Mehmet Okuyan
Tâ. Sîn. Mîm. dipnot 1
Mehmet Okuyan — dipnotlar
- metne dön, dipnot 1 Mukatta‘a harfleri hakkında bilgi için bkz. Bakara 2:1, dipnot 1.
26. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Şuarâ suresi, 1. ayet. طسٓمٓ
ṭâ-sîn-mîm.
Tâ. Sîn. Mîm. dipnot 1
Şuarâ suresi, 2. ayet. تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
tilke âyâtü-lkitâbi-lmübîn.
İşte şu(nlar), apaçık Kitabın ayetleridir.
Şuarâ suresi, 3. ayet. لَعَلَّكَ بَٰخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
le`alleke bâḫi`un nefseke ellâ yekûnû mü'minîn.
Onlar iman etmiyor diye neredeyse kendine yazık edeceksin! dipnot 1
Şuarâ suresi, 4. ayet. إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةً فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ
in neşe' nünezzil `aleyhim mine-ssemâi âyeten feżallet a`nâḳuhüm lehâ ḫâḍi`în.
Dilesek, üzerlerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de ona boyunları eğik kalır.
Şuarâ suresi, 5. ayet. وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ
vemâ ye'tîhim min ẕikrim mine-rraḥmâni muḥdeŝin illâ kânû `anhü mü`riḍîn.
Kendilerine, Rahmân'dan her yeni mesaj geldiğinde ondan yüz çevirirler. dipnot 1
Şuarâ suresi, 6. ayet. فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
feḳad keẕẕebû feseye'tîhim embâü mâ kânû bihî yestehziûn.
Elbette (bu mesajı) da yalanladılar; (fakat) alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında kendilerine gelecektir. dipnot 1
Şuarâ suresi, 7. ayet. أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ
evelem yerav ile-l'arḍi kem embetnâ fîhâ min külli zevcin kerîm.
Yerde her değerli çiftten nice (bitkiler) yetiştirdiğimizi hiç mi görmediler?
Şuarâ suresi, 8. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Şuarâ suresi, 9. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.
Şuarâ suresi, 10. ayet. وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
veiẕ nâdâ rabbüke mûsâ eni-'ti-lḳavme-żżâlimîn.
(10, 11) Hani Rabbin, Musa'ya "Zalim topluma, yani Firavun'un kavmine git! (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacaklar mı?" diye seslenmişti.
Şuarâ suresi, 11. ayet. قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ
ḳavme fir`avn. elâ yetteḳûn.
(10, 11) Hani Rabbin, Musa'ya "Zalim topluma, yani Firavun'un kavmine git! (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacaklar mı?" diye seslenmişti.
Şuarâ suresi, 12. ayet. قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
ḳâle rabbi innî eḫâfü ey yükeẕẕibûn.
(Musa) şöyle demişti: "Rabbim! Beni yalanlamalarından korkuyorum.
Şuarâ suresi, 13. ayet. وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَٰرُونَ
veyeḍîḳu ṣadrî velâ yenṭaliḳu lisânî feersil ilâ hârûn.
İçim daralabilir, dilim dönmeyebilir; (bu nedenle) Harun'a da elçilik ver! dipnot 1
Şuarâ suresi, 14. ayet. وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ
velehüm `aleyye ẕembün feeḫâfü ey yaḳtülûn.
Onların lehinde, benim aleyhimde bir suç(um) var. Beni öldürmelerinden korkuyorum." dipnot 1
Şuarâ suresi, 15. ayet. قَالَ كَلَّا فَٱذْهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ
ḳâle kellâ. feẕhebâ biâyâtinâ innâ me`aküm müstemi`ûn.
(Allah) şöyle demişti: "Hayır! İkiniz mesajlarımı götürün! Biz sizinle birlikteyiz; (olup biteni) duymaktayız. dipnot 1
Şuarâ suresi, 16. ayet. فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
fe'tiyâ fir`avne feḳûlâ innâ rasûlü rabbi-l`âlemîn.
(16, 17) Firavun'a gidin ve deyin ki: ‘Şüphesiz ki biz, İsrailoğullarını bizimle göndermen için âlemlerin Rabbi'nin elçi(leri)yiz."
Şuarâ suresi, 17. ayet. أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
en ersil me`anâ benî isrâîl.
(16, 17) Firavun'a gidin ve deyin ki: ‘Şüphesiz ki biz, İsrailoğullarını bizimle göndermen için âlemlerin Rabbi'nin elçi(leri)yiz."
Şuarâ suresi, 18. ayet. قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ
ḳâle elem nürabbike fînâ velîdev velebiŝte fînâ min `umürike sinîn.
(Firavun) şöyle demişti: "Biz seni aramızda çocukken büyütmemiş miydik? Sen de ömründen senelerce aramızda kalmıştın. dipnot 1
Şuarâ suresi, 19. ayet. وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ
vefe`alte fa`leteke-lletî fe`alte veente mine-lkâfirîn.
Yaptığın o işini de yapmıştın. Sen nankörlerdensin." dipnot 1
Şuarâ suresi, 20. ayet. قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
ḳâle fe`altühâ iẕev veenâ mine-ḍḍâllîn.
(Musa) şöyle demişti: "Ben o zaman şaşkınlardan olarak o işi yapmıştım. dipnot 1
Şuarâ suresi, 21. ayet. فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
feferartü minküm lemmâ ḫiftüküm fevehebe lî rabbî ḥukmev vece`alenî mine-lmürselîn.
Sizden korktuğum için de aranızdan kaçmıştım. Sonra Rabbim bana hikmet (doğru hüküm verme yeteneği) verdi ve beni elçilerden (biri olarak) görevlendirdi.
Şuarâ suresi, 22. ayet. وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
vetilke ni`metün temünnühâ `aleyye en `abbette benî isrâîl.
Başıma kaktığın o nimete gelince, (onun sebebi de) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendi."
Şuarâ suresi, 23. ayet. قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
ḳâle fir`avnü vemâ rabbü-l`âlemîn.
(Firavun) "Âlemlerin Rabbi de nedir?" demişti.
Şuarâ suresi, 24. ayet. قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
ḳâle rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.
(Musa ise) "Kesin inananlar olursanız, (bilin ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir." demişti. dipnot 1
Şuarâ suresi, 25. ayet. قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ
ḳâle limen ḥavlehû elâ testemi`ûn.
(Firavun) etrafındakilere "Duymuyor musunuz?" demişti.
Şuarâ suresi, 26. ayet. قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
ḳâle rabbüküm verabbü âbâikümü-l'evvelîn.
(Musa ise) "O, sizin de Rabbinizdir; önceki atalarınızın da Rabbidir." demişti.
Şuarâ suresi, 27. ayet. قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ
ḳâle inne rasûlekümü-lleẕî ürsile ileyküm lemecnûn.
(Firavun) "Size gönderilen bu Elçiniz mutlaka cinlenmiştir!" demişti. dipnot 1
Şuarâ suresi, 28. ayet. قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ
ḳâle rabbü-lmeşriḳi velmagribi vemâ beynehümâ. in küntüm ta`ḳilûn.
(Musa ise) "Aklınızı kullanırsanız (anlarsınız ki Allah), doğunun, batının ve ikisi arasında bulunanların da Rabbidir." demişti.
Şuarâ suresi, 29. ayet. قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ
ḳâle leini-tteḫaẕte ilâhen gayrî leec`alenneke mine-lmescûnîn.
(Firavun) "Benden başkasını ilah edinirsen dipnot 1 şüphesiz ki seni hapse atılanlardan yaparım!" demişti.
Şuarâ suresi, 30. ayet. قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍ مُّبِينٍ
ḳâle evelev ci'tüke bişey'im mübîn.
(Musa ise) "Sana apaçık bir şey (delil) getirsem de mi (hapse atarsın)?" diye sormuştu.
Şuarâ suresi, 31. ayet. قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
ḳâle fe'ti bihî in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
(Firavun da) "Doğru söyleyenlerdensen getir onu (delilini)!" demişti.
Şuarâ suresi, 32. ayet. فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ
feelḳâ `aṣâhü feiẕâ hiye ŝü`bânüm mübîn.
(Musa) asasını atmıştı. Bir de ne görsünler, o (asa) apaçık bir yılan (olmuş)! dipnot 1
Şuarâ suresi, 33. ayet. وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ
veneza`a yedehû feiẕâ hiye beyḍâü linnâżirîn.
Elini de (koynundan) çıkarmıştı. Bir de ne görsünler, o (eli) bakanlara bembeyaz (görünmüştü). dipnot 1
Şuarâ suresi, 34. ayet. قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌ
ḳâle lilmelei ḥavlehû inne hâẕâ lesâḥirun `alîm.
(34, 35) (Firavun) çevresindeki yöneticilere şöyle demişti: "Bu, sizi büyüsüyle yurdunuzdan çıkarmak isteyen çok bilgili bir büyücüdür. dipnot 1 Öneriniz nedir?"
Şuarâ suresi, 35. ayet. يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
yürîdü ey yuḫriceküm min arḍiküm bisiḥrih. femâẕâ te'mürûn.
(34, 35) (Firavun) çevresindeki yöneticilere şöyle demişti: "Bu, sizi büyüsüyle yurdunuzdan çıkarmak isteyen çok bilgili bir büyücüdür. dipnot 1 Öneriniz nedir?"
Şuarâ suresi, 36. ayet. قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
ḳâlû ercih veeḫâhü veb`aŝ fi-lmedâini ḥâşirîn.
(36, 37) (Onlar) şöyle demişlerdi: "Kardeşiyle birlikte onu (Musa'yı) alıkoy ve bütün bilgin büyücüleri sana getirmeleri için toplayıcıları şehirlere gönder!"
Şuarâ suresi, 37. ayet. يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ
ye'tûke bikülli seḥḥârin `alîm.
(36, 37) (Onlar) şöyle demişlerdi: "Kardeşiyle birlikte onu (Musa'yı) alıkoy ve bütün bilgin büyücüleri sana getirmeleri için toplayıcıları şehirlere gönder!"
Şuarâ suresi, 38. ayet. فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
fecümi`a-sseḥaratü limîḳâti yevmim ma`lûm.
(Ardından) büyücüler belirli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirilmişlerdi. dipnot 1
Şuarâ suresi, 39. ayet. وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ
veḳîle linnâsi hel entüm müctemi`ûn.
İnsanlara da "Siz de toplanıyor musunuz? (toplanın)!" denmişti.
Şuarâ suresi, 40. ayet. لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
le`allenâ nettebi`u-sseḥarate in kânû hümü-lgâlibîn.
(Şehir halkı:) "Umarız ki büyücüler üstün gelirlerse büyücülere uyarız!" (demişti). dipnot 1
Şuarâ suresi, 41. ayet. فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ
felemmâ câe-sseḥaratü ḳâlû lifir`avne einne lenâ leecran in künnâ naḥnü-lgâlibîn.
Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a "Galip gelirsek bize ödül var, değil mi?" demişlerdi.
Şuarâ suresi, 42. ayet. قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
ḳâle ne`am veinneküm iẕel lemine-lmüḳarrabîn.
(Firavun) "Tamam! Şüphesiz ki o takdirde siz gözdelerimden (olacaksı)nız!" demişti. dipnot 1
Şuarâ suresi, 43. ayet. قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ
ḳâle lehüm mûsâ elḳû mâ entüm mülḳûn.
Musa onlara "Ne atacaksanız atın!" demişti. dipnot 1
Şuarâ suresi, 44. ayet. فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَٰلِبُونَ
feelḳav ḥibâlehüm ve`iṣiyyehüm veḳâlû bi`izzeti fir`avne innâ lenaḥnü-lgâlibûn.
İplerini ve asalarını atmış ve "Firavun'un itibarı için dipnot 1 elbette biz galip geleceğiz!" demişlerdi.
Şuarâ suresi, 45. ayet. فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
feelḳâ mûsâ `aṣâhü feiẕâ hiye telḳafü mâ ye'fikûn.
Musa da asasını atmıştı. Bir de ne görsünler, (Musa'nın asası) onların uydurduklarını yutuyor. dipnot 1
Şuarâ suresi, 46. ayet. فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ
feülḳiye-sseḥaratü sâcidîn.
(Bunu gören) büyücüler derhal secdeye kapanmışlardı.
Şuarâ suresi, 47. ayet. قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
ḳâlû âmennâ birabbi-l`âlemîn.
(47, 48) "Âlemlerin Rabbine, yani Musa ve Harun'un Rabbine inanıp güvendik!" dipnot 1 demişlerdi.
Şuarâ suresi, 48. ayet. رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
rabbi mûsâ vehârûn.
(47, 48) "Âlemlerin Rabbine, yani Musa ve Harun'un Rabbine inanıp güvendik!" dipnot 1 demişlerdi.
Şuarâ suresi, 49. ayet. قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ
ḳâle âmentüm lehû ḳable en âẕene leküm. innehû lekebîrukümü-lleẕî `allemekümü-ssiḥr. felesevfe ta`lemûn. leüḳaṭṭi`anne eydiyeküm veercüleküm min ḫilâfiv veleüṣallibenneküm ecme`în.
(Firavun) şöyle demişti: "Ben size izin vermeden ona iman ettiniz, (öyle mi)! Şüphesiz ki o (Musa), size büyü öğreten büyüğünüzdür (akıl hocanızdır). İleride (size neler yapacağımı) elbette bileceksiniz. Dönekliğ(iniz)den dolayı kesinlikle ellerinizi ve ayaklarınızı elbette kestireceğim ve hepinizi astıracağım!" dipnot 1
Şuarâ suresi, 50. ayet. قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
ḳâlû lâ ḍayr. innâ ilâ rabbinâ münḳalibûn.
(Büyücüler) şöyle demişlerdi: "Zararı yok, (nasıl olsa) Rabbimize döneceğiz.
Şuarâ suresi, 51. ayet. إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
innâ naṭme`u ey yagfira lenâ rabbünâ ḫaṭâyânâ en künnâ evvele-lmü'minîn.
İlk iman edenler (iman edenlerin öncüleri) olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz." dipnot 1
Şuarâ suresi, 52. ayet. وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
veevḥaynâ ilâ mûsâ en esri bi`ibâdî inneküm müttebe`ûn.
Musa'ya "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz ki takip edileceksiniz!" diye vahyetmiştik. dipnot 1
Şuarâ suresi, 53. ayet. فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
feersele fir`avnü fi-lmedâini ḥâşirîn.
Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar göndermişti.
Şuarâ suresi, 54. ayet. إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ
inne hâülâi leşirẕimetün ḳalîlûn.
(54, 55, 56) "Şüphesiz ki bunlar az bir topluluktur; (ama) bize karşı öfke doludurlar. Biz ise donanımlı bir topluluğuz!" (demişti).
Şuarâ suresi, 55. ayet. وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ
veinnehüm lenâ legâiżûn.
(54, 55, 56) "Şüphesiz ki bunlar az bir topluluktur; (ama) bize karşı öfke doludurlar. Biz ise donanımlı bir topluluğuz!" (demişti).
Şuarâ suresi, 56. ayet. وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ
veinnâ lecemî`un ḥâẕirûn.
(54, 55, 56) "Şüphesiz ki bunlar az bir topluluktur; (ama) bize karşı öfke doludurlar. Biz ise donanımlı bir topluluğuz!" (demişti).
Şuarâ suresi, 57. ayet. فَأَخْرَجْنَٰهُم مِّن جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
feaḫracnâhüm min cennâtiv ve`uyûn.
(57, 58) Onları (Firavun ve halkını) bahçeler(in)den, (su) kaynaklarından, hazinelerden ve değerli makamlardan çıkarmıştık.
Şuarâ suresi, 58. ayet. وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
vekünûziv vemeḳâmin kerîm.
(57, 58) Onları (Firavun ve halkını) bahçeler(in)den, (su) kaynaklarından, hazinelerden ve değerli makamlardan çıkarmıştık.
Şuarâ suresi, 59. ayet. كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
keẕâlik. veevraŝnâhâ benî isrâîl.
Böylece İsrailoğullarını onlara (geride bıraktıklarına) mirasçı yapmıştık. dipnot 1
Şuarâ suresi, 60. ayet. فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ
feetbe`ûhüm müşriḳîn.
(Firavun ve adamları) gün doğarken onların peşine düşmüşlerdi. dipnot 1
Şuarâ suresi, 61. ayet. فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ
felemmâ terâe-lcem`âni ḳâle aṣḥâbü mûsâ innâ lemüdrakûn.
İki topluluk birbirini görünce Musa'nın halkı "Şüphesiz ki yakalandık!" demişlerdi.
Şuarâ suresi, 62. ayet. قَالَ كَلَّآ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ
ḳâle kellâ. inne me`iye rabbî seyehdîn.
(Musa) "Asla! Şüphesiz ki Rabbim benimledir, bana yol gösterecektir!" dipnot 1 demişti. dipnot 2
Şuarâ suresi, 63. ayet. فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ
feevḥaynâ ilâ mûsâ eni-ḍrib bi`aṣâke-lbaḥr. fenfeleḳa fekâne küllü firḳin keṭṭavdi-l`ażîm.
Musa'ya "Asanla denize vur!" diye vahyetmiştik. (Deniz) derhal yarılmış; her bölüm koca bir dağ gibi olmuştu.
Şuarâ suresi, 64. ayet. وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْـَٔاخَرِينَ
veezlefnâ ŝemme-l'âḫarîn.
Diğerlerini oraya yaklaştırmıştık.
Şuarâ suresi, 65. ayet. وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
veenceynâ mûsâ vemem me`ahû ecme`în.
Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtarmıştık.
Şuarâ suresi, 66. ayet. ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
ŝümme agraḳne-l'âḫarîn.
Sonra diğerlerini (suda) boğmuştuk. dipnot 1
Şuarâ suresi, 67. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Şuarâ suresi, 68. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.
Şuarâ suresi, 69. ayet. وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ
vetlü `aleyhim nebee ibrâhîm.
Onlara İbrahim'in haberini tilavet et (okuyup aktar)!
Şuarâ suresi, 70. ayet. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ
iẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâ ta`büdûn.
Hani o (İbrahim), babasına ve kavmine "Neye tapıyorsunuz?" diye sormuştu.
Şuarâ suresi, 71. ayet. قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ
ḳâlû na`büdü aṣnâmen feneżallü lehâ `âkifîn.
Onlar "Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz!" demişlerdi.
Şuarâ suresi, 72. ayet. قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ
ḳâle hel yesme`ûneküm iẕ ted`ûn.
(72, 73) (İbrahim) "Kendilerine yalvardığınızda sizi duyuyorlar veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı?" diye sormuştu.
Şuarâ suresi, 73. ayet. أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ
ev yenfe`ûneküm ev yeḍurrûn.
(72, 73) (İbrahim) "Kendilerine yalvardığınızda sizi duyuyorlar veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı?" diye sormuştu.
Şuarâ suresi, 74. ayet. قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ
ḳâlû bel vecednâ âbâenâ keẕâlike yef`alûn.
Onlar "Hayır ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk!" cevabını vermişlerdi. dipnot 1
Şuarâ suresi, 75. ayet. قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
ḳâle eferaeytüm mâ küntüm ta`büdûn.
(75, 76) (İbrahim) şöyle demişti: "Siz ve önceki atalarınız neye taptığınızı hiç düşündünüz mü?
Şuarâ suresi, 76. ayet. أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ
entüm veâbâükümü-l'aḳdemûn.
(75, 76) (İbrahim) şöyle demişti: "Siz ve önceki atalarınız neye taptığınızı hiç düşündünüz mü?
Şuarâ suresi, 77. ayet. فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ
feinnehüm `adüvvül lî illâ rabbe-l`âlemîn.
Şüphesiz ki onlar (putlar) benim düşmanımdır; sadece âlemlerin Rabbine (kulluk ederim). dipnot 1
Şuarâ suresi, 78. ayet. ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ
elleẕî ḫaleḳanî fehüve yehdîn.
Beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.
Şuarâ suresi, 79. ayet. وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ
velleẕî hüve yuṭ`imünî veyesḳîn.
Beni yediren ve içirendir.
Şuarâ suresi, 80. ayet. وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
veiẕâ meriḍtü fehüve yeşfîn.
Hastalandığımda bana şifa verendir.
Şuarâ suresi, 81. ayet. وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ
velleẕî yümîtünî ŝümme yuḥyîn.
Beni öldürüp sonra diriltecek olandır.
Şuarâ suresi, 82. ayet. وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ
velleẕî aṭme`u ey yagfira lî ḫaṭîetî yevme-ddîn.
Hesap gününde benim için hatalarımı bağışlayacağını umduğum dipnot 1 O'dur.
Şuarâ suresi, 83. ayet. رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ
rabbi heb lî ḥukmev veelḥiḳnî biṣṣâliḥîn.
Rabbim! Bana doğru hüküm verme yeteneği ver ve beni iyiler arasına kat! dipnot 1
Şuarâ suresi, 84. ayet. وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
vec`al lî lisâne ṣidḳin fi-l'âḫirîn.
Bana, (benden) sonra gelecekler arasında iyilikle anılmayı nasip et!
Şuarâ suresi, 85. ayet. وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ
vec`alnî miv veraŝeti cenneti-nne`îm.
Beni, nimet cennetinin mirasçılarından kıl!
Şuarâ suresi, 86. ayet. وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
vagfir liebî innehû kâne mine-ḍḍâllîn.
Şaşkınlardan olan babamı da bağışla! dipnot 1
Şuarâ suresi, 87. ayet. وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ
velâ tuḫzinî yevme yüb`aŝûn.
(87, 88, 89) Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!"
Şuarâ suresi, 88. ayet. يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ
yevme lâ yenfe`u mâlüv velâ benûn.
(87, 88, 89) Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!"
Şuarâ suresi, 89. ayet. إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
illâ men ete-llâhe biḳalbin selîm.
(87, 88, 89) Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!"
Şuarâ suresi, 90. ayet. وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
veüzlifeti-lcennetü lilmütteḳîn.
(O gün) cennet, muttakîlere (duyarlı olanlara) yaklaştırılacaktır. dipnot 1
Şuarâ suresi, 91. ayet. وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ
vebürrizeti-lceḥîmü lilgâvîn.
Cehennem de azgınlar için ortaya çıkartılacaktır.
Şuarâ suresi, 92. ayet. وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
veḳîle lehüm eyne mâ küntüm ta`büdûn.
(92, 93) Onlara (cehennemliklere) "Allah'ın peşi sıra taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denecektir.
Şuarâ suresi, 93. ayet. مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ
min dûni-llâh. hel yenṣurûneküm ev yenteṣirûn.
(92, 93) Onlara (cehennemliklere) "Allah'ın peşi sıra taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denecektir.
Şuarâ suresi, 94. ayet. فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ
fekübkibû fîhâ hüm velgâvûn.
(94, 95) Onlar (İbrahim'in kavmi) bütün azgınlar ve İblis'in askerleri, hepsi tepetaklak cehenneme atılacaklardır.
Şuarâ suresi, 95. ayet. وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ
vecünûdü iblîse ecme`ûn.
(94, 95) Onlar (İbrahim'in kavmi) bütün azgınlar ve İblis'in askerleri, hepsi tepetaklak cehenneme atılacaklardır.
Şuarâ suresi, 96. ayet. قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ
ḳâlû vehüm fîhâ yaḫteṣimûn.
(Cehennemlikler) orada birbirleriyle çekişerek şöyle diyeceklerdir:
Şuarâ suresi, 97. ayet. تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ
tellâhi in künnâ lefî ḍalâlim mübîn.
(97, 98) Allah'a yemin olsun: dipnot 1 Sizi âlemlerin Rabbiyle eşit saymakla doğrusu apaçık bir sapkınlık içindeymişiz.
Şuarâ suresi, 98. ayet. إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
iẕ nüsevvîküm birabbi-l`âlemîn.
(97, 98) Allah'a yemin olsun: dipnot 1 Sizi âlemlerin Rabbiyle eşit saymakla doğrusu apaçık bir sapkınlık içindeymişiz.
Şuarâ suresi, 99. ayet. وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ
vemâ eḍallenâ ille-lmücrimûn.
Bizi, o suçlulardan başkası saptırmadı.
Şuarâ suresi, 100. ayet. فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ
femâ lenâ min şâfi`în.
Bizim için şefaatçiler de yok.
Şuarâ suresi, 101. ayet. وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ
velâ ṣadîḳin ḥamîm.
Yakın bir dost da yok.
Şuarâ suresi, 102. ayet. فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
felev enne lenâ kerraten fenekûne mine-lmü'minîn.
Keşke bizim için (dünyaya) bir daha dönüş olsaydı da müminlerden olsa(ydı)k!" dipnot 1
Şuarâ suresi, 103. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Şuarâ suresi, 104. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir. dipnot 1
Şuarâ suresi, 105. ayet. كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebet ḳavmü nûḥin-lmürselîn.
Nuh'un kavmi de elçileri yalanlamıştı. dipnot 1
Şuarâ suresi, 106. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm nûḥun elâ tetteḳûn.
Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?
Şuarâ suresi, 107. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
innî leküm rasûlün emîn.
Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.
Şuarâ suresi, 108. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Şuarâ suresi, 109. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.
Şuarâ suresi, 110. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!"
Şuarâ suresi, 111. ayet. قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ
ḳâlû enü'minü leke vettebe`ake-l'erẕelûn.
(Kavmi) "Sana düşük (seviyeli) insanlar uymuşken, biz sana iman eder miyiz hiç!" demişti. dipnot 1
Şuarâ suresi, 112. ayet. قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
ḳâle vemâ `ilmî bimâ kânû ya`melûn.
(Nuh) şöyle demişti: "Onların (daha önce) neler yaptığına dair hiçbir bilgim yok.
Şuarâ suresi, 113. ayet. إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى لَوْ تَشْعُرُونَ
in ḥisâbühüm illâ `alâ rabbî lev teş`urûn.
Düşünürseniz, onların hesabının ancak Rabbime ait olduğunu anlarsınız.
Şuarâ suresi, 114. ayet. وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
vemâ ene biṭâridi-lmü'minîn.
Ben müminleri asla (yanımdan) kovamam.
Şuarâ suresi, 115. ayet. إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
in ene illâ neẕîrum mübîn.
Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım." dipnot 1
Şuarâ suresi, 116. ayet. قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ
ḳâlû leil lem tentehi yâ nûḥu letekûnenne mine-lmercûmîn.
(Kavmi) şöyle demişti: "Ey Nuh! (Bu davandan) vazgeçmezsen (iyi bil ki) kovulmuşlardan olacaksın!" dipnot 1
Şuarâ suresi, 117. ayet. قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ
ḳâle rabbi inne ḳavmî keẕẕebûn.
(Nuh, Rabbine yönelerek) "Rabbim! Kavmim beni yalanladı.
Şuarâ suresi, 118. ayet. فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
feftaḥ beynî vebeynehüm fetḥav veneccinî vemem me`iye mine-lmü'minîn.
Benimle onlar arasında hükmünü ver ve hem beni hem de benimle birlikte inananları kurtar!" demişti.
Şuarâ suresi, 119. ayet. فَأَنجَيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
feenceynâhü vemem me`ahû fi-lfülki-lmeşḥûn.
Biz de onu ve beraberindekileri dolu gemide (taşıyarak) kurtarmıştık.
Şuarâ suresi, 120. ayet. ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ
ŝümme agraḳnâ ba`dü-lbâḳîn.
Sonra da geride kalanları (suda) boğmuştuk.
Şuarâ suresi, 121. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Şuarâ suresi, 122. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir. dipnot 1
Şuarâ suresi, 123. ayet. كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebet `âdün-lmürselîn.
Âd (kavmi) de elçileri yalanlamıştı.
Şuarâ suresi, 124. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm hûdün elâ tetteḳûn.
Kardeşleri Hud onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?
Şuarâ suresi, 125. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
innî leküm rasûlün emîn.
Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.
Şuarâ suresi, 126. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Şuarâ suresi, 127. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir. dipnot 1
Şuarâ suresi, 128. ayet. أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةً تَعْبَثُونَ
etebnûne bikülli rî`in âyeten ta`beŝûn.
Siz övünüp eğlenmek üzere her yüksek yere bir ayet (anıt) mı dikiyorsunuz?
Şuarâ suresi, 129. ayet. وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ
vetetteḫiẕûne meṣâni`a le`alleküm taḫlüdûn.
Sürekli kalacağınızı umarak sağlam yapılar yapıyorsunuz.
Şuarâ suresi, 130. ayet. وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ
veiẕâ beṭaştüm beṭaştüm cebbârîn.
(İnsanları) yakaladığınız zaman zorbalar olarak yakalıyorsunuz.
Şuarâ suresi, 131. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Şuarâ suresi, 132. ayet. وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ
vetteḳu-lleẕî emeddeküm bimâ ta`lemûn.
(132, 133, 134) Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!
Şuarâ suresi, 133. ayet. أَمَدَّكُم بِأَنْعَٰمٍ وَبَنِينَ
emeddeküm bien`âmiv vebenîn.
(132, 133, 134) Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!
Şuarâ suresi, 134. ayet. وَجَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
vecennâtiv ve`uyûn.
(132, 133, 134) Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!
Şuarâ suresi, 135. ayet. إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
innî eḫâfü `aleyküm `aẕâbe yevmin `ażîm.
Şüphesiz ki üzerinize gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum."
Şuarâ suresi, 136. ayet. قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ
ḳâlû sevâün `aleynâ eve`ażte em lem teküm mine-lvâ`iżîn.
(Kavmi ise) şöyle demişti: "Öğüt versen de öğüt verenlerden olmasan da bizim için birdir.
Şuarâ suresi, 137. ayet. إِنْ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ
in hâẕâ illâ ḫulüḳu-l'evvelîn.
Bu (söylediklerin) öncekilerin uydurmalarından başka bir şey değildir.
Şuarâ suresi, 138. ayet. وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
vemâ naḥnü bimü`aẕẕebîn.
Biz asla azaba uğratılacak da değiliz."
Şuarâ suresi, 139. ayet. فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَٰهُمْ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
fekeẕẕebûhü feehleknâhüm. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Böylece onu (Hud'u) yalanlamışlar; biz de kendilerini helak etmiştik. Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Şuarâ suresi, 140. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir. dipnot 1
Şuarâ suresi, 141. ayet. كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebet ŝemûdü-lmürselîn.
Semûd (kavmi) de elçileri yalanlamıştı.
Şuarâ suresi, 142. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm ṣâliḥun elâ tetteḳûn.
Kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmuyor musunuz?
Şuarâ suresi, 143. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
innî leküm rasûlün emîn.
Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.
Şuarâ suresi, 144. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Şuarâ suresi, 145. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.
Şuarâ suresi, 146. ayet. أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ
etütrakûne fî mâ hâhünâ âminîn.
(146, 147, 148) Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız?
Şuarâ suresi, 147. ayet. فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
fî cennâtiv ve`uyûn.
(146, 147, 148) Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız?
Şuarâ suresi, 148. ayet. وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ
vezürû`iv venaḫlin ṭal`uhâ heḍîm.
(146, 147, 148) Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız?
Şuarâ suresi, 149. ayet. وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا فَٰرِهِينَ
vetenḥitûne mine-lcibâli büyûten fârihîn.
Şımarıklık yaparak dağlardan (kayalardan) evler yontuyorsunuz.
Şuarâ suresi, 150. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Şuarâ suresi, 151. ayet. وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ
velâ tüṭî`û emra-lmüsrifîn.
(151, 152) Yeryüzünde bozgunculuk yapıp ıslah edici olmayan haddi aşanların emrine itaat etmeyin!"
Şuarâ suresi, 152. ayet. ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
elleẕîne yüfsidûne fi-l'arḍi velâ yuṣliḥûn.
(151, 152) Yeryüzünde bozgunculuk yapıp ıslah edici olmayan haddi aşanların emrine itaat etmeyin!"
Şuarâ suresi, 153. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
ḳâlû innemâ ente mine-lmüseḥḥarîn.
(Kavmi ise Salih'e) şöyle demişti: "Sen sadece büyülenmişlerdensin.
Şuarâ suresi, 154. ayet. مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
mâ ente illâ beşerum miŝlünâ. fe'ti biâyetin in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
Sen de ancak bizim gibi bir insansın. dipnot 1 Doğru söyleyenlerdensen (bize) bir delil getir!"
Şuarâ suresi, 155. ayet. قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٌ لَّهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
ḳâle hâẕihî nâḳatül lehâ şirbüv veleküm şirbü yevmim ma`lûm.
(Salih de) şöyle demişti: "İşte (delil) bu dişi devedir. (Belirli bir gün) su içme (hakkı) onun; belirli (bir) günün içme (hakkı da) sizindir! dipnot 1
Şuarâ suresi, 156. ayet. وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ
velâ temessûhâ bisûin feye'ḫuẕeküm `aẕâbü yevmin `ażîm.
Sakın ona hiçbir kötülük yapmayın; yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar." dipnot 1
Şuarâ suresi, 157. ayet. فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَٰدِمِينَ
fe`aḳarûhâ feaṣbeḥû nâdimîn.
Onu (deveyi) hunharca katletmiş, dipnot 1 (sonradan) pişman olmuşlardı.
Şuarâ suresi, 158. ayet. فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
feeḫaẕehümü-l`aẕâb. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
(Ama çoktan) o azap kendilerini yakalamıştı. Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda, bir ders vardır.
Şuarâ suresi, 159. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir. dipnot 1
Şuarâ suresi, 160. ayet. كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebet ḳavmü lûṭini-lmürselîn.
Lut kavmi de (gelen) elçileri yalanlamıştı.
Şuarâ suresi, 161. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm lûṭun elâ tetteḳûn.
Kardeşleri Lut onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmuyor musunuz?
Şuarâ suresi, 162. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
innî leküm rasûlün emîn.
Ben size gönderilmiş (güvenilir) bir elçiyim.
Şuarâ suresi, 163. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Şuarâ suresi, 164. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.
Şuarâ suresi, 165. ayet. أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَٰلَمِينَ
ete'tûne-ẕẕükrâne mine-l`âlemîn.
Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz.
Şuarâ suresi, 166. ayet. وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ
veteẕerûne mâ ḫaleḳa leküm rabbüküm min ezvâciküm. bel entüm ḳavmün `âdûn.
İnsanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz! Doğrusu siz sınırı aşmış (sapkın) bir topluluksunuz!"
Şuarâ suresi, 167. ayet. قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ
ḳâlû leil lem tentehi yâ lûṭu letekûnenne mine-lmuḫracîn.
(Kavmi), "Ey Lut! (Bu davandan) vazgeçmezsen mutlaka (kovulup) çıkartılanlardan olacaksın!" demişti. dipnot 1
Şuarâ suresi, 168. ayet. قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ
ḳâle innî li`ameliküm mine-lḳâlîn.
(Lut da) "Doğrusu ben sizin bu işiniz nedeniyle (sizi) kınayanlardanım!" dipnot 1 demişti.
Şuarâ suresi, 169. ayet. رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ
rabbi neccinî veehlî mimmâ ya`melûn.
Rabbim! Onların yaptıkları işin (sonucundan) beni ve ailemi kurtar!" (diye dua etmişti).
Şuarâ suresi, 170. ayet. فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
fenecceynâhü veehlehû ecme`în.
(170, 171) Biz de geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.
Şuarâ suresi, 171. ayet. إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
illâ `acûzen fi-lgâbirîn.
(170, 171) Biz de geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.
Şuarâ suresi, 172. ayet. ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
ŝümme demmerne-l'âḫarîn.
Ardından diğerlerini helak etmiştik.
Şuarâ suresi, 173. ayet. وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ
veemṭarnâ `aleyhim meṭarâ. fesâe meṭaru-lmünẕerîn.
Üzerlerine büyük bir bela yağmuru yağdırmıştık. Uyarılanların (ama yola gelmeyenlerin) bela yağmuru ne de kötü (olmuştu)!
Şuarâ suresi, 174. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Şuarâ suresi, 175. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir. dipnot 1
Şuarâ suresi, 176. ayet. كَذَّبَ أَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebe aṣḥâbü-l'eyketi-lmürselîn.
Eyke halkı dipnot 1 da (bütün) elçileri yalanlamıştı.
Şuarâ suresi, 177. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm şu`aybün elâ tetteḳûn.
Şuayb onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?
Şuarâ suresi, 178. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
innî leküm rasûlün emîn.
Ben size gönderilmiş (güvenilir) bir elçiyim.
Şuarâ suresi, 179. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Şuarâ suresi, 180. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.
Şuarâ suresi, 181. ayet. أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ
evfü-lkeyle velâ tekûnû mine-lmuḫsirîn.
Ölçüyü tastamam yapın; (başkalarının hakkını) eksik verenlerden olmayın!
Şuarâ suresi, 182. ayet. وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ
vezinû bilḳisṭâsi-lmüsteḳîm.
Doğru bir terazi ile tartın!
Şuarâ suresi, 183. ayet. وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
velâ tebḫasü-nnâse eşyâehüm velâ ta`ŝev fi-l'arḍi müfsidîn.
İnsanlara eşyalarını eksik vermeyin! Yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın! dipnot 1
Şuarâ suresi, 184. ayet. وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ
vetteḳu-lleẕî ḫaleḳaküm velcibillete-l'evvelîn.
Sizi de önceki nesilleri de yaratan (Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!"
Şuarâ suresi, 185. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
ḳâlû innemâ ente mine-lmüseḥḥarîn.
(Kavmi) şöyle demişti: "Sen sadece büyülenmişlerdensin.
Şuarâ suresi, 186. ayet. وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
vemâ ente illâ beşer miŝlünâ vein neżunnüke lemine-lkâẕibîn.
Sen de ancak bizim gibi bir insansın. dipnot 1 Biz seni şüphesiz ki yalancılardan sanıyoruz.
Şuarâ suresi, 187. ayet. فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
feesḳiṭ `aleynâ kisefem mine-ssemâi in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
Doğru sözlülerdensen üzerimize gökten bir parça indir!"
Şuarâ suresi, 188. ayet. قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
ḳâle rabbî a`lemü bimâ ta`melûn.
(Şuayb) "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilendir." demişti.
Şuarâ suresi, 189. ayet. فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
fekeẕẕebûhü feeḫaẕehüm `aẕâbü yevmi-żżulleh. innehû kâne `aẕâbe yevmin `ażîm.
Onu yalanlamışlar ve kendilerini o gölge gününün azabı yakalamıştı. Şüphesiz ki o, büyük bir günün azabıydı!
Şuarâ suresi, 190. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Şuarâ suresi, 191. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir. dipnot 1
Şuarâ suresi, 192. ayet. وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
veinnehû letenzîlü rabbi-l`âlemîn.
Şüphesiz ki o (Kur'an), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Şuarâ suresi, 193. ayet. نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ
nezele bihi-rrûḥu-l'emîn.
(193, 194, 195) Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur'an'ı) apaçık Arapça diliyle dipnot 1 Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir. dipnot 2
Şuarâ suresi, 194. ayet. عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ
`alâ ḳalbike litekûne mine-lmünẕirîn.
(193, 194, 195) Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur'an'ı) apaçık Arapça diliyle dipnot 1 Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir. dipnot 2
Şuarâ suresi, 195. ayet. بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُّبِينٍ
bilisânin `arabiyyim mübîn.
(193, 194, 195) Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur'an'ı) apaçık Arapça diliyle dipnot 1 Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir. dipnot 2
Şuarâ suresi, 196. ayet. وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ
veinnehû lefî zübüri-l'evvelîn.
O (Kur'an'ın ilkeleri), öncekilerin kitaplarında dipnot 1 da vardı. dipnot 2
Şuarâ suresi, 197. ayet. أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
evelem yekül lehüm âyeten ey ya`lemehû `ulemâü benî isrâîl.
İsrailoğulları âlimlerinin dipnot 1 onu (Kur'an'ı) tanıyıp bilmesi, o (inkârcılar) için bir delil değil midir?
Şuarâ suresi, 200. ayet. كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
keẕâlike seleknâhü fî ḳulûbi-lmücrimîn.
Biz onu (Kur'an'ı), suçluların kalplerine (gözlerinin içine) böylece soktuk. dipnot 1
Şuarâ suresi, 203. ayet. فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ
feyeḳûlû hel naḥnü münżarûn.
(Azabı gördüklerinde) "Bize süre tanınır mı?" diyeceklerdir.
Şuarâ suresi, 204. ayet. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
efebi`aẕâbinâ yesta`cilûn.
Azabımızı acele mi istiyorlar?
Şuarâ suresi, 205. ayet. أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَٰهُمْ سِنِينَ
eferaeyte im metta`nâhüm sinîn.
(205, 206) Şimdi şunu bir düşün: "Biz onları senelerce yaşatsak, sonra da (kendilerine) söz verilmiş olan (azap) başlarına gelse,
Şuarâ suresi, 206. ayet. ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
ŝümme câehüm mâ kânû yû`adûn.
(205, 206) Şimdi şunu bir düşün: "Biz onları senelerce yaşatsak, sonra da (kendilerine) söz verilmiş olan (azap) başlarına gelse,
Şuarâ suresi, 207. ayet. مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ
mâ agnâ `anhüm mâ kânû yümette`ûn.
Yararlandırıldıkları nimetlerin kendilerine hiçbir yararı olmayacaktır." dipnot 1
Şuarâ suresi, 208. ayet. وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
vemâ ehleknâ min ḳaryetin illâ lehâ münẕirûn.
(208, 209) Zaten gerçeği hatırlatan uyarıcılar olmadan hiçbir şehri helak etmemiştik; biz kimseye dipnot 1 haksızlık edici de değildik.
Şuarâ suresi, 209. ayet. ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
ẕikrâ. vemâ künnâ żâlimîn.
(208, 209) Zaten gerçeği hatırlatan uyarıcılar olmadan hiçbir şehri helak etmemiştik; biz kimseye dipnot 1 haksızlık edici de değildik.
Şuarâ suresi, 210. ayet. وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ
vemâ tenezzelet bihi-şşeyâṭîn.
(210, 211) Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir; bu onlara yaraşmaz; zaten (buna) güçleri de yetmez.
Şuarâ suresi, 211. ayet. وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ
vemâ yembegî lehüm vemâ yesteṭî`ûn.
(210, 211) Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir; bu onlara yaraşmaz; zaten (buna) güçleri de yetmez.
Şuarâ suresi, 212. ayet. إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ
innehüm `ani-ssem`i lema`zûlûn.
Onlar (şeytanlar), vahyi duymaktan kesin olarak uzak tutulmuşlardır. dipnot 1
Şuarâ suresi, 213. ayet. فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ
felâ ted`u me`a-llâhi ilâhen âḫara fetekûne mine-lmü`aẕẕebîn.
Allah ile birlikte herhangi bir ilaha sakın yalvarma; yoksa sen de azap edilenlerden olursun! dipnot 1
Şuarâ suresi, 214. ayet. وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ
veenẕir `aşîrateke-l'aḳrabîn.
(Önce) yakın akrabanı uyar! dipnot 1
Şuarâ suresi, 215. ayet. وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
vaḫfiḍ cenâḥake limeni-ttebe`ake mine-lmü'minîn.
Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir! dipnot 1
Şuarâ suresi, 216. ayet. فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ
fein `aṣavke feḳul innî berîüm mimmâ ta`melûn.
Onlar sana isyan ederlerse de ki: "Ben sizin yapmakta olduğunuz şeylerden uzağım."
Şuarâ suresi, 217. ayet. وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
vetevekkel `ale-l`azîzi-rraḥîm.
(217, 218, 219, 220) Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah'a) güven!
Şuarâ suresi, 218. ayet. ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ
elleẕî yerâke ḥîne teḳûm.
(217, 218, 219, 220) Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah'a) güven!
Şuarâ suresi, 219. ayet. وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّٰجِدِينَ
veteḳallübeke fi-ssâcidîn.
(217, 218, 219, 220) Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah'a) güven!
Şuarâ suresi, 220. ayet. إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
innehû hüve-ssemî`u-l`alîm.
(217, 218, 219, 220) Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah'a) güven!
Şuarâ suresi, 221. ayet. هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ
hel ünebbiüküm `alâ men tenezzelü-şşeyâṭîn.
Şeytanların kime ineceğini size bildireyim mi?
Şuarâ suresi, 222. ayet. تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ
tenezzelü `alâ külli effâkin eŝîm.
Onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkese inerler. dipnot 1
Şuarâ suresi, 223. ayet. يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَٰذِبُونَ
yülḳûne-ssem`a veekŝeruhüm kâẕibûn.
Onlar (yalan sözlere) kulak verirler; çoğu da yalancıdır.
Şuarâ suresi, 224. ayet. وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ
veşşu`arâü yettebi`uhümü-lgâvûn.
(İnançsız) şairler(e gelince), onlara azgınlar uyarlar.
Şuarâ suresi, 225. ayet. أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ
elem tera ennehüm fî külli vâdiy yehîmûn.
(225, 226) Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmayacakları şeyleri söylediklerini dipnot 1 görmüyor musun?
Şuarâ suresi, 226. ayet. وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ
veennehüm yeḳûlûne mâ lâ yef`alûn.
(225, 226) Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmayacakları şeyleri söylediklerini dipnot 1 görmüyor musun?
Şuarâ suresi, 227. ayet. إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ
ille-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti veẕekerü-llâhe keŝîrav venteṣarû mim ba`di mâ żulimû. veseya`lemü-lleẕîne żalemû eyye münḳalebiy yenḳalibûn.
Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar hariç. Haksızlık edenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini ileride bileceklerdir.