Zâriyât suresi

Zâriyât suresi, 45. ayet

Zâriyât suresi, 45. ayet. فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ

feme-steṭâ`û min ḳiyâmiv vemâ kânû münteṣirîn.

Diyanet İşleri

Artık, ne yerlerinden kalkmaya güçleri yetti, ne de başkasından yardım görebildiler.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Zâriyât 42–48 · surenin 45. ayeti / 60

Konu Mûsâ, Âd, Semûd ve Nûh kavimleri Zâriyât 38–46 3

  1. Zâriyât 42

    Üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül ediyordu.

  2. Zâriyât 43

    Semud kavminde de ibretler vardır. Hani onlara, "Bir süreye kadar faydalanın bakalım" denmişti.

  3. Zâriyât 44

    Derken Rablerinin emrinden uzaklaşıp azmışlardı. Bu yüzden bakınıp dururken kendilerini yıldırım çarpıvermişti.

  4. 45

    Artık, ne yerlerinden kalkmaya güçleri yetti, ne de başkasından yardım görebildiler.

  5. Zâriyât 46

    Bunlardan önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar fasık bir toplum idiler.

  6. Zâriyât 47

    Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.

  7. Zâriyât 48

    Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

45. “Artık ne ayağa kalkabildiler” ve böylelikle azaptan kaçabildiler “ne de kendilerini kurtarabildiler.”

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Kendilerine inen azabı def etmeye güç yetiremediler. Onların bundan korunacak güçleri de olmadı.

Kelimeler

7 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. فَمَا fema
  2. ٱسْتَطَـٰعُوا۟ stetau güçleri yetmedi kök: طوع
  3. مِن min
  4. قِيَامٍۢ kiyamin ayağa kalkmaya kök: قوم
  5. وَمَا ve ma ve
  6. كَانُوا۟ kanu olmadılar kök: كون
  7. مُنتَصِرِينَ muntesirine yardım edilen kök: نصر

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 6 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat · Ortak kavram: Yardım (nusret)

    Halbuki onlar (edindikleri ilahlar) ne onlara yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım edebilirler.

  • Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat · Ortak kavram: Yardım (nusret)

    Allah'tan başka taptıklarınızın ise size yardım etmeğe güçleri yetmez. Onlar kendilerine de yardım edemezler.

  • Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat · Ortak kavram: Yardım (nusret)

    Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilahları mı var? O ilah edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım…

  • Ortak kavram: Yardım (nusret)

    Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz.…

  • Ortak kavram: Yardım (nusret)

    Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiilerden (her bir grubun kendi şeriatında) "Allah'a ve ahiret gününe inanan ve…

  • Ortak kavram: Yardım (nusret)

    Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez.

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

63 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

Mustafa İslamoğlu

ne yerlerinden doğrulmaya, ne de kendilerini savunmaya mecal bulabildiler.

Muhammed Esed

çünkü yerlerinden kalkacak durumda bile değillerdi ve kendilerini savunamazlardı.

Ahmed Hulusi

Ne ayakta kalmaya güçleri yetti ve ne de yardım gördüler!

Ali Bulaç

Artık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne yardım bulabildiler.

Ali Özek ve heyeti

Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

Ali Rıza Safa

Ne ayağa kalkmaya güçleri yetti ne de yardım eden oldu.

Bayraktar Bayraklı

Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

Edip Yüksel

Ne kalkabildiler, ne de yardım görebildiler.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Ne kalkabildiler, ne de yardım görebildiler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

O vakit bir kalkınmaya da güç yetiremediler bir yardım da görmediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

O vaktı bir kalkınmaya da güç yetiremediler, bir yardım da görmediler

Erhan Aktaş

Ayağa kalkmaya güçleri yetmedi. Yardım görenler de olmadılar.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ayağa kalkmaya güçleri yetmedi. Yardım görenler de olmadılar.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ayağa kalkmaya güçleri yetmedi. Yardım görenler de olmadılar.

Gültekin Onan

Artık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne yardım bulabildiler.

Hasan Basri Çantay

İşte (bu sebeble) ayakda durmıya güç yetiremediler, yardım edenleri de olmadı.

İbni Kesir

Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım da görmemişlerdi.

Mehmet Alagaş

(24-46) (İBRAHİM RESULULLAHIN MİSAFİRLERİ İLE YAŞADIKLARI, MUSANIN SAV. FİRAVUNLA YAŞADIKLARI AD’IN SEMUDUN VE YOLDAN ÇIKMIŞ NUH KAVMİNİN BAŞLARINA GELENLER) İbrahim'in ikram gören misafiri hadisesi sana kadar ulaştı mı? Girdi klerinde, selam dediler, O da belirsiz / tanınmayan o kavime selam dedi , gizlice yakın çevresine gitti ve semiz bir buzağı getirdi , onlara ikram etti , dedi yemez misiniz? (Yemediklerini görünce) Onlardan dolayı içinde bir korku hissetti , dediler ki korkma, bilge bir oğulla / alim bir oğulla onu müjdelediler, karısı çığlık atarak, ellerini de yüzüne vurarak yaklaştı, kısır ve aciz bir kocakarıyım dedi, Rabbin bu şekilde dedi, dediler, Muhakkak ki O (Allah) hakimdir, bilgedir. O halde önemli işiniz / hatbınız nedir ey elçiler dedi. Biz suçlu bir kavme gönderildik, üzerlerine topraktan taşlar atacağız , savurganlar / müsrifler için Rabbinin katında tanımlı / adrese teslim taşlar , netice de mümin olarak kim var ise oradan çıkardık, orada bir ev dışında Müslüman da bulamadık, onları acıtıcı azaptan korkanlar için bir gösterge / bir ayet olarak orada bıraktık. Musa’yı, o’nu da firavuna Apaçık delillerle gönderdiğimizde, destekçileri ile / yandaşları ile yüz çevirdi ve bu bir sihirbaz yahut divanedir / cinlidir / mecnundur dedi, Onu ve ordusunu aldık ve kınan an biri olarak denize attık. Ad ‘da kurutucu rüzgâr gönderdiğimiz zaman ki o rüzgâr, uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyordu/ es geçmiyordu onları kül yapıyordu. Semud ‘a onlara belirli zamana kadar faydalanın denildiğinde Rabbinin emrine karşı taşkınlık ettiler, bakıp dururlarken onları bir yıldırım çarptı, ayağa kalkmaya dahi güçleri yetmedi, yardım da göremediler. Önce ki Nuh kavmi de onlar da yoldan çıkan bir kavimdiler.

Rowwad Tercüme Merkezi

Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

Süleyman Ateş

(Yurtlarında çöküverdiler) Ne kalkabildiler, ne de (bu duruma) engel olabildiler.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Yerlerinden kalkamadılar, kimseden de yardım görmediler.

Şaban Britch

Ne ayakta durmaya güçleri yetmiş, ne de yardım edilenler olmuşlardı.

Şaban Piriş

Ne ayakta durmaya güçleri yetmiş, ne de yardım edilenler olmuşlardı.

Yaşar Nuri Öztürk

Ne kalkıp kaçabildiler ne de kendilerine yardım eden oldu.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

And so they could not assume an erect attitude on their own feet nor were they able to protect or defend themselves.

Abdul Haleem

they could not even remain standing, let alone defend themselves.

Abdullah Yusuf Ali

Then they could not even stand (on their feet), nor could they help themselves.

Abul A'la Maududi

They were unable even to stand up or protect themselves. dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Intisar from which the word muntasirun in the original is derived means to save oneself from an attack by somebody as well as to avenge oneself on the attacker.

Aisha Bewley

They could not stand upright and they were not helped.

Al-Hilali & Khan

Then they were unable to rise up, nor could they help themselves.

Ali Quli Qarai

So they were neither able to rise up, nor to come to one another’s aid.

Amatul Rahman Omar

And they were not able (even) to get up on their feet nor could they get anybody's help to defend themselves.

Arthur John Arberry

and they were not able to stand upright, and were not helped.

Bijan Moeinian

They did not even have time to stand up and run.

E. Henry Palmer

And they could not stand upright, and they were not helped!

Edip-Layth

They were unable to rise up, nor could they win.

George Sale

and they were not able to stand on their feet, neither did they save themselves from destruction.

Hamid S. Aziz

And they were not able to rise up, nor could they defend themselves.

Mahmoud Ghali

So in no way were they able to be upright, and in no way were they vindicators.

Marmaduke Pickthall

And they were unable to rise up, nor could they help themselves.

Mohamed Ahmed - Samira

And neither stand up nor defend themselves.

Muhammad Asad

for they were unable even to rise, and could not defend themselves.

Mustafa Khattab

Then they were not able to rise up, nor were they helped.

Progressive Muslims

They were unable to rise up, nor could they win.

Rashad Khalifa

They could never get up, nor were they helped.

Sahih International

And they were unable to arise, nor could they defend themselves.

Sam Gerrans

And they were unable to rise up, nor could they help themselves.

Shabbir Ahmed

And they were unable even to rise up and could not help themselves a bit.

Syed Vickar Ahamed

Then they could not even stand (on their feet), nor could they help themselves.

Taqi Usmani

Then they were neither able to stand (before the punishment), nor could they defend themselves.

The Monotheist Group

They were unable to rise up, nor could they win.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Zâriyât suresi, 45. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Zâriyât suresi, 45. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Zâriyât suresi, 45. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩