Neml suresi

Neml suresi, 14. ayet

Neml suresi, 14. ayet. وَجَحَدُوا۟ بِهَا وَٱسْتَيْقَنَتْهَآ أَنفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُفْسِدِينَ

veceḥadû bihâ vesteyḳanethâ enfüsühüm żulmev ve`ulüvvâ. fenżur keyfe kâne `âḳibetü-lmüfsidîn.

Diyanet İşleri

Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri halde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkar ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Neml 11–17 · surenin 14. ayeti / 93

Konu Mûsâ ve dokuz mucize Neml 7–14 3

  1. Neml 11

    "Ancak kim zulmeder de sonra (yaptığı) kötülüğün yerine iyilik yaparsa bilsin ki şüphesiz ben çok bağışlayıcıyım, çok merhamet edenim."

  2. Neml 12

    "Elini koynuna sok; Firavun'a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir kavimdir."

  3. Neml 13

    Nitekim ayetlerimiz kendilerine gerçeği gösterecek biçimde gelince, "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.

  4. 14

    Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri halde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkar ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

  5. Neml 15

    Andolsun! Biz Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar, "Hamd, bizi mü'min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a mahsustur" dediler.

  6. Neml 16

    Süleyman, Davud'a varis oldu ve, "Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur" dedi.

  7. Neml 17

    Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

14. “İçten içe onlara inandıkları halde” yani onların bu inkârları şüphe veya tereddüte dayalı değildi, aksine “zulüm ve kibirleri sebebiyle onları” Allah’ın âyet ve mucizelerini bile bile “inkâr ettiler.” Onların bu âyet ve mucizeleri -doğru olduklarına kesin olarak inanmalarına rağmen- bile bile inkâr etmeleri, Rablerinden gelen hakka ve bizzat kendi kendilerine karşı zalimlik etmelerinden ve hem hakka karşı, hem kullara karşı, hem de peygamberlere itaate karşı kibirlenmelerinden ve üstünlük taslamalarından kaynaklanıyordu. “Bozguncuların âkıbetinin nasıl” en kötü akibet “olduğuna bir bak!” Yüce Allah, onları darmadağın etti, denizde boğdu, onları rezil ve rüsvay etti. Onların kaldıkları yerleri de onların ezdiği zayıf kullara miras olarak verdi.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Bu apaçık mucizeleri inkâr edip, kabul etmediler. Hâlbuki gönülleri bu delillerin/mucizelerin hak ve Allah'tan olduğuna kanaat getirmişti. Zulüm ve hakka karşı kibirleri yüzünden onları inkâr ettiler. -Ey Resul!- Küfürleri ve günahları sebebi ile bozguncuların yeryüzündeki sonlarına bir bak. Biz onların hepsini helak ederek, yok ettik.

Kelimeler

11 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَجَحَدُوا۟ ve cehadu ve inkar ettiler kök: جحد
  2. بِهَا biha onları
  3. وَٱسْتَيْقَنَتْهَآ vesteykanetha kanaat getirdiği halde kök: يقن
  4. أَنفُسُهُمْ enfusuhum vicdanları kök: نفس
  5. ظُلْمًۭا zulmen haksızlıkları yüzünden kök: ظلم
  6. وَعُلُوًّۭا ۚ ve uluvve n ve böbürlenmeleri yüzünden kök: علو
  7. فَٱنظُرْ fenzur bak işte kök: نظر
  8. كَيْفَ keyfe nasıl kök: كيف
  9. كَانَ kane oldu kök: كون
  10. عَـٰقِبَةُ aakibetu sonu kök: عقب
  11. ٱلْمُفْسِدِينَ l-mufsidine bozguncuların kök: فسد

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: فسد (50 geçiş) · Aynı kök: عقب (80 geçiş) · Aynı kök: كيف (83 geçiş)

    "Bir de, tehdit ederek Allah'ın yolundan O'na iman edenleri çevirmek, Allah'ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek üzere her yol üstüne oturmayın.…

  • Aynı kök: فسد (50 geçiş) · Aynı kök: عقب (80 geçiş) · Aynı kök: كيف (83 geçiş)

    Sonra onların ardından Musa'yı, apaçık mucizelerimizle Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri)…

  • Aynı kök: فسد (50 geçiş) · Aynı kök: علو (70 geçiş) · Aynı kök: عقب (80 geçiş)

    İşte ahiret yurdu. Biz, onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmayanlara has kılarız. Sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır.

  • Aynı kök: عقب (80 geçiş) · Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Aynı kök: نظر (129 geçiş)

    Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.

  • Aynı kök: عقب (80 geçiş) · Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Aynı kök: نظر (129 geçiş)

    De ki: "Yeryüzünde gezin dolaşın da (Peygamberleri) yalanlayanların sonu nasıl olmuş bir görün."

  • Aynı kök: عقب (80 geçiş) · Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Aynı kök: نظر (129 geçiş)

    Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık." Bak, suçluların akıbeti nasıl oldu.

  • Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Aynı kök: نظر (129 geçiş)

    Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, "Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?" demişti.…

  • Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Aynı kök: نظر (129 geçiş)

    Bak, Allah'a karşı nasıl yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter.

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

81 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Kendileri bu delillere kesin olarak inandıkları hâlde, haksızlık ve kibirleri nedeniyle onları inkâr etmişlerdi. dipnot 1 Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!"

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu ayet [cuhûd] denen "inkâr"ın aslında gerçeği bilerek, inadına ve bilinçli bir inkâr demek olduğunun delilidir.

Mustafa İslamoğlu

İç dünyalarında kesin kanaat getirdikleri halde, sırf gerçeği çarpıtma ve büyüklenmelerinden dolayı bile bile inkara saptılar: hele bir bak, fesatçıların akıbeti nasıl olurmuş?

Muhammed Esed

ve zihnen onların doğruluğuna kani oldukları halde, sırf zulmü kendilerine yol edinmiş olmalarından ve kendilerini büyüklük duygusuna kaptırmış olmalarından ötürü mesajlarımıza karşı çıktılar; bak işte bozguncuların sonu nasıl oldu!

Ahmed Hulusi

Enfüsleri onlara (Musa'nın bildirdiği hakikatlere) yakin duyduğu halde; zulüm ve büyüklük duygusuyla bile bile onları inkar ettiler. . . Bir bak, o bozguncuların sonu ne oldu!

Ali Bulaç

Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.

Ali Özek ve heyeti

Kendileri de bunlara yakînen inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!

Ali Rıza Safa

Kendileri de onları kesin olarak bilmelerine karşın, haksızlık yaparak ve büyüklük taslayarak inkar ettiler. Artık, bozgunculuk yapanların sonunun nasıl olduğuna bir bak?

Bayraktar Bayraklı

Kendileri de mucizelerimize kesin olarak inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden dolayı, onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

Edip Yüksel

Zulüm ve kibirlerinden dolayı kendilerinin haklı olduğunu onayladılar ve onları reddettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna dikkat et.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Zulüm ve kibirlerinden dolayı kendilerinin haklı oduğuna inandılar ve onları reddettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna dikkat et.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ve vicdanları bunlar(ın doğruluğun)a kesin bir kanaat getirdiği halde sırf zulüm ve kendilerini büyük görme yüzünden onları inkar ettiler; fakat, bak o bozguncuların akibeti nasıl oldu!

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve nefisleri yakin hasıl ettiği halde mücerred zulm-ü kibirden onlara cehudluk ettiler, fakat bak o müfsidlerin akıbeti nasıl oldu?

Erhan Aktaş

Doğruluğundan emin oldukları halde, haksızca ve büyüklenerek mücadele ettiler. Ama bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Doğruluğundan emin oldukları halde, haksızca ve büyüklenerek mücadele ettiler. Ama bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Doğruluğundan emin oldukları halde, haksızca ve büyüklenerek bile bile yalanladılar. Ama bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!

Gültekin Onan

Vicdanları kabul ettiği halde zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.

Hasan Basri Çantay

Vicdanları da bunlara tam bir kanaat haasıl etdiği halde zulm ve kibr ile yine bunları (inadlarından) inkar etdiler. (Habibim) fesadcıların encamı bak nice oldu!

İbni Kesir

Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, zulüm ve kibirle bunları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak.

Mehmet Alagaş

(7-14) Musa yakın çevresine dedi ki muhakkak ki ben yakında bir ateş hissettim. Oradan size bir haber yahut ateşten bir kor getiririm, böylelikle belki ısınırsınız. Oraya geldiği zaman “Ateşteki ve etrafındakiler bereketli kılındı alemlerin Rabbi Allah'ı üstün tut” diye ona seslenildi. Ey Musa muhakkak ki O, benim, saygıdeğer ve hâkim olan Allah’ım, sopanı / asanı bırak dedi, bıraktığında onun sanki bir yılan gibi kımıldadığını gördü, arkasını dönüp kaçtı. Ey Musa korkma kesinlikle benim yanımda Resuller korkmazlar , zulmedenler hariçtir (onlar korksunlar) , zalimlikten sonra kötülüğü iyilikle yer değiştirirse / mübadele ederse eğer muhakkak ki ben de bağışlayanım, esirgeyenim. Elini koynuna sok , kusursuz bir beyazlıkta çıksın, firavuna ve kavmine karşı dokuz ayetlesin, Muhakkak ki onlar yoldan çıkmış bir kavimdi. Her ne zaman onlara gör ebilecekleri ayetler geldi ise, o zaman dediler ki bu apaçık bir büyüdür / bir sihirdir. Kendi içlerinde inanmalarına / kanaat getirmelerine rağmen nefislerine yaptıkları z ulüm ve büyüklenme leri nedeniyle onunla mücadele ettiler. Şimdi, bozguncuların sonucu / akıbeti nasıl oluyor bir bak!

Rowwad Tercüme Merkezi

Kendileri de bunlara yakînen inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

Süleyman Ateş

Vicdanları, onlar(ın doğruluğun)a kanaat getirdiği halde, sırf haksızlık ve böbürlenme yüzünden onları inkar ettiler. Bak işte o bozguncuların sonu nasıl oldu.

Süleymaniye Vakfı

Mucizelerimiz hakkında, içlerinde bir şüphe kalmadığı halde yanlış yaparak ve büyüklenerek onları bile bile inkar ettiler dipnot 1 . Bak bakalım, o bozguncuların sonu ne oldu.

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bütün kafirler önce inanır, sonra hesaplarına gelmediği için ayetleri inkar ederler (Al-i İmran 3/106).

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

İçlerinde en küçük şüphe olmadığı halde zalimliklerinden ve büyüklenmelerinden dolayı bile bile inanmadılar. Bak bakalım, o bozguncuların sonu ne oldu.

Şaban Britch

Kendileri de bunlara yakinen inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. İşte bak! Bozguncuların sonu nasıl oldu!

Şaban Piriş

Gerçeği çok iyi anladıkları halde, sırf zalimlik ve büyüklenme yüzünden inkar ettiler. İşte bak, bozguncuların sonu nasıl oldu?!

Yaşar Nuri Öztürk

Zulüm ve böbürlenmeyle, ona karşı çıktılar. Oysaki öz benlikleri, onun gerçekliğine kanaat getirmişti. Bak da gör, nasıl olmuştur o bozguncuların sonu!

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Unjustly and with inordinate self-esteem, they refused to accept these signs- as emblematic of Allah's Omnipotence and Authority, notwithstanding that they had a sense perception of the truth in their innermost beings And you can see how fatal was the consequence which united all those characterized with playful malice.

Abdul Haleem

They denied them, in their wickedness and their pride, even though their souls acknowledged them as true. See how those who spread corruption met their end!

Abdullah Yusuf Ali

And they rejected those Signs in iniquity and arrogance, though their souls were convinced thereof: so see what was the end of those who acted corruptly!

Abul A'la Maududi

They denied those Signs out of iniquity and arrogance although their hearts were convinced dipnot 1 of their truth. So see how evil was the end of those mischief-makers!

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    As mentioned at other places in the Quran, whenever a plague befell Egypt as foretold by the Prophet Moses (peace be upon him), Pharaoh would say, "O Moses, pray to your Lord to remove this plague; then we shall submit to what you say." But as soon as the plague was removed, Pharaoh would break his promise. (Surah Al-Aaraf: Ayat 134),( Az- Zukhruf: Ayats 49-50). The Bible also has mentioned it (Exodus. 8 to 10). It could not be imagined that the occurrence of a famine throughout the country, and the coming of a violent storm, and the incidence of the locusts and the frogs and the weevils in such abundance could be due to any trick of magic. The miracles were so manifest that even a simple minded person could not help but realize that the occurrence of the plagues on such a large scale and their removal at the Prophet’s prayer could be only due to Allah, Lord of all Creation’s Power and Authority. That is why the Prophet Moses (peace be upon him) had told Pharaoh plainly: “You know it full well that none but the Lord of the heavens and the earth has sent down these signs.” (Surah Bani-lsrail: Ayat 102). But the reason why Pharaoh and his chiefs rejected Moses (peace be upon him) knowingly was: “What! should we believe in these two men who are human beings like ourselves and whose people are our bondsmen?” (Surah Al-Muminun: Ayat 47).

Aisha Bewley

and they repudiated them wrongly and haughtily, in spite of their own certainty about them. See the final fate of the corrupters.

Al-Hilali & Khan

And they belied them (those Ayât) wrongfully and arrogantly, though their ownselves were convinced thereof [i.e. those (Ayât ) are from Allâh, and Mûsâ (Moses) is the Messenger of Allâh in truth, but they disliked to obey Mûsâ (Moses), and hated to believe in his Message of Monotheism]. So see what was the end of the Mufsidûn (disbelievers, disobedient to Allâh, evil-doers and liars.).

Ali Quli Qarai

They impugned them —though they were convinced in their hearts— wrongfully and defiantly. So observe how was the fate of the agents of corruption!

Amatul Rahman Omar

And they strongly rejected them (- the signs) out of spite and arrogance, although their minds were convinced of (the truth in) them. Look, then how (evil) was the end of those who acted corruptly.

Arthur John Arberry

and they denied them, though their souls acknowledged them, wrongfully and out of pride. Behold, how was the end of the workers of corruption!

Bijan Moeinian

They rejected them only out of arrogance as [anytime a plague was sent to them, they begged Moses to remove it as] they were convinced. They were unjust to their own soul and see what happened to them.

E. Henry Palmer

and they gainsaid them - though their souls made sure of them - unjustly, haughtily; but, behold what was the end of the evildoers!

Edip-Layth

They rejected them; they justified transgression and arrogance for themselves. So see how it ended for the wicked.

George Sale

And they denied them, although their souls certainly knew them to be from God, out of iniquity and pride: But behold what was the end of the corrupt doers.

Hamid S. Aziz

But when Our signs came to them visibly (that should have opened their eyes), they said, "This is obvious sorcery!"

Mahmoud Ghali

And they repudiated them, and their selves had (inner) certitude of them, out of injustice and exaltation. So look into how was the end of the corruptors.

Marmaduke Pickthall

And they denied them, though their souls acknowledged them, for spite and arrogance. Then see the nature of the consequence for the wrong-doers!

Mohamed Ahmed - Samira

And they denied them out of malice and pride, though in their hearts they believed that they were true. So see how was the end of evil-doers!

Muhammad Asad

- and in their wickedness and self-exaltation they rejected them, although their minds were convinced of their truth: and behold what happened in the end to those spreaders of corruption!

Mustafa Khattab

And, although their hearts were convinced the signs were true, they still denied them wrongfully and arrogantly. See then what was the end of the corruptors!

Progressive Muslims

And they rejected them out of their souls' transgression and arrogance. So see how it ended for the wicked.

Rashad Khalifa

They rejected them and were utterly convinced of their wrong ways, due to their arrogance. Note the consequences for the evildoers.

Sahih International

And they rejected them, while their [inner] selves were convinced thereof, out of injustice and haughtiness. So see how was the end of the corrupters.

Sam Gerrans

And they rejected them, though their souls were convinced thereof, in injustice and arrogance. So see thou how was the final outcome of the workers of corruption.

Shabbir Ahmed

And they rejected the Messages wrongfully and out of pride, although they were convinced within themselves. And behold what happened in the end to the corrupters.

Syed Vickar Ahamed

And they denied (rejected) those Signs with injustice and pride, even though their souls were convinced of them: So, see what was the end of those who acted wrongly!

Taqi Usmani

And they denied them out of sheer injustice and arrogance, though their hearts believed them (to be true). See, then, how was the fate of the mischief-makers.

The Monotheist Group

And they rejected them, while their souls knew, out of transgression and arrogance. So see how it ended for the wicked.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Neml suresi, 14. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Neml suresi, 14. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Neml suresi, 14. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩