A'râf suresi

A'râf suresi, 95. ayet

A'râf suresi, 95. ayet. ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ ٱلسَّيِّئَةِ ٱلْحَسَنَةَ حَتَّىٰ عَفَوا۟ وَّقَالُوا۟ قَدْ مَسَّ ءَابَآءَنَا ٱلضَّرَّآءُ وَٱلسَّرَّآءُ فَأَخَذْنَٰهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

ŝümme beddelnâ mekâne-sseyyieti-lḥasenete ḥattâ `afev veḳâlû ḳad messe âbâene-ḍḍarrâü vesserrâü feeḫaẕnâhüm bagtetev vehüm lâ yeş`urûn.

Diyanet İşleri

Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): "Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı" dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

A'râf 92–98 · surenin 95. ayeti / 206

Konu Memleketlerin sınanması ve Allah'ın tuzağından emin olmak A'râf 94–102 3

  1. A'râf 92

    Şu'ayb'ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamışlardı. Şu'ayb'ı yalanlayanlar var ya, asıl ziyana uğrayanlar onlar oldu.

  2. A'râf 93

    (Şu'ayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: "Ey kavmim! Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini ulaştırdım. Size nasihat de ettim. Şimdi ben, inkarcı bir topluluğa nasıl üzülürüm?"

  3. A'râf 94

    Biz hiçbir memlekete bir peygamber göndermedik ki (karşı çıkmaktan vazgeçip) yalvarıp yakarsınlar diye ora halkını yoksulluk ve sıkıntıya uğratmış olmayalım.

  4. 95

    Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): "Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı" dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık.

  5. A'râf 96

    Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah'a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik.

  6. A'râf 97

    Memleketlerin halkları geceleyin uyurken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular?

  7. A'râf 98

    Ya da o memleketlerin halkları kuşluk vakti gülüp oynarken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular?

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

95. “Sonra” bu imtihan bir fayda sağlamayınca, aksine büyüklenmeleri devam edip azgınlıkları artınca “bu kötü hali değiştirip yerine güzel bir hal verdik.” Allah onlara bol bol rızıklar ihsan edip bedenlerine afiyet vermiş ve üzerlerindeki türlü bela ve musibetleri kaldırmıştır. “Nihâyet çoğaldılar” Sayıca arttılar, rızıkları çoğaldı, Allah’ın nimet ve lütuflarından bol bol yararlandılar. Önceden karşı karşıya kaldıkları bela ve musibetleri unuttular ve: “(Bizim gibi) atalarımız da hem darlık hem bolluk görmüştü, dediler.” Yani bu, öteden beri devam edegelen bir durumdur, öncekilerde de vardı sonrakilerde de görülen bir haldir. Bu yüzden insanlar kimi zaman bolluk ve rahatlık içinde, kimi zaman darlık ve sıkıntı içinde, kimi zaman sevinç, kimi zaman keder içinde olurlar. Zamanın değişmesine ve günlerin dönüp durmasına bağlı olarak halleri değişip durur.

Böylece onlar, karşı karşıya kaldıkları bu hallerin öğüt ve hatırlatma olmadığını, onları yavaş yavaş azaba sürükleme ve durumlarına bir tepki amacı taşımadığını zannettiler. Nihâyet durumlarına memnun oldular, kendilerine verilenler dolayısı ile şımardılar, dünya onlar için en ileri derecede neşe kaynağı oldu “bunun üzerine biz de kendileri farkında olmadan” helak edilmek hatırlarına bile gelmediği bir sırada azap ile “onları ansızın yakalayıverdik.” Halbuki onlar Allah’ın kendilerine verdiği nimetleri ellerinde tutabileceklerine, onların hiçbir şekilde yok olmayacağına ve bunlardan ayrı kalmayacaklarına inanmışlardı.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Sonra kötülüğü, fakirliği, darlığı ve hastalığı değiştirip yerine iyilik, hayır, bolluk ve güven verdik de halkın sayısı çoğaldı, malları bollaşıp arttı ve ardından şöyle dediler: "Bizim başımıza gelen şer ve hayırlar olağan bir döngüdür. Daha önce bizim atalarımız da böyle darlığa düşmüşler ve sonra bolluk görmüşlerdi." Başlarına gelen bu sıkıntılardan ibret almaları ve kendilerine verilen bu nimetlerin de istidrac olduğunu anlamaları istenmişti. Biz de kendilerini, hiç farkında olmadıkları ve beklemedikleri bir sırada ansızın yakalayıp cezalandırdık.

Kelimeler

18 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. ثُمَّ summe sonra
  2. بَدَّلْنَا beddelna değiştirip getirdik kök: بدل
  3. مَكَانَ mekane yerine kök: كون
  4. ٱلسَّيِّئَةِ s-seyyieti kötülüğü kök: سوا
  5. ٱلْحَسَنَةَ l-hasenete iyilik kök: حسن
  6. حَتَّىٰ hatta ta ki
  7. عَفَوا۟ afev çoğaldılar kök: عفو
  8. وَّقَالُوا۟ ve kalu ve dediler kök: قول
  9. قَدْ kad muhakkak
  10. مَسَّ messe dokunmuştu kök: مسس
  11. ءَابَآءَنَا aba'ena atalarımıza kök: ابو
  12. ٱلضَّرَّآءُ d-derra'u darlık kök: ضرر
  13. وَٱلسَّرَّآءُ ve sserra'u ve sevinç kök: سرر
  14. فَأَخَذْنَـٰهُم feehaznahum biz de onları yakaladık kök: اخذ
  15. بَغْتَةًۭ begteten ansızın kök: بغت
  16. وَهُمْ vehum ve onlar
  17. لَا la değillerdi
  18. يَشْعُرُونَ yeş'urune farkında kök: شعر

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: عفو (35 geçiş) · Aynı kök: سرر (44 geçiş) · Aynı kök: ضرر (74 geçiş)

    Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.

  • Aynı kök: بغت (13 geçiş) · Aynı kök: شعر (40 geçiş) · Ortak kavram: İhsan

    (55-56) Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, "Allah'ın yanında, işlediğim…

  • Aynı kök: عفو (35 geçiş) · Aynı kök: مسس (61 geçiş) · Ortak kavram: Af

    Eğer onlara mehir tespit eder de kendilerine el sürmeden boşarsanız, tespit ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır. Ancak kadının, ya da nikah bağı…

  • Aynı kök: عفو (35 geçiş) · Ortak kavram: Af · Ortak kavram: İhsan

    Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren…

  • Aynı kök: بغت (13 geçiş) · Aynı kök: شعر (40 geçiş)

    Yoksa Allah tarafından kendilerini kuşatacak bir azabın gelmeyeceğinden veya onlar farkında olmadan kıyametin ansızın gelip çatmayacağından emin mi…

  • Aynı kök: بغت (13 geçiş) · Aynı kök: شعر (40 geçiş)

    (201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

  • Aynı kök: مسس (61 geçiş) · Aynı kök: ضرر (74 geçiş) · Ortak kavram: İhsan

    Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız,…

  • Aynı kök: مسس (61 geçiş) · Aynı kök: ضرر (74 geçiş) · Ortak kavram: İhsan

    Andolsun! Başına gelen bir zarardan sonra kendisine tarafımızdan bir rahmet tattırsak mutlaka "Bu benim hakkımdır, Kıyametin kopacağını da…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

77 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Sonra kötülüğü iyilikle değiştirmiştik de refah içinde yaşamışlardı. "Atalarımıza da elbette böyle sıkıntı ve sevinç (vesileleri) gelmişti." demişlerdi. Biz de onları, hiç farkına varmadıkları bir şekilde ansızın yakalamıştık (cezalandırmıştık). dipnot 1

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Önceki nesillerdeki kâfirlerin peygamberlerine yönelik olarak birbirine benzer tepkiler vermeleri nedeniyle Kur'an'da onların bu durumu aynı anda yaşanmış gibi sunulmakta, küfrün tek millet olduğuna dikkat çekilmektedir. Bu konuda bkz. A‘râf 7:94-102; İbrâhîm 14:9-18; Mü'minûn 23:51-53; Sebe' 34:34-35; Yâsîn 36:13-32; Fussilet 41:14; Teğâbun 64:5; Fecr 89:11-12.

Mustafa İslamoğlu

Sonra (o) kötü durumu güzelliğe çevirmişizdir de, refaha kavuşup şımarmamışlar ve "(Bir zamanlar) atalarımız da sıkıntılı ve sevinçli günler yaşamışmış" demişlerdir. İşte bunun üzerine biz de onları, olup bitenin farkına dahi varmadan ansızın yakalayıvermişizdir.

Muhammed Esed

Sonra o darlığı genişliğe çevirmişizdir ki refahı tatsınlar da (kendi kendilerine): "Atalarımız da darlık ve sıkıntıya düşmüşler (ve genişliği görmüşler)di" desinler, işte ancak bundan sonradır ki, kendileri daha (ne olup bittiğinin) farkına varmadan, onları kıskıvrak yakaladık.

Ahmed Hulusi

Sonra içine düştükleri sıkıntıyı iyilik ile değiştirdik. . . Nihayet refaha erip (mal, evlatça) çoğaldılar ve (bu defa): "Babalarımıza da sıkıntı ve refah dolu günler gelmiştir (bunda alınacak bir ders olamaz)" dediler. . . Biz de onları, ne olup bittiğini fark etmeden yakaladık!

Ali Bulaç

Sonra kötülüğün yerini iyilikle değiştirdik, öyle ki onlar, çoğaldılar ve: "Atalarımıza da (bazan) şiddetli sıkıntılar (bazan da) refah ve genişlikler dokunmuştu" dediler. Bunun üzerine, biz de onları kendileri hiç şuurunda değilken apansız kıskıvrak yakalayıverdik.

Ali Özek ve heyeti

Sonra kötülüğü (darlığı) değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve: «Atalarımız da böyle sıkıntı ve sevinç yaşamışlardı» dediler. Biz de, (hak yoldan saptıkları ve kendilerine gönderdiğimiz peygamberlerimizi yalanladıkları için), kendileri farkına varmadan onları ansızın yakalayıverdik.

Ali Rıza Safa

Sonra, kötülüğün yerine iyilik getirdik ki, rahatlığa ulaştıklarında; "Atalarımıza da hem zorluk hem de gönüllerine dinginlik gelmişti!" desinler. Sonunda, beklemedikleri bir sırada, onları ansızın yakaladık.

Bayraktar Bayraklı

Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik getirdik. Nihayet çoğaldılar ve "Atalarımız da böyle sıkıntı ve sevinç yaşamışlardı" dediler. Biz de onları, kendileri farkına varmadan ansızın yakaladık.

Edip Yüksel

Sonra kötülüğün yerine iyiliği getirdik. Ne var ki anlayışlarını yitirdiler: "Sıkıntı ve refah atalarımıza da dokunmuştu" dediler. Bunun üzerine, haberleri olmadan onları ansızın yakaladık.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Sonra kötülüğün yerine iyiliği getirdik. Ne var ki anlayışlarını yitirdiler: 'Sıkıntı ve refah atalarımıza da dokunmuştu,' dediler. Bunun üzerine, haberleri olmadan onları ansızın yakaladık.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Sonra da kötülük yerine güzellik getirmişizdir. Nihayet çoğalmışlar ve: "Doğrusu atalarımızın sıkıntılı halleri de neşeli zamanları da olmuştu." demişlerdi. O zaman Biz de kendilerini -hatırlarından geçmezken- ansızın tutmuş bastırıvermiştik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra da fenalık yerine güzelliğe tebdil etmişizdir, taki artmışlar ve demişlerdir: Doğrusu atalarımıza sıkıntılı haller de olmuş, sürurlü demler de, tam o vakit biz de kendilerini hatırlarından geçmezken ansızın tutmuş bastırıvermiştik.

Erhan Aktaş

Sonra kötülüğü iyiliğe çevirdik. Nihayet imkanları artınca: "Atalarımızın da sıkıntılı ve bolluk günleri olmuştu." dediler. Bu yüzden, Biz de onları ansızın yakalayıverdik.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Sonra kötülüğü iyiliğe çevirdik. Nihayet imkanları artınca: "Atalarımızın da sıkıntılı ve bolluk günleri olmuştu." dediler. Bu yüzden, Biz de onları ansızın yakalayıverdik.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Sonra kötülüğü iyiliğe çevirdik. Nihayet her şeyi unutarak: "Atalarımızın da sıkıntılı ve bolluk günleri olmuştu." dediler. Bu yüzden, Biz de onları ansızın yakalayıverdik.

Gültekin Onan

Sonra kötülüğün yerini iyilikle değiştirdik, öyle ki onlar çoğaldılar ve: "Atalarımıza da (bazen) şiddetli sıkıntılar (bazen de) refah ve genişlikler dokunmuştu" dediler. Bunun üzerine, biz de onları kendileri hiç şuurunda değilken apansız kıskıvrak yakalayıverdik.

Hasan Basri Çantay

Sonra bu sıkıntının yerine iyilik (selamet, bolluk) verdik. Nihayet çoğaldılar, "Atalarımıza da (gah böyle) fakirlik, şiddet, hastalık, (gah) iyilik, genişlik dokunmuşdur" dediler. Bunun üzerine biz de kendileri farkına varmadan, onları ansızın tutub yakalayıverdik.

İbni Kesir

Sonra kötülüğün yerine iyilik koyduk. Nihayet çoğaldılar ve; atalarımıza da fakirlik, şiddet, hastalık, iyilik ve genişlik dokunmuştu, dediler. Bunun üzerine Biz de onları kendilerine farkına varmadan ansızın yakalayıverdik.

Mehmet Alagaş

(94-102) Resul gönderdiğimiz her memlekette ehlini / mensuplarını zorlu sıkıntılar ve zararlar ile aldık, böylelikle belki yalvarırlar / yakarırlar. Sonra da kötülüğün yerine güzelliği getirdik, Bir zaman geldi şımardılar ve dediler ki babalarımıza da böylesi zararlar da dokundu ve kolaylıklar da dokundu (zaman içerisinde böyle şeyler olur) biz de onları ansızın, bilincinde olmadıklarında / şuurunda olmadıklarında yakalayıverdik. Şayet iman ederlerse ve sakınırlarsa, biz de onlara göklerden ve yerden bolluk / bereket açarız ve lakin onlar yalanladılar ve böylece bizde onları, kazandıklarından dolayı yakaladık. Memleketlerin halkları, onlara gece vakti uyurlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Memleketlerin halkları, onlara gündüzleyin oyalanırlarken / oynarlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Allah’ın kurduğu tuzak planından / mekrinden emin mi oldular ? Allah’ın kurduğu tuzak planından, hasara uğramış kavimler hariç, kim emin olabilir ki ? Halkından sonra arza , varis olan kimseler , hâlâ hidayete eremediler mi? Eğer ki biz isteseydik , onlara günahlarından dolayı musibet uğratırdık / yaralardık , kalplerini tab ederiz / mühürleriz de onlar işitmezler. İşte ş u memleketler ki başlarına gelenleri sana anlatıyoruz / kıssa ediyoruz , gerçekten onlara Resulleri açık delillerle geldiler, daha önceden yalanlamış olmaları nedeniyle iman etmediler, böylece Allah, kafi rlerin kal plerini mühürlüyor / tab ediyor. Onların çoğunu / ekserisini sözleşmeleri üzre bulamadık, onların çoğunu yoldan çıkmışlar olarak bulduk.

Rowwad Tercüme Merkezi

Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı.” dediler. Biz de farkında değillerken onları ansızın yakaladık.

Süleyman Ateş

Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik getirdik de (insanlar) çoğaldılar ve: "Atalarımıza da darlık ve sevinç dokunmuştu (onlar da üzüntülü ve sevinçli günler geçirmişlerdi)." dediler (de olaylardan ibret alıp şükretmediler). Biz de onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık.

Süleymaniye Vakfı

Daha sonra sıkıntıların yerine güzellikler verdik. Nihayet çoğaldılar ve şöyle dediler: "Böyle darlıkları ve refahı atalarımız da gördü." Sonunda farkında değillerken onları ansızın yakaladık.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Sonra kötülüğü alır yerine iyilik veririz. Nihayet zenginleşirler ve derler ki "Atalarımız da darlık ve bolluk yaşamışlar." Bunun üzerine onları beklemedikleri bir anda yakalarız; farkına bile varamazlar.

Şaban Britch

Sonra (başlarına gelen) kötülüğü (darlığı) değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve: "Atalarımız da böyle sıkıntı ve sevinç yaşamışlardı" dediler. Biz de onları, kendileri farkına varmadan ansızın yakaladık.

Şaban Piriş

Sonra meşakkatin yerini iyilikle değiştirdik de (başlarına geleni unutarak) boş verdiler. Ve: -Atalarımız da hem darlık hem de bolluk görmüşlerdir, dediler. Biz de onları farkında değillerken ansızın yakaladık.

Yaşar Nuri Öztürk

Sonra zorluk ve sıkıntının yerine mutluluk ve güzelliği getirmişiz de çoğalmışlar ve şöyle demişlerdir: "Atalarımız da zorluk ve sevinçle yüzyüze gelmişlerdi." Nihayet biz onları farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakalayıverdik.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Then We replaced the unfavorable conditions and hardships by favourable circumstances until they advanced in power, importance and prosperity and proclaimed in ignorance that what has befallen them of misfortunes happened to their fathers before, "and", they added, " it is only time that controls the wavering balance of fortune". In consequence, We suddenly seized them and dressed them with ruin and We caught them unawares.

Abdul Haleem

and then We changed their hardship into prosperity, until they multiplied. But then they said, ‘Hardship and affluence also befell our forefathers,’ and so We took them suddenly, unawares.

Abdullah Yusuf Ali

Then We changed their suffering into prosperity, until they grew and multiplied, and began to say: "Our fathers (too) were touched by suffering and affluence"... Behold! We called them to account of a sudden, while they realised not (their peril).

Abul A'la Maududi

Then We changed adversity into ease until they throve and said: 'Our forefathers had also seen both adversity and prosperity.' So We suddenly seized them without their even perceiving it. dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    After narrating individually the stories of how various nations responded to the Message of their Prophets, the Qur'an now spells out the general rule which has been operative throughout the ages. First, before the appearance of a Prophet in any nation, conditions that would conduce to the acceptance of his Message were created. This was usually done by subjecting the nations concerned to a variety of afflictions and punishments. They were made to suffer miseries such as famine, epidemics, colossal losses in trade and business, defeat in war. Such events usually have a healthy impact on people. They lead to a softening in their hearts. They generate humility and modesty. They enable people to shake off their pride and shatter their reliance on wealth and power and induce thern to trust the One Who is all-powerful and fully controls their destiny. Above all, such events incline people to heed the words of warning and to turn to God in humility. But if the people continue to refrain from embracing the truth they are subjected to another kind of test - that of affluence. This last test signals the beginning of their destruction. Rolling in abundant wealth and luxury, people are inclined to forget the hard times they have experienced. Their foolish leaders also inculcate in their minds an altogether preposterous concept of history. They explain the rise and fall of nations and the alternation of prosperity and adversity among human beings by reference to blind natural forces, and in total disregard of moral values. Hence if a nation is seized by an affliction or scourge, such people see no reason why it should be explained in terms of moral failure. They are rather inclined to consider that a person's readiness to heed moral admonition or to turn humbly towards God, is a sign of psychological infirmity. This foolish mentality has been portrayed all too well by the Prophet (peace be on him): 'A believer continually faces adversity until he comes out of it purified of his sins. As for the hypocrite, his likeness in adversity is that of a donkey who does not know why his master had tied him and why he later released him.' (Cited by Ibn Kathir in his comments on the verse - Ed.) Hence, when a people become so hard of heart that they neither turn to God in suffering, nor thank Him for His bounties in prosperity, they are liable to be destroyed at any moment. It should be noted that the above rule which was applied to the nations of the previous Prophets, was also applied in the time of the Prophet Muhammad (peace be on him). When this surah was revealed the Quraysh displayed exactly the same characteristics and attitudes as those nations which had earlier been destroyed. According to a tradition narrated by both 'Abd Allah b. Mas'ud and Abd Allah b. 'Abbas, as the Quraysh grew in defiance to the Prophet's call, he prayed to God that he might be assisted by inflicting famine on the Quraysh, as in the days of the Prophet Joseph. Accordingly, God subjected the Quraysh to such a severe famine that they took to subsisting on carcasses, the skins of animals, bones, and wool. Unnerved by this the Quraysh, led by Abu Sufyan, implored the Prophet (peace be on him) to pray to God on their behalf. But when the Prophets prayer helped to improve the situation somewhat, the Quraysh reverted to their arrogant and ignorant way's. (Bukhari, Kitab al-Taharah, Bab idha istashfa'a al-Mushrikun bi al-Muslim' - Ed.) The wicked ones among them tried to dissuade from God those who had derived some lesson from the famine. They argued that famines take place in course of operation of natural laws, that they are merely a recurrent physical phenomenon. They emphasized that the occurrence of famine should not mislead people into believing in Muhammad (peace be on him). It was during this time that the surah under discussion was revealed. The above verses were thus quite relevant and it is against this backdrop that one appreciates their full significance. (For details see(Yunus 10: 21), (al-Nahl 16: 112),(al-Muminun 23: 75-6); and(al-Dukhan 44: 9-16.)

Aisha Bewley

Then We gave them good in exchange for evil until they increased in number and said, ‘Our forefathers too underwent both hardship and ease. ’ Then We seized them suddenly when they were not expecting it.

Al-Hilali & Khan

Then We changed the evil for the good, until they increased in number and in wealth, and said: "Our fathers were touched with evil (loss of health and calamities) and with good (prosperity)." So We seized them all of a sudden while they were unaware.

Ali Quli Qarai

Then We changed the ill [conditions] to good until they multiplied [in numbers] and said, ‘Adversity and ease befell our fathers [too]. ’ Then We seized them suddenly while they were unaware.

Amatul Rahman Omar

Then We brought comfort (for them) in place of (their) distress until they grew in affluence, (number and excess) and said, `Surely, tribulations and prosperity visited our fathers (also, so it is a normal course of events). ' So We seized them unawares while they perceived not (the peril they were in).

Arthur John Arberry

then We gave them in the place of evil good, till they multiplied, and said, 'Hardship and happiness visited our fathers. ' So We seized them suddenly, unawares.

Bijan Moeinian

Then I changed their situation so that they prosper enough [to rebel and in reply to My warnings] say: "Our fathers also went through hardship and prosperity. " I subjected all [such rebellious people] to a sudden catastrophe while they were unaware.

E. Henry Palmer

and then did we give them, in exchange for evil, good, until they increased and said, 'Distress and joy both touched our fathers;' then we overtook them suddenly ere they could perceive. -

Edip-Layth

Then We replaced the bad with the good until they had plenty and they said, "Our fathers were the ones afflicted by hardship, and adversity." We then take them suddenly, while they do not perceive.

George Sale

The We changed their evil condition to good until they grew in affluence and numbers and said, 'Suffering and happiness betided our fathers also, what if they befell us. ' Then We seized them suddenly, while they perceive not.

Hamid S. Aziz

And then did We exchanged good for evil (suffering for prosperity), until they grew (in strength and prosperity) and said, "Our fathers, too, were touched by both suffering and joy. " Then We overtook them suddenly ere they realized their peril.

Mahmoud Ghali

Thereafter We exchanged in place of an odious deed a fair (reward), (i. e., replaced adversity by good fortune) till they lived in luxury and said, "Tribulation and easiness already touched our fathers." So We took them (away) suddenly, (while) they were not aware.

Marmaduke Pickthall

Then changed We the evil plight for good till they grew affluent and said: Tribulation and distress did touch our fathers. Then We seized them unawares, when they perceived not.

Mohamed Ahmed - Samira

But when We changed hardship to ease, and they rose and prospered, (they forgot Our favours) and said: "Our ancestors had also known suffering and joy. " So We caught them unawares.

Muhammad Asad

then We transformed the affliction into ease of life, so that they throve and said [to themselves], "Misfortune and hardship befell our forefathers as well -whereupon We took them to task, all of a sudden, without their being aware [of what was coming].

Mustafa Khattab

Then We changed their adversity to prosperity until they flourished and argued ˹falsely˺, "Our forefathers ˹too˺ had been visited by adversity and prosperity."[1] So We seized them by surprise, while they were unaware.

Progressive Muslims

Then We replace the bad with good, until they have plenty, then they Say: "Our fathers were the ones afflicted by hardship, and adversity. " We then take them suddenly, while they are unaware.

Rashad Khalifa

Then we substituted peace and prosperity in place of that hardship. But alas, they turned heedless and said, "It was our parents who experienced that hardship before prosperity." Consequently, we punished them suddenly when they least expected.

Sahih International

Then We exchanged in place of the bad [condition], good, until they increased [and prospered] and said, "Our fathers [also] were touched with hardship and ease. " So We seized them suddenly while they did not perceive.

Sam Gerrans

Then We changed the place of evil for good until they increased in number and said: “Adversity and prosperity did touch our fathers,” — then We took them unawares, when they perceived not.

Shabbir Ahmed

Then We changed their plight for good till they became affluent. Then they said, "(Hardships and prosperity are just a matter of chance). Even our parents and forefathers have gone through these ups and downs." Our Requital seized them when they least expected it. (To them it appeared sudden, but unjust systems insidiously move towards the consequences).

Syed Vickar Ahamed

Then We changed their suffering into success and joy, until they grew and multiplied, and began to say: "Our fathers (too) had suffering and success"— Look! We called them to account all of a sudden, when they were not aware (of the situation).

Taqi Usmani

Thereafter, We substituted good in place of evil until they increased, and said, "Hardship and prosperity came to our fathers (too)." Then We seized them suddenly while they were not aware.

The Monotheist Group

Then We replaced the bad with good, until they neglected and said: "Our fathers were touched by both hardship and prosperity." We then take them suddenly, while they are unaware.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 95. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 95. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 95. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩