Diyanet İşleri
(26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.
Kıyâmet suresi · 26–35. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Kıyâmet suresi, 26. ayet. كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ
(26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.
(26, 27, 28, 29, 30) Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp "Tedavi edebilecek kimdir?" dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.
Evet, can boğaza gelip dayandığı zaman
Ne zaman ki, (son nefes, ölen birinin) boğazına gelip düğümlenir,
Hayır! (Can) köprücük kemiklerine ulaştığında;
Hayır; can, köprücük kemiğine gelip dayandığı zaman,
Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır,
Asla! Boğazına gelip düğümlendiğinde.
- Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, "Kim tedavi edecektir?" dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.
Doğrusu, (nefis) boğaza dayandığı,
Doğrusu, (nefis) boğaza dayandığı,
Hayır, hayır! Ne zaman ki, can köprücüklere dayanır
Hayır hayır ne zaman ki o can köprücüklere dayanır
Hayır! Kesinlikle düşündükleri gibi değil. Köprücük kemiklerine dayandığı zaman; dipnot 1
Hayır! Kesinlikle düşündükleri gibi değil. Köprücük kemiklerine dayandığı zaman; dipnot 1
Hayır! Kesinlikle düşündükleri gibi değil. Köprücük kemiklerine dayandığı zaman; dipnot 1
Hayır; can, köprücük kemiğine gelip dayandığı zaman,
Gözünüzü açın, (can) köprücük kemiğine bir dayandığı zaman,
Dikkat edin, köprücük kemiğine bir dayandığı zaman;
(26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?
Hayır! Can, köprücük kemiğine dayandığı zaman.
Hayır, ne zaman ki can, köprücük kemiklerine dayanır,
Hayır hayır! Can (boğaza gelip) köprücük kemiklerine dayanınca: dipnot 1
Hayır (kendinize çeki düzen verin)! Can, köprücük kemiklerine dayanınca,
Hayır! Ruh köprücük kemiğine dayanmış.
Hayır, can çıkma noktasına/köprücük kemiğine gelmiş.
İş, onların sandığı gibi değil! Can, köprücüklere dayandığında,
Kıyâmet suresi, 27. ayet. وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ
(26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.
(26, 27, 28, 29, 30) Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp "Tedavi edebilecek kimdir?" dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.
bir çığlık koparılacak: "Kim... Şifacı?"
ve insanlar: "(onu kurtaracak) bir hekim yok mu?" diye sorarlar;
"Kimdir ölümden kurtaracak?"
"Son müdahaleyi yapacak kim" denir.
«Tedavi edebilecek kimdir?» denir.
Şöyle denilir: "Kurtaran yok mu?" dipnot 553
- Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, "Kim tedavi edecektir?" dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.
Ve, "Çare bulan var mı?" dendiği zaman.
Ve, 'Çare bulan var mı?' dendiği zaman.
ve: "Okuyacak kim var?" denilir
Ve denilir: kim var bir okuyacak?
"Kurtaracak olan kimdir?" denir.
"Kurtaracak olan kimdir?" denir.
"Kurtaracak olan kimdir?" denir.
"Son müdahaleyi yapacak kim" denir.
"Tedavi edebilecek kim?" denildi (denilecek).
Çare bulacak kim? denir.
(26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?
Hayır! Can boğaza dayandığı zaman.
Ve (başında bulunanlar tarafından): "Kim afsun yapar acaba? denir,
(Ölüm melekleri tarafından) "Seni kim kurtaracak!" denir dipnot 1 .
(telaşa düşülür) "Bunu kurtaracak biri var mı?" denir.
Yok mu okuyup (şifa isteyen)? denmiş.
-Son nefesini veren kimdir? denmiş.
"Kim var okuyup üfleyecek?" denilir!
Kıyâmet suresi, 28. ayet. وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلْفِرَاقُ
(26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.
(26, 27, 28, 29, 30) Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp "Tedavi edebilecek kimdir?" dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.
Artık ayrılık vaktinin gelip çattığına aklı iyice yatmıştır;
kendisi de bilir ki bu ayrılma vaktidir,
Bilmiştir ki, yaşanacak o malum ayrılık!
Artık gerçekten, kendisi de bir ayrılık olduğunu anlamıştır.
(Can çekişen) bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar.
Zaten ayrılık zamanı olduğunu anlamıştır.
- Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, "Kim tedavi edecektir?" dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.
Bunun artık o ayrılık zamanı olduğunu anlar.
Bunun artık o ayrılık zamanı olduğunu anlar.
ve o zaman (o da bunun) tam bir ayrılış olduğunu sezmiş,
Ve sezer o dem temamelfirak
Bunun ayrılık anı dipnot 1 olduğunu anlar.
Bunun ayrılık anı dipnot 1 olduğunu anlar.
Bunun ayrılık anı dipnot 1 olduğunu anlar.
Artık gerçekten, kendisi de bir ayrılık olduğunu anlamıştır.
Ve (can çekişen) hakıyki bir ayrılış olduğunu anladı (anlayacak).
Ve ayrılık vaktinin geldiğini anlar.
(26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?
Anlar ki, bu bir ayrılış.
Ve kendisi artık bunun, ayrılık zamanı olduğunu anlar,
O da ayrılık vaktinin geldiğini anlar dipnot 1 ,
Artık o, ayrılık vaktinin geldiğini anlar
Anlar ki, bu bir ayrılış.
Anlar ki, bu bir ayrılış.
Sezinlemiştir ki odur ayrılık.
Kıyâmet suresi, 29. ayet. وَٱلْتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ
(26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.
(26, 27, 28, 29, 30) Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp "Tedavi edebilecek kimdir?" dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.
ayaklar birbirine dolaşmıştır:
ve ölüm sancıları ile örülmektedir:
Ayaklar dolanmıştır!
(Ölüm korkusundan) Ayaklar birbirine dolaştığında;
Ve bacak bacağa dolaşır.
Ayaklar birbirine dolaşır.
- Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, "Kim tedavi edecektir?" dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.
Bacakları birbirine dolaşmıştır.
Bacakları birbirine dolaşmıştır.
el, ayak, bacak bacağa dolaşmıştır.
Ve dolaşır el ayak, bacağa bacak
Ve ayakları birbirine dolaşır.
Ve ayakları birbirine dolaşır.
Ve ayakları bir birine dolaşır.
(Ölüm korkusundan) Ayaklar birbirine dolaştığında;
Bacak da bacağa dolaşdı mı,
Bacak da bacağa dolaşır.
(26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?
Ayakları birbirine dolaştığında.
Ve bacak bacağa dolaşır.
ayakları birbirine dolaşır.
ve ayakları birbirine dolaşır dipnot 1 .
Bacakları birbirine dolaşmıştır.
Bacaklarından can çekilmiş.
Dolaşmıştır el ayak/kol bacak.
Kıyâmet suresi, 30. ayet. إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمَسَاقُ
(26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.
(26, 27, 28, 29, 30) Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp "Tedavi edebilecek kimdir?" dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.
o gün sürüklenip götürülüş Rabbine doğrudur.
işte o zaman gidişinin Rabbine doğru olduğunu hisseder!
O süreçte sevk rabbinedir!
O gün sevk, yalnızca Rabbinedir.
İşte o gün sevkedilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur.
O gün, gidiş, Efendine olacaktır.
- Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, "Kim tedavi edecektir?" dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.
O gün sevk Efendine doğrudur.
O gün sevk Rabbine doğrudur.
O gün kişi yalnız Rabbinin huzuruna sevkedilir.
Rabbınadır o gün yalnız mesak
O Gün gidiş yalnızca Rabb'inedir.
İzin Günü gidiş yalnızca Rabb'inedir.
İzin Günü gidiş yalnızca Rabb'inedir.
O gün sevk yalnızca rabbinedir.
O gün sevk (ıyyat) yalınız Rabbinedir!
O gün; sevk, yalnız Rabbınadır.
(26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?
O gün varacakları yer, yalnız Rabbinin huzurudur.
İşte o gün, sevk Rabbinedir (can, Allah'ın huzuruna sevk edilir).
Bugün sevk edileceği yer Rabbinin huzurudur dipnot 1 .
O gün sevkiyat Sahibinin huzurunadır.
O gün sevk, Rabbinedir.
O gün sevk, Rabbine'dir.
Rabbine doğrudur o gün sevkiyat.
Kıyâmet suresi, 31. ayet. فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ
O, (Peygamberi) doğrulamamış, namaz da kılmamıştı.
(İnkârcı kişi, gerçeği) onaylamamış, (Allah'ın dinine) destek olmamıştı.
Fakat o (insan) hakikati tasdik etmedi ve yönünü Allah'a dönmedi;
(Artık son pişmanlık fayda etmez) çünkü (yaşadığı sürece) hakikati kabul etmedi ve (aydınlığa kavuşmak için) namaz kılmadı;
Ne tasdik etti, ne salat eyledi (yöneldi Rabbine). . .
Fakat o, ne doğrulamış ne de namaz kılmıştı.
İşte o, (Peygamber'in getirdiğini) doğru kabul etmemiş, namaz da kılmamıştı.
Ne doğruladı ne de destek oldu.
- Ne doğruladı, ne de kulluk görevini yerine getirdi. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra da çalım sata sata yürüyerek ailesine gitmişti. Sana yazıklar olsun, yazıklar! Tekrar tekrar sana yazıklar olsun, yazıklar!
O ne doğruladı, ne de destekledi; dipnot 1
O ne doğruladı, ne de destekledi;
Ama o ne sadaka verdi ne de namaz kıldı.
Fakat o ne sadaka verdi ne namaz kıldı
Fakat o ne onayladı ne de salla yaptı. dipnot 1
Fakat o, ne onayladı ne de salla yaptı. dipnot 1
Fakat o, ne onayladı ne de destek oldu. dipnot 1
Fakat o, ne doğrulamış ne de namaz kılmıştı.
İşte o, (peygamberi ve Kur'anı) tasdıyk etmemiş, namaz da kılmamış,
Tasdik etmemişti, namaz da kılmamıştı.
(26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?
Tasdik etmemiş ve namaz kılmamıştı.
Ne sadaka verdi, ne de namaz kıldı.
(O, canını böyle verir) çünkü doğruları kabul etmedi ve kulluk görevlerini yapmadı, dipnot 1
O kişi, doğruları kabul etmemiş, destek de vermemişti.
Tasdik etmemiş, namaz kılmamış.
Tasdik etmemiş, namaz kılmamış.
Ne tasdik etti ne yakardı/ne sadaka verdi ne namaz kıldı.
Kıyâmet suresi, 32. ayet. وَلَٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
Fakat yalanlamış ve yüz çevirmişti.
Aksine yalanlamış ve yüz çevirmişti.
fakat yalanladı ve sırt döndü;
tam tersine, hakikati yalanladı ve (ondan) uzaklaştı,
Fakat yalanladı ve yüz çevirdi!
Ancak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.
Aksine yalan saymış ve yüz çevirmişti.
Tam tersine, yalanladı ve yüz çevirdi.
- Ne doğruladı, ne de kulluk görevini yerine getirdi. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra da çalım sata sata yürüyerek ailesine gitmişti. Sana yazıklar olsun, yazıklar! Tekrar tekrar sana yazıklar olsun, yazıklar!
Fakat yalanladı ve yüz çevirdi.
Fakat yalanladı ve yüz çevirdi.
Fakat yalan dedi ve döndü.
Ve lakin yalan dedi ve döndü
Fakat yalanladı ve köstekledi. dipnot 1
Fakat yalanladı ve köstekledi. dipnot 1
Fakat yalanladı ve köstekledi. dipnot 1
Ancak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.
fakat (üstelik Kur'anı) yalanlamış, (imana) arkasını dönmüş,
Fakat yalanlamış, yüz çevirmişti.
(26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?
Fakat yalanlamış ve yüz çevirmiş.
Fakat yalanladı, döndü.
ama yalana sarıldı ve sırtını çevirdi dipnot 1 .
Ama yalana yönelmiş ve doğrulara sırt çevirmiş,
Fakat yalanlamış, yüz çevirmiş.
Fakat, yalanlamış, yüz çevirmiş.
Tam aksine, yalanladı, gerisin geri döndü.
Kıyâmet suresi, 33. ayet. ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ
Sonra da kasıla kasıla ailesine gitmişti.
Sonra da kibirlenerek kendi ailesine gitmişti. dipnot 1
sonra çalım satarak aşiretine sığındı:
ve sonra böbürlenerek geldiği yere döndü.
Sonra da (benlikle) gerine gerine ehline gitti.
Sonra çalım satarak yakınlarına gitmişti.
Sonra da çalım sata sata yürüyerek kendi ehline (taraftarlarına) gitmişti.
Sonra, böbürlenerek yandaşlarına gitti.
- Ne doğruladı, ne de kulluk görevini yerine getirdi. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra da çalım sata sata yürüyerek ailesine gitmişti. Sana yazıklar olsun, yazıklar! Tekrar tekrar sana yazıklar olsun, yazıklar!
Sonra çalım satarak ailesine gitti.
Sonra çalım satarak ailesine gitti.
Sonra da gerneşe gerneşe yakınlarına gitti.
Sonra da gerneşe gerneşe ehline gitti
Sonra böbürlenerek yandaşlarına gitti.
Sonra böbürlenerek yandaşlarına gitti.
Sonra böbürlenerek yandaşlarına gitti.
Sonra çalım satarak ehline (yakınlarına) gitmişti.
sonra da çalım sata sata yürüyerek ehline gitmişdi.
Sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.
(26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?
Sonra da çalım satarak ailesine gitmişti.
Sonra çalım satarak ailesine gitti.
Sonra da çalım satarak ailesine ve yakınlarına gitti.
sonra da kahraman edasıyla yandaşlarının yanına gitmişti.
Sonra da çalım satarak ailesine gitmişti,
Sonra da çalım satarak ailesine gitmişti.
Sonra da çalım sata sata ailesine gitti.
Kıyâmet suresi, 34. ayet. أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰ
(34-35) "Bu azap sana layıktır, layık! Evet, layıktır sana, layık!" denecektir.
Yazıklar olsun sana, yazıklar olsun!
İşte yaklaşmakta olan, hem de çok yakınında!
(Ama ey insan, akibetin geliyor her dakika) yakınına, daha da yakınına,
Gereklidir sana, gerekli!
Sen buna müstahaksın, dahasına müstahaksın.
Lâyıktır (o azap) sana, lâyık!
Hak ettin sen, hak ettin!
- Ne doğruladı, ne de kulluk görevini yerine getirdi. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra da çalım sata sata yürüyerek ailesine gitmişti. Sana yazıklar olsun, yazıklar! Tekrar tekrar sana yazıklar olsun, yazıklar!
Sen bunu haketmişsin.
Sen bunu haketmişsin.
O bela sana layıktır!
Gerektir sana o bela gerek
Yazık sana yazık, sen hak ettin!
Yazık sana yazık, sen hak ettin!
Hak ettin! Layık olduğunu hak ettin!
Sen buna müstahaksın, dahasına müstahaksın.
(Hoşlanmadığın herşey) sana yaklaş (ıb çat) sın. Çünkü (sen buna başkalarından daha çok) layıksın.
Yazıklar olsun sana, yazıklar.
(26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?
“Bu azap sana layıktır, layık!"
Yazık sana yazık!
Sana layık olan budur, bu!
(Be akılsız!) Senin için öncelikli olan ve öncelikli olması gereken (doğruları kabul etmen ve destek vermendir.)
Helak olsun sana helak.
-Belanı buldun, belanı!
Çok uygundur sana bu bela, çok uygun!
Kıyâmet suresi, 35. ayet. ثُمَّ أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰٓ
(34-35) "Bu azap sana layıktır, layık! Evet, layıktır sana, layık!" denecektir.
Sonra (tekrar) yazıklar olsun sana, yazıklar olsun! dipnot 1
Tekrar (duy ey insan), yaklaşmakta olan hemen yanıbaşında!
yakınına, daha da yakınına!
Evet, kesinlikle gereklidir sana gerekli!
Yine müstahaksın, dahasına da müstahaksın.
Evet, lâyıktır sana ( o azap) lâyık!
Yine; hak ettin sen, hak ettin!
- Ne doğruladı, ne de kulluk görevini yerine getirdi. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra da çalım sata sata yürüyerek ailesine gitmişti. Sana yazıklar olsun, yazıklar! Tekrar tekrar sana yazıklar olsun, yazıklar!
Gerçekten sen bunu haketmiş bulunuyorsun.
Gerçekten sen bunu haketmiş bulunuyorsun.
Evet gerektir o bela sana gerek!
Evet, gerektir sana o bela gerek
Evet, yazık sana yazık, sen hak ettin.
Evet, yazık sana yazık, sen hak ettin.
Evet, yazık sana yazık, sen hak ettin.
Yine müstahaksın, dahasına da müstahaksın.
Yine (hoşlanmadığın herşey) sana yaklaş (ıb çat) sın. Zira (sen buna başkalarından daha çok) layıksın.
Yine yazıklar olsun sana, yazıklar.
(26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?
"Evet! Layıktır sana, layık!” denilecek.
Yine yazık sana yazık!
Evet, sana layık olan budur, işte bu!
Evet, senin için öncelikli olan ve öncelikli olması gereken budur.
Sonra sen buna layıksın!
Sonra sen buna layıksın!
Evet, çok uygundur sana bu bela, çok uygun!
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.