Diyanet İşleri
Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler" dedi.
Neml suresi
Neml suresi, 18. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَآ أَتَوْا۟ عَلَىٰ وَادِ ٱلنَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّمْلُ ٱدْخُلُوا۟ مَسَٰكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَٰنُ وَجُنُودُهُۥ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
ḥattâ iẕâ etev `alâ vâdi-nnemli ḳâlet nemletüy yâ eyyühe-nnemlü-dḫulû mesâkineküm. lâ yaḥṭimenneküm süleymânü vecünûdühû vehüm lâ yeş`urûn.
Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler" dedi.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Dâvûd, Süleymân ve karınca vadisi Neml 15–19 3
Andolsun! Biz Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar, "Hamd, bizi mü'min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a mahsustur" dediler.
Süleyman, Davud'a varis oldu ve, "Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur" dedi.
Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı.
Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler" dedi.
Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki: "Ey Rabbim! Beni; bana ve ana babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!"
Süleyman, kuşlara göz atıp yokladı ve şöyle dedi: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?"
"Bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirmedikçe kesinlikle onu ağır bir şekilde cezalandıracağım, ya da kafasını keseceğim."
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
18. Süleyman aleyhisselam yolculuklardan birisinde bu muazzam ordularıyla birlikte yol alıyordu. “Nihâyet karınca vadisine geldiklerinde bir karınca” diğer arkadaşlarını ve hemcinslerini uyararak dedi ki: “Ey karıncalar, yuvalarınıza girin! Süleyman ve askerleri farkında olmadan sizi çiğnemesin.” Bu karınca diğer karıncalara öğüt vererek onlara sözlerini işittirdi. Bu ya bizzat kendi gücüyle olmuştur ki buna göre Yüce Allah karıncalara olağan dışı işitme cihazları vermiş demektir. Çünkü vadiyi doldurmuş bunca karıncaya tek bir karıncanın sesinin işittirip onları uyarması, hayret verici işlerdendir. Ya da o karınca, çevresindeki diğer karıncalara durumu bildirdi. Sonra da bu haber birinden ötekine ulaşarak sonunda hepsi bundan haberdar oldu. Bu karınca onlara tedbirlerini almalarını emretti ki bunun yolu da yuvalarına girmeleridir. Karınca Süleyman’ın, onun hakimiyetinin ve askerlerinin muazzam olduğunu bildiğinden bir anlamda: Onlar eğer sizleri çiğneyecek olurlarsa, bu kasten olmayacaktır, farkında olmadan bu işi yapacaklardır; bundan dolayı da mazurdurlar, demiştir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Nihayet karınca vadisine (Şam'da bir yer) geldikleri zaman, karıncalardan bir karınca şöyle dedi: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin. Süleyman ve askerleri farkına varmadan sizi ezmesinler. Zira sizi fark ederlerse üzerinize basmazlar."
Aynı kök: نمل (4 geçiş)
İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz halde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları…
Aynı kök: ودي (12 geçiş) · Aynı kök: سكن (69 geçiş)
"Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kabe'nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru…
Aynı kıssa: Hz. Süleyman · Aynı kök: جند (29 geçiş)
Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı.
Aynı kıssa: Hz. Süleyman · Aynı kök: جند (29 geçiş)
"Sen onlara dön. Andolsun, biz onlara, karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları oradan aşağılanmış ve küçük düşürülmüş olarak çıkarırız."
Aynı kök: جند (29 geçiş) · Aynı kök: سكن (69 geçiş)
Sonra Allah, Resulü ile mü'minler üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkar edenlere…
Aynı kök: جند (29 geçiş) · Aynı kök: سكن (69 geçiş)
Eğer siz ona (Peygamber'e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkar edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke'den) çıkardıkları zaman, ona bizzat…
Aynı kök: جند (29 geçiş) · Aynı kök: سكن (69 geçiş)
O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah, hakkıyla…
Aynı kıssa: Hz. Süleyman · Aynı kök: دخل (126 geçiş)
Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki: "Ey Rabbim! Beni; bana ve ana babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Sonunda Karınca Vadisi'ne dipnot 1 geldikleri zaman bir karınca dipnot 2 "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin! Süleyman ve ordusu, farkına varmadan sizi ezmesin!" demişti.
Derken karıncalar(ın olduğu) vadiye gelince, bir ana karınca "Ey karıncalar!" diye komut verdi; "(Derhal) yuvalarınıza girin ki, Süleyman ve orduları farkına varmadan sizi çiğnemesin!"
(Nitekim,) karınca(larla dolu bir) vadiye geldiklerinde, karıncalardan biri: "Ey karıncalar!" diye bağırdı, "Hemen yuvalarınıza girin ki Süleyman ve ordusu, farkında olmadan sizi ezip geçmesin!"
Nihayet Karınca Vadisine geldikleri vakit, bir dişi karınca: "Ey karıncalar. . . Meskenlerinize girin. . . Süleyman ve orduları farkında olmadan sizi ezip yok etmesinler" dedi.
Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: "Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp geçmesin."
Nihayet Karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin! dedi.
Sonunda, karınca vadisine geldiklerinde, bir Dişi Karınca, şöyle dedi: "Ey karıncalar; yuvalarınıza girin! Süleyman ve orduları, ayırdında olmadan sizi ezip geçmesinler!" dipnot 307
Karınca vadisine geldiklerinde, bir karınca şöyle seslendi: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza giriniz ki Süleyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler."
Karınca vadisine varınca, bir karınca, "Ey karıncalar, yuvalarınıza giriniz ki Süleyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler." dipnot 1
Karınca vadisine varınca, bir karınca, 'Ey karıncalar, yuvalarınıza giriniz ki Süleyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler.'
Hatta karınca deresi üzerine vardıklarında bir karınca şöyle dedi: "Ey karıncalar! Haydi, yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farketmeyerek sizi kırıp geçirmesin."
Hatta karınca deresi üzerine vardıklarında bir karınca şöyle dedi: ey karıncalar, haydin meskenlerinize girin, Süleyman ve ordusu sizi farketmiyerek kırıp geçirmesin
Nihayet Neml dipnot 1 Vadisi'ne geldikleri zaman, dişi bir neml: "Ey nemller! Meskenlerinize dipnot 2 girin, Süleyman ve orduları istemeyerek sizi kırıp geçirmesin." dedi.
Nihayet Neml dipnot 1 Vadisi'ne geldikleri zaman, dişi bir neml: "Ey nemller! Meskenlerinize dipnot 2 girin, Süleyman ve orduları istemeyerek sizi kırıp geçirmesin." dedi.
Nihayet Neml dipnot 1 vadisine geldikleri zaman, bir Neml'li: "Ey Neml'liler! Evlerinize girin, Süleyman ve orduları istemeyerek sizi kırıp geçirmesin." dedi.
Nihayet karınca vadisine geldiklerinde bir dişi karınca dedi ki: "Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları farkında olmaksızın sizi kırıp geçmesin."
Hatta Karınca Vadisi üzerine geldikleri zaman (dişi) bir karınca dedi ki: "Ey karıncalar, yuvalarınıza girin. Sakın Süleyman ve ordusu, kendileri bilmeyerek, sizi kırmasın"!
Nihayet karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir karınca dedi ki: Ey karıncalar, yuvalarınıza girin. Süleyman ve orduları farkına varmadan sakın sizi ezmesin.
(15-44) Yemin olsun ki biz Davud'a ve Süleyman'a ilim ver dik / bilgi verdik. Her ikisi de dedi ki Allah'a hamdolsun , Mümin kullarının çoğundan bizi üstün tuttu . Süleyman Davut'a mirasçı oldu ve dedi ki ey insanlar bana kuşlarla konuşmak / kuş mantığı öğretildi, bana her şeyden verildi, kesinlikle bu apaçık bir üstünlüktür. Süleyman insanlardan, cinlerden ve kuşlardan oluşan ordusunu topladı. Onlar da bir düzenle sevk oldular. Ta ki karınca vadisine vardılar, o vakit bir karınca dedi ki; Hey karıncalar yuvalarınıza meskenlerinize girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin. Süleyman karıncanın sözüne tebessüm ederek gülümsedi, Rabbim beni düzene koy ki bana ve anne babama verdiğin nimetlerine şükredeyim ve de razı olduğun salih ameller yapayım, salih kullarınla beraber beni de rahmetine dahil et dedi. Kuşlara şöyle bir göz attı, sonra dedi ki, neden hüd hüdü göremiyorum ? Yoksa o kayıp mı oldu? Ona şiddetli bir azap ile azap edeceğim yahut onun boğazını keseceğim (mezbaha) ya da bana apaçık bir ispatlayıcı / bir delil getirir. Uzun olmayan bir süre sonra hüd hüd geldi ve dedi ki kimsenin fark etmediği yaşadığım bir haberi Sebe den ben fark ettim ve sana getirdim, ben onlara meliklik yapan bir kadın buldum, ona her şeyden verilmiş, ve ayrıca büyük bir tahtı da var, onu ve kavmini Allah'ın dışında güneşe secde ederlerken buldum , şeytan onlara bu amellerini süslemiş, onları yoldan çıkarmış / saptırmış onlar da bir türlü yolu bulamıyorlardı, üstelik, gökte ve yerdeki saklı olanı ortaya çıkar an, gizlediklerini ve açığa çıkardıklarını bilen Allah'a secde etmiyorlardı. Allah! Ondan başka ilah yoktur , çok büyük tahtın Rabbidir. Süleyman d edi ki , doğru musun yahut yalancı mısın bakacağız , g it ve bu mektubumu onlara bırak , sonra onlardan geri çekil ve bak bakalım geri bana ne döndürecekler? Kadın dedi ki , ey ileri gelenler muhakkak ki bana verilmiş bir mektup bırakıldı , kesinlikle O, Süleyman'dandır, mektup, acıyan ve esirgeyen Allah'ın adıyla başlıyor , asla bana baş kaldırmayın ve teslim olmuş şekilde bana gelin diye yazıyor. Kadın dedi ki ey ileri gelenler ba na bu işimde kanaat bildirin / fetva verin. Sizler de şahit olmadan işleri kestirip atmış değilim. Dediler ki bizler kuvvetçe ulularız , şiddetli savaşta da ulularıyız, emir senindir bak, ne emredeceksen emret. Kadın dedi ki muhakkak ki mülk sahipleri ne zaman ki bir memlekete girmişlerse orayı bozarlar / ifsat ederler, izzetli olan halkını zilletli yaparlar , tam olarak bu şekilde davranırlar, şimdi ben onlara bir hediye ile bir elçi göndereyim, bir bakalım elçiler ne ile geri dönecekler. Elçiler Süleyman'a geldiklerinde Süleyman dedi ki bana mal yardımında mı bulunuyorsunuz? Allah sizin verdiğinizden daha hayırlısını bana zaten verdi, sizler hediyelerinizle mutlu mu oluyorsunuz . Geri dönün ve onlara karşı duramayacakları bir ordu ile varacağımızı, onları da oradan zillet içerisine ve aşağılanmış olarak çıka racağımızı söyleyin. Süleyman dedi ki, Ey ileri gelenler , hanginiz o kadının tahtını , onların teslim ol muş vaziyette bana gelmelerinden önce bana getirir. Cinlerden ifrit dedi ki ben onu sen oturduğun yerden / makamından kalkmadan önce sana getiririm, benim bu konuya kesinlikle gücüm yeter v e güvenilir biriyim. Yanında kitaptan bilgisi olan biri de dedi ki ben onu sana göz kapaklarını kırpmadan önce getiririm. Onu / kadının tahtını yanında kurulu vaziyette gördüğü gibi dedi ki bu Rabbimin hazinesindendir / fazlındandır , Beni şükredecek miyim yahut yok mu sayacağım diye imtihan ediyor, her kim şükrederse muhakkak ki kendi nefsi için teşekkür e tmiştir, her kim de yok sayar / görmezden gelirse muhakkak ki rabbim zengindir , (kendi kendine yeterlidir ) vericidir / ikram sahibidir. Süleyman dedi ki o kadının arşını belirsiz hale / tanınmaz hale getirin, bakalım yola mı girecek yahut yola girmeyenlerden mi olacak? Ne zaman ki kadın geldi ona bu senin tahtın mı denildi? Kadın dedi ki sanki o, bunun bilgisi ondan önce bize verilmişti (Biz biliyorduk zaten) ve teslim olanlar olduk. Allah'ın dışında tap tıklarının olması on u engellemiş idi , Muhakkak ki o kadın, kafir bir kavmindendi, O kadına den ildi ki köşke gir , tam girecekken onun derin bir su gibi değerlendirdi ve paçasını sıvadı / kaldırdı, Süleyman d edi ki köşk, parlatılmış şeffaf kristaldendir / billurdandır. O Kadın dedi ki rabbim ben nefsime kesinlikle zulmettim ve ben Süleyman'la beraber alemlerin Rabbine teslim oldum.
Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca; “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin. Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler.” dedi.
Karınca vadisine geldikleri zaman bir karınca: "Ey karıncalar" dedi, "yuvalarınıza girin ki Süleyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler."
Karınca vadisine vardıklarında kraliçe karınca dipnot 1 şöyle dedi: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin de Süleyman ve orduları farkına varmadan sizi ezmesinler."
Karınca vadisine vardılar. Bir dişi karınca dedi ki; "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin ki Süleyman ve orduları bilmeden sizi ezmesinler."
Karınca Vadisi'ne geldikleri zaman, bir karınca: Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve askerleri farkına varmadan sizi ezmesinler dedi.
Karınca Vadisine geldikleri zaman, bir karınca: -Ey karıncalar, yuvalarınıza girin, Süleyman ve askerleri farkına varmadan sizi ezmesinler dedi.
Karınca vadisine geldiklerinde bir karınca şöyle seslendi: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin ki, Süeyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler."
And when they reached the valley of the ants -where ants formed a great number of communities or colonies- one ant said to the rest: O you ants go back to your dwellings so that Sulayman and his hosts do not crush you unawares".
and when they came to the Valley of the Ants, one ant said, ‘Ants! Go into your homes, in case Solomon and his hosts unwittingly crush you.’
At length, when they came to a (lowly) valley of ants, one of the ants said: "O ye ants, get into your habitations, lest Solomon and his hosts crush you (under foot) without knowing it."
(Solomon was once on the move with them) until when they reached a valley of ants one of the ants said: "O ants, get into your holes, lest Solomon and his hosts crush you (under their feet) without even knowing." dipnot 1
Then, when they reached the Valley of the Ants, an ant said, ‘Ants! enter your dwellings so that Sulayman and his troops do not crush you unwittingly. ’
Till, when they came to the valley of the ants, one of the ants said: "O ants! Enter your dwellings, lest Sulaimân (Solomon) and his hosts should crush you, while they perceive not."
When they came to the Valley of Ants, an ant said, ‘O ants! Enter your dwellings, lest Solomon and his hosts should trample on you while they are unaware. ’
(Once he was marching with them) until when they (his armies) reached the valley of (the tribe named) al-Naml, a distinguished Namlite said, `O al-Naml! get into your habitations lest Solomon and his hosts should crush you unknowingly. '
till, when they came on the Valley of Ants, an ant said, 'Ants, enter your dwelling-places, lest Solomon and his hosts crush you, being unaware!'
In a military campaign, Solomon and his army entered into a valley where the ants were freely roaming. One of the ants said: "Hurry up, get out of Solomon’s way as his army will unknowingly crush us all."
until they came upon the valley of the ants. Said an ant, 'O ye ants! go into your dwellings, that Solomon and his hosts crush you not while they do not perceive.'
Until they came to a valley of ants, a female ant said, "O ants, enter your homes else you will be crushed by Solomon and his soldiers while they do not notice."
until they came unto the valley of ants. And an ant, seeing the hosts approaching, said, O ants, enter ye into your habitations, lest Solomon and his army tread you under foot, and perceive it not.
And assembled for Solomon were his hosts of the Jinn and of mankind, and birds, and they were marshalled in battle order;
Till, when they came up to the Valley of Ants, an ant said, "O you ants, enter your dwellings so that Sulayman and his hosts would not definitely crush you, (while) they are not aware. "
Till, when they reached the Valley of the Ants, an ant exclaimed: O ants! Enter your dwellings lest Solomon and his armies crush you, unperceiving.
Till they reached the Valley of Naml. Said the lady of Naml: "O Naml, go into your dwellings lest Solomon and his hordes should crush you unawares."
till, when they came upon a valley [full] of ants, an ant exclaimed: "O you ants! Get into your dwellings, lest Solomon and his hosts crush you without [even] being aware [of you]!"
And when they came across a valley of ants, an ant warned, "O ants! Go quickly into your homes so Solomon and his armies do not crush you, unknowingly."
Until they came to a valley of ants, an ant said: "O ants, enter your homes else you will be crushed by Solomon and his soldiers while they do not notice. "
When they approached the valley of the ants, one ant said, "O you ants, go into your homes, lest you get crushed by Solomon and his soldiers, without perceiving.",
Until, when they came upon the valley of the ants, an ant said, "O ants, enter your dwellings that you not be crushed by Solomon and his soldiers while they perceive not. "
When they had reached the valley of the ants, an ant said: “O ants: enter your dwellings lest Solomon and his forces crush you when they perceive not!”
Once (when Solomon was on an expedition to the South), they came upon the valley ruled by Queen An-Naml. The Queen, (realizing the power of Solomon), ordered her armies, "Go back in your barracks, lest Solomon and his armies crush you without knowing that we are a peaceful tribe."
Till when they came to a valley of the ants, (and) one of the ants said: "O you ants, get into your houses, lest Sulaiman (Solomon) and his armies will crush you (while marching) without knowing it. "
until when they reached the valley of the ants, one of the ants said, "O ants, enter your dwelling places, lest Sulaimān and his armies crush you unknowingly."
Until they came to a valley of ants, a female ant said: "O ants, enter your homes else you will be crushed by Solomon andhis soldiers while they do not notice."