Diyanet İşleri
Sonra yine bir yol tuttu.
Kehf suresi
Kehf suresi, 92. ayet. ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا
ŝümme etbe`a sebebâ.
Sonra yine bir yol tuttu.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Zülkarneyn Kehf 83–101 3
Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu.
Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.
İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.
Sonra yine bir yol tuttu.
İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.
Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cüc ve Me'cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?"
Zülkarneyn, "Rabbimin bana verdiği (imkan ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım" dedi.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 92–93. ayetler için yazılmıştır.
92-93. “Sonra bir başka sebebi/yolu takip etti. Nihâyet iki dağ arasına ulaştığı zaman...” buyruğu ile ilgili olarak müfessirler şöyle der: O, doğudan kuzeye doğru yola koyuldu ve iki dağ arasına ulaştı. Bu iki dağ o dönemde bilinen meşhur yerlerdi. Burası denize ulaşıncaya kadar sağdan da soldan da zincirleme/sıra dağlar şeklinde idi. Bu sıra dağlar, Ye’cüc ve Me’cüc ile insanlar arasında bir set teşkil ediyordu. O, iki dağın beri tarafında da dillerinin yabancılığı, zihin ve kalplerinin de kavrayışsızlığı dolayısıyla hemen hemen hiçbir söz anlayamayan bir kavim buldu.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Sonra ilk iki sefer izlediği yoldan başka doğu ve batı arasında farklı bir yol tuttu.
Aynı kıssa: Zülkarneyn · Aynı kök: سبب (11 geçiş) · Ortak kavram: Uyma (ittibâ)
O da (Batı'ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu.
Aynı kıssa: Zülkarneyn · Aynı kök: سبب (11 geçiş) · Ortak kavram: Uyma (ittibâ)
Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu.
Aynı kıssa: Zülkarneyn · Aynı kök: سبب (11 geçiş)
Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.
Aynı kök: سبب (11 geçiş) · Ortak kavram: Uyma (ittibâ)
Kendilerine uyulanlar o gün azabı görünce, kendilerine uyanlardan uzaklaşacaklar, aralarındaki bütün bağlar kopacaktır.
Aynı kök: سبب (11 geçiş)
Onların, Allah'ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah'a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü…
Aynı kök: سبب (11 geçiş)
Her kim ona (Muhammed'e) Allah'ın dünyada ve ahirette asla yardım etmeyeceğini zannediyorsa hemen tavana bir ip çeksin, sonra kendini assın da bir…
Ortak kavram: Uyma (ittibâ)
"İnin oradan (cennetten) hepiniz. Tarafımdan size bir yol gösterici (peygamber) gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar…
Ortak kavram: Uyma (ittibâ)
"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak)…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Sonra (farklı) bir yol tutmuştu.
Yeniden kendisini (amacına) ulaştıracak bir araca başvurdu.
Ve o (böylece, doğru bir amaca ulaşmak için) bir kere daha, doğru aracı seçmiş oldu.
Sonra (Zül-Karneyn) bir yolu daha kullandı.
Sonra bir yol (daha) tuttu.
Sonra yine bir yol tuttu.
Sonra, yine bir yol tuttu.
Sonra yine bir yol tutup gitti.
Sonra yine bir yol tuttu.
Sonra yine bir yol tuttu.
Sonra da başka bir sebebi takip etti.
Sonra da diğer bir sebebi ta'kıb etti
Sonra bir sebebe tabi oldu.
Sonra bir sebebe tabi oldu.
Sonra bir sebebe tabi oldu.
Sonra bir yol (daha) tuttu.
Sonra yine bir yol tutdu.
Sonra da bir yol tuttu.
(83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.
Sonra bir yol tuttu.
Sonra yine bir yol tuttu.
Sonra bir yolu daha takip etti.
Sonra yine başka bir yol tuttu.
Sonra yoluna devam etti.
Sonra yoluna devam etti.
Sonra yine bir sebebi izledi.
Again he purposefully lead the way.
He travelled on;
Then followed he (another) way,
Then he set out on another expedition
Then he followed a path
Then he followed (another) way,
Then he followed a means.
Then he launched out on (yet another) course (to the northern part of his empire, - to the territory between the Caspian Sea and the Caucasian Mountains).
Then he followed a way
Then he took another way and marched on till he reached a valley ….
Then he followed a way
Then he followed the means.
And he prosecuted his journey from south to north,
He left them as they were. And We comprehended fully the forces before him.
Thereafter he followed up (another) means.
Then he followed a road
He then followed (another) road
And once again he chose the right means (to achieve a right end].
Then he travelled a ˹third˺ course
Then he followed the means.
He then pursued another way.
Then he followed a way
Then he went his way.
And once again he chose the right means to achieve a right end. (North towards Caucasus.)
Then he followed (yet another) way,
Thereafter he followed a course
Then he followed the means.