Diyanet İşleri
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semud kavmi Allah'ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı.
Hûd suresi
Hûd suresi, 95. ayet. كَأَن لَّمْ يَغْنَوْا۟ فِيهَآ أَلَا بُعْدًا لِّمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ
keel lem yagnev fîhâ. elâ bü`del limedyene kemâ be`idet ŝemûd.
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semud kavmi Allah'ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Şu'ayb ve Medyen halkı Hûd 84–95 3
Şu'ayb, şöyle dedi: "Ey kavmim! Benim kabilem sizce Allah'tan daha itibarlı mı ki, O'na sırt çevirdiniz. Şüphesiz Rabbim sizin yaptıklarınızı kuşatmıştır."
"Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (elimden geleni) yapacağım. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum."
(Azap) emrimiz gelince, Şu'ayb'ı ve onunla birlikte iman edenleri, katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç (uğultulu) ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semud kavmi Allah'ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı.
(96-97) Andolsun, biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir mucize ile Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber gönderdik de ileri gelenler Firavun'un emrine uydular. Halbuki Firavun'un emri doğru değildi.
Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası!
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
95. “Sanki orada hiç yaşamamışlardı.” Sanki o yurtlarında hiç bulunmamışlar ve azap gelinceye kadar orada nimetlerden yararlanmamış gibi oldular. “Haberiniz olsun ki Semûd nasıl (ilahi rahmetten) uzak olduysa Medyen de” Yüce Allah o kavmi helak edip rüsvay ettiğinden dolayı “öylece uzak oldu.” Yani bu iki kavim, helak oluşta ve ilahi rahmetten uzak kalışta ortak idi.
Şuayb aleyhisselam peygamberlerin hatibi diye adlandırılır. Bunun sebebi kavmi ile güzel bir şekilde diyalog kurmasıdır. Onun bu kıssasında pek çok faydalı dersler ve ibretler vardır ki bazıları şöyledir:
1. Kâfirler İslâm’ın aslı (itikad esasları) ile muhatap oldukları ve bundaki kusurlarından dolayı cezalandırıldıkları gibi İslâm’ın fer’i hükümleri ile de muhataptırlar. Çünkü Şuayb, kavmini hem tevhide hem de ölçü ve tartıları tam yapmaya davet etmiş ve bütün bunlara riâyet edilmemesine karşılık azap tehdidinde bulunmuştu.
2. Ölçü ve tartıların eksik yapılması, büyük günahlar arasındadır. Bu günahları işleyen kimseler için dünyevi cezaya çarptırılmaktan da korkulur. Böyle bir uygulama insanların mallarını çalmak demektir. Ölçü ve tartılarda çalmak, tehdidi gerektirdiğine göre zorla ve baskıyla hırsızlık yapma hakkında tehdit, öncelikli olarak söz konusudur.
3. Amelin karşılığı kendi türündendir. Malının artmasını isteyerek insanların mallarını eksilten kimse, bu isteğinin tam zıddı ile cezalandırılır ve bu uygulaması onun sahip olduğu bolluğun ve rızkın yok olmasına sebep olur. Çünkü Yüce Allah’ın şu buyruğu bunu göstermektedir: “Ben sizi gerçekten hayır içinde görüyorum.” Yani yapıp ettiklerinizle bu hayır ve bereketin yok olmasına sebep olmayın.
4. Kul, Allah’ın kendisine verdiklerine kanaat etmeli, haram kazançtansa helâle ve haram kılınmış kazanç yollarındansa mubah kazanç yollarına razı olmalıdır. Böylesi onun için daha hayırlıdır. Çünkü Yüce Allah: “Allah’ın bıraktığı sizin için daha hayırlıdır” diye buyurmaktadır. Bunda bereket ve rızık artışı vardır. Haram sebeplere saldırırcasına gitmek ise bereketin yok olmasına hatta bereketsizliğe yol açar.
5. Bu konudaki buyruklara riâyet etmek imanın gereği ve sonucudur. Çünkü bu şekilde amel etmenin imanın varlığına bağlı olduğu belirtilmektedir. O halde bu, şuna delildir: Eğer gereken amel ortaya çıkmıyor ise iman ya eksiktir yahut yoktur.
6. Namaz önceki peygamberlere de emredilmiştir ve o, amellerin en faziletlisidir. Öyle ki kâfirler bile namazın faziletinin diğer amellerden önde olduğunu, hayasızlıklardan ve kötülüklerden alıkoyduğunu kabul etmişlerdir. Namaz, imanın ve imanın gerektirdiği şer’î hükümlere riâyet etmenin ölçüsüdür. Namazın gereği gibi kılınması ile kulun halleri kemal derecesine ulaşır. Dosdoğru kılınmaması ile de kişinin dini halleri bozulur.
7. İnsanın, Allah’ın kendisine rızık olmak üzere verdiği malda -Allah onu o kimseye vermiş olsa dahi- dilediğini yapma hakkı yoktur. Çünkü mal, onun elinde bir emanettir. O, da malda Allah’ın haklarını uygulamakla yükümlüdür. Bu ise o maldaki hakları eda etmekle, Allah ve Rasûlünün haram kıldığı kazanç yollarından uzak durmakla mümkündür. Yoksa kâfirlerin ve onlara benzer durumdakilerin sandıkları gibi onlar mallarında -Allah’ın hükmüne uygun düşsün veya muhalif olsun- istediklerini yapma hakkına sahip değillerdir.
8. Davetçinin başkasına emretmiş olduğu işi ilk önce kendisinin yapması, onun davetinin tamamlayıcı bir unsurudur. Aynı şekilde başkasının vazgeçmesini istediği işten de ilk vazgeçen kişi o olmalıdır. Nitekim Şuayb aleyhisselam şöyle demiştir: “Size yasakladığım şeylere kendim uymayarak size aykırı davranmak istemem.” Yüce Allah bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük bir gazaba neden olur.” (es-Saf, 61/2)
9. Peygamberlerin vazifesi, sünneti ve dini, güç ve imkânları ölçüsünde ıslahı gerçekleştirmektir. Bu nedenle maslahatları tamama erdirmek yahut da güç yetirebildikleri kadarını sağlamak; kötülükleri bertaraf etmek ve azaltmak, ayrıca genel maslahatları özel maslahatlardan önde tutmak onların görevidir. Maslahatın gerçek mahiyeti ise kulların durumlarının düzelmesine, din ve dünya işlerinin dosdoğru olmasına vasıta olan şeydir.
10. Gücü yettiği kadar ıslahta bulunan kimse, gücü yetmediği şeyleri yapmamaktan dolayı kınanmaz ve yerilmez. Kula düşen, gerek nefsinde gerek başkalarında gücünün yettiği kadar ile ıslahı uygulamaktır.
11. Kulun bir göz kırpacak kadarlık bir süre dahi kendi kendisine güvenmemesi gerekir. Aksine kul sürekli olarak Rabbinden yardım dilemeli, Rabbine tevekkül etmeli ve O’ndan kendisine tevfikini ihsan etmesini dilemelidir. Herhangi bir ölçüde ilâhi tevfike mazhar olacak olursa bunu da bu tevfikin gerçek sahibine ve ihsan edicisine nispet etmeli, hiçbir zaman kendi kendisini beğenmeye kalkışmamalıdır. Çünkü Yüce Allah (bize Şuayb’ın sözlerini naklederek) şöyle buyurmaktadır: “Benim başarım ancak Allah'ın yardımıyladır. Ben yalnız O’na güvenip dayandım ve yalnız O’na dönerim.”
12. Ümmetlerin azap ile yakalanışlarının ve başlarına gelen musibetlerin anlatılması, günahkârların başına indirilen cezaların söz konusu edildiği kıssaların, vaaz ve kötülüklerden alıkoymak kastı ile yapılan konuşmalarda hatırlatılması gereğini vurgulamaktadır. Aynı şekilde takvaya teşvik esnasında da Yüce Allah’ın takva sahiplerine ihsan ettiği lütufların söz konusu edilmesi gerekmektedir.
13. Günahtan tevbe eden bir kimsenin günahı bağışlandığı ve affedildiği gibi ayrıca Yüce Allah, böyle bir kimseyi sever. O bakımdan: “Tevbe eden bir kimsenin günahının bağışlanması ve Allah’ın onu affetmesi o kimseye yeterlidir. Allah’ın sevgisinin geri kazanılması ise beklenmesin” diyenlerin sözlerine itibar edilmez. Çünkü Yüce Allah: “Rabbinizden mağfiret dileyin ve sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz Rabbim rahmet edicidir, çok sevendir” buyurmaktadır.
14. Yüce Allah pek çok sebep aracılığıyla mü’minlerin üzerinden birtakım musibetleri def eder. Bu sebeplerin bir bölümünü bilebilirler, kimi zaman da bunların hiçbirisini bilemeyebilirler. Kimi zaman kabileleri ve onlarla aynı vatanı paylaşan kâfirler dolayısı ile onlara gelebilecek bazı kötülükleri önleyebilir. Nitekim Yüce Allah, Şuayb’ın kavmi tarafından taşlanmasını kabilesi dolayısı ile önlemiştir. İslâm’ın ve müslümanların savunulmasını sağlayan bu gibi bağlar için çalışmakta bir sakınca yoktur. Hatta bazen bu gereklidir de. Çünkü ıslâh, güç ve imkân çerçevesinde istenen bir şeydir. Buna göre kâfirlerin idaresi altında bulunan müslümanlar, yönetimin, fertlerin ve halkların dini ve dünyevi haklarının korunacağı bir cumhuriyet yönetimi haline gelmesi için çalışabilirler. Çünkü bu, onların dini ve dünyevi haklarını ortadan kaldıran, bunları yok etmeye çalışan, onları adeta bir parya ve kendilerine bir hizmetçi haline dönüştürmek isteyen devlete kendilerini teslim etmelerinden daha iyidir. Elbette ki eğer devletin müslümanlara ait olması ve asıl yöneticilerin onlar olması imkân çerçevesinde ise o takdirde yapılması gereken kesinlikle budur. Ancak bu, imkansız ise din ve dünyanın korunmasının mümkün olabileceği diğer yol öncelikli hale gelir. Allah doğrusunu en iyi bilendir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Üzerlerine Allah'ın cezasının inmesinden sonra sanki orada hiç yaşamamış gibiydiler. Yüce Allah üzerlerine gazabını indirip Semûd kavmini rahmetinden uzaklaştırdığı gibi Medyen kavmi de üzerlerine Allah'ın intikamının gelmesiyle Allah Teâlâ'nın rahmetinden uzaklaştırıldılar.
Aynı kıssa: Hz. Şuayb · Aynı kök: مدن (27 geçiş)
Medyen halkına da kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka hiçbir ilah…
Aynı kıssa: Hz. Şuayb · Aynı kök: مدن (27 geçiş)
Medyen halkına da kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber gönderdik. O, şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur.…
Aynı kıssa: Hz. Şuayb · Aynı kök: مدن (27 geçiş)
(Şehirden çıkıp) Medyen'e doğru yöneldiğinde, "Umarım Rabbim beni doğru yola iletir" dedi.
Aynı kök: مدن (27 geçiş)
Onlar şöyle dediler: "Musa'yı ve kardeşini (bir süre) beklet (haklarında bir işlem yapma) ve şehirlere toplayıcılar yolla."
Aynı kök: مدن (27 geçiş)
Firavun, "Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha!" dedi. "Şüphesiz bu halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Göreceksiniz!"
Aynı kök: مدن (27 geçiş)
Onlara kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad ve Semud kavimlerinin; İbrahim'in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı…
Aynı kök: غني (73 geçiş)
Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, halimdir (hemen…
Aynı kök: غني (73 geçiş)
Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(94, 95) (Azap) emrimiz gelince, Şuayb'ı ve onunla birlikte iman edenleri tarafımızdan bir merhametle (azaptan) kurtarmıştık. Haksızlık edenleri de o korkunç ses yakalamış ve sanki orada hiç oturmamışlar gibi yurtlarında diz üstü (hareketsiz) kalmışlardı. dipnot 1 Dikkat edin! Semûd (kavmi Allah'ın merhametinden) uzak olduğu gibi Medyen (kavmi) de uzak kılınmıştı.
Sanki onlar hiç yaşamamıştılar. Unutmayınız ki Medyen tarih sahnesinden, tıpkı Semud'un silindiği gibi silindi.
sanki daha önce hiç orada yaşamamışlar gibi. İşte böyle silinip gitti Medyen (halkı), tıpkı Semud (halkının) silinip gittiği gibi.
Sanki hiç yaşamamışlardı orada. . . Kesinkes bilin ki, hakikatlerinden uzak düşmüş bir yaşam Medyen (halkı) içindir, Semud (halkının) uzak oldukları gibi.
Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. Haberiniz olsun; Semud (halkına) nasıl bir uzaklık verildiyse Medyen (halkına da Allah'ın rahmetinden öyle) bir uzaklık (verildi).
Sanki orada hiç barınmamışlardı. Biliniz ki, Semûd kavmi (Allah'ın rahmetinden) uzak olduğu gibi Medyen kavmi de uzak oldu.
Orada hiç yaşamamış gibi oldular. İyi bilin ki, Semud'un uzaklaştırıldığı gibi, Medyen de uzaklaştırıldı.
Sanki orada hiç barınmamışlardı. Biliniz ki, Semud kavmi Allah'ın rahmetinden uzak olduğu gibi Medyen kavmi de uzak oldu.
Sanki orada hiç yaşamamışlar gibi... Semud, nasıl yok edildiyse, Medyen de öylece yok edildi.
Sanki orada hiç yaşamamışlar gibi... Semud, nasıl yok edildiyse, Medyen de öylece yok edildi.
Sanki orada şenlik kurmamışlardı. Bak işte Semud defolup gittiği gibi Medyen de defolup gitti.
Sanki orada şenlik kurmamışlardı bak Semud defi'olduğu gibi Medyen de defi'oldu gitti
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Tıpkı Semud gibi, Medyen de yok olup gitti.
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Tıpkı Semud gibi, Medyen de yok olup gitti.
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Tıpkı Semud gibi, Medyen de yok olup gitti.
Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. Haberiniz olsun; Semud (halkına) nasıl bir uzaklık verildiyse Medyen (halkına da Tanrı'nın rahmetinden öyle) bir uzaklık (verildi).
Sanki onlar zaten orada oturmamışlardı. Haberiniz olsun ki Semud (kavmi) rahmet-i ilahiyyeden nasıl uzaklaşdıysa Medyen (kavmi) ne de öylece bir uzaklık (verildi).
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Bilin ki; Semud da Medyen de Allah'ın rahmetinden uzaklaştı.
(84-95) Medyen’e kardeşleri Şuayb’ı (Gönderdik) Ey kavmim Allaha ibadet edin, onun dışında bir ilahınız yok, ölçüyü ve tartıyı eksiltmeyin, muhakkak ki sizde bir iyilik / hayır görüyorum, kesinlikle de sizin üzerinizde ki kuşatıcı bir günün azabından da korkuyorum, ey kavmim ölçüyü ve tartıyı kıstaslara uygun yerine getirin, insanların eşyalarını eksik hale getirmeyin, arzda ifsat edenler olup, haddi aşmayın, eğer iman ediyorsanız, Allah’ın geriye kalan olarak bıraktığı / bakiye bıraktığı sizin için daha hayırlıdır , ben sizin üzerinize bekçi / muhafız değilim dedi. Dediler ki Ey Şuayb namazın mı sana, babalarımızın taptıklarını terk etmeyi yahut mallarımıza istediğimizi yapmayı terk etmeyi emrediyor? muhakkak ki sen yumuşak tabiatlı yetişkin birisin. Ey kavmim dedi, peki şunu da görsenize, eğer ben Rabbimden bir açıklama üzere isem ve beni güzel bir rızıkla rızıklandırdıysa , sizleri men ettiğim şeylerde sizle zıtlaşmayı / size muhalefet etmeyi dilemem, ben sadece gücüm nispetinde / istidadım ölçüsünde düzeltmeyi / ıslahı dilerim, b aşarım da ancak Allah ’a aittir, ben O’na tevekkül ettim / vekaleti ona verdim , gönülden ona yöneliyorum/ bağlanıyorum, ey Kavmim isyanınız sizi suça / cürüm işlemeye sevk etmesin, işte o zaman Nuh kavmine veya Hud kavmine veya Salih kavmine isabet edenin benzeri size de isabet eder , ayrıca Lut kavmi, size hiç te uzak değil , Rabbinize sığının, ardından ona tövbe edin, Rabbim esirgeyendir ve sevecendir. Ey Şuayb dediler, söylediklerinin ekserisini anlayamıyoruz, muhakkak ki seni de içimizde zayıf biri olarak görüyoruz, bağlı olduğun sınıfın da olmasa, seni taşlarız, senin üzerimizde bir saygınlığın yok. Dedi ki, sınıfım, sizin için Allah’tan daha mı saygın? Onu sırtınızın gerisine attınız, muhakkak ki Rabbim yaptıklarınızı kuşatmıştır, Ey kavmim dedi, mekanlarınızda çalışmaya devam edin ben de çalışanım, ilerde kime rezil edici azabın geleceğini, kimin yalancı olduğunu bileceksiniz, gözetleyin , bende sizle beraber gözetliyorum. Emrimiz geldiğinde Şuayb ’ı ve onunla beraber iman edenleri , bizden bir esirgeme olarak kurtardık, zalimleri ise bir ses tutup yakaladı, yurtlarında diz üstü çömelerek sabahladılar, sanki oradan hiç faydalanmadılar, dikkat edin Medyen tıpkı Semudun uzak kılınması gibi uzak kılındı.
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi, Allah’ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı.
Sanki orada hiç şenlik kurmamışlardı! İyi bilin ki, Semud (kavmi) nasıl uzaklaşıp gittiyse Medyen halkı da öyle uzaklaşıp gitti.
Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlardı dipnot 1 . Medyen halkı yok olsun! Tıpkı Semud'un yok olup gittiği gibi.
Sanki orada bir varlıkları olmamıştı. Bilin ki Medyen halkı def olup gitmiştir. Tıpkı Semud'un def olduğu gibi.
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Dikkat edin, Semûd’un helak olduğu gibi Medyen de helak oldu.
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Dikkat edin, Semud'un mahvolduğu gibi Medyen de mahvoldu.
Sanki hiç yurt tutmamışlardı orada. Bakıp görün ki, Medyen de tıpkı Semud gibi, dönüşü olmayan bir gidişle gitti.
Devastating was the blast and irretrievable was the disaster that they -the Madianites- looked as if they never dwelt nor flourished whereat they perished, wherefore away from existence were put the Madianites, just as the Thamudites were swept away.
as if they had never lived and flourished there. Yes, away with the people of Midian, just like the Thamud!
As if they had never dwelt and flourished there! Ah! Behold! How the Madyan were removed (from sight) as were removed the Thamud!
as though they had never dwelt in them before. Lo! Away with (the people of) Midian, even as the Thamud were done away with!
as if they had never lived there at all. Yes indeed! Away with Madyan just like Thamud!
As if they had never lived there! So away with Madyan (Midian) as away with Thamûd! (All these nations were destroyed).
as if they had never lived there. Look! Away with Midian! —just as Thamūd was done away with!
(They were so destroyed and desolated) as if they had never dwelt there. So away with Midian; even as Thamûd were done away.
as if they had never dwelt there: 'So away with Midian, even as Thamood was done away!'
It was as though they never existed. That was the end of the Midyan’s civilization. It came to an end the same way that the civilization of Thamood came to its end.
as though they had not dwelt therein. Aye! 'Away with Midian!' as it was, 'Away with Thamud!'
It is as if they never lived there. Away with Midian as it was away with Thamud.
as though they had never dwelt therein. Was not Madian removed from off the earth, as Thamud had been removed?
And when Our commandment came, We saved Shu'eyb, and those who believed with him, by Our Mercy; and the great noise seized those who had done wrong, and on the morrow they were found prostrate in their houses
As if they had not flourished in it. "Verily, away with Madyan, (even) as Tham?d was away!"
As though they had not dwelt there. A far removal for Midian, even as Thamud had been removed afar!
As though they had not dwelt there at all. Beware! Condemmed were the people of Midian as those of Thamud had been before them!
as though they had never lived there. Oh, away with [the people of] Madyan, even as the Thamud have been done away with!
as if they had never lived there. So away with Midian as it was with Thamûd!
It is as if they never lived there. Away with Median as it was away with Thamud.
It was as though they never existed. Thus, Midyan perished, just like Thamoud had perished before that.
As if they had never prospered therein. Then, away with Madyan as Thamud was taken away.
As though they had never lived therein — so away with Madyan, even as Thamūd was taken away!
As if they had never lived there. Oh, away with Midyan, just as the Thamud have been done away with!
As if they had never lived and grown happily there. So the Madyan were removed (from sight), just like the Samood (Thamud) were removed!
as though they never lived there. Lo! Ruined were Madyan, like Thamūd were ruined.
It is as if they had never lived there. Away with Midyan as it was away with Thamud.