Diyanet İşleri
"Denizi açık halde bırak." Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
Duhân suresi
Duhân suresi, 24. ayet. وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا إِنَّهُمْ جُندٌ مُّغْرَقُونَ
vetruki-lbaḥra rahvâ. innehüm cündüm mugraḳûn.
"Denizi açık halde bırak." Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Firavun kavmi ve İsrâiloğullarının kurtuluşu Duhân 17–33 3
"Bana inanmadınızsa benden uzak durun."
Sonra Musa, Rabbine, "Bunlar günahkar bir toplumdur" diye seslendi.
Allah da şöyle dedi: "O halde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz."
"Denizi açık halde bırak." Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.
Nice ekinler, nice güzel konaklar!
Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
24. “Denizi de olduğu gibi açık bırak!” Bu, şöyle olmuştu: Mûsâ aleyhisselam, Yüce Allah’ın emrettiği şekilde İsrailoğullarını geceleyin alıp götürdü. Firavun, onları takip edince Yüce Allah Mûsâ aleyhisselam’a denize asası ile vurmasını emretti. O da vurunca on iki tane yol açıldı. Bütün yollar arasında su, büyük dağlar gibi bir hal aldı ve Mûsâ aleyhisselam, kavmi ile birlikte o yollardan geçtiler. O denizden çıktıkları vakit Yüce Allah, Mûsâ aleyhisselam’a denizi olduğu halde bırakmasını emretti. Böylelikle Firavun ve askerlerinin de o yolu izlemeleri sağlanmış oldu.
“Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.” Mûsâ aleyhisselam’ın kavmi, bütünü ile denizden çıkıp Firavun ve beraberindekiler de bütünü ile denizin içine girince Yüce Allah, denize üzerlerine kapanmasını emretti. Onlardan tek bir kişi kurtulmamak üzere hepsi suda boğuldular.
Dünya hayatında kendilerine verilmiş bulunan nimetleri geride bıraktılar. Allah, bunları Firavun ve kavmi tarafından köleleştirilmiş bulunan İsrailoğullarına miras olarak verdi. İşte bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Yüce Allah Musa'ya, İsrailoğulları ile beraber denizi geçtikten sonra daha önce sakin halde olduğu gibi denizi kendi halinde sakin bırakmasını emretti. Şüphesiz Firavun ve askerleri denizde boğularak helak olacak bir ordudur.
Aynı kök: غرق (23 geçiş) · Aynı kök: جند (29 geçiş) · Aynı kök: بحر (42 geçiş)
İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak…
Aynı kök: غرق (23 geçiş) · Aynı kök: بحر (42 geçiş)
Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.
Aynı kök: غرق (23 geçiş)
Derken kavmi onu yalanladı. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Çünkü onlar…
Aynı kök: جند (29 geçiş)
Talut, ordu ile hareket edince, "Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o…
Aynı kök: جند (29 geçiş)
(Talut'un askerleri) Calut ve askerleriyle karşı karşıya gelince şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve…
Aynı kök: جند (29 geçiş)
Sonra Allah, Resulü ile mü'minler üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkar edenlere…
Aynı kök: ترك (43 geçiş)
Onların durumu, (geceleyin) ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları…
Aynı kök: ترك (43 geçiş)
Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Denizi rahatça terk edip geç! Şüphesiz ki onlar boğulacak bir ordudur." dipnot 1
Ziyanı yok, sen denizi rahat bir biçimde terk et! Onlar hakkındaki karar kesin: o ordu mutlaka boğulacak!"
ve denizi (seninle Firavun'un adamları arasında) öyle, olduğu gibi bırak, zaten onlar boğulmaya mahkum bir topluluktur!" dedi.
"Denizi açık olduğu halde bırak. . . Muhakkak ki onlar boğulmuş bir ordudur. "
"Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur."
Denizi açık halde bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
"Denizi açık olarak bırak; onların ordusu kesinlikle boğulacaktır!"
"Denizi sükunetle geç/terk et;çünkü onlar boğulacak bir ordudur."
"Denizi yarılmış olarak terk et. Onlar boğulmaya mahkûm bir ordudur."
'Denizi yarılmış olarak terket. Onlar boğulmaya mahkum bir ordudur.'
Denizi açık bırak, Çünkü onlar ordu halinde gelip boğulacaklar." buyurdu.
Ve denizi açık bırak, çünkü onlar ordu halinde gelip gark olunacaklar
"Denizi olduğu hal üzere bırak. dipnot 1 Onlar, boğulacak olan bir ordudur."
"Denizi olduğu hal üzere bırak. dipnot 1 Onlar, boğulacak olan bir ordudur."
Denizi olduğu hal üzere bırak. dipnot 1 Onlar, boğulacak olan bir ordudur.
"Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur."
"Denizi (sen ve ashaabın selametle geçdikden sonra) durgun ve açık bırak. Çünkü onlar boğul (mıya mahkum ol) muş bir ordudur".
Denizi sakin iken geride bırak. Doğrusu onlar, suda boğulacak bir ordudur.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Denizi sakın olarak bırak! Şüphesiz onlar, suda boğulacak bir ordudur.
"Denizi (yarıp toplumunu geçirdikten sonra olduğu gibi) açık bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur."
Denizi (geçtikten sonra) açık haliyle bırak; çünkü onlar, kesinlikle boğulacak bir ordudur dipnot 1 ."
"Denizi de olduğu gibi bırak. Çünkü onlar, boğulacak bir ordudur."
Denizi açık olarak bırak! Şüphesiz onlar, suda boğulacak bir ordudur.
Denizi durgun olarak terket, şüphesiz onlar, suda boğulacak bir ordudur.
"Denizi açık bırak, çünkü onlar, boğulmaya mahkum edilmiş bir ordudur."
And after you have stricken the sea with your staff and made a footpath for your people across, calm yourself and let the sea return to its settled calm. They are a multitude of men destined to drown".
Leave the sea behind you parted and their army will be drowned.’
"And leave the sea as a furrow (divided): for they are a host (destined) to be drowned."
And leave the sea behind you as calm as ever. Surely they are an army that is doomed to be drowned." dipnot 1
Leave the sea divided as it is. They are an army who will be drowned.’
"And leave the sea as it is (quiet and divided). Verily, they are a host to be drowned."
And leave the sea calmly; they will indeed be a drowned host. ’
`And leave (when) the sea (is calm and not in tide) by its depressed portion (crossing on the dunes). Surely, these (pursuers, Pharaoh and his people) are a host (of people) doomed to be drowned.'
And leave the sea becalmed; they are a drowned host. '
"Cross the sea quickly and let their army drawn. "
But leave the sea in quiet - verily, they are a host to be drowned!
Cross the sea quickly; their troops will be drowned.
And leave the sea divided, that the Egyptians may enter the same; for they are a host doomed to be drowned.
"And leave the sea divided (as a furrow); surely they are a host that shall be drowned. "
And leave the sea becalmed; (Or: furrowed) surely they are a drowned host. "
And leave the sea behind at rest, for lo! they are a drowned host.
(Cross and) leave the sea undisturbed. The (pursuing) hosts will surely be drowned, "
and leave the sea becalmed [between thee and Pharaoh’s men]: for, verily, they are a host destined to be drowned!"
And leave the sea parted, for they are certainly an army bound to drown."
And cross the sea quickly; their troops will be drowned.
"Cross the sea quickly; their troops will be drowned."
And leave the sea in stillness. Indeed, they are an army to be drowned."
“And leave thou the sea tranquil: — they are a force to be drowned.”
And leave the ebbed, becalmed sea behind, for, verily, they are an army destined to be drowned. "
"And leave the sea at the gap (across the ocean bed divided): Verily, they are a group to be drowned. "
and leave the sea in the state of stillness; they are an army that is sure to be drowned."
And cross the sea quickly; their troops will be drowned.