Diyanet İşleri
Eğer onları savaşta yakalarsan, bunlar(a vereceğin ceza) ile arkalarındakileri de dağıt ki ibret alsınlar.
Enfâl suresi
Enfâl suresi, 57. ayet. فَإِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِى ٱلْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِم مَّنْ خَلْفَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
feimmâ teŝḳafennehüm fi-lḥarbi feşerrid bihim men ḫalfehüm le`allehüm yeẕẕekkerûn.
Eğer onları savaşta yakalarsan, bunlar(a vereceğin ceza) ile arkalarındakileri de dağıt ki ibret alsınlar.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Münafıklar, Firavun ailesinin durumu ve ahdi bozanlar Enfâl 49–58 3
Bunların durumu, tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Onlar Rablerinin ayetlerini yalanlamışlar, biz de onları günahları sebebiyle helak etmiştik ve Firavun ailesini de suda boğmuştuk. Hepsi de zalim kimselerdi.
Şüphesiz Allah katında, yeryüzünde yürüyen canlıların en kötüsü, inkar edenlerdir. Artık onlar iman etmezler.
Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra da her defasında antlaşmalarını hiç çekinmeden bozan kimselerdir.
Eğer onları savaşta yakalarsan, bunlar(a vereceğin ceza) ile arkalarındakileri de dağıt ki ibret alsınlar.
(Antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik etmesinden korkarsan, sen de antlaşmayı bozduğunu aynı şekilde onlara bildir. Çünkü Allah, hainleri sevmez.
İnkar edenler, asla yakayı kurtardıklarını zannetmesinler. Çünkü onlar (sizi) aciz bırakamazlar.
Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
57. O halde böylelerinin kökten imha edilmeleri, hastalıklarının başkasına bulaşmaması için kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır. “Eğer onları savaşta yakalarsan” savaş halinde seninle aralarında uyman gereken herhangi bir ahit ve antlaşmaları yokken onları ele geçirecek olursan “onlara, arkalarında olanları dağıtacak bir ceza ver ki belki ibret alırlar.” Yani onlara vereceğin ve uygulayacağın ibretli cezalar, geride kalanlara ibret olsun. Olur ki geride kalanlar, senin bunlara yaptıklarının benzeri başlarına gelmesin diye onların yaptıklarını yapmazlar.
İşte bu, isyan ve günahlara karşılık verilen ceza ve hadlerin faydalarındandır. Çünkü bunlar günah işleyenlerin bu işten vazgeçmelerine sebep olurlar. Hatta bunları işleyen bir kimsenin aynı işi bir daha tekrarlamasını dahi önlerler.
Ayetteki cezanın “savaşta” olması şeklindeki kayıt, kâfir bir kimseye bir ahit ve eman verilecek olursa -çokça hainlik eden ve ahdini çabukça bozan bir kimse olsa dahi- ona verilen bu ahde hainlik edip de cezalandırmanın caiz olmadığına delildir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
-Ey Peygamber!- Ahitlerini bozan böyle kimselerle savaşta karşılaşırsan onları en şiddetli şekilde cezalandır ki, bunu diğerleri de işitsin. Olur ki onların bu durumundan ibret alırlar da sana karşı savaşmaktan korkarlar ve bu durum senin düşmanlarına karşı da bir gösteriş ve üstünlük olur.
Aynı kök: حرب (11 geçiş) · Aynı kök: خلف (127 geçiş) · Ortak kavram: Halifelik
Allah'a ve Resulüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve…
Aynı kök: ثقف (6 geçiş)
Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke'den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır.…
Aynı kök: ثقف (6 geçiş)
Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın ve (mü'min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah'ın…
Aynı kök: ثقف (6 geçiş)
Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona…
Aynı kök: حرب (11 geçiş)
Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resulüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına…
Aynı kök: حرب (11 geçiş)
Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya'yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya,…
Aynı kök: خلف (127 geçiş) · Ortak kavram: Halifelik
Hani, Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. Onlar, "Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa…
Aynı kök: خلف (127 geçiş) · Ortak kavram: Halifelik
Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Savaşta onları yakalarsan, onları darmadağın et ki arkalarından gelenler için (gerçeği) hatırlamaları noktasında (bir ders olsun).
savaşta onları gözüne kestirirsen, geriden gelenlere ibret olsun için öyle bir darmadağın et ki, berikiler ders alabilsinler.
onları savaşta karşında bulursan, arkalarından gelenler için öyle yıldırıcı bir ders ver ki, belki berikiler akıllarında tutarlar;
Eğer onları harpte yakalarsan, onlarla, onların arkalarında bulunanları dağıt ki ibret alsınlar.
Bundan dolayı, savaşta onları yakalarsan, öyle darmadağın et ki, onlarla arkalarından gelecek olanlar(ı caydır). Umulur ki ibret alırlar.
Eğer savaşta onları yakalarsan, ibret almaları için onlar ile (onlara vereceğin ceza ile) arkalarında bulunan kimseleri de dağıt.
Savaşta yakalarsan, arkalarından gelecek olanlara örnek olacak biçimde, onları darmadağın et; böylece, belki öğüt alırlar.
Savaşta onları yakalarsan, onlarla birlikte arkalarında bulunan kimseleri de dağıt ki ders alsınlar.
Savaşta onları yakalarsan, onları arkalarındakilere ibret olacak şekilde darmadağın et. Belki ders alırlar.
Savaşta onları yakalarsan, onları arkalarındakilere ibret olacak şekilde darmadağın et. Belki ders alırlar.
Onun için onları ne zaman savaşta yakalarsan kendileri ile arkalarındakilerini ürküt; belki ibret alırlar.
onun için onları ne zaman harbde yakarlarsan kendileriyle arkalarındakileri ürgüt gerek ki ıbret alırlar
Eğer savaşta onları yakalarsan, geride kalanlara ders olacak şekilde onları darmadağın et. Belki akıllarını başlarına alırlar.
Eğer savaşta onları yakalarsan, geride kalanlara ders olacak şekilde onları darmadağın et. Belki akıllarını başlarına alırlar.
Eğer savaşta onları yakalarsan, geride kalanlara ders olacak şekilde onları darmadağın et. Belki akıllarını başlarına alırlar.
Bundan dolayı, savaşta onları yakalarsan, öyle darmadağın et ki, onlarla arkalarından gelecek olanlar(ı caydır). Umulur ki ibret alırlar.
Onun için eğer bunları harbde muhakkak yakalarsan onlar (a yapacağın ceza) ile arkalarında (ahdi bozacak) kimseleri de ürküt. Me'müldür ki (onlar da) iyice ibret alırlar.
Bunun için eğer savaşta ele geçirirsen; onları dağıt ki arkalarında olanlar ibret alsınlar.
(55-63) Allah katında yaratıkların en şerlisi / en fenası inanmayanlardır, kafir olanlardır, öyle ki onlarla sözleşirsin / ahitleşirsin sonra ahitlerini her defasında bozarlar, bundan da sakınmazlar / çekinmezler, harpte onları yakalasan (tesgafe) onlara şaşırtıcı bir azap ver ki artlarından gelenler böylelikle belki ibret alırlar. Eğer ki kavmin hıyanetinden korkarsan aynı şekilde senin de sözleşmeyi bozduğunu onlara bildir , m uhakkak ki Allah hainleri sevmez. Kafirler sanmasınlar ki yendiler, onlar kesinlikle bizi aciz bırakamazlar. Kapasitenizce / İstidadınızca onlara kuvvet, besili atlar hazırlayın, Allah’ın düşmanlarını, sizin de düşmanlarınızı ve Allah’ın bildiği sizin bilmediğiniz diğer başkalarını da onla korkutun. Allah yolunda ne harcarsanız / infak edersen iz onun geri ödenmesinde size vefalı davranılır size zulmedilmez. Barışa yanaşırlarsa sende yanaş ve Allah’ı vekil tayin et, muhakkak o işitendir bilendir. Seni kandırmak isterlerse muhakkak ki Allah sana yeter. O seni yardımıyla / nusretiyle ve müminler i le destekler. Onların gönüllerini arasını ısındırır , sen arzdakilerin hepsini harcasan onların kalplerinin arasını ısındıramazdın ve lakin Allah aralarını ısındırdı , muhakkak ki o azizdir hakimdir.
Eğer onları savaşta yakalarsan, bunlar(a vereceğin ceza) ile arkalarındakileri de dağıt ki ibret alsınlar.
Savaşta onları yakalarsan, onlar(a vereceğin ceza) ile arkalarında bulunan kimseleri de dağıt ki ibret alsınlar.
Savaşta yakalarsan onları öyle bir dağıt ki arkalarındakiler de dağılsınlar. Belki akıllarını başlarına alırlar.
Onları savaşta yakalarsan öyle dağıt ki arkalarındakiler de dağılsınlar. Belki akıllarını başlarına alırlar.
Savaşta onları her bulduğunda darmadağın et ki, bununla arkalarındakiler (korksun ve onlara) ibret olsun!
Savaşta onları yakalarsan darmadağın et ki arkalarındakilere ibret olsun!
Eğer onları harpte ele geçirirsen, onlarla birlikte arkalarındakileri de ürkütüp dağıt ki, ders alabilsinler.
Therefore, whenever and wherever you Muslims meet them in an active hostile contention, reduce them into a useless form to set an example of their humiliation serving as a deterrent to those who attempt thereafter to war against you.
If you meet them in battle, make a fearsome example of them to those who come after them, so that they may take heed.
If ye gain the mastery over them in war, disperse, with them, those who follow them, that they may remember.
So if you meet them in war, make of them a fearsome example for those who follow them dipnot 1 that they may he admonished.
So if you come upon such people in war, make a harsh example of them to deter those coming after them so that hopefully they will pay heed.
So if you gain the mastery over them in war, punish them severely in order to disperse those who are behind them, so that they may learn a lesson.
So if you confront them in battle, treat them [in such a wise] as to disperse those who are behind them, so that they may take admonition.
Therefore if you find these (breakers of trust) in battle array, then (by inflicting an exemplary punishment upon them) disperse those behind them so that they may be admonished.
So, if thou comest upon them anywhere in the war, deal with them in such wise as to scatter the ones behind them; haply they will remember.
Consequently, if you meet them in combat, make of them such an example that those who dare to come after them think twice.
but shouldst thou ever catch them in war, then make those who come after them run by their example, haply they may remember then.
So, when you encounter them in battle, set them as an example to those who would come after them; perhaps they may remember.
if thou take them in war, disperse, by making them an example, those who shall come after them, that they may be warned;
Should you come to war with them, then deal with them so as to strike fear into those who come after them (as an example), that per chance (or possibly) they may remember.
So definitely in case you ever catch them in the war, then deal with them so as to disperse the ones (who1. .are) behind them, that possibly they would constantly remember.
If thou comest on them in the war, deal with them so as to strike fear in those who are behind them, that haply they may remember.
If you meet them in battle, inflict on them such a defeat as would be a lesson for those who come after them, and that they may be warned.
if thou find them at war [with you], make of them a fearsome example for those who follow them, so that they might take it to heart;
If you ever encounter them in battle, make a fearsome example of them, so perhaps those who would follow them may be deterred.
So, when you encounter them in battle, set them as an example to those who would come after them; perhaps they may remember.
Therefore, if you encounter them in war, you shall set them up as a deterrent example for those who come after them, that they may take heed.
So if you, [O Muúammad], gain dominance over them in war, disperse by [means of] them those behind them that perhaps they will be reminded.
And if thou find them in war, then put thou fear by them into those behind them, that they might take heed.
When you encounter them in war, deal with them to set an example for those who come after them, that they may remember.
So if you win victory over them in war deal with them, and scatter them (and) those who follow them, that they may remember.
So, if you find them in war, deal with them in a way that those behind them have to disperse fearfully, so that they take a lesson.
So, when you encounter them in battle, set them as an example for those who will come after them; perhaps they may remember.