En'âm suresi

En'âm suresi, 5. ayet

En'âm suresi, 5. ayet. فَقَدْ كَذَّبُوا۟ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

feḳad keẕẕebû bilḥaḳḳi lemmâ câehüm. fesevfe ye'tîhim embâü mâ kânû bihî yestehziûn.

Diyanet İşleri

Nitekim hak (Kur'an) kendilerine gelince onu yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine ilerde gelecektir.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

En'âm 2–8 · surenin 5. ayeti / 165

Konu Yaratılış; yalanlayanların hâli ve helâk edilenler En'âm 1–11 3

  1. En'âm 2

    O öyle bir Rab'dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de O'nun katındadır. Siz ise hala şüphe ediyorsunuz.

  2. En'âm 3

    Halbuki O, göklerde de Allah'tır, yerde de. Sizin gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. Sizin daha ne kazanacağınızı da bilir.

  3. En'âm 4

    Onlara Rablerinin ayetlerinden hiçbir ayet gelmez ki ondan yüz çevirmesinler.

  4. 5

    Nitekim hak (Kur'an) kendilerine gelince onu yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine ilerde gelecektir.

  5. En'âm 6

    Onlardan önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkan ve iktidarı onlara vermiştik. Onlara bol bol yağmur yağdırmıştık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da günahları sebebiyle onları helak ettik ve arkalarından başka bir nesil var ettik.

  6. En'âm 7

    (Ey Muhammed!) Eğer sana kağıda yazılı bir kitap indirseydik, onlar da elleriyle ona dokunsalardı, yine o inkar edenler, "Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir" diyeceklerdi.

  7. En'âm 8

    Bir de dediler ki: "Ona (açıktan göreceğimiz) bir melek indirilse ya!" Eğer (öyle) bir melek indirseydik artık iş bitirilmiş olurdu, sonra da kendilerine göz açtırılmazdı. (Hemen helak edilirlerdi.)

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

5. “Onlar hak kendilerine geldiğinde onu yalanladılar.” Oysa hakka tâbî olmaları ve hakkı kendilerine kolaylaştırması ve gönderip bildirmesi dolayısı ile Allah’a şükretmeleri gerekirdi. Onlarsa buna karşı göstermeleri gereken tutumun tam zıddını gösterdiler. Böylece feci azabı hak ettiler.

“Fakat kendisi ile alay etmekte oldukları şeyin haberleri onlara gelecektir.” Yani kendisi ile alay ettikleri şeyin, bizâtihi hak ve gerçek olduğunu görecekler. Yüce Allah yalanlayıcılara yalanlarının ve iftiralarının iç yüzünü gösterecektir. Zira onlar, öldükten sonra dirilişle, cennet ve cenennemle alay ediyorlardı. Kıyamet günü geldiğinde yalanlayanlara: “İşte bu, daha önce kendisini yalan saydığınız ateştir.” (et-Tur, 52/14) denilecektir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Onlar var güçleri ile: Ölen kimseyi Allah diriltmez, diye Allah’a yemin ettiler. Hayır, öyle değil! Bu, onun gerçekleştirmeyi üzerine aldığı hak bir vaattir. Fakat insanların çoğu bilmezler. Ta ki hakkında ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklasın, küfre sapanlar da kendilerinin gerçekten yalancı kimseler olduklarını bilsinler diye.” (en-Nahl, 16/38-39)

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Onlar kendilerine sunulan apaçık ve kesin delillerden yüz çevirdiler. Doğrusu onlar bunlardan daha açık olandan da yüz çevirdiler. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Kur'an'dan getirdiklerini yalanladılar. Kıyamet gününde azabı gördüklerinde kendilerine gelen hak ile alay etmenin ne olduğunu bilecekler.

Kelimeler

12 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. فَقَدْ fekad işte elbette
  2. كَذَّبُوا۟ kezzebu yalanladılar kök: كذب
  3. بِٱلْحَقِّ bil-hakki hakkı kök: حقق
  4. لَمَّا lemma ne zaman ki
  5. جَآءَهُمْ ۖ ca'ehum kendilerine geldi kök: جيا
  6. فَسَوْفَ fesevfe fakat yakında
  7. يَأْتِيهِمْ ye'tihim kendilerine gelecektir kök: اتي
  8. أَنۢبَـٰٓؤُا۟ enba'u haberleri kök: نبا
  9. مَا ma şeyin
  10. كَانُوا۟ kanu kök: كون
  11. بِهِۦ bihi onunla
  12. يَسْتَهْزِءُونَ yestehziune alay ettikleri kök: هزا

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 6 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: هزا (34 geçiş) · Ortak kavram: Nübüvvet

    Münafıklar, kalplerinde olan şeyleri, yüzlerine karşı açıkça haber verecek bir surenin üzerlerine indirilmesinden çekinirler. De ki: "Siz alay ede…

  • Aynı kök: هزا (34 geçiş) · Ortak kavram: Nübüvvet

    Onlar (Allah'ın ayetlerini) yalanladılar, fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek.

  • Aynı kök: هزا (34 geçiş) · Ortak kavram: Nübüvvet

    (Onlar da) kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.

  • Ortak kavram: Nübüvvet

    Allah, Adem'e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini…

  • Ortak kavram: Nübüvvet

    Allah, şöyle dedi: "Ey Adem! Onlara bunların isimlerini söyle." Adem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, "Size, göklerin ve yerin gaybını…

  • Ortak kavram: Nübüvvet

    Hani, "Ey Musa! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O halde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek,…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

68 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Elbette onlar, kendilerine gerçek (bilgi) geldiğinde onu yalanlamışlardı. Alay edip durdukları şeylerin haberleri ileride kendilerine gelecektir. dipnot 1

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Benzer mesaj: Şu‘arâ 26:6.

Mustafa İslamoğlu

Ve kendilerine gelen hakikati yalanlamışlardır. Yakında onlar, alay ettikleri şeyin ne olduğunu öğrenecekler.

Muhammed Esed

ve şimdi kendilerine gelmiş olan bu hakikati de böyle yalanlıyorlar. Ama, zaman içinde, o alay ettikleri şeyi anlayacaklardır.

Ahmed Hulusi

Şimdi de, kendilerine Hak olarak geleni yalanladılar! Fakat alay etmekte olduklarının (ne olduğunun) haberleri yakında onlara gelecek.

Ali Bulaç

Kendilerine hak gelince, onu yalanladılar; fakat alaya aldıklarının haberleri onlara gelecektir.

Ali Özek ve heyeti

Gerçekten onlar, kendilerine Hak geldiğinde onu yalanlamışlardı. Fakat yakında onlara alay ettikleri şeyin (Kitab'ın) haberleri gelecektir.

Ali Rıza Safa

Nitekim gerçek onlara geldiğinde yalanladılar. Artık, alay ettikleri şeyin haberleri, yakında onlara gelecektir.

Bayraktar Bayraklı

Gerçekten onlar, kendilerine hak geldiğinde, onu yalanlamışlardı. Fakat yakında onlara, alay ettikleri şeyin haberleri gelecektir.

Edip Yüksel

Kendilerine gerçek gelince onu yalanladılar. Alay ettikleri şeyin haberleri yakında kendilerine gelecek.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Kendilerine gerçek gelince onu yalanladılar. Alay ettikleri şeyin haberleri yakında kendilerine gelecek

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Bunun için apaçık hak kendilerine geldiği vakit ona yalan dediler. Fakat alay etmekte oldukları şeyin haberi yakında kendilerine gelecek!

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte en belli hak geldiği zaman da kendilerine yalan dediler, fakat yakında onlara ne ile istihza etmekte olduklarının haberleri gelecek

Erhan Aktaş

Fakat kendilerine gelen hakkı yalanladılar. Onlara, yakında kendisi ile alay ettikleri şeyin haberleri gelecek.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Fakat kendilerine gelen hakkı yalanladılar. Onlara, yakında kendisi ile alay ettikleri şeyin haberleri gelecek.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Fakat kendilerine gelen hakkı yalanladılar. Onlara, yakında kendisi ile alay ettikleri şeyin haberleri gelecek.

Gültekin Onan

Kendilerine hak gelince onu yalanladılar; fakat alaya aldıklarının haberleri onlara gelecektir.

Hasan Basri Çantay

İşte onlar hak (olan Kur'an) ı, kendilerine gelince, yalanlamışlardır. Fakat yakında onlara ne ile alay etmekde olduklarının (müdhiş) haberleri gelecekdir.

İbni Kesir

Onlar; kendilerine gelince, hakkı yalanladılar. Ama alaya aldıkları şeyin haberi onlara gelecektir.

Mehmet Alagaş

(1-21) Hamd semaları ve arzı yaratan Allah içindir, karanlık ve aydınlığı yapandır, sonra da örtbas edenler / kafirler rablerine denkler tutuyorlar, sizi çamurdan yaratan, sonra süreyi / eceli koyan O dur, tanımlanmış süre onun yanındadır, siz de tereddüt içindesiniz, semalarda ve yerde olan O, Allah'tır , sizin gizlinizi de açığınızı da bilir, ne kazandığınızı da bili r. Rablerinin ayetlerinden hiçbir ayet onlara gelmiyor ki ondan sadece sırt çevirmiş olmasınlar , kesin olan şu ki onlara gerçek geldiğinde yalanladılar, ilerde onlara alay ettikleri şeylerin haberleri verilecektir, kendilerinden önce nice kuşak / nesil h elak ettik görmediler mi? Size vermediğimiz imkanlarla arzda onları imk ânlandırdık, semadan onlara bol yağmurlu buluttan yağmur indirdik, altlarından akan nehirler yaptık, günahlarından ötürü onları yok ettik / helak ettik, onların ardından başkaca kuşaklar / nesiller inşa ettik. Eğer sana yazılı bir kitap indirseydik onlarda ona dokunsalardı, yine kafirler derlerdi ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir, dediler ki ona bir melek indirilse ya, şayet / ola ki melek indirsek, iş gerçekleşir / emir oluşur sonra onlar da bekletilmezdiler, (Musa’ya tablet üstüne yazılı indi Muhammed ’e yazılı inmiyor, muayene / kontrol imkânı istiyorlar) eğer ki Onu melek yapsa idik onu yine adam şeklinde yapardık onlar düştükleri şüpheye yine düşerlerdi Yemin olsun ki resullerle senden önce de alay ettiler, Onunla alay ediyor olmaları nedeniyle alay ettikleri şeyle kuşatıldılar, de ki Arzda gezin ve sonra da yalanlayanların sonu nasıl olmuş bakın. De ki semalarda ki ve arzdakiler kim içindir? Allah içindir de. Allah kendine rahmeti yazdı / farz kıldı, içinde şüphe taşımaz bir şeki lde sizi kıyamet günü biraraya getirecektir , kendilerini hasara uğratanlar, onlar ki iman etmiyorlar , g ecede ve gündüz de duran ne varsa Onundur, O işitendir , bilendir. Semaları v e arzı yaratandan Allahtan başkasını mı dost edineceğim? O doyrulmaz doyurur (niçin O’na yemesi için yiyecek taktim edersiniz) de ki ben ilk teslim olan kişi olmakla ve de ortak koşanlardan olmamakla kesin bir şekilde emrolundum . D e ki ben Rabbime asi / isyan eden olursam büyük günün azabından korkuyorum, O gün kimden azap giderilir ise o esirgenmiştir / ona rahmet edilmiştir , bu apaçık kurtuluştur. Sana eğer Allah, bir zarar dokundurursa Ondan başka onu giderecek yoktur, sana eğer bir hayır dokundurursa ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır, Onun kudreti kullarının üstündedir ve O Yargıçtır / Hâkimdir, haberi olandır. (Allah görmek için ne göze ne de ışığa ihtiyaç duyar , Her güçlü olanın güçsüz bi r anı olabilir Allah daima güçlüdür.) Tanıklık / Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür, Allah benimle sizin aranızda Şahittir de. Bana bu okunan / kuran kavuşan / ulaşan kimseyi uyarayım diye vahyoluyor, şimdi siz Allah’la beraber başkaca bir ilah olduğuna şahitlik eder misiniz? Ben şahitlik etmem de . K esinlikle ondan başka ilah yoktur ve ben de ortak koştuklarınızdan uzağım de . Kendilerine kitap verdiklerimiz Onu babalarını tanıdıkları gibi tanırlar kendilerini hasara uğratanlar ise, işte onlar iman etmezler, Allaha yalanı iftira eden yahut O ’nun ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir ? Kesinlikle O, zalimleri başarılı sonuca ulaştırmaz.

Rowwad Tercüme Merkezi

İşte onlar, hak kendilerine geldiğinde onu yalanladılar. Fakat kendisiyle alay etmekte oldukları şeyin haberleri yakında onlara gelecektir.

Süleyman Ateş

İşte, kendilerine gelen hakkı da yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecek(uyarıldıkları azab onları kuşatacak)tır.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Kendilerine gelen o gerçek karşısında yalan yanlış şeylere sarıldılar. Hafife alıp durdukları şeyin haberleri yakında onlara ulaşacaktır.

Şaban Britch

Onlara hak geldiği zaman onu hemen yalanlamışlardır. Alaya aldıkları şeyin haberleri yakında onlara gelecektir.

Şaban Piriş

Onlara hak geldiği zaman onu hemen yalanlamışlardır. Alaya aldıkları şeyin haberleri yakında onlara gelecektir.

Yaşar Nuri Öztürk

Böylece hakkı, kendilerine geldiği anda yalanladılar. Fakat yakında onlara, alay etmekte oldukları şeyin haberleri gelecektir.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

They rejected the truth and counselled deaf to the Quran when it was presented to them to guide them into all truth. But soon shall they realize the truth of all that has been discoursed in this Quran which they hold up to ridicule.

Abdul Haleem

So they denied the truth when it came to them, but the very thing they laughed at will be brought home to them.

Abdullah Yusuf Ali

And now they reject the truth when it reaches them: but soon shall they learn the reality of what they used to mock at.

Abul A'la Maududi

and thus they gave the lie to the Truth that has now come to them. Soon they will come upon some news concerning what they had mocked at. dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    The allusion is to the Migration (Hijrah) and the numerous victories destined to follow it in quick succession. When this allusion was made, the unbelievers could not have guessed what kind of news they would receive, and even the Muslims could not have imagined those developments. Infact, the Prophet himself (peace be on him) was not fully aware of the posibilities which lay in store.

Aisha Bewley

They deny the truth each time it comes to them but news of what they were mocking will certainly reach them.

Al-Hilali & Khan

Indeed, they rejected the truth (the Qur’ân and Muhammad صلى الله عليه وسلم)[1] when it came to them, but there will come to them the news of that (the torment) which they used to mock at.

Ali Quli Qarai

They certainly denied the truth when it came to them, but soon there will come to them the news of what they have been deriding.

Amatul Rahman Omar

So they have already cried lies to this perfect truth when it came to them, but soon there shall come to them the news of ( the fulfillment of the prophecies) that they have been taking very lightly.

Arthur John Arberry

They cried lies to the truth when it came to them, but there shall come to them news of that they were mocking.

Bijan Moeinian

Since they have rejected the truth, which is hereby presented to them, pretty soon they have to face the consequence of what they were mucking at.

E. Henry Palmer

and they have called the truth a lie now that it has come to them, but there shall come to them the message of that at which they mocked.

Edip-Layth

They have denied the truth when it came to them. The news will ultimately come to them of what they were mocking.

George Sale

So they rejected the truth when it came to them; but soon shall come to them the tidings of that at which they mocked.

Hamid S. Aziz

And now they reject the truth that has come to them, but soon shall come to them a message (They shall learn the truth) about that at which they mocked.

Mahmoud Ghali

So they already cried lies to the Truth as soon as it came to them. Then the tidings of whatever they used to mock will eventually come up to them.

Marmaduke Pickthall

And they denied the truth when it came unto them. But there will come unto them the tidings of that which they used to deride.

Mohamed Ahmed - Samira

So they disbelieved the truth when it came to them; but they will soon come to know the reality of what they had ridiculed.

Muhammad Asad

and so they give the lie to this truth now that it has come unto them. In time, however, they will come to understand what it was that they were wont to deride.

Mustafa Khattab

They have indeed rejected the truth when it came to them, so they will soon face the consequences of their ridicule.

Progressive Muslims

They have denied the truth when it came to them. The news will ultimately come to them of what they were mocking.

Rashad Khalifa

Since they rejected the truth when it came to them, they have incurred the consequences of their heedlessness.

Sahih International

For they had denied the truth when it came to them, but there is going to reach them the news of what they used to ridicule.

Sam Gerrans

So have they denied the truth when it came to them; and there will come to them a report of that whereat they mocked.

Shabbir Ahmed

And so they are denying this Truth as it has come to them. However, soon they will come to understand what they used to ridicule.

Syed Vickar Ahamed

Indeed, they reject the truth when it reaches them: But soon shall they learn the reality of what they used to make fun about.

Taqi Usmani

So they rejected the truth when it came to them.Now there shall come to them a full account of what they used to ridicule.

The Monotheist Group

They have denied the truth when it came to them. The news will ultimately come to them of what they were mocking.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — En'âm suresi, 5. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — En'âm suresi, 5. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — En'âm suresi, 5. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩