Nûr suresi

Nûr suresi, 40. ayet

Nûr suresi, 40. ayet. أَوْ كَظُلُمَٰتٍ فِى بَحْرٍ لُّجِّىٍّ يَغْشَىٰهُ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِۦ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِۦ سَحَابٌ ظُلُمَٰتٌۢ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ إِذَآ أَخْرَجَ يَدَهُۥ لَمْ يَكَدْ يَرَىٰهَا وَمَن لَّمْ يَجْعَلِ ٱللَّهُ لَهُۥ نُورًا فَمَا لَهُۥ مِن نُّورٍ

ev keżulümâtin fî baḥril lücciyyiy yagşâhü mevcüm min fevḳihî mevcüm min fevḳihî seḥâb. żulümâtüm ba`ḍuhâ fevḳa ba`ḍ. iẕâ aḫrace yedehû lem yeked yerâhâ. vemel lem yec`ali-llâhü lehû nûran femâ lehû min nûr.

Diyanet İşleri

Yahut (inkarcıların küfür içindeki halleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Nûr 37–43 · surenin 40. ayeti / 64
  1. Nûr 37

    (36-37) Allah'ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alışverişin kendilerini, Allah'ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekatı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar, buralarda sabah akşam O'nu tesbih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.

  2. Nûr 38

    (Bütün bunları) Allah, kendilerini yaptıklarının en güzeli ile mükafatlandırsın ve lütfundan onlara daha da fazlasını versin diye (yaparlar). Allah, dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır.

  3. Nûr 39

    İnkar edenlere gelince; onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. (Tıpkı bunun gibi kafir de hesap günü amellerinden bir şey bulamaz). Ancak Allah'ı yanında bulur da Allah onun hesabını tastamam görür. Allah, hesabı çabuk görendir.

  4. 40

    Yahut (inkarcıların küfür içindeki halleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.

  5. Nûr 41

    Göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle, sıra sıra (kanat çırparak uçan) kuşların Allah'ı tespih ettiğini görmez misin? Her biri duasını ve tesbihini kesin olarak bilmektedir. Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri hakkıyla bilendir.

  6. Nûr 42

    Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş de ancak Allah'adır.

  7. Nûr 43

    Görmez misin ki Allah, bulutları sevk eder. Sonra, onları kaynaştırıp üst üste yığar. Nihayet yağmurun, onların arasından yağdığını görürsün. O, gökten, oradaki dağ (gibi bulut)lardan dolu indirir de onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de geri çevirir. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alacak.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

40. Kâfirlerin amellerinin boşa gittiğine dair verilen ikinci misale gelince: “Yahut da (amelleri) engin” dibi oldukça derin, uzun ve geniş “bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onu dalga üstüne dalga kaplar. Dalgaların üzerinde de (koyu) bulutlar vardır. Birbiri üstünde karanlıklar.” Önce derin denizin karanlığı, daha sonra üst üste birikmiş dalgaların karanlığı, bunun da üstünde küme küme olmuş bulutların karanlığı, daha sonra da hepsinin üzerinde kapkaranlık gecenin karanlığı. Bu yüzden karanlık o kadar ileri bir hal almıştır ki bu durumdaki bir kimse “elini uzatsa” elinin kendisine yakınlığına rağmen “nerede ise onu dahi göremez.” Ya başka şeyi nasıl görebilsin? İşte kâfirler de böyledir. Kalplerinde karanlıklar üst üste yığılmıştır. Hayır namına hiçbir özelliği bulunmayan tabiatlerinin karanlığı, bunun üstünde küfrün karanlığı, bunun da üstünde cahilliğin karanlığı, bunun da üstünde bütün sözü edilenlerden ortaya çıkan amellerin karanlığı. Bunun sonucunda onlar karanlık içerisinde şaşkın, inkârları içerisinde bocalar, dosdoğru yola sırtlarını çevirmiş, azgınlık ve sapıklık yollarında gidip gelen bir haldedirler. Bunun sebebi, Yüce Allah’ın muvaffakiyet ihsan etmemesi, onlara kendi nurundan vermemesidir: “Allah kime nur vermezse onun hiçbir nuru olamaz.” Çünkü böyle bir kimsenin nefsi zalimdir, cahildir. O nefiste hayır ve nurdan eser yoktur. Mevlası olan Allah’ın verdiğinden, Rabbinin ona ihsan ettiğinden başka bir nura da sahip olamaz.

u iki misalin, bütün kâfirlerin amellerine misal olarak verilmiş olması muhtemeldir. Bu misallerin her birisi onlara uyar. Bu durumda misallerin birden çok olması ise amellerin niteliklerinin de birden çok olmasından dolayıdır. Her bir misalin ayrı bir kesim ve fırka için verilmiş olma ihtimali de vardır. Buna göre birinci misal, kendilerine uyulan kimselere, ikinci misal de başkalarına uyan kimselere dairdir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’dır.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Yahut onların amelleri derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. O karanlıkların üstünü bir dalga örter. O dalganın üstüne bir dalga ve bir dalga daha. Bunların üstünde ise o kimsenin yolunu bulmasını sağlayan yıldızları örten bir bulut vardır. Birbiri üstüne birikip yığılmış olan karanlıklar. Öyle ki böyle bir karanlığa düşmüş kimse elini çıkarıp uzatsa karanlığın şiddetinden dolayı neredeyse elini dahi göremez. İşte kâfir böyledir. Cehaletin, şüphenin, şaşkınlığın ve kalbindeki mühürlenmenin karanlıkları onun üzerine üst üste yığılmıştır. Allah kimi, kendisini sapıklıktan hidayete ileterek ve kitabından ilim vererek rızıklandırmazsa o kimse için kendisi ile doğruyu bulacağı ne bir hidayet ve ne de aydınlanacağı bir kitap vardır.

Kelimeler

33 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. أَوْ ev yahut
  2. كَظُلُمَـٰتٍۢ kezulumatin karanlıklar gibidir kök: ظلم
  3. فِى fi içindeki
  4. بَحْرٍۢ behrin bir deniz kök: بحر
  5. لُّجِّىٍّۢ lucciyyin derin kök: لجج
  6. يَغْشَىٰهُ yegşahu ki üstünü örten kök: غشو
  7. مَوْجٌۭ mevcun bir dalga kök: موج
  8. مِّن min -nden
  9. فَوْقِهِۦ fevkihi onun üstü- kök: فوق
  10. مَوْجٌۭ mevcun bir dalga kök: موج
  11. مِّن min -nden
  12. فَوْقِهِۦ fevkihi onun üstü- kök: فوق
  13. سَحَابٌۭ ۚ sehabun bir bulut kök: سحب
  14. ظُلُمَـٰتٌۢ zulumatun karanlıklar kök: ظلم
  15. بَعْضُهَا bea'duha onun biri kök: بعض
  16. فَوْقَ fevka üstüne kök: فوق
  17. بَعْضٍ bea'din diğerinin kök: بعض
  18. إِذَآ iza ne zaman ki
  19. أَخْرَجَ ehrace çıkarsa kök: خرج
  20. يَدَهُۥ yedehu elini kök: يدي
  21. لَمْ lem
  22. يَكَدْ yeked neredeyse kök: كود
  23. يَرَىٰهَا ۗ yeraha onu dahi göremez kök: راي
  24. وَمَن ve men bir kimseye
  25. لَّمْ lem
  26. يَجْعَلِ yec'ali vermemişse kök: جعل
  27. ٱللَّهُ llahu Allah kök: اله
  28. لَهُۥ lehu ona
  29. نُورًۭا nuran bir nur kök: نور
  30. فَمَا fema artık olmaz
  31. لَهُۥ lehu onun
  32. مِن min hiçbir
  33. نُّورٍ nurin nuru kök: نور

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: موج (7 geçiş) · Aynı kök: غشو (29 geçiş)

    Onları, (denizde) bir dalga gölgelikler gibi kapladığında, dini Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar. Allah, onları kurtarıp karaya çıkarınca,…

  • Aynı kök: موج (7 geçiş) · Aynı kök: بحر (42 geçiş)

    O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgarla…

  • Aynı kök: موج (7 geçiş) · Aynı kök: بعض (158 geçiş)

    O gün biz onları bırakırız, dalga dalga birbirlerine karışırlar. Sonra sura üfürülür de onları toptan bir araya getiririz.

  • Aynı kök: سحب (11 geçiş) · Aynı kök: كود (24 geçiş)

    Görmez misin ki Allah, bulutları sevk eder. Sonra, onları kaynaştırıp üst üste yığar. Nihayet yağmurun, onların arasından yağdığını görürsün. O,…

  • Aynı kök: بحر (42 geçiş) · Aynı kök: بعض (158 geçiş) · Aynı kök: يدي (120 geçiş)

    İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü)…

  • Aynı kök: سحب (11 geçiş) · Aynı kök: بحر (42 geçiş)

    Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden…

  • Aynı kök: لجج (4 geçiş)

    Biz onlara merhamet edip başlarına gelen zararı giderseydik, yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlardı.

  • Aynı kök: لجج (4 geçiş)

    Ona "köşke gir" denildi. Köşkü görünce onu (zeminini) derin bir su sandı ve eteklerini topladı. Süleyman, ona "Bu, (zemini) billurdan döşenmiş bir…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

80 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Veya (o kâfirlerin davranışları) derin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle) ki onu dalga üstüne dalga kuşatıyor; üzerinde de (bir) bulut; birbiri üstüne karanlıklar. dipnot 1 (İnsan), elini çıkar(ıp bak)sa, neredeyse onu bile göremez. Allah bir kimseye nûr (ışık) vermemişse, artık onun hiçbir nuru olmaz.

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu ayet denizlerin, okyanusların derinliklerindeki ışık kırılmalarının ve karanlıkların bulunduğu bilimsel gerçeğine işaret eden bir Kur'an mucizesidir.

Mustafa İslamoğlu

Veya (onların yapıp ettikleri) bir okyanusun derin karanlıkları gibidir; onu üst üste dalgalar kuşatmıştır, derken üstüne (bir de) kara bulutlar... Birbiri üstüne binmiş, kopkoyu, zifiri karanlıklar... kişi çıkarıp baksa, neredeyse elini dahi göremeyecek durumda: nitekim bir kimseyi Allah aydınlatmamışsa, onun asla aydınlıktan nasibi olamaz!

Muhammed Esed

Yahut (onların yapıp ettikleri) engin bir denizin kopkoyu karanlıkları gibidir; (öyle bir deniz ki) üst üste kopan dalgalar ve tepedeki (kara) bulutlar o karanlığı daha da arttırıyor: kat kat, üst üste karanlıklar..! (öyle ki, ) insan, çıkarıp (baksa), neredeyse kendi elini dahi göremez; öyle ya, Allah'ın aydınlatmadığı kimse için ışık (bulma umudu) yoktur!

Ahmed Hulusi

Yahut (onun yaşantısının getirisi), derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki, onu bir dalga kaplar, onun üstüne de başka bir dalga (onu bürür), bu ikinci dalganın üstünde de bulutlar! Birbirinin üstünde karanlıklar! (İçinde bulunan) elini dışarı çıkarsa, neredeyse onu göremez. . . Allah kimde nur (ilim) oluşturmamışsa (artık) onun nuru (ilmi) olmaz!

Ali Bulaç

Ya da (inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.

Ali Özek ve heyeti

Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle bir deniz) ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut... Birbiri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah nûr vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.

Ali Rıza Safa

Veya engin denizdeki karanlıklar gibidir. Üzerini dalga üstüne dalga kaplar. Onun üzerinde bulutlar vardır; üst üste yığılmış karanlıklar. Elini çıkardığında, neredeyse, onu bile göremez. Çünkü Allah, kime aydınlık vermemişse, onun için artık aydınlık yoktur. dipnot 285

Ali Rıza Safa — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 285
    İşte, bir bilgi ayeti: Denizlerin derinliği arttıkça, karanlık da giderek artar. Denizler, iki yüz metre derinlikten sonra, insanın kendi elini bile göremeyeceği bir karanlığa ulaşır.

Bayraktar Bayraklı

Yahut engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir. Onu, üst üste dalgalar ve dalgaların üstünde bulutlar örter; karanlıklar üstünde karanlıklar, insan elini dışarı çıkarttığı zaman, neredeyse onu göremez bile. Allah'ın ışık vermediği kimsenin ışığı olmaz.

Edip Yüksel

Yahut, yoğun bir sisle birlikte dalga üstüne dalganın örttüğü engin bir denizin ortasındaki karanlıklara benzer. Üst üste yığılmış karanlıklar... İnsan elini uzattığı zaman nerdeyse onu bile göremez. ALLAH'ın ışıktan yoksun bıraktığı kimsenin hiçbir ışığı olamaz.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Yahut, yoğun bir sisle birlikte dalga üstüne dalganın örttüğü engin bir denizin ortasındaki karanlıklara benzer. Üstüste yığılmış karanlıklar... İnsan elini uzattığı zaman nerdeyse onu bile göremez. ALLAH'ın ışıktan yoksun bıraktığı kimsenin hiç birışığı olamaz.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ya da (küfredenlerin yaptıkları) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki, onu bir dalga bürümüştür; üstünde bir dalga, onun üstünde de bir bulut bulunmaktadır; kısacası üstüste yığılmış karanlıklar. Elini çıkardığı zaman, onu görme ihtimali bile yoktur. Allah, her kime bir aydınlık vermediyse, artık onun için hiçbir aydınlık yoktur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yahud derin bir denizdeki zulümat gibidir, onu bir dalga bürüyor, üstünden bir dalga, üstünden bir bulut, öyle zulümat ki birbiri üstüne, elini çıkardığı vakıt onu görmesi ihtimali yok, her kime de Allah, bir nur yapmamışsa artık onun için hiç nur yoktur

Erhan Aktaş

Veya dipnot 1 üzerinde bulutlar olan, üst üste dalgaların kuşattığı derin denizlerdeki karanlığa benzer. Elini göremeyecek kadar, karanlık üstüne karanlık. Allah'ın aydınlığıyla aydınlanmamış bir kimse için başka aydınlık yoktur.

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Kafirin içinde bulunduğu durum (24:39).

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Veya dipnot 1 üzerinde bulutlar olan, üst üste dalgaların kuşattığı derin denizlerdeki karanlığa benzer. Elini göremeyecek kadar, karanlık üstüne karanlık. Allah'ın aydınlığıyla aydınlanmamış bir kimse için başka aydınlık yoktur.

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Kafirin içinde bulunduğu durum. (Bak 24:39)

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Veya derin denizlerdeki karanlığa benzer. Onu, üzerinde bulutlar olan üst üste dalgalar kuşatmıştır. Elini göremeyecek kadar, karanlık üstüne karanlık. Allah'ın aydınlığıyla aydınlanmamış bir kimse için başka aydınlık yoktur.

Gültekin Onan

Ya da (inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Tanrı kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.

Hasan Basri Çantay

Yahud (kafirlerin ameli) öyle derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki onu (o denizi) bir dalga kaplayıp bürümekdedir. Bunun üstünde bir dalga, onun üstünde de bir bulut. (Hulasa) birbiri üstüne (yığılmış tabaka tabaka) karanlıklar. (Hani) o (raya düşen bir kimse) elini çıkardığı vakit hemen hemen bunu bile göremez. Allah kime nuur vermemişse artık onun için bir ışık yokdur.

İbni Kesir

Veya engin bir denizdeki karanlıklara benzer. Onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Karanlıklar üstünde karanlıklar. Elini uzattığı zaman; neredeyse onu bile göremez. Allah'ın nur vermediği kimsenin, asla nuru olmaz.

Mehmet Alagaş

(39-40) Kafirler öyleleridir ki, amelleri çöldeki serap gibidir. Susayan onu / serabı su hesap eder. (Kafirlerde amelleri ile buluşana kadar onları var sayar) Onun yanına gelince de o kişi, hiçbir şey bulamaz, onun yanında Allah’ı bulur, O da hesabını tam tamına öder, Allah, hızlı / seri hesap görendir. Yahut onların amelleri, derin bir denizdeki karanlıklar gibidir , O denizi bir dalga kaplar, dalganın üstüne bir dalga daha kaplar , O dalganın üzerinde de bir bulut, karanlıklar ki bazıları bazılarının üstünde (Kat kat) elini o kişi dışarı çıkarsa neredeyse onu göremez , Allah her kime nur yaratmamışsa artık onun için nur yoktur. (Yüzen biri, denizin derinlerine baksa karanlık , yukarı bulutlara baksa yine karanlık, kafir ameli bunun gibidir)

Rowwad Tercüme Merkezi

Yahut derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onu bir dalga örter, onu da üstünden (başka) bir dalga kaplar. Onların üzerinde ise bulutlar vardır. Birbiri üstünde karanlıklar. Elini çıkarsa neredeyse onu dahi göremeyecektir. Allah kime nur vermemişse onun nuru olmaz.

Süleyman Ateş

Yahut (Onların işleri) engin bir denizdeki karanlıklar gibidir: (Bir deniz) Ki üstünü bir dalga, örtüyor, onun üstünden bir dalga onun üstünden de bir bulut (örtmektedir). Birbiri üstüne yığılmış karanlıklar. (İçinde bulunan kimse) Elini çıkarsa neredeyse onu dahi göremez. Allah bir kimseye nur vermemişse artık onun nuru olmaz.

Süleymaniye Vakfı

Onların amelleri, okyanusta oluşan karanlıklara da benzer. Okyanusu dalga üstüne dalga kaplamıştır. Onların üstünde de üst üste kara bulutlar vardır. Elini çıkarsa neredeyse onu bile göremeyecek! Allah'ın aydınlatmadığı kimsede bir aydınlık olmaz dipnot 1 .

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Onların işleri dalgalı bir denizdeki karanlıklara da benzer; (geminin) üstünü bir dalga örtmüştür. Üstünde bir dalga daha onun da üstünde bulut vardır. Üst üste yığılmış karanlıklar! Elini kaldırsa göremeyecek gibidir. Allah'ın ışık vermediği kimsenin ışığı olmaz.

Şaban Britch

Veya derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onun üstünü bir dalga örter. Onun üstünü de başka bir dalga. Onun da üstünde bir bulut vardır. Karanlıklar üstünde karanlıklar. Elini çıkarsa, neredeyse onu bile göremez. Allah’ın nur vermediği kimsenin asla bir nuru olamaz.

Şaban Piriş

Veya engin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onun üstünü bir dalga örter. Onun üstünü de başka bir dalga. Onun da üstünde bir bulut vardır. Karanlıklar üstünde karanlıklar. Elini çıkarsa, neredeyse onu bile göremez. Allah'ın nur vermediği kimsenin asla bir nuru olamaz.

Yaşar Nuri Öztürk

Onların amelleri, engin denizdeki karanlıklara da benzer. Üst üste dalgaların kapladığı bir deniz. Daha üstünde de bulutlar var. Birbiri üstüne karanlıklar... Elini çıkarsa göremeyecek halde. Allah'ın ışık vermediği kişiye hiçbir ışık bulunamaz.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Or a world of darkness similar to that found in the depth of an ocean where billowy waves are superimposed upon billowy waves topped by dark clouds creating a coat of darkness superimposed upon coats of darkness where he sits or moves misted with darkness that if he stretches his hand he can hardly see it*. And he whom Allah blinds his mind's eyes and darkens his eyes shall he devoid of spiritual light and his hopes shall he doomed to disappointment.

Abdul Haleem

Or like shadows in a deep sea covered by wave upon wave, with clouds above- layer upon layer of darkness- if he holds out his hand, he is scarcely able to see it. The one to whom God gives no light has no light at all.

Abdullah Yusuf Ali

Or (the Unbelievers' state) is like the depths of darkness in a vast deep ocean, overwhelmed with billow topped by billow, topped by (dark) clouds: depths of darkness, one above another: if a man stretches out his hands, he can hardly see it! for any to whom Allah giveth not light, there is no light!

Abul A'la Maududi

Or its similitude is that of depths of darkness upon an abysmal sea, covered by a billow, above which is a billow, above which is cloud, creating darkness piled one upon another; when he puts forth his hand, he would scarcely see it. dipnot 1 He to whom Allah assigns no light, he will have no light. dipnot 2

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    This parable describes the condition of all the disbelievers and the hypocrites including those who perform good deeds for ostentation. It is being stated that such people are passing their life in a state of absolute and complete ignorance, whether they are the most learned people in the world and leaders in their respective fields of learning. They are like the man who is lost in complete darkness where no ray of light can reach him. They think that knowledge merely consists in producing atom bombs, hydrogen bombs, supersonic planes and moon rockets, or in attaining excellence in economics and finance and law and philosophy. But they little understand that real knowledge is something entirely different and they have no idea of it. Thus considered they are just ignorant, and an illiterate peasant who has gained some acquaintance of the divine truth is wiser than them.
  2. metne dön, dipnot 2
    Here is stated the real object of the discourse which began with: Allah is the Light of the heavens and the earth. When in fact there is no light in the universe except the Light of Allah and all manifestation of reality is due to that Light, where from can the one whom Allah does not give light have light? There exists no other source of light from where he can receive a ray.

Aisha Bewley

Or they are like the darkness of a fathomless sea which is covered by waves above which are waves above which are clouds, layers of darkness, one upon the other. If he puts out his hand, he can scarcely see it. Those Allah gives no light to, they have no light.

Al-Hilali & Khan

Or [the state of a disbeliever] is like the darkness in a vast deep sea, overwhelmed with waves topped by waves, topped by dark clouds, (layers of) darkness upon darkness: if a man stretches out his hand, he can hardly see it! And he for whom Allâh has not appointed light, for him there is no light.

Ali Quli Qarai

Or like the manifold darkness in a deep sea, covered by billow upon billow, overcast by clouds, manifold [layers of] darkness, one on top of another: when he brings out his hand, he can hardly see it, and one whom Allah has not granted any light has no light.

Amatul Rahman Omar

Or (the deeds of the disbelievers are) like thick utter darkness of the fathomless deep sea, waves on top of which there are higher waves covering its surface which is overcast by clouds. These are (layers of) darkness (piled) one upon the other (as opposed to light upon light for the believers) so that a person, however much he may try, can hardly see his hand when he holds it out. Indeed, there is no light at all for the person whom Allâh gives no light.

Arthur John Arberry

or they are as shadows upon a sea obscure covered by a billow above which is a billow above which are clouds, shadows piled one upon another; when he puts forth his hand, wellnigh he cannot see it. And to whomsoever God assigns no light, no light has he.

Bijan Moeinian

Their case may also be likened to a man who find himself in the middle of a violent ocean. There are waves upon waves. It is so dark that he cannot even see his own hand when stretching it for swimming in desperation. The one whom God has deprived of light, cannot find any light.

E. Henry Palmer

Or like darkness on a deep sea, there covers it a wave above which is a wave, above which is a cloud,- darknesses one above the other,- when one puts out his hand he can scarcely see it; for he to whom God has given no light, he has no light.

Edip-Layth

Or like the darkness out in a deep ocean in the midst of violent waves, with waves upon waves and dark clouds. Darkness upon darkness, if he brings out his own hand, he could barely see it. For whomever God does not make a light, he will have no light.

George Sale

Or, as the darkness in a deep sea, covered by waves riding on waves, above which are clouds, being additions of darkness one over the other; when one stretcheth forth his hand, he is far from seeing it. And unto whomsoever God shall not grant his light, he shall enjoy no light at all.

Hamid S. Aziz

But those who disbelieve, their works are like the mirage in a desert, the thirsty suppose it to be water till when he comes to it he finds nothing, but he finds, instead, Allah is with him; and He will pay him his account, for Allah is quick to take account.

Mahmoud Ghali

Or (they are) as darkness (es) in a tumultuous sea (vast and deep) enveloped by waves above which are waves, upon which are clouds: darknesses above each other, (Some of them "are" above some "others") when he brings out his hand, he could almost not see it. And for whomever Allah makes no light, then in no way (can) he have light.

Marmaduke Pickthall

Or as darkness on a vast, abysmal sea. There covereth him a wave, above which is a wave, above which is a cloud. Layer upon layer of darkness. When he holdeth out his hand he scarce can see it. And he for whom Allah hath not appointed light, for him there is no light.

Mohamed Ahmed - Samira

Or like darkness in a wide, wide sea, waves surging upon waves, with clouds overhanging, darkness on darkness. If you stretch your hand, you could hardly see it. For him whom God does not give any light, there is no light.

Muhammad Asad

Or [else, their deeds are] like the depths of darkness upon an abysmal sea, made yet more dark by wave billowing over wave, with [black] clouds above it all: depths of darkness, layer upon layer, [so that] when one holds up his hand, he can hardly see it: for he to whom God gives no light, no light whatever has he!

Mustafa Khattab

Or ˹their deeds are˺ like the darkness in a deep sea, covered by waves upon waves,[1] topped by ˹dark˺ clouds. Darkness upon darkness! If one stretches out their hand, they can hardly see it. And whoever Allah does not bless with light will have no light!

Progressive Muslims

Or like the darkness out in a deep ocean in the midst of violent waves, with waves upon waves and dark clouds. Darkness upon darkness, if he brings out his own hand, he could barely see it. And for whomever God does not make a light, he will have no light.

Rashad Khalifa

Another allegory is that of being in total darkness in the midst of a violent ocean, with waves upon waves, in addition to thick fog. Darkness upon darkness - if he looked at his own hand, he could barely see it. Whomever GOD deprives of light, will have no light.

Sahih International

Or [they are] like darknesses within an unfathomable sea which is covered by waves, upon which are waves, over which are clouds - darknesses, some of them upon others. When one puts out his hand [therein], he can hardly see it. And he to whom Allah has not granted light - for him there is no light.

Sam Gerrans

Or like darkness in a fathomless sea: there covers it a wave, above which is a wave, above which are clouds: — darknesses one above another! — when he holds out his hand, he scarcely sees it. And he for whom God has made no light, there is for him no light.

Shabbir Ahmed

Or total darkness in the midst of a deep ocean, with waves upon waves and a thick cloud above - darkness upon darkness. When he holds out his hand, he can barely see it. Allah's Law does not give light to him who disregards His Light.

Syed Vickar Ahamed

Or (the disbelievers condition) is like the depths of darkness in a vast deep ocean, overcome by huge waves on top of huge waves, with (darkest) clouds at the top: Depths of darkness, one upon another: If a man opened out his hand, he can barely see it! And for him Allah does not give Light, there is no Light!

Taqi Usmani

Or (their deeds) are like layers of darkness in a vast deep sea overwhelmed by a wave, above which there is another wave, above which there are clouds - layers of darkness, one above the other. When one puts forth his hand, he can hardly see it; and the one to whom Allah does not give light can have no light at all.

The Monotheist Group

Or like the darkness out in a deep ocean in the midst of violent waves, with waves upon waves and dark clouds. Darkness upon darkness, if he brings out his own hand, he could barely see it. And for whoever God does not make a light, he will have no light.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Nûr suresi, 40. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Nûr suresi, 40. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Nûr suresi, 40. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩