana yardım et" dedi.
(Lut): "Rabbim, şu bozguncu kavme karşı bana yardım et," dedi.
Lut dedi ki: "Rabbim! Bu bozguncular topluluğuna karşı bana yardım et!"
Lut dedi ki: "Sahibim! Bu bozguncular topluluğuna karşı bana yardım et."
Lut: Rabbim, fesatçı kavme karşı bana yardım et! dedi.
Lut: -Rabbim, fesatçı kavme karşı bana yardım et! dedi.
Lut dedi: "Rabbim, şu bozguncular topluluğuna karşı bana yardım et."
Ankebût suresi, 31. ayet. وَلَمَّا جَآءَتْ رُسُلُنَآ إِبْرَٰهِيمَ بِٱلْبُشْرَىٰ قَالُوٓا۟ إِنَّا مُهْلِكُوٓا۟ أَهْلِ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةِ إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا۟ ظَٰلِمِينَ
Elçilerimiz (melekler) İbrahim'e müjdeyi getirdiklerinde, "Biz, bu memleket halkını helak edeceğiz, çünkü oranın ahalisi zalim kimselerdir" dediler.
Elçilerimiz (melekler) İbrahim'e (çocuk) dipnot 1 müjdesi getirdiklerinde şöyle demişlerdi: "Biz bu şehir halkını helak edeceğiz. Şüphesiz ki oranın halkı zalim kişilerdir."
Ve elçilerimiz İbrahim'e (oğlu İshak'ı) müjdelemek için geldiklerinde: "Bakın" demişlerdi, "biz, işte şu bölgelerin halkının helakı (için görevlendirildik); çünkü oraların halkı hadlerini çoktan aşmış bulunuyorlar.
Derken (semavi) elçilerimiz İbrahim'e (İshak'ın doğumu) müjdesini getirdiklerinde (aynı zamanda): "Biz bu yörenin halkını yok edeceğiz, çünkü onlar gerçek zalimlerdir!" dediler.
Rasullerimiz, İbrahim'e müjde olarak geldiklerinde dediler ki: "Doğrusu biz şu bölge halkını helak edeceğiz. . . Muhakkak ki oranın halkı nefslerine zulmedenler oldular. "
Bizim elçilerimiz İbrahim'e bir müjde ile geldikleri zaman, dediler ki: "Gerçek şu ki, biz bu ülkenin halkını yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı zalim oldular."
Elçilerimiz İbrahim'e (iki oğul ihsan edeceğimize dair) müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: Biz bu memleket halkını helâk edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalim kimselerdir.
Elçilerimiz, İbrahim'e sevinçli haberini getirdiklerinde, şöyle dediler: "Bu kentin halkını, kesinlikle yıkıma uğratacağız. Aslında, onun halkı, haksızlık yapanlar arasındadır!"
Elçilerimiz İbrahim'e müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: "Biz, bu memleketin halkını helak edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalim/cinsel ahlaksızlıkta ileri giden kimselerdir."
Elçilerimiz İbrahim'e müjdeyle vardıklarında, "Bu kentin (Sodom) halkını yok etmek üzereyiz. Çünkü oranın halkı zalim oldular" dediler.
Elçilerimiz İbrahim'e müjdeyle vardıklarında, 'Bu kentin (Sodom) halkını yok etmek üzereyiz. Çünkü oranın halkı zalim oldular,'dediler.
Elçilerimiz İbrahim'e müjde ile vardıklarında: "Haberin olsun, biz bu memleketin halkını helak edeceğiz; çünkü onun halkı hep zalim oldular." dediler.
Ve vakta ki elçilerimiz İbrahime müjde ile vardılar, haberin olsun dediler: biz bu karyenin ehalisini ihlak edecekleriz çünkü onun ehalisi hep zalim oldular
Resullerimiz dipnot 1 İbrahim'e müjdeyi getirdiklerinde: dipnot 2 "Biz bu beldenin halkını helak edeceğiz." dediler. "Zira bu beldenin halkı zalim oldular."
Resullerimiz dipnot 1 İbrahim'e müjdeyi getirdiklerinde: dipnot 2 "Biz bu beldenin halkını helak edeceğiz." dediler. "Zira bu beldenin halkı zalim oldular."
Rasullerimiz dipnot 1 İbrahim'e müjdeyi getirdiklerinde: dipnot 2 "Biz bu beldenin halkını helak edeceğiz." dediler. Zira bu beldenin halkı zalim oldular.
Bizim elçilerimiz İbrahim'e bir müjde ile geldikleri zaman, dediler ki: "Gerçek şu ki, biz bu ülkenin ehlini yıkıma uğratacağız. Çünkü onun ehli zalim oldular."
Elçilerimiz İbrahime o müjdeyi getirince dediler ki: "Biz bu memleketin ahalisini helak edeceğiz. Çünkü onun ahalisi zaalim oldular".
Elçilerimiz İbrahim'e müjde ile gelince dediler ki: Biz; bu kasaba halkını yok edeceğiz. Çünkü oranın ahalisi zalim kimselerdir.
(31-35) İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiklerinde işte bu memleketi de kesinlikle helak edeceğiz , oranın halkı kesinlikle zalimdiler dediler, O da o rada Lut var dedi , orada kim olduğunu biz biliyoruz. O ’nu ve yakın çevresini eşi hariç kurtaracağız, O geride kalanlardan / dökülenlerden olacak dediler, Lut’a elçilerimiz geldiği vakit onlardan dolayı yüzü fenalaştı, o nlardan sebep göğsü darlandı , korkma, üzülme, seni ve karın hariç yakın çevreni kurtaracağız , O geri de kalanlardan olacak, bu memleketin halkına yaptıkları bozgunculuk nedeniyle semadan kirli bir azap indireceğiz dediler, kesin olan şu ki onları akleden bir kavim için açık bir gösterge / açık bir ayet olarak bıraktık / terk ettik.
Elçilerimiz (melekler) İbrahim’e müjdeyi getirdiklerinde; “Biz, bu memleket halkını helâk edeceğiz, çünkü oranın ahalisi zalim kimselerdir.” dediler.
Elçilerimiz İbrahim'e (oğlu olacağına dair) müjdeyi getirdikleri zaman dediler ki: "Biz şu (Sodom) kenti(ni)n halkını helak edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalim oldular."
Elçilerimiz İbrahim'e bir müjde ile dipnot 1 geldiklerinde ona şunu da söylediler: "Biz, o şehrin halkını yok edeceğiz; çünkü oranın halkı yanlışlar içinde dipnot 2 !"
Elçilerimiz İbrahim'e o müjdeyi dipnot 1 getirdiklerinde şunu da söylediler: "Biz o şehrin halkını yok edeceğiz; oranın halkı yanlışa boğulmuş."
Elçilerimiz, müjde ile İbrahim’e geldikleri zaman: Biz, şu beldeyi helak edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalimdir, dediler.
Elçilerimiz, müjde ile İbrahim'e geldikleri zaman: -Biz, şu beldeyi helak edeceğiz, çünkü oranın halkı zalimdir, dediler.
Elçilerimiz, İbrahim'e müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: "Biz şu kentin halkını helak edeceğiz. Çünkü ora halkı zalim oldular."
Ankebût suresi, 32. ayet. قَالَ إِنَّ فِيهَا لُوطًا قَالُوا۟ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَن فِيهَا لَنُنَجِّيَنَّهُۥ وَأَهْلَهُۥٓ إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ كَانَتْ مِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
İbrahim, "Ama orada Lut var" dedi. Onlar, "Orada kimin bulunduğunu biz daha iyi biliriz. Biz, onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Ancak karısı başka. O, geri kalıp helak edilenlerden olacaktır."
(İbrahim) şöyle demişti: "Ama orada Lut var!" (Melekler ise): "Biz orada kimin bulunduğunu çok iyi bilenleriz. Onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Sadece hanımı hariç; dipnot 1 o, (azapta) kalacaklar arasındadır." demişlerdi. dipnot 2
(İbrahim): "Peki ama" dedi, "Lut da onların içinde yaşıyor!" (Elçiler): "Biz" dediler, "onların arasında kimlerin yaşadığını çok iyi biliyoruz; sonuçta onu ve (iman) ailesini mutlaka kurtaracağız; ne ki onun karısı hariç: zaten o kadın, döküntülerden biri olmalıydı."
(Fakat İbrahim) "Ama Lut da onlar arasında yaşıyor!" diye haykırdı(ğı zaman) şu cevabı verdiler: "Kimin orada olduğunu iyi biliyoruz; o'nu ve karısı dışındaki bütün aile efradını kesinlikle koruyacağız: karısı ise geride bırakılanlar arasında yer alacak."
(İbrahim) dedi ki: "Muhakkak ki orada Lut var?" Dediler ki: "Orada kim olduğunu biliriz. . . Mutlaka Onu ve Onun ailesini kurtaracağız. . . Karısı hariç; o geride kalanlardan oldu. "
Dedi ki: "Onun içinde Lut da vardır." Dediler ki: "Onun içinde kimin olduğunu biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dışında, onu ve ailesini muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır."
(İbrahim) dedi ki: Ama orada Lût var! Şöyle cevap verdiler: Biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz. Onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Yalnız karısı müstesna; o, (azapta) kalacaklar arasındadır.
Dedi ki: "Lut da orada!" Şöyle dediler: "Orada kimin olduğunu biz biliyoruz. Onu ve ailesini kesinlikle kurtaracağız; karısı dışında!" "O, geride kalanlar arasında olacak!"
İbrahim dedi ki: "Ama orada Lut var!" Şöyle cevap verdiler: "Biz, orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz. Onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Yalnızca karısı müstesna; o, azapta kalacaklar arasındadır."
Dedi ki, "Ama orada Lut var." Onlar da, "Orada kimlerin bulunduğunu iyi biliyoruz. Onu ve ailesini kurtaracağız, fakat karısı hariç; o geride kalacaklardandır" dediler.
Dedi ki, 'Ama orada Lut var.' Onlar da, 'Orada kimlerin bulunduğunu iyi biliyoruz. Onu ve ailesini kurtaracağız, fakat karısı hariç; o geride kalacaklardandır,'dediler.
İbrahim: "Orada Lut var ama!" dedi. Onlar: "Biz, orada kimin bulunduğunu pekala biliriz. Muhakkak onu ve ailesini kurtaracağız; ancak karısı ötekilerden oldu." dediler.
"Onda Lut var a" dedi, biz dediler: onda kim var idiğini pek ala biliriz, her halde onu ve ehlini kurtaracağız, ancak karısı ötekilerden oldu
İbrahim: "Fakat orada Lut var!" dedi. "Biz, orada kimin olduğunu daha iyi biliriz. Geride kalanlarla beraber olacak olan karısı hariç, onu ve ehlini dipnot 1 mutlaka kurtaracağız." dediler.
İbrahim: "Fakat orada Lut var!" dedi. "Biz, orada kimin olduğunu daha iyi biliriz. Geride kalanlarla beraber olacak olan karısı hariç, onu ve ehlini dipnot 1 mutlaka kurtaracağız." dediler.
İbrahim: "Fakat orada Lut var!" dedi. "Biz, orada kimin olduğunu daha iyi biliriz. Geride kalanlarla beraber olacak olan karısı hariç, onu ve ailesini dipnot 1 mutlaka kurtaracağız." dediler.
Dedi ki: "Onun içinde Lut da vardır." Dediler ki: "Onun içinde kimin olduğunu biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dışında, onu ve ehlini (ailesini) muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır."
(İbrahim) "Onların içinde, dedi, Luut da var". Dediler ki: "Biz orada kimin bulunduğunu çok iyi bileniz. Onu da, ehlini de muhakkak kurtaracağız. Yalınız geride (azabda) kalacaklardan olan karısı müstesna".
Ama Lut oradadır, dedi. Elçiler de: Biz, orada olanları daha iyi biliyoruz. Onu ve geride kalanlardan karısı dışında ailesini kurtaracağız, dediler.
(31-35) İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiklerinde işte bu memleketi de kesinlikle helak edeceğiz , oranın halkı kesinlikle zalimdiler dediler, O da o rada Lut var dedi , orada kim olduğunu biz biliyoruz. O ’nu ve yakın çevresini eşi hariç kurtaracağız, O geride kalanlardan / dökülenlerden olacak dediler, Lut’a elçilerimiz geldiği vakit onlardan dolayı yüzü fenalaştı, o nlardan sebep göğsü darlandı , korkma, üzülme, seni ve karın hariç yakın çevreni kurtaracağız , O geri de kalanlardan olacak, bu memleketin halkına yaptıkları bozgunculuk nedeniyle semadan kirli bir azap indireceğiz dediler, kesin olan şu ki onları akleden bir kavim için açık bir gösterge / açık bir ayet olarak bıraktık / terk ettik.
“Ama orada Lût da var” dedi. “Biz orada olanları daha iyi biliriz. Biz onu ve –karısı dışında- aile halkını elbette kurtaracağız çünkü o kadın geride kalacaklardandır” dediler.
(İbrahim) dedi: "Ama orada Lut var?" Dediler: "Biz orada kimin bulunduğunu daha iyi biliriz. Onu ve ailesini kurtaracağız. Yalnız karısı (azabda) kalacaklardandır."
İbrahim: "Ama orada Lut var!" dedi dipnot 1 . "Biz, orada kimin olduğunu daha iyi biliyoruz. Karısı hariç, onu ve ailesini kurtaracağız. Karısı ise (bedeninin) kalıntısı kalacaklardandır dipnot 2 ." dediler.
"Orada Lut da var!" dedi, İbrahim. "Orada kimin olduğunu iyi biliyoruz. Onu, ailesi ile birlikte kurtaracağız; diğerleri gibi küller altında kalacak olan sadece karısıdır." dediler
İbrahim:Fakat orada Lut var, dedi. Biz, orada kimin olduğunu daha iyi biliyoruz. Onu ve ailesini kurtaracağız, karısı hariç. O geride kalanlardandır
İbrahim: -Fakat orada Lut var, dedi. -Biz, orada kimin olduğunu daha iyi biliyoruz. Onu ve ailesini kurtaracağız, karısı hariç. O geride kalanlardandır dediler.
İbrahim dedi: "Ama orada Lut var." Dediler: "Orada kim olduğunu biz daha iyi biliyoruz. Elbette ki onu ve ailesini kurtaracağız. Karısı hariç. O, geride kalanlardan olacak."
Ankebût suresi, 33. ayet. وَلَمَّآ أَن جَآءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا سِىٓءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالُوا۟ لَا تَخَفْ وَلَا تَحْزَنْ إِنَّا مُنَجُّوكَ وَأَهْلَكَ إِلَّا ٱمْرَأَتَكَ كَانَتْ مِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
Elçilerimiz Lut'a geldiklerinde, Lut, onlar yüzünden tasalandı, onlar hakkında çaresizlik içine düştü. Elçiler ona, "Korkma, üzülme. Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O, geride kalıp helak edilenlerden olacaktır."
Elçilerimiz Lut'a gelince, (Lut) onların yüzünden üzülmüş ve onlardan dolayı içi daralmıştı. dipnot 1 Ona "Korkma, tasalanma! Şüphesiz ki biz seni de aileni de kurtaracağız. Yalnız, (azapta) kalacaklar arasında bulunan hanımın hariç!" demişlerdi.
Ve elçilerimiz Lut'a gelir gelmez, o derin bir hüzne kapıldı ve onlar adına hiç bir şey yapamayıp eli kolu döküldü kaldı. Ama onlar dediler ki: "Korkma ve üzülme! Çünkü biz seni ve yakınlarını elbette kurtaracağız; ancak karın hariç: zaten onun geride kalanlardan biri olacağı malum.
Elçilerimiz kendisine geldiklerinde Lut onlar adına üzüntüye kapıldı, çünkü onları koruyamayacağını gördü; ama onlar Lut'a: "Korkma ve üzülme! Biz seni ve karın dışında bütün aileni koruyacağız; karın ise geride bırakılanlar arasında yer alacak.
Rasullerimiz Lut'a geldiklerinde onlar yüzünden fena oldu; onlardan dolayı (olacaklardan dolayı) içi daraldı. . . (Rasullerimiz de) dediler ki: "Korkma, mahzun olma! Doğrusu biz seni ve senin aileni kurtaracağız. . . Karın müstesna; o geride kalanlardan oldu. "
Elçilerimiz Lut'a geldikleri zaman o, bunlar dolayısıyla kötüleşti ve içi daraldı. Dediler ki: "Korkuya düşme ve hüzne kapılma. Karın dışında, seni ve aileni muhakak kurtaracağız. O ise, arkada kalacaktır."
Elçilerimiz Lût’a gelince, Lût onlar hakkında tasalandı ve (onları korumak için) ne yapacağını bilemedi. Ona; Korkma, tasalanma! Çünkü biz seni de aileni de kurtaracağız. Yalnız, (azapta) kalacaklar arasında bulunan karın müstesna, dediler.
Elçilerimiz, Lut'a geldiklerinde, Onlardan dolayı kaygılandı; göğsü daraldı. "Korkma ve üzülme!" dediler; "Kuşkusuz, seni ve aileni kesinlikle kurtaracağız; karın dışında!" "O, geride kalanlar arasında olacak!"
Elçilerimiz Lut'a gelince, Lut onlar hakkında ve onları korumak için ne yapacağını bilemedi. Ona, "Korkma, tasalanma! Çünkü biz seni de aileni de kurtaracağız. Yalnızca geri kalacaklar arasında bulunan karın müstesna" dediler.
Elçilerimiz Lut'a vardıklarında elçilerimize yapılan muameleden dolayı fenalaştı, zor durumda kaldı. Kendisine dediler ki, "Korkma, üzülme. Biz seni ve aileni kurtaracağız. Karın hariç; o geride kalanlardan olmuştur."
Elçilerimiz Lut'a vardıklarında elçilerimize yapılan muameleden dolayı fenalaştı, zor durumda kaldı. Kendisine dediler ki, 'Korkma, üzülme. Biz seni ve aileni kurtaracağız. Karın hariç; o geride kalanlardan olmuştur.'
Elçilerimiz Lut'a gelince, onlar yüzünden fenalaştı ve haklarında eli kolu daraldı (bağlandı). Onlar da: "Korkma ve kederlenme; seni ve aileni kurtaracağız; ancak karın ötekilerden oldu.
Ve vakta ki elçilerimiz Lut'a çıkavardılar onlar yüzünden fenalaştı ve haklarında eli kolu daraldı, onlar da; korkma dediler ve keder etme, çünkü biz seni ve ehlini kurtaracağız ancak karın ötekilerden oldu
Elçilerimiz Lut'a vardıkları zaman, onların gelmelerinden dolayı telaşlandı, sarkıntılık yapacaklarını düşünerek içi daraldı. Elçiler: "Korkma ve üzülme; Biz -geride kalanlarla beraber olacak olan karın hariç- seni ve ehlini mutlaka kurtaracağız." dediler.
Elçilerimiz Lut'a vardıkları zaman, onların gelmelerinden dolayı telaşlandı, sarkıntılık yapacaklarını düşünerek içi daraldı. Elçiler: "Korkma ve üzülme; Biz -geride kalanlarla beraber olacak olan karın hariç- seni ve ehlini mutlaka kurtaracağız." dediler.
Elçilerimiz Lut'a vardıkları zaman, onların gelmelerinden dolayı telaşlandı, sarkıntılık yapacaklarını düşünerek içi daraldı. Elçiler: "Korkma ve üzülme; Biz -geride kalanlarla beraber olacak olan karın hariç- seni ve aileni mutlaka kurtaracağız." dediler.
Elçilerimiz Lut'a geldikleri zaman o, bunlar dolayısıyla kötüleşti ve içi daraldı. Dediler ki: "Korkuya düşme ve hüzne kapılma. Karın dışında, seni ve ehlini (aileni) muhakkak kurtaracağız. O ise, arkada kalacaktır."
Elçilerimiz Luuta gelince o, bunlar sebebiyle tasalandı, bunlar sebebiyle kolu (göğsü) daraldı. "Korkma, tasalanma, dediler, çünkü biz seni de, senin ehlini de kurtaracağız. Yalnız geride (azabda) kalacaklardan olan karın müstesna".
Elçilerimiz Lut'a geldiklerinde, bu yüzden o tasalandı ve çok sıkıldı. Ona dediler ki: Korkma ve tasalanma. Doğrusu biz, seni ve geride kalacaklardan olan karının dışındaki aileni kurtaracağız.
(31-35) İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiklerinde işte bu memleketi de kesinlikle helak edeceğiz , oranın halkı kesinlikle zalimdiler dediler, O da o rada Lut var dedi , orada kim olduğunu biz biliyoruz. O ’nu ve yakın çevresini eşi hariç kurtaracağız, O geride kalanlardan / dökülenlerden olacak dediler, Lut’a elçilerimiz geldiği vakit onlardan dolayı yüzü fenalaştı, o nlardan sebep göğsü darlandı , korkma, üzülme, seni ve karın hariç yakın çevreni kurtaracağız , O geri de kalanlardan olacak, bu memleketin halkına yaptıkları bozgunculuk nedeniyle semadan kirli bir azap indireceğiz dediler, kesin olan şu ki onları akleden bir kavim için açık bir gösterge / açık bir ayet olarak bıraktık / terk ettik.
Elçilerimiz Lût’a geldiklerinde; Lût onlar için tasalandı ve göğsüne bir sıkıntı bastı. Elçiler ona; “Korkma, üzülme. Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. Çünkü o kadın geride kalacaklardandır” dediler.
Elçilerimiz Lut'a gelince (Lut) onlar yüzünden fenalaştı ve onlar hakkında arşını daraldı. (Melekler): "Korkma üzülme dediler, biz seni ve aileni kurtaracağız, yalnız karın kalacaklardan olmuştur."
Elçilerimiz, Lut'a geldiği zaman Lut onlar için kaygılandı, içi daraldı dipnot 1 . Dediler ki: "Korkma, üzülme, karın hariç seni ve aileni kurtaracağız. O, (bedeninin) kalıntısı kalacaklardandır dipnot 2 .
Elçilerimiz Lut'a gelince, onu sıkıntı bastı, içi daraldı. Dediler ki: "Korkma, üzülme, seni ailenle birlikte kurtaracağız, küller altında kalacaklardan olan sadece karındır."
Elçilerimiz Lut’a geldiklerinde, onlar sebebiyle endişelenmiş ve içi daralmıştı. Korkma ve üzülme! dediler. Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Geride kalanlardan olan karın hariç.
Elçilerimiz, Lut'a geldiklerinde, onlar sebebiyle kötülenmiş ve içi daralmıştı. -Korkma ve üzülme! Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Geride kalanlardan olan karın hariç.
Elçilerimiz Lut'a gelince, onlar yüzünden fenalaştı, eli kolu birbirine dolandı. "Korkma, tasalanma dediler, biz seni de aileni de kurtaracağız. Ama karın, azaba terk edilenlerden olacaktır."
Ankebût suresi, 34. ayet. إِنَّا مُنزِلُونَ عَلَىٰٓ أَهْلِ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةِ رِجْزًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ
Şüphesiz biz, bu memleket halkı üzerine, fasıklık ettiklerinden dolayı gökten bir azap indireceğiz.
Şüphesiz ki biz yoldan çıkmalarına karşılık bu şehir halkının üzerine, gökten bir azap indireceğiz. dipnot 1
İşte bu yüzden biz şu bölge halkına, işleye geldikleri fısku fücur yüzünden gökten yakıcı bir bela indireceğiz."
Bu yörenin halkına, işledikleri bütün kötülüklerin karşılığı olarak gökten mutlaka bir bela indireceğiz!" dediler.
"Muhakkak ki biz şu bölge halkına, bozuk inançları dolayısıyla semadan bir azap inzal edeceğiz. "
"Şüphesiz biz, fasıklık yapmalarından dolayı, bu ülke halkının üstüne gökten iğrenç bir azab indireceğiz."
«Biz, şüphesiz, bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık gökten (feci) bir azap indireceğiz.»
"Aslında, yoldan çıktıkları için, bu kentin halkına gökten bir yıkım indireceğiz!"
Biz bu ülke halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık, gökten bir azap indireceğiz.
"Yoldan çıktıkları için, biz bu kentin üzerine gökten bir felaket indireceğiz."
'Yoldan çıktıkları için, biz bu kentin üzerine gökten bir felaket indireceğiz.'
Haberin olsun, biz bu memleket halkının yapmakta oldukları çirkince günahları yüzünden üzerlerine gökten korkunç bir azap indireceğiz." dediler.
Haberin olsun bu karye ehalisinin yapageldikleri fiskları yüzünden üzerlerine semadan bir feci azab indireceğiz
Biz, bu belde halkının üzerine, yoldan çıkmaları nedeniyle gökten bir azap indireceğiz.
Biz, bu belde halkının üzerine, yoldan çıkmaları nedeniyle gökten bir azap indireceğiz.
Biz, bu belde halkının üzerine, yoldan çıkmaları nedeniyle gökten bir azap indireceğiz.
"Şüphesiz biz f(a)sık(lık yapma)larından dolayı bu ülke ehlinin üstüne gökten iğrenç bir azab indireceğiz."
"Muhakkak bu memleket ahalisinin üstüne, yapmakda oldukları faasıklık yüzünden, gökden (feci) bir azab indireceğiz".
Bu kasaba halkına da fasıklık yapar olduklarından dolayı gökten azab indireceğiz.
(31-35) İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiklerinde işte bu memleketi de kesinlikle helak edeceğiz , oranın halkı kesinlikle zalimdiler dediler, O da o rada Lut var dedi , orada kim olduğunu biz biliyoruz. O ’nu ve yakın çevresini eşi hariç kurtaracağız, O geride kalanlardan / dökülenlerden olacak dediler, Lut’a elçilerimiz geldiği vakit onlardan dolayı yüzü fenalaştı, o nlardan sebep göğsü darlandı , korkma, üzülme, seni ve karın hariç yakın çevreni kurtaracağız , O geri de kalanlardan olacak, bu memleketin halkına yaptıkları bozgunculuk nedeniyle semadan kirli bir azap indireceğiz dediler, kesin olan şu ki onları akleden bir kavim için açık bir gösterge / açık bir ayet olarak bıraktık / terk ettik.
Şüphesiz biz, bu memleket halkı üzerine fasıklık ettiklerinden dolayı gökten bir azap indireceğiz.
"Biz yoldan çıkan şu ülke halkının üstüne gökten bir azab indireceğiz."
Yoldan çıkmalarına karşılık biz, bu şehrin halkı üzerine gökten bir afet indireceğiz."
"Yoldan çıkmalarına karşılık biz, bu şehrin halkı üzerine bir pislik indireceğiz."
Biz, bu belde halkına, yoldan saptıkları için gökten bir azap indirecek olanlarız.
Biz, bu belde halkına, yoldan saptıkları için gökten bir azap indirecek olanlarız.
"Şu kent halkı üstüne, yaptıkları fenalıklardan ötürü gökten bir felaket indireceğiz."
Ankebût suresi, 35. ayet. وَلَقَد تَّرَكْنَا مِنْهَآ ءَايَةًۢ بَيِّنَةً لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Andolsun biz, aklını kullanacak bir kavm için o memleketten ibret alınacak apaçık bir delil bıraktık.
Yemin olsun ki biz aklını kullanacak bir toplum için oradan apaçık bir delil bırakmışızdır. dipnot 1
Doğrusu Biz ondan geriye, akleden bir topluluk için hakikatin apaçık belgeleri olan işaretler bırakmışızdır.
(Sonunda dediğimiz oldu;) ve ondan geriye, aklını kullananlar için açık işaretler bıraktık.
Andolsun ki ondan (o bölgeden), aklını değerlendiren bir topluluk için apaçık bir ibret nişanesi bıraktık.
Andolsun, biz akledebilecek bir kavim için orada apaçık bir ayet bırakmışızdır.
Andolsun ki, biz, aklını kullanacak bir kavim için oradan apaçık bir ibret nişânesi bırakmışızdır.
Üstelik gerçek şu ki, aklını kullanacak bir toplum için, ondan açık bir kanıt bıraktık.
Andolsun ki biz, aklını kullanacak bir toplum için orada apaçık bir ders bırakmışızdır.
Aklını kullanan bir toplum için apaçık bir ders olarak oradan bazı kalıntılar bıraktık.
Aklını kullanan bir toplum için apaçık bir ders olarak oradan bazı kalıntılar bıraktık.
Andolsun ki, Biz aklını kullanacak bir topluluk için oradan bir ibret tablosu bıraktık.
Ve celalim hakkı için ondan bir ayet (bir nişane) bırakmışızdır ki teakkul edecek bir kavm için beyyine olsun
Ant olsun ki Biz, aklını kullanan bir halk için ondan dipnot 1 apaçık bir ayet dipnot 2 bıraktık.
Ant olsun ki Biz, aklını kullanan bir halk için ondan dipnot 1 apaçık bir ayet dipnot 2 bıraktık.
Ant olsun ki Biz, aklını kullanan bir toplum için ondan dipnot 1 apaçık bir ayet dipnot 2 bıraktık.
Andolsun, biz akledebilecek bir kavim için orada apaçık bir ayet bırakmışızdır.
Andolsun, aklını kullanacak bir kavm için biz oradan apaçık bir nişane (bir ibret) bırakmışızdır.
Andolsun ki; akleden bir kavim için Biz, orada apaçık bir ayet bırakmışızdır.
(31-35) İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiklerinde işte bu memleketi de kesinlikle helak edeceğiz , oranın halkı kesinlikle zalimdiler dediler, O da o rada Lut var dedi , orada kim olduğunu biz biliyoruz. O ’nu ve yakın çevresini eşi hariç kurtaracağız, O geride kalanlardan / dökülenlerden olacak dediler, Lut’a elçilerimiz geldiği vakit onlardan dolayı yüzü fenalaştı, o nlardan sebep göğsü darlandı , korkma, üzülme, seni ve karın hariç yakın çevreni kurtaracağız , O geri de kalanlardan olacak, bu memleketin halkına yaptıkları bozgunculuk nedeniyle semadan kirli bir azap indireceğiz dediler, kesin olan şu ki onları akleden bir kavim için açık bir gösterge / açık bir ayet olarak bıraktık / terk ettik.
Andolsun ki, akıl eden bir topluluk için oradan (geriye) apaçık bir ayet bıraktık.
Andolsun biz, aklını kullanan bir toplum için ondan, (harab ettiğimiz o ülkeden) açık bir işaret bırakmışızdır.
Aklını kullanan bir topluluk için o şehirden geriye açık bir ayet /gösterge bıraktık dipnot 1 .
O şehirden geriye, düşünen bir topluluk için açık bir belge bıraktık.
Akleden bir toplum için, oradan bir apaçık ayet/işaret bıraktık.
Aklını kullanabilen bir toplum için, onlardan apaçık belgeler bırakmışızdır.
Yemin olsun, biz o kentten, aklını işleten bir topluluk için geriye apaçık bir işaret bıraktık.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.