A'râf suresi · 94–102. ayetler

Memleketlerin sınanması ve Allah'ın tuzağından emin olmak

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. A'râf suresi, 94. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 94. ayet. وَمَآ أَرْسَلْنَا فِى قَرْيَةٍ مِّن نَّبِىٍّ إِلَّآ أَخَذْنَآ أَهْلَهَا بِٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ

    Diyanet İşleri

    Biz hiçbir memlekete bir peygamber göndermedik ki (karşı çıkmaktan vazgeçip) yalvarıp yakarsınlar diye ora halkını yoksulluk ve sıkıntıya uğratmış olmayalım.

    Mehmet Okuyan

    Her şehre bir peygamber gönderdiğimizde (gerçeğe) boyun eğsinler diye onları elbette çeşitli sıkıntı ve darlıkla denemiştik. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yüce Allah çeşitli peygamber kıssalarını anlatıp kavimlerinin helak edilme biçimlerini ve nedenlerini ifade ettikten sonra, insanlık tarihinde helak edilenlerin sadece kıssası anlatılanlar olmadığını belirtmekte ve genel kuralını hatırlatmaktadır.

    Mustafa İslamoğlu

    Biz hiçbir ülkeye bir peygamber göndermemişisizdir ki, (zamanında) oranın halkını belki (Allah'a) boyun eğerler diye şiddetli zorluk ve darlıkla sınamamış olalım.

    Muhammed Esed

    BİZ hiçbir topluma peygamber göndermemişizdir ki belki kibirlerinden sıyrılırlar diye onları darlıkla, sıkıntıyla denemiş olmayalım.

    Ahmed Hulusi

    Biz (hangi) bölge halkına bir Nebi irsal ettiysek, mutlaka onun halkını (kendini beğenmişliklerinden uzaklaştırmak için) sıkıntı, hastalık ile kuşattık; belki içtenlik ve alçak gönüllülükle yönelirler (diye).

    Ali Bulaç

    Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek onun halkı yalvarıp yakarsınlar diye, mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz.

    Ali Özek ve heyeti

    Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.

    Ali Rıza Safa

    Peygamber göndermiş olduğumuz hiçbir kent yoktur ki, halkını, yoksulluklara ve zorluklara uğratmış olmayalım; belki yalvararak yakarışlarda bulunurlar diye.

    Bayraktar Bayraklı

    Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, ora halkını peygambere baş kaldırdıklarından ötürü Allah'a yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.

    Edip Yüksel

    Her ne zaman bir ülkeye bir peygamber gönderdiysek, yalvarsınlar diye halkını darlık ve sıkıntıya uğrattık.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Her ne zaman bir ülkeye bir peygamber gönderdiysek, yalvarsınlar diye halkını darlık ve sıkıntıya uğrattık.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek önce halkını sıkıntı ve darlıkla sıkmışızdır ki, yalvarıp yakarsınlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Biz hangi memlekete bir Peygamber gönderdikse iptida ahalisini şiddet ve zaruretle sıkmışızdır ki niyaza düşsünler

    Erhan Aktaş

    Hangi beldeye bir Nebi gönderdiysek, o beldenin halkını darra'i dipnot 1 etsin diye sıkıntı ve zorlukla yakaladık.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'ın yüceliği karşısında küçülerek, basitliğinin, muhtaçlığının bilincinde olarak, acziyetini ifade ederek tevazu üstüne tevazu göstererek istekte bulunmak.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Hangi beldeye bir nebi gönderdiysek, o beldenin halkını tezarru dipnot 1 etsin diye sıkıntı ve zorlukla yakaladık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'ın yüceliği karşısında küçülerek, basitliğinin, muhtaçlığının bilincinde olarak, acziyetini ifade ederek tevazu üstüne tevazu göstererek istekte bulunmak

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Biz, hangi beldeye nebi gönderdiysek mutlaka onun halkını dipnot 1 yalvarıp yakarsınlar diye dayanılmaz bir zorluk dipnot 2 ve bir sıkıntıya uğratmışızdır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      O beldenin büyüklük taslayan, mü'minlere eziyet eden; müşrik ve nankörlerini.
    2. metne dön, dipnot 2
      Can ve malca.

    Gültekin Onan

    Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek onun ehli (halkı) yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz.

    Hasan Basri Çantay

    Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdi isek onun halkını (peygamberlerini tanımamaları yüzünden) yalvarıb yakarsınlar diye mutlakaa fakirlikle, şiddetle, hastalıkla (sıkıb) yakaladık.

    İbni Kesir

    Biz, hangi kasabaya bir peygamber gönderdiysek; yalvarıp yakarsınlar diye, ora halkını mutlaka darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır.

    Mehmet Alagaş

    (94-102) Resul gönderdiğimiz her memlekette ehlini / mensuplarını zorlu sıkıntılar ve zararlar ile aldık, böylelikle belki yalvarırlar / yakarırlar. Sonra da kötülüğün yerine güzelliği getirdik, Bir zaman geldi şımardılar ve dediler ki babalarımıza da böylesi zararlar da dokundu ve kolaylıklar da dokundu (zaman içerisinde böyle şeyler olur) biz de onları ansızın, bilincinde olmadıklarında / şuurunda olmadıklarında yakalayıverdik. Şayet iman ederlerse ve sakınırlarsa, biz de onlara göklerden ve yerden bolluk / bereket açarız ve lakin onlar yalanladılar ve böylece bizde onları, kazandıklarından dolayı yakaladık. Memleketlerin halkları, onlara gece vakti uyurlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Memleketlerin halkları, onlara gündüzleyin oyalanırlarken / oynarlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Allah’ın kurduğu tuzak planından / mekrinden emin mi oldular ? Allah’ın kurduğu tuzak planından, hasara uğramış kavimler hariç, kim emin olabilir ki ? Halkından sonra arza , varis olan kimseler , hâlâ hidayete eremediler mi? Eğer ki biz isteseydik , onlara günahlarından dolayı musibet uğratırdık / yaralardık , kalplerini tab ederiz / mühürleriz de onlar işitmezler. İşte ş u memleketler ki başlarına gelenleri sana anlatıyoruz / kıssa ediyoruz , gerçekten onlara Resulleri açık delillerle geldiler, daha önceden yalanlamış olmaları nedeniyle iman etmediler, böylece Allah, kafi rlerin kal plerini mühürlüyor / tab ediyor. Onların çoğunu / ekserisini sözleşmeleri üzre bulamadık, onların çoğunu yoldan çıkmışlar olarak bulduk.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Biz, hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek, yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka oranın halkını yoksulluk ve darlığa uğratmışızdır.

    Süleyman Ateş

    Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkını -yalvarıp yakarsınlar diye- mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.

    Süleymaniye Vakfı

    Hangi kente bir nebiyi elçi olarak göndersek, oranın halkını mutlaka maddi sıkıntılara ve bedensel sıkıntılara sokmuşuzdur ki bize yalvarıp yakarsınlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Biz hangi kente bir nebi göndersek oranın halkını baskı ve zorluğa sokarız ki yalvarıp yakarsınlar. dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu Allah'ın kanunudur (sünnetullah). İnsanlar kendilerine gelen nebilerin doğru söylediğini anlarlar ancak mevcut düzenlerini terk etmek istemezler. Bu direnişi kırmak için Allah tarafından baskı ve zorluklara maruz bırakılırlar. Daha detaylı bilgilendirme için bakınız: (Enam 6/42-45)

    Şaban Britch

    Biz, hangi ülkeye bir nebi göndermişsek, halkını yalvarıp yakarmaları için yoksulluk ve hastalıklarla cezalandırdık.

    Şaban Piriş

    Biz, hangi ülkeye bir nebi göndermişsek, halkını yalvarıp yakarmaları için darlık ve meşakkate düşürdük.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Biz bir ülkeye bir peygamber gönderdiğimizde, onun halkını zorluk ve darlıkla mutlaka sıktık ki, sığınıp yakarsınlar.

  2. A'râf suresi, 95. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 95. ayet. ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ ٱلسَّيِّئَةِ ٱلْحَسَنَةَ حَتَّىٰ عَفَوا۟ وَّقَالُوا۟ قَدْ مَسَّ ءَابَآءَنَا ٱلضَّرَّآءُ وَٱلسَّرَّآءُ فَأَخَذْنَٰهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

    Diyanet İşleri

    Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): "Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı" dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık.

    Mehmet Okuyan

    Sonra kötülüğü iyilikle değiştirmiştik de refah içinde yaşamışlardı. "Atalarımıza da elbette böyle sıkıntı ve sevinç (vesileleri) gelmişti." demişlerdi. Biz de onları, hiç farkına varmadıkları bir şekilde ansızın yakalamıştık (cezalandırmıştık). dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Önceki nesillerdeki kâfirlerin peygamberlerine yönelik olarak birbirine benzer tepkiler vermeleri nedeniyle Kur'an'da onların bu durumu aynı anda yaşanmış gibi sunulmakta, küfrün tek millet olduğuna dikkat çekilmektedir. Bu konuda bkz. A‘râf 7:94-102; İbrâhîm 14:9-18; Mü'minûn 23:51-53; Sebe' 34:34-35; Yâsîn 36:13-32; Fussilet 41:14; Teğâbun 64:5; Fecr 89:11-12.

    Mustafa İslamoğlu

    Sonra (o) kötü durumu güzelliğe çevirmişizdir de, refaha kavuşup şımarmamışlar ve "(Bir zamanlar) atalarımız da sıkıntılı ve sevinçli günler yaşamışmış" demişlerdir. İşte bunun üzerine biz de onları, olup bitenin farkına dahi varmadan ansızın yakalayıvermişizdir.

    Muhammed Esed

    Sonra o darlığı genişliğe çevirmişizdir ki refahı tatsınlar da (kendi kendilerine): "Atalarımız da darlık ve sıkıntıya düşmüşler (ve genişliği görmüşler)di" desinler, işte ancak bundan sonradır ki, kendileri daha (ne olup bittiğinin) farkına varmadan, onları kıskıvrak yakaladık.

    Ahmed Hulusi

    Sonra içine düştükleri sıkıntıyı iyilik ile değiştirdik. . . Nihayet refaha erip (mal, evlatça) çoğaldılar ve (bu defa): "Babalarımıza da sıkıntı ve refah dolu günler gelmiştir (bunda alınacak bir ders olamaz)" dediler. . . Biz de onları, ne olup bittiğini fark etmeden yakaladık!

    Ali Bulaç

    Sonra kötülüğün yerini iyilikle değiştirdik, öyle ki onlar, çoğaldılar ve: "Atalarımıza da (bazan) şiddetli sıkıntılar (bazan da) refah ve genişlikler dokunmuştu" dediler. Bunun üzerine, biz de onları kendileri hiç şuurunda değilken apansız kıskıvrak yakalayıverdik.

    Ali Özek ve heyeti

    Sonra kötülüğü (darlığı) değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve: «Atalarımız da böyle sıkıntı ve sevinç yaşamışlardı» dediler. Biz de, (hak yoldan saptıkları ve kendilerine gönderdiğimiz peygamberlerimizi yalanladıkları için), kendileri farkına varmadan onları ansızın yakalayıverdik.

    Ali Rıza Safa

    Sonra, kötülüğün yerine iyilik getirdik ki, rahatlığa ulaştıklarında; "Atalarımıza da hem zorluk hem de gönüllerine dinginlik gelmişti!" desinler. Sonunda, beklemedikleri bir sırada, onları ansızın yakaladık.

    Bayraktar Bayraklı

    Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik getirdik. Nihayet çoğaldılar ve "Atalarımız da böyle sıkıntı ve sevinç yaşamışlardı" dediler. Biz de onları, kendileri farkına varmadan ansızın yakaladık.

    Edip Yüksel

    Sonra kötülüğün yerine iyiliği getirdik. Ne var ki anlayışlarını yitirdiler: "Sıkıntı ve refah atalarımıza da dokunmuştu" dediler. Bunun üzerine, haberleri olmadan onları ansızın yakaladık.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sonra kötülüğün yerine iyiliği getirdik. Ne var ki anlayışlarını yitirdiler: 'Sıkıntı ve refah atalarımıza da dokunmuştu,' dediler. Bunun üzerine, haberleri olmadan onları ansızın yakaladık.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonra da kötülük yerine güzellik getirmişizdir. Nihayet çoğalmışlar ve: "Doğrusu atalarımızın sıkıntılı halleri de neşeli zamanları da olmuştu." demişlerdi. O zaman Biz de kendilerini -hatırlarından geçmezken- ansızın tutmuş bastırıvermiştik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sonra da fenalık yerine güzelliğe tebdil etmişizdir, taki artmışlar ve demişlerdir: Doğrusu atalarımıza sıkıntılı haller de olmuş, sürurlü demler de, tam o vakit biz de kendilerini hatırlarından geçmezken ansızın tutmuş bastırıvermiştik.

    Erhan Aktaş

    Sonra kötülüğü iyiliğe çevirdik. Nihayet imkanları artınca: "Atalarımızın da sıkıntılı ve bolluk günleri olmuştu." dediler. Bu yüzden, Biz de onları ansızın yakalayıverdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sonra kötülüğü iyiliğe çevirdik. Nihayet imkanları artınca: "Atalarımızın da sıkıntılı ve bolluk günleri olmuştu." dediler. Bu yüzden, Biz de onları ansızın yakalayıverdik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sonra kötülüğü iyiliğe çevirdik. Nihayet her şeyi unutarak: "Atalarımızın da sıkıntılı ve bolluk günleri olmuştu." dediler. Bu yüzden, Biz de onları ansızın yakalayıverdik.

    Gültekin Onan

    Sonra kötülüğün yerini iyilikle değiştirdik, öyle ki onlar çoğaldılar ve: "Atalarımıza da (bazen) şiddetli sıkıntılar (bazen de) refah ve genişlikler dokunmuştu" dediler. Bunun üzerine, biz de onları kendileri hiç şuurunda değilken apansız kıskıvrak yakalayıverdik.

    Hasan Basri Çantay

    Sonra bu sıkıntının yerine iyilik (selamet, bolluk) verdik. Nihayet çoğaldılar, "Atalarımıza da (gah böyle) fakirlik, şiddet, hastalık, (gah) iyilik, genişlik dokunmuşdur" dediler. Bunun üzerine biz de kendileri farkına varmadan, onları ansızın tutub yakalayıverdik.

    İbni Kesir

    Sonra kötülüğün yerine iyilik koyduk. Nihayet çoğaldılar ve; atalarımıza da fakirlik, şiddet, hastalık, iyilik ve genişlik dokunmuştu, dediler. Bunun üzerine Biz de onları kendilerine farkına varmadan ansızın yakalayıverdik.

    Mehmet Alagaş

    (94-102) Resul gönderdiğimiz her memlekette ehlini / mensuplarını zorlu sıkıntılar ve zararlar ile aldık, böylelikle belki yalvarırlar / yakarırlar. Sonra da kötülüğün yerine güzelliği getirdik, Bir zaman geldi şımardılar ve dediler ki babalarımıza da böylesi zararlar da dokundu ve kolaylıklar da dokundu (zaman içerisinde böyle şeyler olur) biz de onları ansızın, bilincinde olmadıklarında / şuurunda olmadıklarında yakalayıverdik. Şayet iman ederlerse ve sakınırlarsa, biz de onlara göklerden ve yerden bolluk / bereket açarız ve lakin onlar yalanladılar ve böylece bizde onları, kazandıklarından dolayı yakaladık. Memleketlerin halkları, onlara gece vakti uyurlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Memleketlerin halkları, onlara gündüzleyin oyalanırlarken / oynarlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Allah’ın kurduğu tuzak planından / mekrinden emin mi oldular ? Allah’ın kurduğu tuzak planından, hasara uğramış kavimler hariç, kim emin olabilir ki ? Halkından sonra arza , varis olan kimseler , hâlâ hidayete eremediler mi? Eğer ki biz isteseydik , onlara günahlarından dolayı musibet uğratırdık / yaralardık , kalplerini tab ederiz / mühürleriz de onlar işitmezler. İşte ş u memleketler ki başlarına gelenleri sana anlatıyoruz / kıssa ediyoruz , gerçekten onlara Resulleri açık delillerle geldiler, daha önceden yalanlamış olmaları nedeniyle iman etmediler, böylece Allah, kafi rlerin kal plerini mühürlüyor / tab ediyor. Onların çoğunu / ekserisini sözleşmeleri üzre bulamadık, onların çoğunu yoldan çıkmışlar olarak bulduk.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı.” dediler. Biz de farkında değillerken onları ansızın yakaladık.

    Süleyman Ateş

    Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik getirdik de (insanlar) çoğaldılar ve: "Atalarımıza da darlık ve sevinç dokunmuştu (onlar da üzüntülü ve sevinçli günler geçirmişlerdi)." dediler (de olaylardan ibret alıp şükretmediler). Biz de onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık.

    Süleymaniye Vakfı

    Daha sonra sıkıntıların yerine güzellikler verdik. Nihayet çoğaldılar ve şöyle dediler: "Böyle darlıkları ve refahı atalarımız da gördü." Sonunda farkında değillerken onları ansızın yakaladık.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sonra kötülüğü alır yerine iyilik veririz. Nihayet zenginleşirler ve derler ki "Atalarımız da darlık ve bolluk yaşamışlar." Bunun üzerine onları beklemedikleri bir anda yakalarız; farkına bile varamazlar.

    Şaban Britch

    Sonra (başlarına gelen) kötülüğü (darlığı) değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve: "Atalarımız da böyle sıkıntı ve sevinç yaşamışlardı" dediler. Biz de onları, kendileri farkına varmadan ansızın yakaladık.

    Şaban Piriş

    Sonra meşakkatin yerini iyilikle değiştirdik de (başlarına geleni unutarak) boş verdiler. Ve: -Atalarımız da hem darlık hem de bolluk görmüşlerdir, dediler. Biz de onları farkında değillerken ansızın yakaladık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonra zorluk ve sıkıntının yerine mutluluk ve güzelliği getirmişiz de çoğalmışlar ve şöyle demişlerdir: "Atalarımız da zorluk ve sevinçle yüzyüze gelmişlerdi." Nihayet biz onları farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakalayıverdik.

  3. A'râf suresi, 96. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 96. ayet. وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ ٱلْقُرَىٰٓ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّقَوْا۟ لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَٰتٍ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ وَلَٰكِن كَذَّبُوا۟ فَأَخَذْنَٰهُم بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ

    Diyanet İşleri

    Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah'a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik.

    Mehmet Okuyan

    O şehirlerin halkı iman edip takvâlı (duyarlı) olsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bereketler açardık. Fakat yalanlamışlardı; biz de kazandıkları şeyler nedeniyle onları yakalamıştık (cezalandırmıştık).

    Mustafa İslamoğlu

    Oysa ki, eğer bu ülkelerin insanları inansalar ve sorumlu hareket etselerdi, onlara göklerin ve yerin bereketini ardına kadar açardık, fakat yalanladılar. Bunun üzerine biz de yaptıklarından dolayı onları kıskıvrak yakaldık.

    Muhammed Esed

    Oysa bu toplumların insanları imana erip de Bize karşı sorumluluk bilinci taşıyor olsalardı onların önünde göğün ve yerin bolluklarını açardık: ama gerçeği yalanlamaya kalktılar ve Biz de (kendi) yapıp ettiklerinden ötürü onları kıskıvrak yakaladık.

    Ahmed Hulusi

    Eğer o bölgelerin halkları iman edip korunsalardı, elbette onlar üzerine semadan ve yeryüzünden bereketler açardık. . . Ne var ki yalanladılar! Biz de onları yapmakta olduklarının getirisi ile yakalayıverdik!

    Ali Bulaç

    Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik.

    Ali Özek ve heyeti

    O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve (günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.

    Ali Rıza Safa

    Ama o kentlerin halkı inansaydı ve sorumluluk bilinci taşısalardı, hem gökten hem de yeryüzünden ongunlukları, kesinlikle onların üzerine açardık; fakat yalanladılar. Sonunda, kazandıkları yüzünden onları yakaladık.

    Bayraktar Bayraklı

    O peygamberlerin gönderildiği ülkelerin halkı inanıpgünahtan sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık; fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.

    Edip Yüksel

    Ülkelerin halkları Gerçeği onaylayıp erdemli davransalardı, göklerden ve yerden üzerlerine bolluk kapısını açardık. Ama yalanladılar ve bunun üzerine kazandıklarıyla birlikte onları yakaladık.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ülkelerin halkları inanıp erdemli davransalardı, göklerden ve yerden üzerlerine bolluk kapısını açardık. Ama yalanladılar ve bunun üzerine kazandıklarıyla birlikte onları yakaladık.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Oysa o ülkelerin halkı iman edip Allah'tan korksaydılar, elbette üzerlerine yerden ve gökten bereketler açardık. Fakat yalanladılar, biz de kendilerini kazandıklarıyla yakalayıverdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Eğer o memleketlerin ahalisi iyman edib Allahdan korksaydılar elbette üzerlerine yerden gökten bereketler açardık, ve lakin tekzib ettiler de kendilerini kesibleriyle tuttuk alıverdik

    Erhan Aktaş

    Eğer beldelerin halkı iman edip, takva sahibi olsalardı, muhakkak üzerlerine göğün ve yerin bereketini açardık. Ancak onlar yalanladılar, Biz de yaptıklarına karşılık onları kıskıvrak yakaladık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Eğer beldelerin halkı iman edip, takva sahibi olsalardı, muhakkak üzerlerine göğün ve yerin bereketini açardık. Ancak onlar yalanladılar, Biz de yaptıklarına karşılık onları kıskıvrak yakaladık.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Eğer beldelerin halkı iman edip, takva sahibi olsalardı, muhakkak üzerlerine göğün ve yerin bereketini açardık. Ancak onlar yalanladılar, Biz de yaptıklarına karşılık onları kıskıvrak yakaladık.

    Gültekin Onan

    Eğer o ülkeler ehli inansaydı ve korkup sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik.

    Hasan Basri Çantay

    Eğer o memleketler halkı iman edib de (küfür ve isyandan) sakınmış olsalardı elbette üzerlerine gökden ve yerden nice bereket (hazine) ler (ini) açardık. Fakat onlar (peygamberlerini) yalanladılar da biz de kazanmakda oldukları (küfür ve isyan) yüzünden onları tutub yakaladık.

    İbni Kesir

    Şayet kasabaların halkı, inanmış ve sakınmış olsalardı; elbette üzerlerine gökten ve yerden bereketler açardık. Fakat onlar yalanladılar. Biz de bunun üzerine onları, yaptıklarından dolayı yakalayıverdik.

    Mehmet Alagaş

    (94-102) Resul gönderdiğimiz her memlekette ehlini / mensuplarını zorlu sıkıntılar ve zararlar ile aldık, böylelikle belki yalvarırlar / yakarırlar. Sonra da kötülüğün yerine güzelliği getirdik, Bir zaman geldi şımardılar ve dediler ki babalarımıza da böylesi zararlar da dokundu ve kolaylıklar da dokundu (zaman içerisinde böyle şeyler olur) biz de onları ansızın, bilincinde olmadıklarında / şuurunda olmadıklarında yakalayıverdik. Şayet iman ederlerse ve sakınırlarsa, biz de onlara göklerden ve yerden bolluk / bereket açarız ve lakin onlar yalanladılar ve böylece bizde onları, kazandıklarından dolayı yakaladık. Memleketlerin halkları, onlara gece vakti uyurlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Memleketlerin halkları, onlara gündüzleyin oyalanırlarken / oynarlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Allah’ın kurduğu tuzak planından / mekrinden emin mi oldular ? Allah’ın kurduğu tuzak planından, hasara uğramış kavimler hariç, kim emin olabilir ki ? Halkından sonra arza , varis olan kimseler , hâlâ hidayete eremediler mi? Eğer ki biz isteseydik , onlara günahlarından dolayı musibet uğratırdık / yaralardık , kalplerini tab ederiz / mühürleriz de onlar işitmezler. İşte ş u memleketler ki başlarına gelenleri sana anlatıyoruz / kıssa ediyoruz , gerçekten onlara Resulleri açık delillerle geldiler, daha önceden yalanlamış olmaları nedeniyle iman etmediler, böylece Allah, kafi rlerin kal plerini mühürlüyor / tab ediyor. Onların çoğunu / ekserisini sözleşmeleri üzre bulamadık, onların çoğunu yoldan çıkmışlar olarak bulduk.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Eğer (yalanlayan) memleketlerin halkı iman edip, takvalı olsalardı; biz de onlara gökten ve yerden bereketler açardık. Fakat yalanladılar. Bu sebeple onları yapmakta olduklarıyla yakaladık.

    Süleyman Ateş

    (O) ülkelerin halkı inanıp (kötülüklerden) korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık; fakat yalanladılar, biz de onları kazandıklarıyle yakaladık.

    Süleymaniye Vakfı

    Eğer o kentlerin ahalisi, inanıp güvenseler ve yanlışlardan sakınsalardı, onlara, göğün ve yerin bolluk ve bereket kapılarını açardık. Fakat yalana sarıldılar. Biz de elde ettiklerine karşılık onları yakaladık.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Eğer o kentlerin ahalisi, inanıp güvenerek Allah'tan çekinselerdi, onlara, yerin ve göklerin bolluk ve bereketini açardık. Fakat yalana sarıldılar. Biz de onları yapıp ettiklerine karşılık yakalayıverdik.

    Şaban Britch

    Eğer (yalanlayan) memleketlerin halkı iman edip, takvalı olsalardı, biz de onlara gökten ve yerden bereketler açardık. Fakat yalanladılar. Bu sebeple onları yapmakta olduklarıyla yakaladık.

    Şaban Piriş

    Eğer ülkelerin halkı iman edip, korunsalardı, biz de onlara gökten ve yerden bereket açardık. Fakat yalanladılar. Bu sebeple onları yapmakta olduklarıyla yakaladık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O medeniyetlerin halkı inanıp korunsalardı, elbette ki üzerlerine gökten ve yerden bereketler saçardım. Ama yalanladılar, biz de onları, kazanır olduklarıyla yakalayıverdik.

  4. A'râf suresi, 97. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 97. ayet. أَفَأَمِنَ أَهْلُ ٱلْقُرَىٰٓ أَن يَأْتِيَهُم بَأْسُنَا بَيَٰتًا وَهُمْ نَآئِمُونَ

    Diyanet İşleri

    Memleketlerin halkları geceleyin uyurken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular?

    Mehmet Okuyan

    O şehirlerin halkı, uyurlarken geceleyin kendilerine azabımızın gelmesinden güvende miydi!

    Mustafa İslamoğlu

    Şu halde bu ülkelerin insanları, azabımızın gece vakti onlar uykudayken ansızıp gelip çatmayacağından emin olabilirler miydi?

    Muhammed Esed

    O halde, artık hangi toplumun insanları, azabımızın, geceleyin daha onlar uykudayken ansızın başlarına kopmayacağından emin olabilirler?

    Ahmed Hulusi

    O bölgelerin halkları, gecenin bir vakti uyurlarken, kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden eminler mi?

    Ali Bulaç

    O ülkeler halkı, geceleri uyurken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?

    Ali Özek ve heyeti

    Yoksa o ülkelerin halkı geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?

    Ali Rıza Safa

    Yoksa o kentlerin halkının, geceleyin onlar uykudayken, cezamızın gelmeyeceğine ilişkin güvenceleri mi var?

    Bayraktar Bayraklı

    Yoksa o ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin miydiler?

    Edip Yüksel

    Ülkelerin halkları, azabımızın geceleyin onlar uyurlarken kendilerine gelmeyeceğinden emin mi oldular?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ülkelerin halkları, azabımızın geceleyin onlar uyurlarken kendilerine gelmeyeceğinden emin mi oldular?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Şimdi şu köy, kasaba halkı geceleyi uyurlarken, kendilerine azabımızın baskın halinde gelmeyeceğinden emin miydiler?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ya şimdi şu köy, kasaba ahalisi geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine baskın halinde gelivermiyeceğinden emin mi oldular?

    Erhan Aktaş

    O beldelerin halkı, geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O beldelerin halkı, geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O beldelerin halkı, geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?

    Gültekin Onan

    O ülkeler ehli, geceleri uyurken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvencede (emin) miydiler?

    Hasan Basri Çantay

    O memleketlerin halkı, kendileri geceleyin uyurlarken, azabımızın onlara gelib çatmasından (korkmayıb) emin mi oldu (lar)?

    İbni Kesir

    Kasabaların halkı; kendileri geceleyin uyurlarken, azabımızın onlara gelip çatmasından emin mi oldular?

    Mehmet Alagaş

    (94-102) Resul gönderdiğimiz her memlekette ehlini / mensuplarını zorlu sıkıntılar ve zararlar ile aldık, böylelikle belki yalvarırlar / yakarırlar. Sonra da kötülüğün yerine güzelliği getirdik, Bir zaman geldi şımardılar ve dediler ki babalarımıza da böylesi zararlar da dokundu ve kolaylıklar da dokundu (zaman içerisinde böyle şeyler olur) biz de onları ansızın, bilincinde olmadıklarında / şuurunda olmadıklarında yakalayıverdik. Şayet iman ederlerse ve sakınırlarsa, biz de onlara göklerden ve yerden bolluk / bereket açarız ve lakin onlar yalanladılar ve böylece bizde onları, kazandıklarından dolayı yakaladık. Memleketlerin halkları, onlara gece vakti uyurlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Memleketlerin halkları, onlara gündüzleyin oyalanırlarken / oynarlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Allah’ın kurduğu tuzak planından / mekrinden emin mi oldular ? Allah’ın kurduğu tuzak planından, hasara uğramış kavimler hariç, kim emin olabilir ki ? Halkından sonra arza , varis olan kimseler , hâlâ hidayete eremediler mi? Eğer ki biz isteseydik , onlara günahlarından dolayı musibet uğratırdık / yaralardık , kalplerini tab ederiz / mühürleriz de onlar işitmezler. İşte ş u memleketler ki başlarına gelenleri sana anlatıyoruz / kıssa ediyoruz , gerçekten onlara Resulleri açık delillerle geldiler, daha önceden yalanlamış olmaları nedeniyle iman etmediler, böylece Allah, kafi rlerin kal plerini mühürlüyor / tab ediyor. Onların çoğunu / ekserisini sözleşmeleri üzre bulamadık, onların çoğunu yoldan çıkmışlar olarak bulduk.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Acaba o ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine geleceğinden güvende mi oldular?

    Süleyman Ateş

    Peki (o) ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine gelmeyeceğinden emin midirler?

    Süleymaniye Vakfı

    O kentlerin ahalisi, gece yatarken baskınımıza karşı güvende miydiler?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bu gibi kentlerin ahalisi gece uykuda iken baskınımıza uğramayacaklarından emin midirler?

    Şaban Britch

    Ülkelerin halkı, azabımızın geceleyin, onlar uykuda iken başlarına gelivermesinden emin mi oldular?

    Şaban Piriş

    (97-99) Ülkelerin halkı, azabımızın geceleyin, onlar uykuda iken başlarına gelmeyeceğinden emin midir? Ya da ülkelerin halkı azabımızın güpegündüz onlar eğlencede iken başlarına gelmeyeceğinden emin midir? Allah'ın tuzağından emin midirler? Allah'ın tuzağından mahvolmuş toplumdan başkası asla emin olmaz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O kentlerin halkı, uyudukları bir sırada, şiddetimizin bir gece kendilerine gelmeyeceğinden emin mi idiler?

  5. A'râf suresi, 98. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 98. ayet. أَوَأَمِنَ أَهْلُ ٱلْقُرَىٰٓ أَن يَأْتِيَهُم بَأْسُنَا ضُحًى وَهُمْ يَلْعَبُونَ

    Diyanet İşleri

    Ya da o memleketlerin halkları kuşluk vakti gülüp oynarken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular?

    Mehmet Okuyan

    Veya o şehirlerin halkı, eğlenirlerken kuşluk vakti kendilerine azabımızın gelmesinden güvende miydi!

    Mustafa İslamoğlu

    Ya da, (sözkonusu) ülkelerin insanları azabımızın gündüz gözüyle onlar (hayat) oyununu oynarken ansızıp gelip çatmayacağından emin olabilirler miydi?

    Muhammed Esed

    Yahut artık hangi toplumun insanları, azabımızın, güpegündüz onlar (dünyayla) oyalanıp dururken başlarına kopmayacağından emin olabilirler?

    Ahmed Hulusi

    Yoksa o bölgelerin halkları, kuşluk vakti oynaşıp eğlenirlerken, kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden eminler mi?

    Ali Bulaç

    Ya da o ülkeler halkı, kuşluk vakti eğlenceye dalmışken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?

    Ali Özek ve heyeti

    Ya da o ülkelerin halkı kuşluk vakti eğlenirlerken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?

    Ali Rıza Safa

    Yoksa o kentlerin halkının, kuşluk zamanı onlar oyalanırken, cezamızın gelmeyeceğine ilişkin güvenceleri mi var?

    Bayraktar Bayraklı

    Ya da o ülke halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?

    Edip Yüksel

    Ülkelerin halkları, azabımızın gündüzün onlar oynarlarken kendilerine gelmeyeceğinden emin mi oldular?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ülkelerin halkları, azabımızın gündüzün onlar oynarlarken kendilerine gelmeyeceğinden emin mi oldular?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yine o köy, kasaba halkı, kuşluk vakti oynayıp eğlenirlerken kendilerine azabımızın gelivermeyeceğinden emin miydiler?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yine o köy kasaba ahalisi kuşluk vakti oynayıb eğlenib dururlarken kendilerine azabımızın gelivermiyeceğinden emin mi oldular?

    Erhan Aktaş

    Ya da o beldelerin halkı, gündüzün serin vaktinde dünya işleriyle oyalanırlarken azabımızın onlara gelmeyeceğinden emin mi oldular?

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ya da o beldelerin halkı, gündüzün serin vaktinde dünya işleriyle oyalanırlarken azabımızın onlara gelmeyeceğinden emin mi oldular?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ya da o beldelerin halkı, gündüz vakti dünya işleriyle oyalanırlarken azabımızın onlara gelmeyeceğinden emin mi oldular?

    Gültekin Onan

    Ya da o ülkeler ehli, kuşluk vakti eğlenceye dalmışken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvencede (emin) miydiler?

    Hasan Basri Çantay

    Yoksa o memleketlerin ehalisi, kendileri güpegündüz oynarlarken, azabımızın onlara gelib çatmasından mı (korkmayıb) emin oldu (lar)?

    İbni Kesir

    Yoksa kasabaların halkı; kendileri, güpegündüz oynarlarken azabımızın onlara gelip çatmasından emin mi oldular?

    Mehmet Alagaş

    (94-102) Resul gönderdiğimiz her memlekette ehlini / mensuplarını zorlu sıkıntılar ve zararlar ile aldık, böylelikle belki yalvarırlar / yakarırlar. Sonra da kötülüğün yerine güzelliği getirdik, Bir zaman geldi şımardılar ve dediler ki babalarımıza da böylesi zararlar da dokundu ve kolaylıklar da dokundu (zaman içerisinde böyle şeyler olur) biz de onları ansızın, bilincinde olmadıklarında / şuurunda olmadıklarında yakalayıverdik. Şayet iman ederlerse ve sakınırlarsa, biz de onlara göklerden ve yerden bolluk / bereket açarız ve lakin onlar yalanladılar ve böylece bizde onları, kazandıklarından dolayı yakaladık. Memleketlerin halkları, onlara gece vakti uyurlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Memleketlerin halkları, onlara gündüzleyin oyalanırlarken / oynarlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Allah’ın kurduğu tuzak planından / mekrinden emin mi oldular ? Allah’ın kurduğu tuzak planından, hasara uğramış kavimler hariç, kim emin olabilir ki ? Halkından sonra arza , varis olan kimseler , hâlâ hidayete eremediler mi? Eğer ki biz isteseydik , onlara günahlarından dolayı musibet uğratırdık / yaralardık , kalplerini tab ederiz / mühürleriz de onlar işitmezler. İşte ş u memleketler ki başlarına gelenleri sana anlatıyoruz / kıssa ediyoruz , gerçekten onlara Resulleri açık delillerle geldiler, daha önceden yalanlamış olmaları nedeniyle iman etmediler, böylece Allah, kafi rlerin kal plerini mühürlüyor / tab ediyor. Onların çoğunu / ekserisini sözleşmeleri üzre bulamadık, onların çoğunu yoldan çıkmışlar olarak bulduk.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ya da ülkelerin halkı azabımızın güpegündüz onlar eğlencede iken başlarına gelivermesinden güvende mi oldular?

    Süleyman Ateş

    Ya da (o) ülkelerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken azabımızın onlara gelmeyeceğinden emin midirler?

    Süleymaniye Vakfı

    Ya da o kentlerin ahalisi, gündüzün dipnot 1 eğlenirken baskınımıza karşı güvende miydiler?

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Duha kelimesi, günün bir bölümüne karşılık kullanıldığında kuşluk vaktini (Taha 20/59), yani güneşin yükselmeye başladığı vakti; geceye karşılık kullanıldığında da gündüz vaktini ifade eden kelimelerle tercüme edilmiştir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yoksa böyle kentlerin ahalisinin, gündüzün dipnot 1 oyalanırken baskınımıza uğramayacaklarına güvenleri mi var?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Duha kelimesi, günün bir bölümüne karşılık kullanıldığında kuşluk vakti (Ta-ha 20/59)'da olduğu gibi), yani güneşin yükselmeye başladığı vakit; geceye karşılık kullandığında da gündüz vaktini (Araf 7/98'de olduğu gibi) ifade eden kelimelerle tercüme edilmiştir.

    Şaban Britch

    Ya da ülkelerin halkı azabımızın güpegündüz onlar eğlencede iken başlarına gelivermesinden emin mi oldular?

    Şaban Piriş

    (97-99) Ülkelerin halkı, azabımızın geceleyin, onlar uykuda iken başlarına gelmeyeceğinden emin midir? Ya da ülkelerin halkı azabımızın güpegündüz onlar eğlencede iken başlarına gelmeyeceğinden emin midir? Allah'ın tuzağından emin midirler? Allah'ın tuzağından mahvolmuş toplumdan başkası asla emin olmaz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yoksa o kentler halkının, bir kuşluk vakti oynayıp eğlenirken azabımızın yakalarına yapışmayacağına ilişkin bir garantileri mi vardı?

  6. A'râf suresi, 99. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 99. ayet. أَفَأَمِنُوا۟ مَكْرَ ٱللَّهِ فَلَا يَأْمَنُ مَكْرَ ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْقَوْمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

    Diyanet İşleri

    Yoksa Allah'ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan kavimden başkası Allah'ın tuzağından emin olamaz.

    Mehmet Okuyan

    Allah'ın tuzağından (ince düzeninden) güvende miydiler! Kendilerine yazık eden topluluktan başkası Allah'ın tuzağından (ince düzeninden) kendini güvende göremez. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tuzak kurmak insanlar için bir acizliğin ifadesidir; mertçe yapılamayan bir mücadelenin kaçamak yolunu tercih etmektir. Yüce Allah ise her gücün üstündedir. Tuzak, karşıdakinin bilemeyeceği bir şekilde kurulur. Oysa Yüce Allah'ın bilemeyeceği, O'na gizli olan hiçbir alan ve hile söz konusu olamaz. Ayetlerde Yüce Allah için kullanılan bu tür ifadeler, O'nun cezalandırmasını ve yapılanlardan haberdar olduğunu bildirmesidir.

    Mustafa İslamoğlu

    Yani onlar, Allah'ın entrikayla alt edilemeyen düzenine karşı kendilerini güvencede sayabilirler miydi? Doğrusu, Allah'ın entrikayla alt edilemeyen düzenine karşı, sadece tükenmiş bir toplum kendisinin güvencede olduğunu sanır.

    Muhammed Esed

    Kim güvenlik içinde görebilir kendini, Allahın önceden kestirilmeyen ince tertibine karşı? Hayır, zaten tükenip gitmiş insanlardan başka kimse Allahın ince tertibine karşı güvenlik içinde göremez kendini!

    Ahmed Hulusi

    (Yoksa) Allah'ın mekrinden (Allah'ın yaptıklarının sonucunu onlara hiç fark ettirmeden yaşatmak suretiyle cezalandırmasından) emin mi oldular (bu şekilde yaptığımız karşılıksız kaldı, diyerek suç fiillerine devam ederler ve gittikçe batarlar)! Hüsrana uğrayan toplumdan başkası Allah'ın mekrinden emin olamaz.

    Ali Bulaç

    (Veya) Onlar, Allah'ın tuzağından güvende mi idiler? Allah'ın bir tuzak kurmasından, hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası (akılsızca) güvende olmaz.

    Ali Özek ve heyeti

    Allah’ın azabından emin mi oldular? Fakat ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah'ın (böyle) mühlet vermesinden emin olamaz.

    Ali Rıza Safa

    Allah'ın tasarılarına ilişkin güvenceleri mi var? Yitime uğrayan bir toplumdan başkası, Allah'ın tasarılarına ilişkin güven duymaz.

    Bayraktar Bayraklı

    Allah'ın azabından emin mi oldular? Fakat ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah'ın böyle mühlet vermesinden emin olamaz.

    Edip Yüksel

    ALLAH'ın planından emin mi oldular? Kaybedenlerden başkası ALLAH'ın planından emin olmaz.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH'ın planından emin mi oldular? Kaybedenlerden başkası ALLAH'ın planından emin olmaz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yoksa Allah'ın azabından emin mi oldular? Ancak, kendilerine yazık eden topluluktan başkası Allah'ın azabından emin olmaz!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ya artık Allahın mekrinden emin mi oldular? fakat kendilerine yazık eden kavimlerden başkası Allahın mekrinden emin olmaz

    Erhan Aktaş

    Allah'ın planından emin mi oldular? Kaybedenlerden başkası Allah'ın planından emin olamaz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Allah'ın planından emin mi oldular? Kaybedenlerden başkası Allah'ın planından emin olamaz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Allah'ın planından emin mi oldular? Kaybedenlerden başkası Allah'ın planından emin olamaz.

    Gültekin Onan

    (Veya) Onlar Tanrı'nın tuzağından güvencede miydiler (eminü)? Tanrı'nın bir tuzak kurmasından, hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası güvende (ye'menu) olmaz.

    Hasan Basri Çantay

    Onlar artık Allahın (kendilerini) ihmal (etdiği) inden mi emin oldular? Fakat büyük zararı göze alanlar güruhundan başkası Allahın imhalinden emin olmaz.

    İbni Kesir

    Artık onlar; Allah'ın düzeninden emin mi oldular? Hüsrana uğrayanlar topluluğundan başkası Allah'ın düzeninden emin olmaz.

    Mehmet Alagaş

    (94-102) Resul gönderdiğimiz her memlekette ehlini / mensuplarını zorlu sıkıntılar ve zararlar ile aldık, böylelikle belki yalvarırlar / yakarırlar. Sonra da kötülüğün yerine güzelliği getirdik, Bir zaman geldi şımardılar ve dediler ki babalarımıza da böylesi zararlar da dokundu ve kolaylıklar da dokundu (zaman içerisinde böyle şeyler olur) biz de onları ansızın, bilincinde olmadıklarında / şuurunda olmadıklarında yakalayıverdik. Şayet iman ederlerse ve sakınırlarsa, biz de onlara göklerden ve yerden bolluk / bereket açarız ve lakin onlar yalanladılar ve böylece bizde onları, kazandıklarından dolayı yakaladık. Memleketlerin halkları, onlara gece vakti uyurlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Memleketlerin halkları, onlara gündüzleyin oyalanırlarken / oynarlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Allah’ın kurduğu tuzak planından / mekrinden emin mi oldular ? Allah’ın kurduğu tuzak planından, hasara uğramış kavimler hariç, kim emin olabilir ki ? Halkından sonra arza , varis olan kimseler , hâlâ hidayete eremediler mi? Eğer ki biz isteseydik , onlara günahlarından dolayı musibet uğratırdık / yaralardık , kalplerini tab ederiz / mühürleriz de onlar işitmezler. İşte ş u memleketler ki başlarına gelenleri sana anlatıyoruz / kıssa ediyoruz , gerçekten onlara Resulleri açık delillerle geldiler, daha önceden yalanlamış olmaları nedeniyle iman etmediler, böylece Allah, kafi rlerin kal plerini mühürlüyor / tab ediyor. Onların çoğunu / ekserisini sözleşmeleri üzre bulamadık, onların çoğunu yoldan çıkmışlar olarak bulduk.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Allah’ın tuzağından emin mi oldular? Allah’ın tuzağından hüsrana uğramış toplumdan başkası asla emin olmaz.

    Süleyman Ateş

    Allah'ın tuzağından (kurtulacaklarına) emin mi oldular? Ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah'ın tuzağın(a yakalanmayacağın)dan emin olamaz.

    Süleymaniye Vakfı

    Peki ya şimdikiler Allah'ın planına karşı güvende midirler? Kaybeden topluluklar dışında hiç kimse Allah'ın planına karşı kendini güvende göremez.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bunlar Allah'ın düzenine karşı kendilerini güvende mi görüyorlar? Allah'ın düzenine karşı kendilerini güvende görenler sadece kaybedecek olan topluluklardır.

    Şaban Britch

    Allah’ın tuzağından emin mi oldular? Allah’ın tuzağından hüsrana uğramış toplumdan başkası asla emin olmaz.

    Şaban Piriş

    (97-99) Ülkelerin halkı, azabımızın geceleyin, onlar uykuda iken başlarına gelmeyeceğinden emin midir? Ya da ülkelerin halkı azabımızın güpegündüz onlar eğlencede iken başlarına gelmeyeceğinden emin midir? Allah'ın tuzağından emin midirler? Allah'ın tuzağından mahvolmuş toplumdan başkası asla emin olmaz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah'ın tuzağından emin mi idiler? Hüsrana uğrayan topluluktan başkası Allah'ın tuzağından emin olamaz.

  7. A'râf suresi, 100. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 100. ayet. أَوَلَمْ يَهْدِ لِلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلْأَرْضَ مِنۢ بَعْدِ أَهْلِهَآ أَن لَّوْ نَشَآءُ أَصَبْنَٰهُم بِذُنُوبِهِمْ وَنَطْبَعُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

    Diyanet İşleri

    Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler.

    Mehmet Okuyan

    Önceki sakinlerinden sonra yeryüzüne mirasçı olanlara şu gerçek yol göstermedi mi: Dileseydik günahlarından dolayı onlara da (sıkıntılar) isabet ettirirdik. Kalplerini mühürleriz dipnot 1 de (gerçekleri) duyamazlar.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yüce Allah hiç kimsenin kalbini haksız yere mühürlemez. İnançla ilgili bütün mühürlenmelerin nedeni inkâr, küfür ve haddi aşmadır.

    Mustafa İslamoğlu

    Artık önce gelip geçmiş (uygarlıkların) ardından yeryüzünün (medeniyet) mirasına konanlar için şu gerçek ortaya çıkmış olmuyor mu: Eğer istersek, günahları yüzünden onları da hedefe koyabiliriz; üstelik kalplerine mühür basarız da, onlar artık (gerçeği) işitmez olurlar.

    Muhammed Esed

    Öyleyse, önceki kuşakların izinden yeryüzüne varis olanlar için (şu gerçek) hala ortaya çıkmadı mı, eğer dileseydik kendi günahları yüzünden onları (da) pekala çarpabilirdik; hem de (hakikati) işitmesinler diye kalplerine mühür basarak!

    Ahmed Hulusi

    Helak olan toplumun mirasçısı olan halk (hala) şu gerçeği fark etmedi mi: Eğer dilesek onların suçları yüzünden onlara musibetler isabet ettirir, kalplerini mühürleriz (bilinçlerini kilitleriz) de artık onlar algılayamazlar!

    Ali Bulaç

    (Bütün bunlar,) Sakinlerinden sonra yeryüzüne mirasçı olanları doğruya erdirme(ye veya ortaya çıkarmaya yetmez) mi? Eğer biz dilemiş olsaydık onlara günahları nedeniyle bir musibet isabet ettirirdik; ve kalplerine damgalar vururduk da onlar böylelikle işitmeyenler olurlardı.

    Ali Özek ve heyeti

    Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne vâris olanlara hâla şu gerçek belli olmadı mı ki: Eğer biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musibetlere uğratırdık! Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar (gerçekleri) işitmezler.

    Ali Rıza Safa

    Önceki yöneticilerinden sonra, yeryüzünün son yöneticisi olanlara, doğru yolu göstermedi mi? Eğer dilersek, suçları yüzünden onları cezalandırırız ve yüreklerine damga vururuz; artık duymazlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara hala şu gerçek belli olmadı mı ki, eğer biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musibete uğratırdık! Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar gerçekleri işitmezler/anlamazlar.

    Edip Yüksel

    Önceki nesillerin yerine yeryüzüne varis olanlara belli olmadı mı ki, eğer dilesek onları da günahlarıyla cezalandırarak kalplerini mühürleriz de işitemezler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Önceki nesillerin yerine yeryüzüne varis olanlara belli olmadı mı ki, eğer dilesek onları da günahlarıyla cezalandırarak kalplerini mühürleriz de işitemezler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Eski sahiplerinden sonra bu toprağa varis olanlara hala şu gerçek belli olmadı mı ki: Eğer dilemiş olsaydık onların da günahlarını başlarına çarpardık! Kalplerinin üzerini mühürleriz de onlar gerçeği işitmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hala irşad etmedimi o, eski sahiblerinden sonra bu arza varis olan kimseleri, şu hakıkat ki eğer dilemiş olsak onların da günahlarını başlarına çarpardık? Fakat kalblerinin üzerini tabı' eder mühürleriz de onlar hakkı işitmezler

    Erhan Aktaş

    Önceki halklardan sonra yeryüzüne mirasçı olanların, doğru yolu bulmaları gerekmez miydi? Eğer biz dileseydik onları da suçlarından dolayı cezalandırırdık. Kalplerini mühürlerdik de duymaz olurlardı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Önceki halklardan sonra yeryüzüne mirasçı olanların, doğru yolu bulmaları gerekmez miydi? Eğer biz dileseydik onları da suçlarından dolayı cezalandırırdık. Kalplerini mühürlerdik de duymaz olurlardı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Önceki halklardan sonra yeryüzüne mirasçı olanların, doğru yolu bulmaları gerekmez miydi? Eğer biz dileseydik onları da günahlarından dolayı belalara uğratırdık. Kalplerini mühürlerdik de duymaz olurlardı.

    Gültekin Onan

    (Bütün bunlar) Ehlinden sonra yeryüzünde mirasçı olanları doğruya erdirme(ye veya ortaya çıkarmaya yetmez) mi? Eğer biz dilemiş olsaydık onlara günahları nedeniyle bir musibet isabet ettirirdik ve kalplerine damgalar vururduk da onlar böylelikle işitmeyenler olurlardı.

    Hasan Basri Çantay

    (Evvelki) saahiblerinden sonra yer yüzüne varis olanlara haala şu (hakıykat) belli olmadı mı ki eğer biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musıybetlere uğratırdık. Biz onların kalbleri üzerine mühür basarız. Binaen'aleyh (hakıykatı) işitmezler.

    İbni Kesir

    Sahiplerinden sonra, yeryüzüne varis olanlara besbelli değilmidir ki; eğer Biz, dileseydik onları da günahlarından dolayı cezalandırırdık. Ve onların kalbleri üzerine mühür basarız da bir şey duymazlar.

    Mehmet Alagaş

    (94-102) Resul gönderdiğimiz her memlekette ehlini / mensuplarını zorlu sıkıntılar ve zararlar ile aldık, böylelikle belki yalvarırlar / yakarırlar. Sonra da kötülüğün yerine güzelliği getirdik, Bir zaman geldi şımardılar ve dediler ki babalarımıza da böylesi zararlar da dokundu ve kolaylıklar da dokundu (zaman içerisinde böyle şeyler olur) biz de onları ansızın, bilincinde olmadıklarında / şuurunda olmadıklarında yakalayıverdik. Şayet iman ederlerse ve sakınırlarsa, biz de onlara göklerden ve yerden bolluk / bereket açarız ve lakin onlar yalanladılar ve böylece bizde onları, kazandıklarından dolayı yakaladık. Memleketlerin halkları, onlara gece vakti uyurlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Memleketlerin halkları, onlara gündüzleyin oyalanırlarken / oynarlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Allah’ın kurduğu tuzak planından / mekrinden emin mi oldular ? Allah’ın kurduğu tuzak planından, hasara uğramış kavimler hariç, kim emin olabilir ki ? Halkından sonra arza , varis olan kimseler , hâlâ hidayete eremediler mi? Eğer ki biz isteseydik , onlara günahlarından dolayı musibet uğratırdık / yaralardık , kalplerini tab ederiz / mühürleriz de onlar işitmezler. İşte ş u memleketler ki başlarına gelenleri sana anlatıyoruz / kıssa ediyoruz , gerçekten onlara Resulleri açık delillerle geldiler, daha önceden yalanlamış olmaları nedeniyle iman etmediler, böylece Allah, kafi rlerin kal plerini mühürlüyor / tab ediyor. Onların çoğunu / ekserisini sözleşmeleri üzre bulamadık, onların çoğunu yoldan çıkmışlar olarak bulduk.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara, hâlâ (şu gerçek) belli olmadı mı? Dilemiş olsaydık onları da, günahları yüzünden felakete uğratır ve kalpleri üzerine mühür basardık; böylece işitmez ve anlamaz duruma gelirlerdi.

    Süleyman Ateş

    (Geçmiştekilerin başlarına gelenler), sahiplerinden sonra şu toprağa varis olanları yola getirmedi mi (hala anlamadılar mı) ki biz dilesek, kendilerini de günahlarıyle cezalandırırız ve kalblerini mühürleriz, artık hiç işitmezler.

    Süleymaniye Vakfı

    Eski sahiplerinden sonra o yere mirasçı olanları şu da mı yola getirmez? Gerekli görürsek günahları yüzünden onları da sıkıntıya sokarız. Kalpleri üzerinde yeni bir yapı oluştururuz da artık bir şey dinlemez olurlar dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Eski sahiplerinden sonra o yerlere mirasçı olanlar şunu göremediler mi ki zorlayıcı düzen kursaydık onları günahları yüzünden yakalardık ve kalpleri üzerinde yeni bir yapı oluştururduk. Artık onlar dinleyemezlerdi.

    Şaban Britch

    Oranın önceki halkından sonra yeryüzüne varis olanlara belli olmadı mı? Ki eğer dilersek onları günahlarıyla birlikte yakalarız, yok ederiz, kalplerini de damgalarız da işitmezler.

    Şaban Piriş

    Oranın halkından sonra yeryüzüne varis olanlara belli olmadı mı? Ki eğer istersek günahlarıyla birlikte yakalarız, yok ederiz, kalplerini de damgalarız da işitmezler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Tüm bu olanlar, eski sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olanlara şunu göstermedi mi: Dilersek onları günahları yüzünden belaya çarptırırz, kalpleri üzerine mühür basarız da artık söz dinleyemez olurlar.

  8. A'râf suresi, 101. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 101. ayet. تِلْكَ ٱلْقُرَىٰ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنۢبَآئِهَا وَلَقَدْ جَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانُوا۟ لِيُؤْمِنُوا۟ بِمَا كَذَّبُوا۟ مِن قَبْلُ كَذَٰلِكَ يَطْبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلْكَٰفِرِينَ

    Diyanet İşleri

    İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler.

    Mehmet Okuyan

    İşte o şehirler, haberlerinden sadece bir bölümünü dipnot 1 sana anlatmakta olduklarımızdır. Yemin olsun ki elçileri onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıklarına yine de iman edecek değillerdi. dipnot 2 İşte Allah kâfirlerin kalplerini böyle mühürler. dipnot 3

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: En‘âm 6:34; Hûd 11:120; Tâhâ 20:99; Kasas 28:3.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu cümle Yüce Allah'ın kimlerin iman etmeyeceğini önceden bildiğinin delillerindendir.
    3. metne dön, dipnot 3
      İnkârcıların kalplerinin mühürlenmesinin sebebi, inkârlarında ısrarcı olmalarıdır. Yani inkâr "sebep", mühürlenme ise "sonuç"tur. Benzer mesajlar: Bakara 2:7, 88; Nisâ 4:155; A‘râf 7:101; Tevbe 9:87, 93, Yûnus 10:74; Nahl 16:108; Rûm 30:59; Mü'min 40:35; Muhammed 47:16; Münâfikûn 63:3.

    Mustafa İslamoğlu

    Sana kıssalarını naklettiğimiz bu ülkeler... Doğrusu bütün bunlara kendi içlerinden elçiler hakikatin apaçık belgelerini getirdiler; fakat onlar, bir kez yalanlamış bulundukları için bir daha iman etmediler: İşte Allah inkarcılarının kalplerini böyle mühürler.

    Muhammed Esed

    Sana içlerinden bazılarının kıssalarını anlattığımız bu (önceki) toplumlara kendi içlerinden çıkan elçiler, gerçekten de hakkın ne olduğu yolunda apaçık belgeler, burhanlar getirmişlerdi; ama onlar, bir kere yalan saydıkları şeye (bir daha) inanmak istemediler. İşte bunun içindir ki, Allah, hakikati inkar edenlerin kalplerine mühür vuruyor.

    Ahmed Hulusi

    İşte o çeşitli yerleşim alanındakiler ki onların haberlerinden sana art arda anlatıyoruz. . . Andolsun ki Rasulleri, açık deliller olarak gelmişti. . . (Fakat) önceden yalanladıklarına (Din'e, B sırrınca) iman etmediler. . . İşte Allah, hakikat bilgisini inkar edenlerin kalplerini böyle mühürler (bilinçlerini kilitler).

    Ali Bulaç

    İşte bu ülkeler, sana onların 'haberlerinden aktarmalar yapıyoruz.' Gerçekten, onlara elçileri apaçık belgelerle gelmişlerdi. Ama daha önceden yalanlamaları nedeniyle iman eder olmadılar. İşte Allah, inkar edenlerin kalplerini böyle damgalar.

    Ali Özek ve heyeti

    İşte o ülkeler... Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek değillerdi. İşte kâfirlerin kalplerini Allah böyle mühürler.

    Ali Rıza Safa

    İşte bunlar, sana haberlerini anlattığımız kentlerdir. Gerçek şu ki, elçiler onlara açık kanıtlarla gelmişlerdi. Ama daha önce yalanladıkları için inanmadılar. Allah, nankörlük edenlerin yüreklerine, işte böyle damga vurur.

    Bayraktar Bayraklı

    İşte o ülkeler... Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek değillerdi. İşte, kafirlerin kalplerini Allah böyle mühürler.

    Edip Yüksel

    Bunlar, sana haberlerini aktardığımız toplumlardır. Elçileri, onlara apaçık delillerle gitmişlerdi. Ama daha önceden yalanladıklarını onaylayacak değillerdi. ALLAH kafirlerin kalplerini böyle damgalar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bunlar, sana haberlerini aktardığımız toplumlardır. Elçileri, onlara apaçık delillerle gitmişlerdi. Ama daha önceden yalanladıklarına inanacak değillerdi. ALLAH kafirlerin kalplerini böyle damgalar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İşte o ülkeler -ki, sana bunların başlarına gelenlerden bazılarını naklediyoruz- andolsun ki, onlara peygamberleri açık deliller ile geldiler. Daha önce inkar etmeyi adet edindikleri için, iman etmek istemediler. Allah kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    İşte o memleketler, bunların başına gelenlerden ba'zısını sana kıssa olarak nakl ediyoruz; celalım hakkı için onlara Peygamberleri beyyinelerle geldiler öyle iken iyman etmek istemediler, çünkü ondan evvel inkar etmeği adet etmişlerdi, Allah kafirlerin kalblerini işte böyle tab'eder

    Erhan Aktaş

    İşte o beldeler ki sana bazı haberlerini anlatıyoruz. Resulleri onlara beyyinat dipnot 1 getirmişlerdi. Ancak onlar, daha önce yalanlamış oldukları şeye inanmak istemediler. Allah Kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler. dipnot 2

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi.
    2. metne dön, dipnot 2
      Mühürleme, sebep değil sonuçtur. Helaki gerektirecek kadar azgınlaşmanın, zulmetmenin, büyüklük taslamanın sonucudur.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İşte o beldeler ki sana bazı haberlerini anlatıyoruz. Resulleri onlara beyyinat dipnot 1 getirmişlerdi. Ancak onlar, daha önce yalanlamış oldukları şeye inanmak istemediler. Allah Kafirlerin dipnot 2 kalplerini işte böyle mühürler. dipnot 3

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kafir: İnançsız, inanmayan, gerçeğin üzerini örten, gerçeği kabul etmeyen, nankör. Allah'ı ve vahyi reddeden. Küfr, İman'ın karşıtıdır.
    3. metne dön, dipnot 3
      Mühürleme, sebep değil sonuçtur. Helaki gerektirecek kadar azgınlaşmanın, zulmetmenin, büyüklük taslamanın sonucudur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İşte o beldeler ki sana bazı haberlerini anlatıyoruz. Rasulleri onlara beyyinat dipnot 1 getirmişlerdi. Ancak onlar, daha önce yalanlamış oldukları şeye inanmak istemediler. Allah gerçeği yalanlayan nankörlerin kalplerini işte böyle mühürler. dipnot 2

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi.
    2. metne dön, dipnot 2
      Mühürleme, sebep değil sonuçtur. Helaki gerektirecek kadar azgınlaşmanın, zulmetmenin, büyüklük taslamanın sonucudur.

    Gültekin Onan

    İşte bu ülkeler, sana onların 'haberlerinden aktarmalar yapıyoruz'. Gerçekten, onlara elçileri apaçık belgelerle gelmişlerdi. Ama daha önceden yalanlamaları nedeniyle inanır olmadılar. İşte Tanrı kafirlerin kalplerini böyle mühürler.

    Hasan Basri Çantay

    İşte o memleketler (in haali! Habibim) sana onların haberlerinden bir kısmını naklediyoruz. Andolsun ki peygamberleri onlara apaçık alametler (mu'cizeler) getirmişdir. Fakat daha evvelden yalanlamış oldukları şeylere iman etmediler. İşte kafirlerin yüreklerine Allah böyle mühür basar. .

    İbni Kesir

    İşte o kasabaların haberlerinin bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun ki; peygamberleri; onlara apaçık burhanlar getirdi de, önceleri yalanladıklarından inanmadılar. İşte böyle mühür basar Allah kafirlerin kalblerine.

    Mehmet Alagaş

    (94-102) Resul gönderdiğimiz her memlekette ehlini / mensuplarını zorlu sıkıntılar ve zararlar ile aldık, böylelikle belki yalvarırlar / yakarırlar. Sonra da kötülüğün yerine güzelliği getirdik, Bir zaman geldi şımardılar ve dediler ki babalarımıza da böylesi zararlar da dokundu ve kolaylıklar da dokundu (zaman içerisinde böyle şeyler olur) biz de onları ansızın, bilincinde olmadıklarında / şuurunda olmadıklarında yakalayıverdik. Şayet iman ederlerse ve sakınırlarsa, biz de onlara göklerden ve yerden bolluk / bereket açarız ve lakin onlar yalanladılar ve böylece bizde onları, kazandıklarından dolayı yakaladık. Memleketlerin halkları, onlara gece vakti uyurlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Memleketlerin halkları, onlara gündüzleyin oyalanırlarken / oynarlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Allah’ın kurduğu tuzak planından / mekrinden emin mi oldular ? Allah’ın kurduğu tuzak planından, hasara uğramış kavimler hariç, kim emin olabilir ki ? Halkından sonra arza , varis olan kimseler , hâlâ hidayete eremediler mi? Eğer ki biz isteseydik , onlara günahlarından dolayı musibet uğratırdık / yaralardık , kalplerini tab ederiz / mühürleriz de onlar işitmezler. İşte ş u memleketler ki başlarına gelenleri sana anlatıyoruz / kıssa ediyoruz , gerçekten onlara Resulleri açık delillerle geldiler, daha önceden yalanlamış olmaları nedeniyle iman etmediler, böylece Allah, kafi rlerin kal plerini mühürlüyor / tab ediyor. Onların çoğunu / ekserisini sözleşmeleri üzre bulamadık, onların çoğunu yoldan çıkmışlar olarak bulduk.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İşte bu sana haberlerini anlattığımız ülkelerdir. Onlara elçilerimiz apaçık delillerle gelmişlerdi de daha önce yalanladıklarına iman etmeye yanaşmadılar. İşte Allah, kâfirlerin kalplerini böyle mühürler.

    Süleyman Ateş

    İşte o ülkeler; sana onların haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz. Andolsun, elçileri onlara açık deliller getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıklarından ötürü, inanmak istemediler. İşte Allah, kafirlerin kalblerini böyle mühürler.

    Süleymaniye Vakfı

    İşte bunlar, sana bir kısım haberlerini tam olarak anlattığımız kentlerdir. Kendilerine gönderilen elçiler açık belgeler getirdiler ama daha önce yalana sarılmış olmaları sebebiyle inanmaya yanaşmadılar. Allah, görmezlikte direnenlerin kalplerindeki yeni yapıyı işte böyle oluşturur.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bunlar, sana bir kısım haberlerini anlattığımız kentlerdir. Elçileri onlara o açık belgelerle (mucizelerle) gelmişlerdi de önce yalanladıkları için daha sonra inanmaya yanaşmamışlardı. Allah, kendilerini doğrulara kapatanların kalplerindeki yeni yapıyı işte böyle oluşturur.

    Şaban Britch

    İşte bu sana haberlerini anlattığımız memleketlerdir. Onlara elçilerimiz apaçık delillerle gelmişlerdi de daha önce yalanladıklarına iman etmeye yanaşmadılar. İşte Allah, kâfirlerin kalplerini bu şekilde damgalar.

    Şaban Piriş

    İşte bu sana haberlerini anlattığımız ülkelerdir. Onlara elçilerimiz açık belgelerle gelmişlerdi de daha önce yalanladıklarına iman etmeye yanaşmadılar. İşte Allah, kafirlerin kalplerini bu şekilde damgalar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İşte o kentler / medeniyetler! Haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz sana. Andolsun, resulleri onlara açık-seçik deliller getirmişti. Ama daha önce yalanlamış oldukları için inanmadılar. Küfre sapanların kalplerini Allah işte böyle mühürler.

  9. A'râf suresi, 102. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 102. ayet. وَمَا وَجَدْنَا لِأَكْثَرِهِم مِّنْ عَهْدٍ وَإِن وَجَدْنَآ أَكْثَرَهُمْ لَفَٰسِقِينَ

    Diyanet İşleri

    Biz onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulmadık. Ama gerçekten onların çoklarını yoldan çıkmış kimseler bulduk.

    Mehmet Okuyan

    Onların çoğunda sözünde durma bulamamıştık; çoğunu yoldan çıkmış bulmuştuk.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve biz onların çoğunu (fıtrat) sözleşmesine sadık bulmadık; aksine onların çoğunu sapıtmış bulduk.

    Muhammed Esed

    Ve Biz onların çoğunda doğru olan şeylere karşı (içsel) bir bağlılık bulmadık tersine, onların çoğunu onmaz günahkarlar olarak bulduk.

    Ahmed Hulusi

    Onların çoğunluğunda, verdikleri söze sadakat bulamadık. . . Onların çoğunluğunu, Hakk'a itaatten çıkmış bulduk.

    Ali Bulaç

    Onların çoğunda 'verdikleri söze bağlılık' görmedik, ama onların çoğunu fasıklar (yoldan çıkanlar) olarak gördük.

    Ali Özek ve heyeti

    Onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulamadık. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.

    Ali Rıza Safa

    Onların çoğunda, verdikleri söze bağlılık bulmadık. Üstelik onların çoğunu, kesinlikle yoldan çıkmış olarak bulduk.

    Bayraktar Bayraklı

    Onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulamadık. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.

    Edip Yüksel

    Çoğunu, verdikleri sözü tutanlar olarak bulmadık, aksine çoğunu yoldan çıkmış bulduk.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Çoğunu, verdikleri sözü tutanlar olarak bulmadık, aksine çoğunu yoldan çıkmış bulduk.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Çoğunda verdikleri söze bağlılık görmedik. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış fasıklar gördük.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hem ekserisinde ahde vefa görmedik, şu muhakkak ki ekserisini taatten çıkar fasıklar gördük

    Erhan Aktaş

    Onların çoğunda, sözlerine bağlılık bulmadık. Ama onların çoğunu fasık olarak bulduk.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onların çoğunda, sözlerine bağlılık bulmadık. Ama onların çoğunu fasık dipnot 1 olarak bulduk.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Günaha sapan. Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan; iyi, doğru, güzel ve temiz şeylerden uzak kalan. İnanç olarak inanan, yaşantı olarak Kafir olan.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onların çoğunda, sözlerine bağlılık bulmadık. Ama onların çoğunu fasık dipnot 1 olarak bulduk.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan. İyi, doğru, temiz ve güzel şeylerden uzak kalan.

    Gültekin Onan

    Onların çoğunda 'verdikleri söze bağlılık' görmedik, ama onların çoğunu fasık (olarak) gördük.

    Hasan Basri Çantay

    Biz onların çoğunda ahd (e vefa) bulmadık, onların çoğunu muhakkak ki itaatden çıkmış kimseler bulduk.

    İbni Kesir

    Onların çoğunda Biz, ahde vefa görmedik. Onların çoğunu fasıklar olarak bulduk.

    Mehmet Alagaş

    (94-102) Resul gönderdiğimiz her memlekette ehlini / mensuplarını zorlu sıkıntılar ve zararlar ile aldık, böylelikle belki yalvarırlar / yakarırlar. Sonra da kötülüğün yerine güzelliği getirdik, Bir zaman geldi şımardılar ve dediler ki babalarımıza da böylesi zararlar da dokundu ve kolaylıklar da dokundu (zaman içerisinde böyle şeyler olur) biz de onları ansızın, bilincinde olmadıklarında / şuurunda olmadıklarında yakalayıverdik. Şayet iman ederlerse ve sakınırlarsa, biz de onlara göklerden ve yerden bolluk / bereket açarız ve lakin onlar yalanladılar ve böylece bizde onları, kazandıklarından dolayı yakaladık. Memleketlerin halkları, onlara gece vakti uyurlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Memleketlerin halkları, onlara gündüzleyin oyalanırlarken / oynarlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Allah’ın kurduğu tuzak planından / mekrinden emin mi oldular ? Allah’ın kurduğu tuzak planından, hasara uğramış kavimler hariç, kim emin olabilir ki ? Halkından sonra arza , varis olan kimseler , hâlâ hidayete eremediler mi? Eğer ki biz isteseydik , onlara günahlarından dolayı musibet uğratırdık / yaralardık , kalplerini tab ederiz / mühürleriz de onlar işitmezler. İşte ş u memleketler ki başlarına gelenleri sana anlatıyoruz / kıssa ediyoruz , gerçekten onlara Resulleri açık delillerle geldiler, daha önceden yalanlamış olmaları nedeniyle iman etmediler, böylece Allah, kafi rlerin kal plerini mühürlüyor / tab ediyor. Onların çoğunu / ekserisini sözleşmeleri üzre bulamadık, onların çoğunu yoldan çıkmışlar olarak bulduk.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onların çoğunda ahde vefa bulamadık. Aksine onların çoğunu hak yoldan çıkmış fasıklar olarak bulduk.

    Süleyman Ateş

    Onların çoklarını yoldan çıkmış bulduk ama, çoklarında sözde durma diye bir şey bulmadık.

    Süleymaniye Vakfı

    Onların çoğunun verdikleri hiçbir sözde durduklarını görmedik ama çoğunun gerçekten yoldan çıkmış kimseler olduğunu gördük.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onların çoğunun verdiği sözü tutmadığını gördük. Onların çoğunun yoldan çıktığını gördük.

    Şaban Britch

    Onların çoğunu sözünde durur bulmadık. Aksine onların çoğunu hak yoldan çıkmış fasıklar olarak bulduk.

    Şaban Piriş

    Onların çoğunu sözünde durur bulmadık. Aksine onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onların birçoğunda ahde vefadan eser bulamadık. Onların birçoğunu, tam fasıklar olarak bulduk.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.