Diyanet İşleri
"Senin başıma kaktığın bu nimet (gerçekte) İsrailoğullarını köleleştirmen(in neticesi)dir."
Şuarâ suresi
Şuarâ suresi, 22. ayet. وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
vetilke ni`metün temünnühâ `aleyye en `abbette benî isrâîl.
"Senin başıma kaktığın bu nimet (gerçekte) İsrailoğullarını köleleştirmen(in neticesi)dir."
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Mûsâ ve Firavun Şuarâ 10–68 3
"(Böyle iken) sen o yaptığın işi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin."
Musa, şöyle dedi: "Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir halde iken (istemeyerek) yaptım."
"Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden kıldı."
"Senin başıma kaktığın bu nimet (gerçekte) İsrailoğullarını köleleştirmen(in neticesi)dir."
Firavun, "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi.
Musa, "O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir."
Firavun, etrafındakilere (alaycı bir ifade ile) "dinlemez misiniz?" dedi.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 20–22. ayetler için yazılmıştır.
20-21. “O işi yaptığım sırada ben cahillerden idim.” Yani ben bu işi kâfir olarak işlemedim, aksine bu işi bilmeden, istemeyerek yaptım. Hem ben bunun için Rabbimden mağfiret diledim. O da bana mağfiret buyurdu. “Sizden korkunca da” beni öldürmek için aranızda karar almanız üzerine “aranızdan kaçtım.” ve Medyen’e gittim. Orada yıllarca kaldıktan sonra geri size geldim. Bu esnada “Rabbim bana hüküm/hikmet bağışladı ve beni peygamberlerden kıldı.”
zetle Firavun’un Mûsâ’ya karşı itirazı, cahil veya işi cahilliğe vuran birinin itirazı tütürdendir. O, Mûsâ’nın peygamber olamayacağına dair bir kişiyi öldürmüş olmasını sebep göstermeye kalkıştı. Mûsâ da o kimseyi öldürmesinin bizzat öldürme kastı olmaksızın, bilmeden ve hata yoluyla olduğunu açıklamıştı. Şanı Yüce Allah’ın lütfu ise kimseden alıkonamaz. O halde ne diye Yüce Allah’ın bana hikmet ve risalet bağışlamış olmasını imkânsız kabul ediyorsunuz?
22. Geriye ey Firavun, senin: “Çocukken seni yanımızda besleyip büyütmedik mi?” şeklindeki itirazın kalıyor. Aslında biz bu meseleyi iyice tetkik edecek olursak açıkça görülür ki senin başıma kaktığın bu işte, minnet edilecek bir taraf yoktur. Bundan dolayı Mûsâ ona şöyle demişti: “Başıma kaktığın o iyilik ise (aslında bir iyilik değil) senin İsrailoğullarını köleleştirmenin bir sonucudur.” Senin bunu başıma nimet diye kakmanın sebebi, İsrailoğullarını kendi işlerinde çalıştırman ve onları kendine adeta köle konumuna getirmendir. Beni ise kendine köleleştirmekten ve işlerinde çalıştırmaktan uzak tuttun; şimdi de bunu başıma kakılacak bir iyilik sayıyorsun. Fakat meselenin düşünülmesi halinde gerçek açıkça ortaya çıkar. Sen aslında bu değerli halka zulmettin, onlara işkenceler uyguladın, onları angarya işlerde çalıştırdın. Yüce Allah, kavmime eziyet etmiş olmana rağmen beni senin eziyetinden kurtardı. Senin bana minnet diye hatırlattığın ve başıma kaktığın bu işin, başa kakılacak tarafı neresidir?
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
"Beni, İsrailoğullarını köle edindiğin gibi köle edinmeden yetiştirmene karşılık benim üzerime olan iyiliğini minnet etmen haktır. Ama bu benim seni (iman etmeye) davet etmeme engel değildir."
Aynı kök: منن (27 geçiş)
Bulutu üstünüze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. "Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin" (dedik). Onlar…
Aynı kök: منن (27 geçiş)
Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rab'leri katında mükafatları…
Aynı kök: منن (27 geçiş)
Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve…
Ortak kavram: Nimet
(6-7) Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.
Ortak kavram: Nimet
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden…
Ortak kavram: Nimet
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle aleme üstün kıldığımı hatırlayın.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Başıma kaktığın o nimete gelince, (onun sebebi de) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendi."
Ve şu başıma kaktığın iyilik, İsrailoğullarını köleleştirmenin bir sonucuydu, (öyle değil mi)?"
Ve o başıma kaktığın iyiliğe gelince, bu İsrailoğulları'nı köleleştirmenin bir sonucu (değil mi)ydi?"
"Nimetim diye başıma kaktığın şey, İsrailoğullarını köleleştirmen yüzünden oluşan bir olaydır!"
"Bana karşı lütuf dediğin nimet de, İsrailoğullarını köle kılmandan dolayıdır."
O nimet diye başıma kaktığın ise, (aslında) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendir.
"Zaten başıma kaktığın nimet, İsrailoğullarını tutsaklaştırmanın sonucudur!"
- Musa, "O işi, daha ne yaptığımı bilmez biriyken işledim. Bu yüzden sizden korkup kaçtım; sonra, Rabbim bana ilim ve hikmet verip beni peygamberlerden kıldı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğulları'nı kendine köle yapmandan dolayıdır" dedi.
"Başıma kaktığın bu iyilik de, İsrail oğullarını köleleştirmen yüzündendir!"
'Başıma kaktığın bu iyilik de, İsrail oğullarını köleleştirmen yüzündendir!'
O başıma kaktığın nimet de İsrail oğullarını kul köle edinmiş olmandır!"
O başıma kakdığın bir ni'met de Beni İsraili kul, köle edinmiş olmandır.
İsrailoğulları'nı kendine kul edinmiş olmayı bir nimetmiş gibi başıma kakıyorsun. dipnot 1 " dedi.
"İsrailoğulları'nı kendine kul edinmiş olmayı bir nimetmiş gibi başıma kakıyorsun." dipnot 1 dedi.
"İsrailoğulları'nı kendine köle edinmiş olmayı bir nimetmiş gibi başa kakıyorsun." dedi.
"Bana karşı lütuf dediğin nimet de, İsrailoğullarını köle kılmandan dolayıdır."
"Bana karşı imtinan etdiğin (başıma kakdığın) o ni'met, Israil oğullarını kendine kul (köle) edindiğin içindi".
İşte, başıma kaktığın o nimet, İsrailoğullarını köle ettiğin içindir.
(4, 7, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68) Rabbin Musa ya dedi ki , zalim topluluğa git, Firavun kavmine git , sakınmazlar mı? Dedi ki Rabbim beni yalanlamalarından korkuyorum, göğsüm daralır, dilim / lisanım dolaşır, Harun'u da yolla / gönder. Onlara karşı bir ayıbım da var, dolayısıyla beni öldürmelerinden korkarım. Dedi ki hayır! ikiniz de ayetlerimizle varın / ulaşın muhakkak ki sizinle beraberiz, sizi işitenleriz. Firavun boyuna / kavmine ulaşın / varın , deyin ki bizler alemlerin Rabbinin İsrailoğullarını bizimle beraber göndermen için gönderdikleriyiz / elçileriyiz. Dedi ki evlatken sana yetiştiricilik / mürebbiyelik yapmadık mı? Ömründe n seneleri içimizde geçirdin v e ayrıca O yaptığın şeyi de yaptın işte (ayıbını hatırlattı) asıl sen yok sayansın / kafirsin. Dedi ki o nu (o öldürme olayını) yaptığım vakit, ben ne yaptığını bilmez biri idim / delalette idim, sizden korktuğumdan hemen kaçtım, Rabbim bana hüküm verme yeteneği bağışladı / hibe etti, beni gönderilenlerden / elçilerden yaptı , b enim başıma kaktığın / bana minnet ettiğin nimet ise İsrailoğullarını kul edinmen içindi / kul edinmek için kullandın. (Hz. Musa’nın o zamana kadar ki hayat serüveni, saraya su yolu ile geliş, evlat edinilerek prens olarak büyüyüş, Habeş ordusuna komuta edecek kadar yükseliş, ardından cinayet ve kaçış) Firavun dedi ki alemlerin rabbi de nedir? (Firavun kişisel olarak saldırdı olmayınca bu defa içerikten saldıracak) Eğer ki yakinen bilirseniz / yaşayarak anlayabilirseniz, göklerin ve yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir dedi. Firavun etrafındakilere işitiyor musunuz? Dedi, Musa devamla, sizin de rabbinizdir evvelki babalarınızın da Rabbidir dedi. Firavun evet size bir Resul gönderilmiş ama Mecnun bir Resul gönderilmiş dedi. Musa, eğer akledebilirseniz doğunun da batının da ve bu ikisi arasının da rabbidir dedi. Firavun dedi ki; eğer benden başka bir ilah edinirsen seni zindanlık biri yaparım dedi. Musa, şayet sana, apaçık bir şey getirsem de mi dedi? Firavun, eğer sözüne bağlı biri isen hemen onu getir dedi. O da asasını bıraktı ve birde baktı ki o apaçık bir yılan oldu. (Bu bırakmak almak için yapılan bırakmak fırlatıp atmak değil) elini çekti çıkardı birden o, bakanlara beyaz göründü. Firavun, çevresindeki ileri gelenlere dedi ki kesinlikle bu, bilge bir sihirbazdır, sizi sihri ile yerinizden çıkarmak istiyor, şimdi ne iş yapayım/ ne emredersiniz dedi. Dediler ki onu ve kardeşine alıkoy, şehirlerde toplayıcıları harekete geçir, bilge tüm sihirbazları sana getirsinler. Bilinen günün belirlenmiş vaktinde sihirbazlar bir araya toplandılar. İnsanlara da sizler de toplanır mısınız? Denildi, onlarda böylelikle belki bizler de eğer ki galip olurlar ise sihirbazlara tabi oluruz dediler. Sihirbazlar geldikleri zaman firavuna dediler ki, eğer galip olur isek bize bir ödül / bir ecir var mı? Firavun evet var, işte o zaman sizler benim yakınım / akrabam olacaksınız dedi. Musa onlara, neyi bırakacaksanız bırakın dedi. Onlar da iplerini ve sopalarını / âsâlarını bıraktılar ve bırakırken de Firavunun itibarı / izzeti için muhakkak ki bizler galip geleceğiz dediler . Musa da sopasını / asasını bıraktı birden o, onların uydurdukları şeyleri yutmaya başladı. Sihirbazlar hemen kendilerini secdeye bıraktılar, dediler ki Harun ve Musa'nın Rabbi olan alemlerin Rabbine iman ettik. Firavun, ben izin vermeden önce siz, iman mı ettiniz? kesinlikle o, sizin büyüğünüz ve size de sihri öğret endir dedi. (Sihirbazlar mucize ile sihir arasındaki farkı bildiklerinden dolayı inandılar, firavun hâlâ inanamadı çünk ü sihirbazlar ve Musa’nın bir şekilde usta çırak iş birliği içinde olduklarını düşünüyor. ) İleride bileceksiniz, kesinlikle sizin e llerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi de kesinlikle asacağım dedi. Sihirbazlar z iyanı yok /zararı yok, biz muhakkak ki Rabbimize döneceğiz , ilk inananlar arasında olmamızdan dolayı , Rabbimiz hatalarımızı bağışlar , diye arzuluyoruz dediler. Musa'ya, geceleyin kullarımla yürü, muhakkak ki sizler onlar tarafından takip edileceksiniz diye vahyettik. Firavun şehirlere toplayıcılar gönderdi, onlar kesinlikle az bir zümredir ve bizleri de kızdırıyorlar /öfkelendiriyorlar, biz ise dikkatli ve de uyanık bir topluluğuz dediler. Onları / Firavun kavmini, bahçelerinden, gözelerinden, hazinelerinden ve verilmiş pozisyonlarından / makamlarından bu şekilde çıkardık ve o yerlere İsrailoğullarını mirasçı ettik. Güneş doğarken / işrak vakti onların peşine düştüler, İki cemaat birbirini gördü, Musa'nın arkadaşları dedi ki kesinlikle biz yakalanacağız / yetiştiler, dedi ki asla! Muhakkak ki Rabbim benimledir ve beni yönlendirecektir. Musa'ya sopanı / asanı denize vur diye vahyettik ve de deniz yarıldı / infilak etti, h er parçası kocaman bir dağ gibi oldu , diğerlerini de / Firavun kavmini de iyice yaklaştırdık, Musa'yı ve beraberindekilerinin hepsini kurtardık, diğerlerini ise suda boğduk. Bunda kesinlikle bir ayet vardı , onların çoğu da iman eden olmadı. Muhakkak ki Rabbim O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Benim başıma o nimeti kakmaktasın. (Halbuki) Sen İsariloğullarını kendine köle edindin."
"O başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)"
Başıma kaktığın o nimet (beni sarayda yetiştirmen) dipnot 1 , İsrailoğullarını köleleştirdiğin için oldu."
İyilik sayıp başıma kaktığın o durum, İsrailoğullarını köleleştirdiğin için oldu."
Başıma kaktığın bu nimet, (aslında) İsrailoğulları’nı kendine köle edinmendir.
Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğulları'nı kendine köle edinmenin bedelidir.
"O başıma kaktığın nimet, İsrailoğullarını köle yapmana karşılıktı."
"And do you Pharaoh", Mussa added, "oblige me and make me feel indebted to you for reducing the children of Israel to slavery and subjecting them to bondage"!
And is this- that you have enslaved the Children of Israel- the favour with which you reproach me?’
"And this is the favour with which thou dost reproach me,- that thou hast enslaved the Children of Israel!"
Now this is the favour that you tauntingly remind me of: that you enslaved the Children of Israel!" dipnot 1
And anyway you can only reproach me with this favour because you made the tribe of Israel into slaves!’
"And this is the past favour with which you reproach me: that you have enslaved the Children of Israel."
As for that favour, you remind me of it reproachfully because you have enslaved the Children of Israel. ’
`And this insignificant favour (of your bringing me up) that you (so tauntingly) remind me of (can be no reasonable excuse) for you have enslaved (the whole community of) the Children of Israel (for no fault of theirs). '
That is a blessing thou reproachest me with, having enslaved the Children of Israel. '
"You are rubbing to my face that you did me a favor, and use it as an excuse to keep the Children of Israel in slavery!"
and this is the favour thou hast obliged me with, that thou hast enslaved the children of Israel!'
"That was a favor that you held against me, so you could continue to enslave the Children of Israel."
And this is the favour which thou hast bestowed on me, that thou hast enslaved the children of Israel.
"And I fled from you when I feared you. But my Lord granted me better judgment, and made me one of His messengers;
And is that a favor you oblige me with, that you have taken the Seeds (Or: sons) of Israel) as slaves. "
And this is the past favour wherewith thou reproachest me: that thou hast enslaved the Children of Israel.
But the favour you oblige me with is that you have enslaved the children of Israel. "
And [as for] that favour of which thou so tauntingly remindest me - [was it not] due to thy having enslaved the children of Israel?"
How can that be a ‘favour,’ of which you remind me, when ˹it was only because˺ you ˹have˺ enslaved the Children of Israel?"
"And that was a favour that you held against me, so you could continue to enslave the Children of Israel. "
"You are boasting that you did me a favor, while enslaving the Children of Israel!"
And is this a favor of which you remind me - that you have enslaved the Children of Israel?"
“And that favour wherewith thou reproachest me is that thou hast enslaved the children of Israel.”
And this, the past favor you so tauntingly remind me! Yes, you raised me in your palaces. But it was so since you enslaved the Children of Israel."
"And this is the old favor with which you put me to shame— That you have made the Children of Israel, (your) slaves!"
As for the favor with which you are obliging me, it is that you have enslaved the children of Isrā’īl."
"And is it a favor that you taunt me with, so you could continue to enslave the Children of Israel?"