Diyanet İşleri
Derken onu kestiler, fakat pişman oldular.
Şuarâ suresi
Şuarâ suresi, 157. ayet. فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَٰدِمِينَ
fe`aḳarûhâ feaṣbeḥû nâdimîn.
Derken onu kestiler, fakat pişman oldular.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Sâlih ve Semûd kavmi Şuarâ 141–159 3
"Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir."
Salih, şöyle dedi: "İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır."
"Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar."
Derken onu kestiler, fakat pişman oldular.
Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
Lut'un kavmi de peygamberleri yalanladı.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 157–159. ayetler için yazılmıştır.
157-159. “Derken onu kesip öldürdüler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. Zira azap onları (ansızın) yakaladı.” Bu ise onların üzerlerine gelen şiddetli bir çığlıktı. Onların hepsini perişan etti. “Şüphesiz bunda bir ibret” peygamberlerimizin getirdiklerinin doğruluğuna, onlara karşı çıkanların sözlerinin de batıl olduğuna bir âlâmet “vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Dişi deveyi kesmek üzere ittifak etmişlerdi. İçlerinden en kötüsü deveyi kesti. Sonra da azaptan kurtulmanın imkânsız olduğunu ve mutlak azabın kendilerine ineceğini öğrendiklerinde yaptıklarına pişman oldular. Fakat azabın görünmesi sırasında olan pişmanlık sahibine fayda vermez.
Aynı kök: عقر (8 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Sâlih
Nihayet deveyi kestiler, Rablerinin emrine karşı geldiler ve "Ey Salih! Sen eğer (dediğin gibi) peygamberlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı…
Aynı kök: عقر (8 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Sâlih
Derken onu kestiler. Salih, dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. (Sonra helak olacaksınız.) İşte bu, yalanlanamayacak bir tehdittir."
Aynı kök: عقر (8 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Sâlih
Derken, (kavmin en azgını olan) arkadaşlarını çağırdılar. O da işe koyuldu ve deveyi kesti.
Aynı kök: ندم (7 geçiş) · Aynı kök: صبح (45 geçiş)
Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. "Yazıklar olsun bana! Şu…
Aynı kök: ندم (7 geçiş) · Aynı kök: صبح (45 geçiş)
İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, "Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasında koşup durduklarını…
Aynı kök: ندم (7 geçiş) · Aynı kök: صبح (45 geçiş)
Allah, "Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklardır!" dedi.
Aynı kıssa: Hz. Sâlih · Aynı kök: صبح (45 geçiş)
Derken, onları o kuvvetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar.
Aynı kıssa: Hz. Sâlih · Aynı kök: صبح (45 geçiş)
Zulmedenleri o korkunç uğultulu ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
Tamamı: yazma kataloğu
Arkeoloji
Hegra'daki tek blok kayaya oyulmuş anıtsal mezar.
Hegra'daki mezarlar Nabatî dönemine (MÖ 1 – MS 1. yy) aittir; Semûd kavmine ait oldukları arkeolojik olarak gösterilmiş değildir. Ayetlerdeki 'dağları yontarak ev yapanlar' tasviriyle coğrafi bir yakınlık kurulur, kimlik özdeşliği değil.
Ayet: A'râf 73-79 · Hicr 80-84 · Şuarâ 141-159
Ahmad AlHasanat · Own work · CC BY-SA 4.0
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Onu (deveyi) hunharca katletmiş, dipnot 1 (sonradan) pişman olmuşlardı.
Buna rağmen onlar, onu işkence yaparak vahşice katlettiler; fakat sonunda pişman oldular;
Bütün bu uyarılara rağmen onlar yine de o deveyi hoyratça boğazladılar; ama bunu yaptıklarına (çok geçmeden) pişman oldular;
(Uyarıyı dinlemeyip) dişi deveyi vahşice boğazladılar; sonunda da çok pişman oldular.
"Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular."
Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
Yine de onu kestiler. Sonra pişman oldular.
Buna rağmen onlar deveyi kestiler, ama sonunda pişman oldular.
Nihayet onu kestiler; ancak pişman oldular.
Nihayet onu kestiler; ancak pişman oldular.
Derken onu vurdular, fakat pişman oldular;
Derken onu vurdular, fakat nadim oldular
Derken onu boğazladılar. Sonra da pişman oldular.
Derken onu boğazladılar. Sonra da pişman oldular.
"Derken onu kestiler. Sonra da pişman oldular."
Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular.
Derken onu kesdiler. Fakat peşiman oldular.
Onlar ise onu kestiler de pişman oldular.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Derken onu kestiler de pişman oluverdiler.
Nihayet onu kestiler, ama pişman oldular.
Yine de o deveyi ayaklarını keserek öldürdüler, sonra pişman oldular.
Sonra o deveyi kestiler ama yaptıklarına pişman oldular.
Buna rağmen kestiler sonra da pişman oldular.
Buna rağmen kestiler sonra da pişman oldular.
Onu yere yatırıp kestiler. Sonra da pişman oldular.
Nevertheless they defiantly disabled her by cutting her hamstring muscles. (Their outrage on consecrated objects invited their ruin) which led to pining regrets and vain repentances.
But they hamstrung her. In the morning they had cause to regret it:
But they ham-strung her: then did they become full of regrets.
But they hamstrung her dipnot 1 and then regretted it.
But they hamstrung her and woke up full of remorse,
But they killed her, and then they became regretful.
But they hamstrung her, whereupon they became regretful.
Notwithstanding (all this warning) they hamstrung her and then they became regretful.
But they hamstrung her, and in the morning they were remorseful,
Yet they slaughtered her and became regretful….
But they hamstrung her, and on the morrow they repented;
But they slaughtered her, and they became regretful.
But they slew her; and were made to repent of their impiety:
"Touch her not with evil, lest there seize you the retribution of an awful day. "
Yet they hamstrung her, (and) so they became remorseful.
But they hamstrung her, and then were penitent.
But they hamstrung her; and on the morrow were repentant,
But they cruelly slaughtered her - and then they had cause to regret it:
But they killed her, becoming regretful.
But they slaughtered her, and they became regretful.
They slaughtered her, and thus incurred sorrow.
But they hamstrung her and so became regretful.
But they hamstrung her, then they became remorseful,
But they killed her and made way for their own humiliation. (The usual rendering here of FAASBAHOO NADIMEEN that they regretted, repented or became penitent seems to be incorrect, since in that case the Most Gracious might have forgiven them).
But they killed her (by cutting the hamstrings): Then they became full of sorrow.
But they killed her, then they became remorseful,
But they slaughtered her, and they became regretful.