Diyanet İşleri
O da (Batı'ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu.
Kehf suresi
Kehf suresi, 85. ayet. فَأَتْبَعَ سَبَبًا
feetbe`a sebebâ.
O da (Batı'ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Zülkarneyn Kehf 83–101 3
"Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur."
(Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."
Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.
O da (Batı'ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu.
Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kafir) bir kavim gördü. "Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın" dedik.
Zülkarneyn, "Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır" dedi.
"Her kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona mükafat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz."
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 84–85. ayetler için yazılmıştır.
84-85. “Gerçekten biz ona yeryüzünde iktidar… vermiştik.” Yüce Allah ona mülk vermiş, yeryüzünün pek çok yerine hakim olma imkânı vermiş ve yeryüzü halkının ona itaat etmesini sağlamıştı. “ve (ihtiyaç duyduğu) her şeye ulaştıracak bir sebep/yol vermiştik.” Yani Yüce Allah, ülkeleri egemenliği altına almak ve yeryüzünün bayındır haldeki en uzak yerlerine kadar kolaylıkla ulaşabilme hususunda kendisine yardımcı olacak ve ulaştığı noktaya varmasını sağlayacak sebepleri kendisine ihsan etmişti. O da Yüce Allah’ın kendisine vermiş olduğu bu sebepler gereğince amel etmişti. Yani onları uygun ve kullanılmaları gereken şekilde kullanmıştı. Herkes, sahip olduğu sebepleri kullanmadığı gibi, herkes de bu gibi sebeplere güç yetiremeyebilir. İşte gerçek sebebe sahip olmak ile gereğince amel etmek bir arada bulunduğu takdirde maksat hasıl olur. Her ikisi ya da birisi bulunmayacak olursa maksat gerçekleşmez. Yüce Allah, Zulkarneyn’e verdiğini belirttiği bu sebepleri bize haber vermediği gibi Rasûlü de bize bunları bildirmemiştir. İlim ifade edecek şekilde de bu konuda haberler bize ulaşmamıştır. Bu yüzden bizim burada bu hususta susmaktan, İsrailiyat ve benzeri haberleri nakledenlerin söylediklerine iltifat etmemekten başka yapacak bir şeyimiz yoktur. Ancak biz genel olarak bunların gerek dahili gerek harici, güçlü ve çok sayıda sebepler olduğunu biliyoruz. Bunlar sayesinde o, sayısı da teçhizatı da düzeni de bulunan büyük bir ordu sahibi olmuştu. Bu ordusu sayesinde de düşmanlarını alt edebilme imkânını elde etmiş, yeryüzünün doğusuna, batısına ve pek çok yerine kolaylıkla ulaşabilmişti.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
İstediğine ulaşmak için kendisine verdiğimiz usul ve araçları alarak batıya doğru yöneldi.
Aynı kıssa: Zülkarneyn · Aynı kök: سبب (11 geçiş) · Ortak kavram: Uyma (ittibâ)
Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu.
Aynı kıssa: Zülkarneyn · Aynı kök: سبب (11 geçiş) · Ortak kavram: Uyma (ittibâ)
Sonra yine bir yol tuttu.
Aynı kıssa: Zülkarneyn · Aynı kök: سبب (11 geçiş)
Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.
Aynı kök: سبب (11 geçiş) · Ortak kavram: Uyma (ittibâ)
Kendilerine uyulanlar o gün azabı görünce, kendilerine uyanlardan uzaklaşacaklar, aralarındaki bütün bağlar kopacaktır.
Aynı kök: سبب (11 geçiş)
Onların, Allah'ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah'a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü…
Aynı kök: سبب (11 geçiş)
Her kim ona (Muhammed'e) Allah'ın dünyada ve ahirette asla yardım etmeyeceğini zannediyorsa hemen tavana bir ip çeksin, sonra kendini assın da bir…
Ortak kavram: Uyma (ittibâ)
"İnin oradan (cennetten) hepiniz. Tarafımdan size bir yol gösterici (peygamber) gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar…
Ortak kavram: Uyma (ittibâ)
"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak)…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
O da (batıya doğru) bir yol tutup gitmişti.
o da kendisini (amacına) ulaştıracak bir araca başvurdu.
Ve bu sayede o da (yaptığı her işde) doğru ve meşru araçlara başvurdu.
O da bir yolu kullandı.
O da, bir yol tuttu.
O da bir yol tutup gitti.
Böylece, bir yol tuttu.
O da bir yol tutup gitti.
Nitekim, o bir yol izledi.
Nitekim, o bir yol izledi
Derken o bir sebebi izledi.
Derken bir sebebi ta'kıb etti
Böylece bir sebebe tabi oldu.
Böylece bir sebebe tabi oldu.
Böylece bir sebebe tabi oldu.
O da, bir yol tuttu.
Oda (batıya doğru) bir yol tutdu.
O da bir yol tuttu.
(83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.
O da bir yol tuttu.
O da (kendisini batı ülkelerine ulaştıracak) bir yol tuttu.
Sonra o yollardan birini takip etti.
Derken bir yolu tutup gitti.
O da bir sebep/yol tuttu.
O da bir yol tuttu.
O da bir sebebi izledi.
"And he purposefully lead the way".
He travelled on a certain road;
One (such) way he followed,
He set out (westwards) on an expedition,
So he followed a way
So he followed a way.
So he followed a means.
Then (it so happened that) he launched out on a (particular) course (to the western part of his empire).
and he followed a way
Then He (started to expand his kingdom and) moved to the far west and saw the sun setting in a vast ocean. He found a nation there. I revealed to him: "You may rule as you wish. …
and he followed a way
So he followed the means.
And he followed his way,
Verily, We established him firmly in the land, and We gave him a way to everything;
So he followed up (another) means.
And he followed a road
So he followed a certain road
and so he chose the right means [in whatever he did].
So he travelled a course,
So he followed the means.
Then, he pursued one way.
So he followed a way
So he went his way.
Zul-Qarnain, (King Cyrus the great of Persia, 590-529 B. C.) set out for an expedition. He chose the right means in whatever he did.
One (such) way he followed (to do),
So he followed a course,
So he followed the means.