Diyanet İşleri
Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile (temizleyip) ihlaslı kimseler kıldık.
Sâd suresi
Sâd suresi, 46. ayet. إِنَّآ أَخْلَصْنَٰهُم بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى ٱلدَّارِ
innâ aḫlaṣnâhüm biḫâliṣatin ẕikra-ddâr.
Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile (temizleyip) ihlaslı kimseler kıldık.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu İbrâhim, İshâk, Ya'kūb; İsmâil, el-Yesa' ve Zülkifl Sâd 45–49 3
Biz ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını bahşettik.
Şöyle dedik: "Eline bir demet sap al ve onunla vur, yeminini bozma." Gerçekten biz Eyyub'u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! O, Allah'a çok yönelen bir kimse idi.
(Ey Muhammed!) Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an.
Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile (temizleyip) ihlaslı kimseler kıldık.
Şüphesiz onlar, bizim katımızda hayırlı, seçkin kimselerdendir.
(Ey Muhammed!) İsmail, el-Yesa' ve Zülkifl'i de an. Onların her biri iyi kimselerdi.
(49-50) Bu bir öğüttür. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için elbette güzel bir dönüş yeri, kapıları kendilerine açılmış olarak Adn cennetleri vardır.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
46. “Biz onları hususi” pek büyük ve oldukça muazzam “bir özellikle seçip ihlâsa erdirmiştik ki bu özellik daima ahiret yurdunu hatırlamaktır.” Âhiret yurdunu hatırlamayı onların kalplerine yerleştirdik ve en seçkin vakitlerde onun için amelde bulunmalarını sağladık. İhlâs ve Allah’ın gözetimi altında olma bilinci, onların daimi vasfı idi.
Ayrıca kendileri de âhiret yurdunu hatırlamanın bir sebebidirler. Öğüt alan kimseler, onların hallerini düşünerek öğüt alır ve ibret almak isteyenler de onlar vasıtası ile ibret alırlar. Ayroca onlar, en güzel şekilde anılan kimselerdir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Şüphesiz biz onlara özel bir ihsanda bulunduk. O da kalpleri daima ahiret yurdunu hatırlayan, ona salih ameller ile hazırlanan ve insanları da ahiret için amel etmeye davet eden ihlâslı kimseler kıldık.
Aynı kıssa: Hz. Elyesa'
İşte kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimiz.. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin hüküm ve hikmet…
Aynı kıssa: Hz. Elyesa'
Biz ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nuh'u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Davud'u, Süleyman'ı,…
Aynı kıssa: Hz. Elyesa'
Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı, İlyas'ı doğru yola erdirmiştik. Bunların hepsi salih kimselerden idi.
Aynı kök: خلص (31 geçiş) · Aynı kök: دور (55 geçiş)
De ki: "Eğer (iddia ettiğiniz gibi) Allah katındaki ahiret yurdu (cennet) diğer insanlar için değil de, yalnız sizinse ve doğru söyleyenler iseniz…
Aynı kök: خلص (31 geçiş)
Onlara de ki: "Allah hakkında mı bizimle tartışıp duruyorsunuz? Halbuki O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin…
Aynı kök: خلص (31 geçiş)
Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah'ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah'a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü'minlerle…
Aynı kök: دور (55 geçiş)
Hani, "Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız" diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul…
Aynı kök: دور (55 geçiş)
Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Şüphesiz ki onları ahiret yurdunu hatırlama duygusuyla arı duru bir özellikle saflaştırmıştık.
Biz onların şahsiyetlerini arı duru bir tasavvurla saflaştırdık (ki, ebedi) yurdu hep hatırda tutsunlar;
Biz onları arı duru bir düşünce aracılığıyla temizledik. Öteki dünyayı gözetme (düşüncesiyle).
Doğrusu biz onlarda, gerçek vatanlarını (hakikat boyutunu) hatırda tutarak yaşama safiyetini açığa çıkardık.
Gerçekten biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp anan ihlas sahipleri kıldık.
Biz onları özellikle ahiret yurdunu düşünen ihlâslı kimseler kıldık.
Aslında, Onları, Sonsuz Yaşam Ülkesi'ni düşünen içten kullar yaptık.
Biz onları daima ahireti düşünen ihlaslı kullar kıldık.
Salt ahireti düşündükleri için onları salt/dupduru kıldık.
Salt ahireti düşündükleri için onları salt/dupduru kıldık.
Çünkü Biz onları temiz bir hasletle, halis ahiret yurdu düşüncesine ermiş has kullarımızdan kılmışızdır.
Çünkü biz onları temiz bir hassa, halis yurd düşüncesiyle halislerimizden kılmışızdır
Biz, onları sürekli ahiret yurdu düşüncesiyle arınmış, samimiyet sahibi kimseler yaptık.
Biz, onları sürekli ahiret yurdu düşüncesiyle arınmış, samimiyet sahibi kimseler yaptık.
Biz, onları sürekli ahiret yurdu düşüncesiyle arınmış, samimiyet sahibi kimseler yaptık.
Gerçekten biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp anan ihlas sahipleri kıldık.
Çünkü biz onları katkısız (şaibesiz) bir hasletle — ki (bu daima) yurd (ları) nı hatırlama (ları ve onun için çalışmaları) dır — haalis (insanlar) yapdık.
Doğrusu Biz, onları ahiret yurdunu samimiyetle düşünen kimseler kıldık.
(45-48) Kullarımız, kuvvet ve görüş uluları İbrahim, İshak ve Yakub’u, hatırla. Muhakkak biz onlara has olarak anılan yurtlarıyla onları halis kullar kıldık. Muhakkak ki onlar yanımızda ki en hayırlı seçilmişlerdendirler. İsmail’i Elyesa ’yı ve Zülkifl’i hatırla, ki hepsi de en hayırlılardandır.
Biz onları, özellikle ahiret yurdunu düşünen ihlaslı kimseler kıldık.
Biz onları ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip, kendimize halis (kul) yaptık.
Ahiret yurdunu samimiyetle akıllarından çıkarmamalarına karşılık onların samimiyetlerini onayladık.
Samimiyetle ahirete odaklanmalarına karşılık onları bize karşı samimi kişiler saydık.
Biz onları özellikle ahiret yurdunu düşünen ihlaslı kimseler kıldık.
Biz onları gerçek yurdu düşünen, tam olarak arınmış, ihlaslı kimseler kılmıştık.
Biz onları, yurdu düşünme özellikleriyle yücelen tertemiz kullar yaptık.
We endowed them with the prerogative of the attribute that was exclusively claimed by them of applying constant remembrance of the Hereafter and reminding people thereof.
We caused them to be devoted to Us through their sincere remembrance of the Final Home:
Verily We did choose them for a special (purpose)- proclaiming the Message of the Hereafter.
Verily We exalted them in consideration of a sterling quality: their remembrance of the Abode of the Hereafter. dipnot 1
We purified their sincerity through sincere remembrance of the Abode.
Verily, We did choose them by granting them (a good thing, - i.e.) the remembrance of the Home [in the Hereafter and they used to make the people remember it, and also they used to invite the people to obey Allâh and to do good deeds for the Hereafter].
Indeed We purified them with the exclusiveness of the remembrance of the abode [of the Hereafter].
We had indeed chosen them for one special purpose; for reminding (people) of the abode (of the Hereafter).
Assuredly We purified them with a quality most pure, the remembrance of the Abode,
I chose to purify them in account of their concentration of their efforts towards the Hereafter.
verily, we made them sincere by a sincere quality - the remembrance of the abode;
We had chosen them to enforce awareness of the Hereafter.
Verily We purified them with a perfect purification, through the remembrance of the life to come;
Surely, We purified them with a pure thought, the remembrance of the Home of the Hereafter.
Surely We made them faithful with the (exclusively sincere) faith, the Reminding of the Residence (i. e., the Hereafter)
Lo! We purified them with a pure thought, remembrance of the Home (of the Hereafter).
We distinguished them for the distinct remembrance of the abode (of the Hereafter).
for, verily, We purified them by means of a thought most pure: the remembrance of the life to come.
We truly chose them for the honour of proclaiming the Hereafter.
We had chosen them to enforce awareness of the Hereafter.
We bestowed upon them a great blessing: awareness of the Hereafter.
Indeed, We chose them for an exclusive quality: remembrance of the home [of the Hereafter].
We purified them with a pure quality: the remembrance of the Abode.
Verily, We endowed them with sincerity of purpose and with exceptional foresight. Hence, in all their efforts they never lost sight of the desired destination.
Surely, We did choose them for a special (purpose)— Restating the Message of the Hereafter.
We chose them for a trait of remembering the (eternal) Home (in the Hereafter).
We had chosen them to enforce awareness of the Hereafter.