Diyanet İşleri
(Azabı görünce), "ona inandık derler" ama onlar için, artık uzak bir yerden (dünyadan) iman elde etmek nasıl mümkün olur?
Sebe' suresi
Sebe' suresi, 52. ayet. وَقَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِهِۦ وَأَنَّىٰ لَهُمُ ٱلتَّنَاوُشُ مِن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍ
veḳâlû âmennâ bih. veennâ lehümü-ttenâvuşü mim mekânim be`îd.
(Azabı görünce), "ona inandık derler" ama onlar için, artık uzak bir yerden (dünyadan) iman elde etmek nasıl mümkün olur?
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu "Size tek bir şeyi öğütlüyorum"; hak geldi Sebe' 46–54 3
De ki: "Hak geldi. Artık batıl yeni bir şey ortaya çıkaramaz, eskiyi de geri getiremez."
De ki: "Ben eğer sapmışsam, ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer hidayete ermişsem, bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, kuluna çok yakındır."
Sen onları, dehşetli bir korkuya kapılıp da kaçıp kurtulamayacakları ve yakın bir yerden yakalanacakları zaman bir görsen!
(Azabı görünce), "ona inandık derler" ama onlar için, artık uzak bir yerden (dünyadan) iman elde etmek nasıl mümkün olur?
Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi ve uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.
Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur. Çünkü onlar derin bir şüphe içindeydiler.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
52. İşte bu durumda iken “O’na iman ettik” Allah'a ve daha önce yalanladığımız şeyleri tasdik ediyoruz “derler. Ama uzak bir yerden (iş işten geçtikten sonra) imanı elde etmeleri ne mümkün!” Çünkü onlar ile iman arasına engel konulmuştur. Böyle bir durumda iman etmeleri artık imkânsız bir haldir. Mümkün olduğu vakit (dünyada) iman etmiş olsalardı, elbette o, kabul edilebilir bir iman olurdu.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Varacakları yeri gördüklerinde şöyle derler: "Bizler kıyamet gününe iman ettik." Onlar; imanın kabul edildiği amel diyarı olan dünyadan uzaklaşıp, ceza (karşılık) diyarı olan ahirete varmışken imana nasıl kavuşabilirler?
Aynı kök: اني (36 geçiş)
Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir. Ekinliğinize dilediğiniz biçimde varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak) güzel davranışlar takdim edin.…
Aynı kök: اني (36 geçiş)
Peygamberleri onlara, "Allah, size Talut'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. Onlar, "O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan…
Aynı kök: اني (36 geçiş)
Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, "Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?" demişti.…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
"Ona inandık!" demişlerdir. Ama uzak bir yerden (imana) ulaşmak onlar için nasıl mümkün olur ki! dipnot 1
İşte onlar (o zaman) "Biz ona inandık!" diye haykırırlar. Ama bunca uzak mesafeden (kurtuluşa) zahmetsizce ulaşmak nasıl ve nereden mümkün olacak?
ve (görsen, nasıl) "Biz (şimdi) ona inandık!" diye yalvarırlar fakat nasıl bu kadar uzaktan (kurtuluşa) ere(ceklerini ümit ede)bilirler?
"O'na (hakikatimizde olarak) iman ettik" dediler. . . (Öyle olsaydı) bu uzaklık nasıl oluşurdu ki!
"Biz O'na iman ettik" derler; ancak onlara uzak bir yerden (ahiretten imana) el uzatmak nerede?
(İş işten geçtikten sonra:) «Ona inandık» demişlerdir, ama uzak yerden (dünya hayatı gelip geçtikten sonra) imana kavuşmak onlar için nasıl mümkün olur?
"Ona inandık!" derler. Oysa uzak bir yerden nasıl erişebilirler?
Onlar o zaman, "Gerçeğe inandık" derler. Uzak bir yerden ona nasıl ulaşacaklar?
"Onu onayladık" derler. Uzak bir yerden ona nasıl ulaşabilirler?
'Ona inandık,' derler. Uzak bir yerden ona nasıl ulaşabilirler?
Ve: "O'na iman ettik!" demektedirler, fakat onlara uzak yerden el sunmak nerede?
Ve "iyman ettik ona" demektedirler, fakat onlara uzak yerden el sunmak nerede?
"O'na iman ettik." dediler. Bunu uzak bir yerden dipnot 1 nasıl elde edebilirler?
"O'na iman ettik." dediler. Bunu uzak bir yerden dipnot 1 nasıl elde edebilirler?
"O'na iman ettik." dediler. Bunu uzak bir yerden dipnot 1 nasıl elde edebilirler?
"Biz O'na inandık" derler; ancak onlara uzak bir yerden (ahiretten imana) el uzatmak nerede?
"Ona iman etdik" demişlerdir. Fakat onlar için (dünyaye) uzak (kalmış) bir yerden (tevbeye) el sunmak nerede?.
O'na inandık demişlerdir. Ama uzak bir yerden nasıl kolayca imana ulaşılır?
(4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.
(İş işten geçtikten sonra:) “Ona iman ettik” diyecekler ama uzak yerden (dünya hayatı gelip geçtikten sonra) imana ulaşıp, kavuşmaları ne mümkün?
"Ona inandık" demektedirler, ama uzak yerden (ta dünyadan imanı) nasıl alabilsinler?
O zaman "Ona (Kur'an'a) iman ettik!" derler ama onlara göre çok uzak bir yerde kalan imana ulaşmaları nasıl mümkün olur!
"Tamam biz ona inandık" derler ama, o kadar uzaklaşmışken ona nereden ulaşacaklar?
Ona iman ettik, derler. Bu kadar uzak yerden ona (imana) nasıl kavuşulur?
-Ona inandık, derler. Bu kadar uzak yerden ona nasıl ulaşılır? (İnanmak neye yarar?)
"Ona inandık!" dediler. Ama nasıl mümkün olur onlar için imana ulaşmak o uzak yerden!
And now they say: "We believe", but how can they attain faith Hereafter which is so far away from Here below where they had the opportunity to attain it but they did not.
they will say, ‘Now we believe in it,’ but how can they reach it from such a distant place-
And they will say, "We do believe (now) in the (Truth)"; but how could they receive (Faith) from a position (so far off,-
They will then say: "We believe in it"; dipnot 1 but whence can they attain it from so far-off a place? dipnot 2
They will say, ‘We have iman in it,’ but how can they reach out for it from a distant place -
And they will say (in the Hereafter): "We do believe (now):" but how could they receive (Faith and the acceptance of their repentance by Allâh) from a place so far off (i.e. to return to the worldly life again).
They will say, ‘We believe in it [now]. ’ But how can they reach it from a far-off place,
Then they will say, `We (now) believe in this (- Qur'ân). But how can the attainment (of faith) be possible from a position (of disbelief) so far off,
and they say, 'We believe in it'; but how can they reach from a place far away,
They will say: "We believe in God’s revelations. " But [they should have believed when they lived on earth.] it will be far too late.
And they say, 'We believe in it. ' But how can they partake of it from a distant place?
They will say, "We acknowledge it," but it will be far too late.
and shall say, we believe in him! But how shall they receive the faith from a distant place:
Could you but see when they are terrified with no escape and are seized upon from near at hand.
And they say, "We (now) believe in it. " And however can they succeed in the effort to achieve (belief) from a place far (away)?
And say: We (now) believe therein. But how can they reach (faith) from afar off,
They will say: "We believe in it. " How could they reach it from a place of no return?
and will cry, "We do [now] believe in it!" But how can they [hope to] attain [to salvation] from so far away,
They will ˹then˺ cry, "We do ˹now˺ believe in it ˹all˺." But how could they ˹possibly˺ attain faith from a place so far-off ˹from the world˺,[1]
And they will Say: "We believe in it, " but it will be far too late.
They will then say, "We now believe in it," but it will be far too late.
And they will [then] say, "We believe in it!" But how for them will be the taking [of faith] from a place far away?
And they say: “We believe in it!” But how will they have the reaching from a place far away
And will cry, "We now attain faith. "
And they will say: "We believe (now) in the (Truth);" But how can they receive (Faith) from a place (so) far away—
And they will say, "We believe in Him." And how can they grasp at it (the faith) from a place (so) far off,
And they will say: "We believe in it!" But it will be far too late.