Kıyâmet suresi · 26–35. ayetler

Can boğaza dayandığında

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Kıyâmet suresi, 26. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kıyâmet suresi, 26. ayet. كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ

    Diyanet İşleri

    (26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.

    Mehmet Okuyan

    (26, 27, 28, 29, 30) Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp "Tedavi edebilecek kimdir?" dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    Evet, can boğaza gelip dayandığı zaman

    Muhammed Esed

    Ne zaman ki, (son nefes, ölen birinin) boğazına gelip düğümlenir,

    Ahmed Hulusi

    Hayır! (Can) köprücük kemiklerine ulaştığında;

    Ali Bulaç

    Hayır; can, köprücük kemiğine gelip dayandığı zaman,

    Ali Özek ve heyeti

    Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır,

    Ali Rıza Safa

    Asla! Boğazına gelip düğümlendiğinde.

    Bayraktar Bayraklı

    - Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, "Kim tedavi edecektir?" dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.

    Edip Yüksel

    Doğrusu, (nefis) boğaza dayandığı,

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Doğrusu, (nefis) boğaza dayandığı,

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Hayır, hayır! Ne zaman ki, can köprücüklere dayanır

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hayır hayır ne zaman ki o can köprücüklere dayanır

    Erhan Aktaş

    Hayır! Kesinlikle düşündükleri gibi değil. Köprücük kemiklerine dayandığı zaman; dipnot 1

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Can boğaza gelip dayandığı zaman. Ölüm anında.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Hayır! Kesinlikle düşündükleri gibi değil. Köprücük kemiklerine dayandığı zaman; dipnot 1

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Can boğaza gelip dayandığı zaman. Ölüm anında.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Hayır! Kesinlikle düşündükleri gibi değil. Köprücük kemiklerine dayandığı zaman; dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Can boğaza gelip dayandığı zaman. Ölüm anında.

    Gültekin Onan

    Hayır; can, köprücük kemiğine gelip dayandığı zaman,

    Hasan Basri Çantay

    Gözünüzü açın, (can) köprücük kemiğine bir dayandığı zaman,

    İbni Kesir

    Dikkat edin, köprücük kemiğine bir dayandığı zaman;

    Mehmet Alagaş

    (26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Hayır! Can, köprücük kemiğine dayandığı zaman.

    Süleyman Ateş

    Hayır, ne zaman ki can, köprücük kemiklerine dayanır,

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Hayır (kendinize çeki düzen verin)! Can, köprücük kemiklerine dayanınca,

    Şaban Britch

    Hayır! Ruh köprücük kemiğine dayanmış.

    Şaban Piriş

    Hayır, can çıkma noktasına/köprücük kemiğine gelmiş.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İş, onların sandığı gibi değil! Can, köprücüklere dayandığında,

  2. Kıyâmet suresi, 27. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kıyâmet suresi, 27. ayet. وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ

    Diyanet İşleri

    (26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.

    Mehmet Okuyan

    (26, 27, 28, 29, 30) Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp "Tedavi edebilecek kimdir?" dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    bir çığlık koparılacak: "Kim... Şifacı?"

    Muhammed Esed

    ve insanlar: "(onu kurtaracak) bir hekim yok mu?" diye sorarlar;

    Ahmed Hulusi

    "Kimdir ölümden kurtaracak?"

    Ali Bulaç

    "Son müdahaleyi yapacak kim" denir.

    Ali Özek ve heyeti

    «Tedavi edebilecek kimdir?» denir.

    Ali Rıza Safa

    Şöyle denilir: "Kurtaran yok mu?" dipnot 553

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 553
      "Kurtaran yok mu?" söylemi, Kur'an çevirilerinde, "Okuyup üfleyecek yok mu?" veya "Çare bulan var mı?" veya "Kim iyileştirecek?" veya "Büyücü kim?" biçiminde çevrilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    - Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, "Kim tedavi edecektir?" dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.

    Edip Yüksel

    Ve, "Çare bulan var mı?" dendiği zaman.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ve, 'Çare bulan var mı?' dendiği zaman.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    ve: "Okuyacak kim var?" denilir

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve denilir: kim var bir okuyacak?

    Erhan Aktaş

    "Kurtaracak olan kimdir?" denir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Kurtaracak olan kimdir?" denir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Kurtaracak olan kimdir?" denir.

    Gültekin Onan

    "Son müdahaleyi yapacak kim" denir.

    Hasan Basri Çantay

    "Tedavi edebilecek kim?" denildi (denilecek).

    İbni Kesir

    Çare bulacak kim? denir.

    Mehmet Alagaş

    (26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Hayır! Can boğaza dayandığı zaman.

    Süleyman Ateş

    Ve (başında bulunanlar tarafından): "Kim afsun yapar acaba? denir,

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (telaşa düşülür) "Bunu kurtaracak biri var mı?" denir.

    Şaban Britch

    Yok mu okuyup (şifa isteyen)? denmiş.

    Şaban Piriş

    -Son nefesini veren kimdir? denmiş.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Kim var okuyup üfleyecek?" denilir!

  3. Kıyâmet suresi, 28. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kıyâmet suresi, 28. ayet. وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلْفِرَاقُ

    Diyanet İşleri

    (26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.

    Mehmet Okuyan

    (26, 27, 28, 29, 30) Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp "Tedavi edebilecek kimdir?" dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    Artık ayrılık vaktinin gelip çattığına aklı iyice yatmıştır;

    Muhammed Esed

    kendisi de bilir ki bu ayrılma vaktidir,

    Ahmed Hulusi

    Bilmiştir ki, yaşanacak o malum ayrılık!

    Ali Bulaç

    Artık gerçekten, kendisi de bir ayrılık olduğunu anlamıştır.

    Ali Özek ve heyeti

    (Can çekişen) bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar.

    Ali Rıza Safa

    Zaten ayrılık zamanı olduğunu anlamıştır.

    Bayraktar Bayraklı

    - Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, "Kim tedavi edecektir?" dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.

    Edip Yüksel

    Bunun artık o ayrılık zamanı olduğunu anlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bunun artık o ayrılık zamanı olduğunu anlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    ve o zaman (o da bunun) tam bir ayrılış olduğunu sezmiş,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve sezer o dem temamelfirak

    Gültekin Onan

    Artık gerçekten, kendisi de bir ayrılık olduğunu anlamıştır.

    Hasan Basri Çantay

    Ve (can çekişen) hakıyki bir ayrılış olduğunu anladı (anlayacak).

    İbni Kesir

    Ve ayrılık vaktinin geldiğini anlar.

    Mehmet Alagaş

    (26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Anlar ki, bu bir ayrılış.

    Süleyman Ateş

    Ve kendisi artık bunun, ayrılık zamanı olduğunu anlar,

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Artık o, ayrılık vaktinin geldiğini anlar

    Şaban Britch

    Anlar ki, bu bir ayrılış.

    Şaban Piriş

    Anlar ki, bu bir ayrılış.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sezinlemiştir ki odur ayrılık.

  4. Kıyâmet suresi, 29. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kıyâmet suresi, 29. ayet. وَٱلْتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ

    Diyanet İşleri

    (26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.

    Mehmet Okuyan

    (26, 27, 28, 29, 30) Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp "Tedavi edebilecek kimdir?" dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    ayaklar birbirine dolaşmıştır:

    Muhammed Esed

    ve ölüm sancıları ile örülmektedir:

    Ahmed Hulusi

    Ayaklar dolanmıştır!

    Ali Bulaç

    (Ölüm korkusundan) Ayaklar birbirine dolaştığında;

    Ali Özek ve heyeti

    Ve bacak bacağa dolaşır.

    Ali Rıza Safa

    Ayaklar birbirine dolaşır.

    Bayraktar Bayraklı

    - Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, "Kim tedavi edecektir?" dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.

    Edip Yüksel

    Bacakları birbirine dolaşmıştır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bacakları birbirine dolaşmıştır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    el, ayak, bacak bacağa dolaşmıştır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve dolaşır el ayak, bacağa bacak

    Erhan Aktaş

    Ve ayakları birbirine dolaşır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve ayakları birbirine dolaşır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve ayakları bir birine dolaşır.

    Gültekin Onan

    (Ölüm korkusundan) Ayaklar birbirine dolaştığında;

    Hasan Basri Çantay

    Bacak da bacağa dolaşdı mı,

    İbni Kesir

    Bacak da bacağa dolaşır.

    Mehmet Alagaş

    (26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ayakları birbirine dolaştığında.

    Süleyman Ateş

    Ve bacak bacağa dolaşır.

    Süleymaniye Vakfı

    ayakları birbirine dolaşır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    ve ayakları birbirine dolaşır dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kelime kelime anlamı şöyledir: "Bacağı bacağına dolaşmıştır." Türkçe'de bacağın dolaşmasından değil ayakların dolaşmasından söz edilir.

    Şaban Britch

    Bacakları birbirine dolaşmıştır.

    Şaban Piriş

    Bacaklarından can çekilmiş.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dolaşmıştır el ayak/kol bacak.

  5. Kıyâmet suresi, 30. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kıyâmet suresi, 30. ayet. إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمَسَاقُ

    Diyanet İşleri

    (26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.

    Mehmet Okuyan

    (26, 27, 28, 29, 30) Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp "Tedavi edebilecek kimdir?" dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    o gün sürüklenip götürülüş Rabbine doğrudur.

    Muhammed Esed

    işte o zaman gidişinin Rabbine doğru olduğunu hisseder!

    Ahmed Hulusi

    O süreçte sevk rabbinedir!

    Ali Bulaç

    O gün sevk, yalnızca Rabbinedir.

    Ali Özek ve heyeti

    İşte o gün sevkedilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur.

    Ali Rıza Safa

    O gün, gidiş, Efendine olacaktır.

    Bayraktar Bayraklı

    - Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, "Kim tedavi edecektir?" dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.

    Edip Yüksel

    O gün sevk Efendine doğrudur.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    O gün sevk Rabbine doğrudur.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O gün kişi yalnız Rabbinin huzuruna sevkedilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Rabbınadır o gün yalnız mesak

    Erhan Aktaş

    O Gün gidiş yalnızca Rabb'inedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İzin Günü gidiş yalnızca Rabb'inedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İzin Günü gidiş yalnızca Rabb'inedir.

    Gültekin Onan

    O gün sevk yalnızca rabbinedir.

    Hasan Basri Çantay

    O gün sevk (ıyyat) yalınız Rabbinedir!

    İbni Kesir

    O gün; sevk, yalnız Rabbınadır.

    Mehmet Alagaş

    (26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O gün varacakları yer, yalnız Rabbinin huzurudur.

    Süleyman Ateş

    İşte o gün, sevk Rabbinedir (can, Allah'ın huzuruna sevk edilir).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O gün sevkiyat Sahibinin huzurunadır.

    Şaban Britch

    O gün sevk, Rabbinedir.

    Şaban Piriş

    O gün sevk, Rabbine'dir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Rabbine doğrudur o gün sevkiyat.

  6. Kıyâmet suresi, 31. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kıyâmet suresi, 31. ayet. فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ

    Diyanet İşleri

    O, (Peygamberi) doğrulamamış, namaz da kılmamıştı.

    Mehmet Okuyan

    (İnkârcı kişi, gerçeği) onaylamamış, (Allah'ın dinine) destek olmamıştı.

    Mustafa İslamoğlu

    Fakat o (insan) hakikati tasdik etmedi ve yönünü Allah'a dönmedi;

    Muhammed Esed

    (Artık son pişmanlık fayda etmez) çünkü (yaşadığı sürece) hakikati kabul etmedi ve (aydınlığa kavuşmak için) namaz kılmadı;

    Ahmed Hulusi

    Ne tasdik etti, ne salat eyledi (yöneldi Rabbine). . .

    Ali Bulaç

    Fakat o, ne doğrulamış ne de namaz kılmıştı.

    Ali Özek ve heyeti

    İşte o, (Peygamber'in getirdiğini) doğru kabul etmemiş, namaz da kılmamıştı.

    Ali Rıza Safa

    Ne doğruladı ne de destek oldu.

    Bayraktar Bayraklı

    - Ne doğruladı, ne de kulluk görevini yerine getirdi. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra da çalım sata sata yürüyerek ailesine gitmişti. Sana yazıklar olsun, yazıklar! Tekrar tekrar sana yazıklar olsun, yazıklar!

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    O ne doğruladı, ne de destekledi;

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ama o ne sadaka verdi ne de namaz kıldı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Fakat o ne sadaka verdi ne namaz kıldı

    Erhan Aktaş

    Fakat o ne onayladı ne de salla yaptı. dipnot 1

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette yer alan "salla" kelimesine "namaz kılmak" anlamı verilmek önemli bir yanılgıdır. "Salla" kelimesi, bu ayette, "namaz kılmak" anlamında değil, yönelmek, destek olmak anlamındadır; bir sonraki ayette yer alan "tevella" kelimesinin karşıtıdır. Salat, ibadete layık yegane ilahın Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah'a yönelme demektir. Bu yönelme: Sürekli destek olmak, dayanışmak, ilgi duymak, duyarlı olmak, izleyici kalmamak, yanında yer almaktır. Salatın diğer anlamları şunlardır: Ritüel salat (Namaz), dua etmek, din, havra. Salatın hangi anlamı ifade ettiği, içinde yer aldığı ayet ve konu bağlamından rahatlıkla anlaşılabilir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Fakat o, ne onayladı ne de salla yaptı. dipnot 1

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette yer alan "salla" sözcüğüne "namaz kılmak" anlamı verilmektedir. "Salla" sözcüğünün namaz kılmanın yanı sıra "sürekli destek olmak, izleyici kalmamak, sürekli ilgi duymak, yönelmek, tabi olmak" anlamları da bulunmaktadır. "Salla" sözcüğü, bu ayette, "namaz kılmak" anlamını değil, yönelmek, destek olmak anlamını ifade etmektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Fakat o, ne onayladı ne de destek oldu. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette yer alan "salla" sözcüğüne "namaz kılmak" anlamı verilmektedir. "Salla" sözcüğünün namaz kılmanın yanı sıra "sürekli destek olmak, izleyici kalmamak, sürekli ilgi duymak, yönelmek, tabi olmak" anlamları da bulunmaktadır. Ve "salla" sözcüğü, bu ayette "namaz kılmak" anlamını değil, destek olmak anlamını ifade etmektedir.

    Gültekin Onan

    Fakat o, ne doğrulamış ne de namaz kılmıştı.

    Hasan Basri Çantay

    İşte o, (peygamberi ve Kur'anı) tasdıyk etmemiş, namaz da kılmamış,

    İbni Kesir

    Tasdik etmemişti, namaz da kılmamıştı.

    Mehmet Alagaş

    (26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Tasdik etmemiş ve namaz kılmamıştı.

    Süleyman Ateş

    Ne sadaka verdi, ne de namaz kıldı.

    Süleymaniye Vakfı

    (O, canını böyle verir) çünkü doğruları kabul etmedi ve kulluk görevlerini yapmadı, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayetin metninde geçen salla (صَلى)'nın türediği salat (صَّلَاة) kelimesinin kök anlamı, bir şeyi bırakmamak ve sürekli arkasında olmaktır (Lisan'ul-Arab). Her Müslümanın hiç bir durum ve şart altında bırakmaması gereken tek ibadet namaz olduğu için ona salat denir. Bu ayette geçen saddaka (صدق) "doğruları kabul etti" fiili bir sonraki ayette geçen kezzebe (كذب)'nin yani "yalan saydı"nın zıddı, salla (صلى) da tevella (تولى)'nın yani "sırt çevirdi"nin zıddıdır. "Sırt çevirme"nin zıddı, sürekli arkasında olmaktır. Bir kulun sürekli arkasında olması gereken şey, Allah'ın verdiği görevlerdir. Bu yüzden burada geçen salla kelimesine uygun olan anlam "kulluk görevlerini yerine getirmek"tir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O kişi, doğruları kabul etmemiş, destek de vermemişti.

    Şaban Britch

    Tasdik etmemiş, namaz kılmamış.

    Şaban Piriş

    Tasdik etmemiş, namaz kılmamış.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ne tasdik etti ne yakardı/ne sadaka verdi ne namaz kıldı.

  7. Kıyâmet suresi, 32. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kıyâmet suresi, 32. ayet. وَلَٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ

    Diyanet İşleri

    Fakat yalanlamış ve yüz çevirmişti.

    Mehmet Okuyan

    Aksine yalanlamış ve yüz çevirmişti.

    Mustafa İslamoğlu

    fakat yalanladı ve sırt döndü;

    Muhammed Esed

    tam tersine, hakikati yalanladı ve (ondan) uzaklaştı,

    Ahmed Hulusi

    Fakat yalanladı ve yüz çevirdi!

    Ali Bulaç

    Ancak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.

    Ali Özek ve heyeti

    Aksine yalan saymış ve yüz çevirmişti.

    Ali Rıza Safa

    Tam tersine, yalanladı ve yüz çevirdi.

    Bayraktar Bayraklı

    - Ne doğruladı, ne de kulluk görevini yerine getirdi. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra da çalım sata sata yürüyerek ailesine gitmişti. Sana yazıklar olsun, yazıklar! Tekrar tekrar sana yazıklar olsun, yazıklar!

    Edip Yüksel

    Fakat yalanladı ve yüz çevirdi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Fakat yalanladı ve yüz çevirdi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Fakat yalan dedi ve döndü.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve lakin yalan dedi ve döndü

    Erhan Aktaş

    Fakat yalanladı ve köstekledi. dipnot 1

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kelimesi kelimesine, "tevella." Tevella, "salla" kelimesinin karşıtıdır. Süreklilik ifade eden tevella, kösteklemek, sürekli geri durmak, sürekli ilgisiz kalmak, pasiflik göstermek, ilgisiz kalmak demektir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Fakat yalanladı ve köstekledi. dipnot 1

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tevella, "salla" sözcüğünün karşıtıdır. Süreklilik ifade eden "tevella" sözcüğü, "sürekli geri durmak, sürekli ilgisiz kalmak, pasiflik göstermek, yapılan işleri kösteklemek" demektir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Fakat yalanladı ve köstekledi. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tevella, "salla" sözcüğünün karşıtıdır. Süreklilik ifade eden "tevella" sözcüğü, "sürekli geri durmak, sürekli ilgisiz kalmak, pasiflik göstermek, yapılan işleri kösteklemek" demektir.

    Gültekin Onan

    Ancak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.

    Hasan Basri Çantay

    fakat (üstelik Kur'anı) yalanlamış, (imana) arkasını dönmüş,

    İbni Kesir

    Fakat yalanlamış, yüz çevirmişti.

    Mehmet Alagaş

    (26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Fakat yalanlamış ve yüz çevirmiş.

    Süleyman Ateş

    Fakat yalanladı, döndü.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ama yalana yönelmiş ve doğrulara sırt çevirmiş,

    Şaban Britch

    Fakat yalanlamış, yüz çevirmiş.

    Şaban Piriş

    Fakat, yalanlamış, yüz çevirmiş.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Tam aksine, yalanladı, gerisin geri döndü.

  8. Kıyâmet suresi, 33. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kıyâmet suresi, 33. ayet. ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ

    Diyanet İşleri

    Sonra da kasıla kasıla ailesine gitmişti.

    Mustafa İslamoğlu

    sonra çalım satarak aşiretine sığındı:

    Muhammed Esed

    ve sonra böbürlenerek geldiği yere döndü.

    Ahmed Hulusi

    Sonra da (benlikle) gerine gerine ehline gitti.

    Ali Bulaç

    Sonra çalım satarak yakınlarına gitmişti.

    Ali Özek ve heyeti

    Sonra da çalım sata sata yürüyerek kendi ehline (taraftarlarına) gitmişti.

    Ali Rıza Safa

    Sonra, böbürlenerek yandaşlarına gitti.

    Bayraktar Bayraklı

    - Ne doğruladı, ne de kulluk görevini yerine getirdi. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra da çalım sata sata yürüyerek ailesine gitmişti. Sana yazıklar olsun, yazıklar! Tekrar tekrar sana yazıklar olsun, yazıklar!

    Edip Yüksel

    Sonra çalım satarak ailesine gitti.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sonra çalım satarak ailesine gitti.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonra da gerneşe gerneşe yakınlarına gitti.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sonra da gerneşe gerneşe ehline gitti

    Erhan Aktaş

    Sonra böbürlenerek yandaşlarına gitti.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sonra böbürlenerek yandaşlarına gitti.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sonra böbürlenerek yandaşlarına gitti.

    Gültekin Onan

    Sonra çalım satarak ehline (yakınlarına) gitmişti.

    Hasan Basri Çantay

    sonra da çalım sata sata yürüyerek ehline gitmişdi.

    İbni Kesir

    Sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.

    Mehmet Alagaş

    (26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sonra da çalım satarak ailesine gitmişti.

    Süleyman Ateş

    Sonra çalım satarak ailesine gitti.

    Süleymaniye Vakfı

    Sonra da çalım satarak ailesine ve yakınlarına gitti.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    sonra da kahraman edasıyla yandaşlarının yanına gitmişti.

    Şaban Britch

    Sonra da çalım satarak ailesine gitmişti,

    Şaban Piriş

    Sonra da çalım satarak ailesine gitmişti.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonra da çalım sata sata ailesine gitti.

  9. Kıyâmet suresi, 34. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kıyâmet suresi, 34. ayet. أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰ

    Diyanet İşleri

    (34-35) "Bu azap sana layıktır, layık! Evet, layıktır sana, layık!" denecektir.

    Mehmet Okuyan

    Yazıklar olsun sana, yazıklar olsun!

    Mustafa İslamoğlu

    İşte yaklaşmakta olan, hem de çok yakınında!

    Muhammed Esed

    (Ama ey insan, akibetin geliyor her dakika) yakınına, daha da yakınına,

    Ahmed Hulusi

    Gereklidir sana, gerekli!

    Ali Bulaç

    Sen buna müstahaksın, dahasına müstahaksın.

    Ali Özek ve heyeti

    Lâyıktır (o azap) sana, lâyık!

    Ali Rıza Safa

    Hak ettin sen, hak ettin!

    Bayraktar Bayraklı

    - Ne doğruladı, ne de kulluk görevini yerine getirdi. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra da çalım sata sata yürüyerek ailesine gitmişti. Sana yazıklar olsun, yazıklar! Tekrar tekrar sana yazıklar olsun, yazıklar!

    Edip Yüksel

    Sen bunu haketmişsin.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sen bunu haketmişsin.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O bela sana layıktır!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Gerektir sana o bela gerek

    Erhan Aktaş

    Yazık sana yazık, sen hak ettin!

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Yazık sana yazık, sen hak ettin!

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Hak ettin! Layık olduğunu hak ettin!

    Gültekin Onan

    Sen buna müstahaksın, dahasına müstahaksın.

    Hasan Basri Çantay

    (Hoşlanmadığın herşey) sana yaklaş (ıb çat) sın. Çünkü (sen buna başkalarından daha çok) layıksın.

    İbni Kesir

    Yazıklar olsun sana, yazıklar.

    Mehmet Alagaş

    (26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Bu azap sana layıktır, layık!"

    Süleyman Ateş

    Yazık sana yazık!

    Süleymaniye Vakfı

    Sana layık olan budur, bu!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (Be akılsız!) Senin için öncelikli olan ve öncelikli olması gereken (doğruları kabul etmen ve destek vermendir.)

    Şaban Britch

    Helak olsun sana helak.

    Şaban Piriş

    -Belanı buldun, belanı!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Çok uygundur sana bu bela, çok uygun!

  10. Kıyâmet suresi, 35. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kıyâmet suresi, 35. ayet. ثُمَّ أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰٓ

    Diyanet İşleri

    (34-35) "Bu azap sana layıktır, layık! Evet, layıktır sana, layık!" denecektir.

    Mehmet Okuyan

    Sonra (tekrar) yazıklar olsun sana, yazıklar olsun! dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ifade şöyle de tercüme edilebilir: "Layıktır (o azap) sana, layık! Evet, layıktır (o azap) sana, layık!"

    Mustafa İslamoğlu

    Tekrar (duy ey insan), yaklaşmakta olan hemen yanıbaşında!

    Muhammed Esed

    yakınına, daha da yakınına!

    Ahmed Hulusi

    Evet, kesinlikle gereklidir sana gerekli!

    Ali Bulaç

    Yine müstahaksın, dahasına da müstahaksın.

    Ali Özek ve heyeti

    Evet, lâyıktır sana ( o azap) lâyık!

    Ali Rıza Safa

    Yine; hak ettin sen, hak ettin!

    Bayraktar Bayraklı

    - Ne doğruladı, ne de kulluk görevini yerine getirdi. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra da çalım sata sata yürüyerek ailesine gitmişti. Sana yazıklar olsun, yazıklar! Tekrar tekrar sana yazıklar olsun, yazıklar!

    Edip Yüksel

    Gerçekten sen bunu haketmiş bulunuyorsun.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Gerçekten sen bunu haketmiş bulunuyorsun.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Evet gerektir o bela sana gerek!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Evet, gerektir sana o bela gerek

    Erhan Aktaş

    Evet, yazık sana yazık, sen hak ettin.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Evet, yazık sana yazık, sen hak ettin.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Evet, yazık sana yazık, sen hak ettin.

    Gültekin Onan

    Yine müstahaksın, dahasına da müstahaksın.

    Hasan Basri Çantay

    Yine (hoşlanmadığın herşey) sana yaklaş (ıb çat) sın. Zira (sen buna başkalarından daha çok) layıksın.

    İbni Kesir

    Yine yazıklar olsun sana, yazıklar.

    Mehmet Alagaş

    (26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Evet! Layıktır sana, layık!” denilecek.

    Süleyman Ateş

    Yine yazık sana yazık!

    Süleymaniye Vakfı

    Evet, sana layık olan budur, işte bu!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Evet, senin için öncelikli olan ve öncelikli olması gereken budur.

    Şaban Britch

    Sonra sen buna layıksın!

    Şaban Piriş

    Sonra sen buna layıksın!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Evet, çok uygundur sana bu bela, çok uygun!

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.