İbrâhîm suresi

İbrâhîm suresi, 11. ayet

İbrâhîm suresi, 11. ayet. قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ إِن نَّحْنُ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَمُنُّ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ وَمَا كَانَ لَنَآ أَن نَّأْتِيَكُم بِسُلْطَٰنٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ

ḳâlet lehüm rusülühüm in naḥnü illâ beşerum miŝlüküm velâkinne-llâhe yemünnü `alâ mey yeşâü min `ibâdih. vemâ kâne lenâ en ne'tiyeküm bisülṭânin illâ biiẕni-llâh. ve`ale-llâhi felyetevekkeli-lmü'minûn.

Diyanet İşleri

Peygamberleri, onlara dedi ki: "Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine (peygamberlik) nimetini bahşeder. Allah'ın izni olmadıkça, bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Mü'minler ancak Allah'a tevekkül etsinler."

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

İbrâhîm 8–14 · surenin 11. ayeti / 52

Konu Geçmiş kavimler ve peygamberlerin yardım istemesi İbrâhîm 9–17 3

  1. İbrâhîm 8

    Musa, şöyle dedi: "Siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi nankörlük etseniz de gerçek şu ki, Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övgüye layık olandır."

  2. İbrâhîm 9

    Sizden önceki Nuh, Ad, ve Semud kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin –ki onları Allah'tan başkası bilmez- haberi size gelmedi mi? Onlara peygamberleri mucizeler getirdiler de onlar (öfkeden parmaklarını ısırmak için) ellerini ağızlarına götürüp, "Biz sizinle gönderileni inkar ediyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de derin bir şüphe içindeyiz" dediler.

  3. İbrâhîm 10

    Peygamberleri dedi ki: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Halbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, "Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin" dediler.

  4. 11

    Peygamberleri, onlara dedi ki: "Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine (peygamberlik) nimetini bahşeder. Allah'ın izni olmadıkça, bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Mü'minler ancak Allah'a tevekkül etsinler."

  5. İbrâhîm 12

    "Allah, bize yollarımızı dosdoğru göstermişken, biz ne diye O'na tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler, yalnız Allah'a tevekkül etsinler."

  6. İbrâhîm 13

    İnkar edenler, peygamberlerine; "Andolsun, ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız, ya da bizim dinimize dönersiniz" dediler. Rableri de onlara şöyle vahyetti: "Biz zalimleri mutlaka yok edeceğiz."

  7. İbrâhîm 14

    "Onlardan sonra sizi elbette o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan ve tehdidimden sakınan kimseler içindir."

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

11. Kavimlerinin bu teklif ve itirazlarına cevap olmak üzere: “Peygamberleri onlara şöyle dedi: (Evet,) biz ancak sizin gibi bir insanız.” Bizim de sizler gibi bir insan olduğumuz doğrudur, gerçektir. “Fakat” bu, size getirdiklerimizin hak olmamasını gerektirmez. Çünkü “Allah kulları arasından dilediği kimselere lütufta bulunur.” Allah, bize vahiy ve risalet vermeyi lütfetmiş ise bu, O’nun lütuf ve ihsanından dolayıdır. Hiç kimse Allah’ın lütfuna sınır koyamaz, O’nun ihsanını engelleyemez. Siz, size getirdiklerimize bakın. Hak ise kabul edin, değilse kabul etmeyin. Bizim durumumuzu ileri sürüp de onu getirdiklerimizi reddetmeye bahane yapmayın. Sizin “o halde bize apaçık bir delil getirin” şeklindeki sözlerinize gelince bu, bizim elimizde olan bir şey değildir. Bizim böyle bir yetkimiz yok. “Allah’ın izni olmadıkça bizim size apaçık bir delil getirmemize imkân yoktur.” Bu apaçık delili dilediği takdirde size gönderecek olan O’dur. Dilerse getirir, dilerse getirmez. Çünkü O, ancak hikmet ve rahmetinin gereği ne ise onu yapar. Ondan başkasını yapmaz. “O halde mü’minler” başkasına değil “yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” Menfaatlerini gerçekleştirmek, kendilerine zararlı olacak şeyleri bertaraf etmek noktasında O’ndan başka hiçbir kimseye güvenip dayanmasınlar. Çünkü mü’minler, bilirler ki Allah tek başına onlara yeter, kudreti kemal derecesindedir, lütuf ve ihsanı son derece kapsamlıdır. Bunları kendileri için kolaylaştıracağına da sonsuz güvenleri vardır. Kullar, sahip oldukları iman oranında Allah’a tevekkül ederler. Böylelikle Allah’a tevekkülün farz ve imanın bir gereği olduğu, Allah’ın sevip razı olduğu büyük ibadetlerden olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü diğer bütün ibadetler ona bağlıdır.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Rasûlleri onlara cevap vererek şöyle dediler: Biz de ancak sizin gibi beşeriz. Bunda sizinle aynı olduğumuzu inkâr etmiyoruz. Ancak bu hususta eşit olmaları her konuda denk olmalarını gerektirmez. Yüce Allah kullarından dilediğine özel nimetler lutfeder. İnsanlara göndermek için aralarından rasûller seçer. Yüce Allah'ın dilemesi olmadan sizlerin bizlerden istediğiniz delilleri size getirmemiz bizim gücümüz dahilinde değildir. Bilakis Yüce Allah bunu tek başına yapmaya kadirdir. Müminlerin bütün işlerinde yalnızca Yüce Allah'a itimat edip güvenmeleri gerekir.

Kelimeler

29 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. قَالَتْ kalet dediler ki kök: قول
  2. لَهُمْ lehum onlara
  3. رُسُلُهُمْ rusuluhum elçileri kök: رسل
  4. إِن in değiliz
  5. نَّحْنُ nehnu biz (de)
  6. إِلَّا illa başka bir şey
  7. بَشَرٌۭ beşerun insandan kök: بشر
  8. مِّثْلُكُمْ mislukum sizin gibi kök: مثل
  9. وَلَـٰكِنَّ velakinne fakat
  10. ٱللَّهَ llahe Allah kök: اله
  11. يَمُنُّ yemunnu lutfeder kök: منن
  12. عَلَىٰ ala
  13. مَن men kimseye
  14. يَشَآءُ yeşa'u dilediği kök: شيا
  15. مِنْ min -ndan
  16. عِبَادِهِۦ ۖ ibadihi kulları- kök: عبد
  17. وَمَا ve ma yoktur
  18. كَانَ kane imkanımız kök: كون
  19. لَنَآ lena bizim
  20. أَن en
  21. نَّأْتِيَكُم ne'tiyekum size getiremeye kök: اتي
  22. بِسُلْطَـٰنٍ bisultanin bir delil kök: سلط
  23. إِلَّا illa olmadan
  24. بِإِذْنِ biizni izni kök: اذن
  25. ٱللَّهِ ۚ llahi Allah'ın kök: اله
  26. وَعَلَى ve ala ve
  27. ٱللَّهِ llahi Allah'a kök: اله
  28. فَلْيَتَوَكَّلِ felyetevekkeli dayansınlar kök: وكل
  29. ٱلْمُؤْمِنُونَ l-mu'minune inananlar kök: امن

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: سلط (39 geçiş) · Aynı kök: بشر (123 geçiş) · Ortak kavram: Müjde (Beşâret)

    Peygamberleri dedi ki: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Halbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar…

  • Aynı kök: سلط (39 geçiş) · Aynı kök: وكل (70 geçiş) · Ortak kavram: Tevekkül

    Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hakimiyeti yoktur.

  • Aynı kök: سلط (39 geçiş) · Aynı kök: وكل (70 geçiş) · Ortak kavram: Tevekkül

    "Şüphesiz, (gerçek) kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin olmayacaktır. Vekil olarak Rabbin yeter!"

  • Aynı kök: وكل (70 geçiş) · Aynı kök: اذن (102 geçiş) · Ortak kavram: Tevekkül

    O kötü fısıltılar iman edenleri üzmek için ancak şeytandan kaynaklanmaktadır. Oysa şeytan, Allah'ın izni olmadıkça, mü'minlere hiçbir zarar…

  • Aynı kök: اذن (102 geçiş) · Aynı kök: بشر (123 geçiş) · Ortak kavram: Müjde (Beşâret)

    De ki: "Her kim Cebrail'e düşman ise, bilsin ki o, Allah'ın izni ile Kur'an'ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü'minler için de bir hidayet rehberi ve…

  • Aynı kök: اذن (102 geçiş) · Aynı kök: بشر (123 geçiş) · Ortak kavram: Müjde (Beşâret)

    İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler…

  • Aynı kök: اذن (102 geçiş) · Aynı kök: بشر (123 geçiş) · Ortak kavram: Müjde (Beşâret)

    Hacc-ı ekber gününde, Allah ve Resulünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resulü, Allah'a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz,…

  • Aynı kök: بشر (123 geçiş) · Ortak kavram: Müjde (Beşâret) · Ortak kavram: Mesel (örnek)

    Kavminin inkar eden ileri gelenleri, "Biz, senin ancak bizim gibi bir insan olduğunu görüyoruz. İlk bakışta sana uyanların da ancak en…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

73 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Elçileri ise onlara şöyle demişti: "(Evet) biz de ancak sizin gibi bir insanız. Fakat Allah ( vahyi) kullarından dilediğine (layık olana) lütfeder. Allah'ın izni olmadan bizim size herhangi bir delil getirmemiz mümkün değildir. Müminler yalnızca Allah'a güvensinler!

Mustafa İslamoğlu

Peygamberleri onlara şöyle cevap verdi: "Evet, biz de yalnızca sizin gibi ölümlü birer insanız, ama Allah kullarından dilediği kimseyi de nimetlendirir; üstelik Allah'ın izni olmaksızın size (bu konuda mucizevi) güçte bir belge sunmak da bizim üstümüze vazife değildir. Ne ki yürekten inananlar yalnızca Allah'a güvenip dayanmalıdırlar.

Muhammed Esed

Elçileri onlara: "Doğru, biz de sizler gibi sadece ölümlü kimseleriz" diye cevap verdiler, "ama işte Allah nimetini kullarından dilediğine bahşeder. Ayrıca, Allah'ın izni olmadıkça, (görevimiz hakkında) bir delil getirmek bizim harcımız değildir. Bu hususta inananlar yalnızca Allah'a güvenmelidirler.

Ahmed Hulusi

Rasulleri onlara dediler ki: "Biz sizin misliniz bir beşeriz. . . Fakat Allah, kullarından dilediğine (risalet) nimetini ihsan eder. . . Allah'ın izniyle açığa çıkması dışında (Bi-iznillah), size sultan (mucizevi güç, kanıt) getirmemiz mümkün değildir. . . (O halde) iman edenler Allah'a tevekkül etsinler (hakikatlerindeki El Vekiyl isminin gereğini yerine getireceğine iman etsinler). "

Ali Bulaç

Resulleri onlara dediler ki: 'Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değildir. Mü'minler, ancak Allah'a tevekkül etmelidirler.'

Ali Özek ve heyeti

Peygamberleri onlara dediler ki: «(Evet) biz sizin gibi bir insandan başkası değiliz. Fakat Allah nimetini kullarından dilediğine lütfeder. Allah’ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkân yoktur. Müminler ancak Allah'a dayansınlar.»

Ali Rıza Safa

Elçiler, onlara, şöyle dediler: "Kesinlikle, sizin gibi bir insanoğluyuz. Ancak, Allah, dilediği kuluna lütufta bulunur. Allah'ın izni olmadıkça, size bir kanıt getirmemiz olacak şey değildir. İnananlar, artık Allah'a güvensinler!"

Bayraktar Bayraklı

Peygamberleri onlara dediler ki: "Evet, biz sizin gibi bir insandan başkası değiliz. Fakat Allah, nimetini kullarından dilediğine lütfeder. Allah'ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkan yoktur. Müminler ancak Allah'a dayansınlar."

Edip Yüksel

Elçileri ise kendilerine şöyle dediler: "Biz, elbette sizin gibi birer insanız. Ancak, ALLAH, kullarından dilediğini seçerek ona lütufta bulunur. ALLAH'ın izni olmadan size bir yetki belgesi getirmemiz olanaksızdır. Gerçeği onaylayanlar ALLAH'a güvenmeli."

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Elçileri ise kendilerine şöyle dediler: 'Biz, elbette sizin gibi birer insanız. Ancak, ALLAH, kullarından dilediğini seçerek ona lütufta bulunur. ALLAH'ın izni olmadan size bir yetki belgesi getirmemiz olanaksızdır. İnananlar ALLAH'a güvenmeli.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Peygamberleri onlara: "Evet biz de ancak sizin gibi bir beşeriz, fakat Allah kullarından dilediğine nimetini lütfeder ve Allah'ın izni olmadıkça size bir mucize ve delil getirmek bizim haddimiz değildir. Ve müminler artık Allah'a dayanıp güvenmelidir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Resulleri onlara: evet, dediler: biz, sizin gibi bir beşerden başka bir şey değiliz ve lakin Allah kullarından dilediğine nı'metini ihsan buyurur ve Allahın izni olmadıkça size bir sülta ve bürhan getirmek bizim haddimiz değildir, ve hep Allaha tevekkül etmelidir onun için mü'minler

Erhan Aktaş

Resulleri onlara dediler ki: "Biz de ancak sizin gibi beşeriz. Ancak Allah, kullarından dilediği kimseye iyilikte bulunur. dipnot 1 Allah'ın izni olmaksızın bizim size bir sultan dipnot 2 getirmemiz olacak şey değildir. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül dipnot 3 etsinler."

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Kullarından dilediğini Resul yapmakla.
  2. metne dön, dipnot 2
    Resul olduğumuzu gösteren bir belge.
  3. metne dön, dipnot 3
    Allah'a güvenmek, O'na dayanmak; her türlü hazırlığı yaptıktan sonra sonucu Allah'a bırakmak.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Resulleri onlara dediler ki: "Biz de ancak sizin gibi beşeriz. Ancak Allah, kullarından dilediği kimseye iyilikte bulunur. dipnot 1 Allah'ın izni olmaksızın bizim size bir sultan dipnot 2 getirmemiz olacak şey değildir. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül dipnot 3 etsinler."

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Kullarından dilediğini resul yapmakla.
  2. metne dön, dipnot 2
    Resul olduğumuzu gösteren bir belge.
  3. metne dön, dipnot 3
    Allah'a güvenmek, O'na dayanmak; her türlü hazırlığı yaptıktan sonra sonucu Allah'a bırakmak.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Rasulleri onlara dediler ki: "Biz de ancak sizin gibi insanız. Ancak Allah, kullarından dilediği kimseye ihsanda bulunur. dipnot 1 Allah'ın izni olmaksızın bizim size bir sultan dipnot 2 getirmemiz olacak şey değildir. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül dipnot 3 etsinler."

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Kullarından dilediğini rasul yapmakla.
  2. metne dön, dipnot 2
    Rasul olduğumuzu gösteren bir belge. "Sultan" sözcüğüne, mucize veya delil olarak anlam vermek doğru değildir. Sultan; yetkili, yetki verilmiş, yetkilendirilmiş veya yetki verildiğini gösteren belge demektir. Burada rasullerin, rasul olarak görevlendirildiklerine dair bir yetki belgesinden, bir görev pusulasından söz edilmektedir.
  3. metne dön, dipnot 3
    Allah'a güvenme, O'na dayanma; her türlü çabayı gösterdikten sonra sonucu Allah'a bırakma.

Gültekin Onan

Resulleri onlara dediler ki: "Doğrusu biz sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak Tanrı kullarından dilediğine lütufta bulunur. Tanrı'nın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değil. İnançlılar ancak Tanrı'ya tevekkül etsinler."

Hasan Basri Çantay

Peygamberleri onlara: "Biz de, demişdi, sizin gibi insandan başka (bir şey) değiliz. Fakat Allah, ni'metini kullarından kimi dilerse ona ihsan eder. Allahın izni olmaksızın bizim size (kaahir) bir hüccet getirmemize imkan yokdur. Mü'minler ancak Allaha güvenib dayanmalıdır".

İbni Kesir

Peygamberleri onlara: Biz de sizin gibi birer insanız, ama Allah kullarından dilediğine ihsanda bulunur. Allah'ın izni olmadıkça biz; size delil getiremeyiz. Mü'minler; Allah'a tevekkül etsinler, demişlerdi.

Mehmet Alagaş

(5-18) Kesin olan şu ki, Musa’yı ayetlerimizle kavmini karanlıktan aydınlığa çıkar ve günlerimizi onlara hatırlat diye ayetlerimizle gönderdik. Bunda da sabreden ve teşekkür eden herkes için göstergeler / ayetler vardır. Musa kavmine dedi ki Allah’ın üzerinizde ki nimetini hatırlayın, sizi firavun ailesinden kurtardı, size kötülük uyguluyorlardı, oğullarınızı boğazlıyorlardı, k adınlarınızı sağ bırakıyorlardı , bunda Rabbinizden sizin için , çok büyük bir imtihan/ bir bela vardı , Rabbiniz şöyle ilan etti, eğer ki teşekkür ederseniz, size artırırım, (nimetleri) lakin yok sayar / örtbas ederseniz azabım kesinlikle şiddetlidir. Musa dedi ki eğer siz ve yeryüzündeki herkes , kafir olsanız dahi , Allah yine de en zengin olandır, övülmeye en layık olandır, size, sizden öncekilerin haberleri, Nuh Kavminin Âd ve Semud kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin -ki onları en iyi Allah bilir, bildirimleri gelmedi mi? Onlara Resullerimiz açıklamalarla geldiler, onlarda ellerini ağızlarına götürerek dediler ki, sizle bize gönderileni, biz görmezden geliyoruz / yok sayıyoruz, bizim de o bizi davet ettiğiniz şeye karşı içimizde kuşkumuz var, şüphe duyuyoruz, Resulleri onlara dediler ki, Allah hakkında semaları ve yeri yaratan hakkında, kuşkunuz mu var? O sizi günahlarınızdan bağışlanmaya davet ediyor ve sizi belli bir süreye kadar öteliyor, dediler ki siz de bizim gibi birer beşersiniz , bizi, babalarımızın ibadet ediyor olduklarından uzaklaştırmak mı istiyorsunuz? Bize bir apaçık delil / ispat getirin, Resuller onlara dediler ki evet, biz de siz gibi birer beşeriz ve lakin Allah, kullarından istediğine bu nimeti / risalet görevi nimetini ihsan eder, bizim, Allah’ın izni dışında bir delil oluşturup getirmemiz mümkün değildir, müminlerin tevekkülü Allah’adır / vekaletleri Allah’ın elindedir. Biz de (müminler gibi) neden Allah’a tevekkül etmeyelim ki? O , kesinlikle bizi yolumuza yönlendirmiştir , biz yaptığınız eziyetlere sabredeceğiz , tevekkül edecek olanlar da Allah’ı vekil tayin etsinler , kafirler, resullerine dediler ki sizi yerimizden çıkaracağız yahut milleti mize / dinimize geri dönersiniz dediler , Rableri de onlara zalimleri helak edeceğiz , arza da onların artlarından sizi yerleştireceğiz şeklinde vahyetti, işte bu, makamımdan ve vadimden korkan iç indir. Fetih talep ettiler (Biz de Resullerimize fethi verdik) Her bir inat çı zorba / cebbar / cebir kullanan mahvoldu , onun arkasından da cehennem gelecek, irin suyundan içirilecekler , onu yudumladıklarında onu kolaylıkla yutamayacaklar, onlara her bir mekândan ölüm gelecek fakat o, ölü olamayacak, onun da arkasından çök kaba bir azap gelecek. Kafirlerin amellerinin Rabbindeki örneği / misali, fırtınalı bir günde rüzgârın savurduğu kül gibidir , kazandıkları şeylerin hiçbirine kudret edemeyecekler / güç yetiremeyecekler / ellerinden uçup gidecek, işte bu uzak bir sapmadır.

Rowwad Tercüme Merkezi

Peygamberleri, onlara dedi ki: “Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine (peygamberlik) nimetini bahşeder. Allah’ın izni olmadıkça, bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Müminler ancak Allah’a tevekkül etsinler.”

Süleyman Ateş

Elçileri onlara dediler ki: "Evet biz de sizin gibi insandan başka bir şey değiliz. Fakat Allah, kullarından dilediğine lutfeder. Allah'ın izni olmadan biz size delil getiremeyiz. İnananlar, Allah'a dayansınlar."

Süleymaniye Vakfı

Elçileri onlara dedi ki: "Doğru, biz de tıpkı sizin gibi bir beşeriz dipnot 1 . Ama Allah, gerek gördüğü kullarına (elçilik vererek) iyilikte bulunur dipnot 2 . Allah'ın izni olmadan size boyun eğdirecek bir delil / mucize getirmek bizim elimizde değildir dipnot 3 . Müminler, yalnız Allah'a güvenip dayansınlar.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Elçileri onlara dedi ki "Doğru, biz de tıpkı sizin gibi bir insanız. Ama Allah, tercih ettiği kuluna iyilikte bulunur. Allah'ın izni olmadan size boyun eğdirecek bir delil getirmek bizim elimizde değildir. Müminler, yalnız Allah'a güvenip dayansınlar.

Şaban Britch

Peygamberleri onlara dedi ki: Biz ancak sizin gibi birer insanız ama Allah, kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah’ın izni olmadıkça biz size delil getirmemiz mümkün değildir. Müminler sadece Allah’a tevekkül etsinler.

Şaban Piriş

Peygamberleri onlara dedi ki: -Biz ancak sizin gibi birer insanız ama, Allah, kullarından dilediğine iyilikte bulunur. Allah'ın izni olmadıkça biz size delil getiremeyiz. Müminler sadece Allah'a dayansınlar.

Yaşar Nuri Öztürk

Resulleri onlara dediler ki: "Biz de sadece sizin gibi birer insanız, fakat Allah, kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmadan bizim size bir kanıt getirmemiz haddimize değil. İnananlar yalnız Allah'a dayanıp güvensinler."

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Their Messengers said to them: "But we are only mortals like you and Allah imparts His grace to those of His worshippers whom He chooses as He will, and it is not for us nor is it within our power to present you with the evidence but with Allah's delegated power and authorization. And in Allah do those whose hearts have been touched with the divine hand put their trust."

Abdul Haleem

Their messengers answered, ‘True, we are only men like you, but God favours whichever of His servants He chooses. We cannot bring you any proof unless God permits it, so let the believers put all their trust in Him-

Abdullah Yusuf Ali

Their messengers said to them: "True, we are human like yourselves, but Allah doth grant His grace to such of his servants as He pleases. It is not for us to bring you an authority except as Allah permits. And on Allah let all men of faith put their trust.

Abul A'la Maududi

Their Messengers told them: "Indeed we are only human beings like yourselves, dipnot 1 but Allah bestows His favour on those of His servants whom He wills. dipnot 2 It does not lie in our power to produce any authority except by the leave of Allah. It is in Allah that the believers should put their trust.

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    The disbelievers meant to imply: You are a human being like us in every respect: you eat, drink and sleep like us and have wife and children like us. You feel hungry and thirsty, and suffer from heat and cold, disease and calamities like us. In short, you have every human limitation like us, and we see nothing unusual and extraordinary in you to induct us to accept you as a Prophet and believe that God communicates with you and sends His angels to you.
  2. metne dön, dipnot 2
    That is, if you still insist that you are a Prophet, bring a tangible proof of your appointment so as to convince us that you have really been sent by God and your message is from Him.

Aisha Bewley

Their Messengers said to them, ‘We are nothing but human beings like yourselves. But Allah shows favour to any of His slaves He wills. It is not for us to bring you an authority except by Allah’s permission. So let the muminun put their trust in Allah.

Al-Hilali & Khan

Their Messengers said to them: "We are no more than human beings like you, but Allâh bestows His Grace to whom He wills of His slaves. It is not ours to bring you an authority (proof) except by the Permission of Allâh. And in Allâh (Alone) let the believers put their trust.

Ali Quli Qarai

Their apostles said to them, ‘Indeed we are just human beings like yourselves; but Allah favours whomever of His servants that He wishes. We may not bring you an authority except by Allah’s leave, and in Allah let all the faithful put their trust.

Amatul Rahman Omar

Their Messengers (of God) said to them, `It is true we are nothing but human beings like yourselves but Allâh shows (His) favours (by sending revelations and prophethood) to such of His servants as He will. It is not (possible) for us to bring you an authority except by the leave of Allâh. (We put our trust in Him) and in Allâh (alone) should the believers put their trust.

Arthur John Arberry

Their Messengers said to them, 'We are nothing but mortals, like you; but God is gracious unto whomsoever He will of His servants. It is not for us to bring you an authority save by the leave of God; and in God let the believers put all their trust.

Bijan Moeinian

Their prophets replied: "True, we are human beings like you. Do you have any objection if the Lord blesses someone among you and appoint him as His Messenger for you? As for your demand for a miracle, we cannot produce none without the will of the Lord. Know that in God alone the believers put their trust."

E. Henry Palmer

Their apostles said unto them, 'We are only mortals like yourselves; but God is gracious unto whomsoever He will of His servants, and it is not for us to bring you an authority, save by His permission; but upon God do the believers rely!'

Edip-Layth

Their messengers said, "We are but humans like you, but God will bestow His grace upon whom He pleases from His servants. It is not up to us to bring you an authorization except by God's leave. In God those who acknowledge should place their trust"

George Sale

Their apostles replied unto them, we are no other than men like unto you; but God is bountiful unto such of his servants as He pleaseth: And it is not in our power to give you a miraculous demonstration of our mission, unless by the permission of God; in God therfore let the faithful trust.

Hamid S. Aziz

Their Messengers said unto them, "We are only mortals like yourselves; but Allah gives grace unto whomsoever He will of His servants, and it is not for us to bring you an authority, save by His permission. In Allah let believers rely!"

Mahmoud Ghali

Their Messengers said to them, "Decidedly we are nothing except mortals like you; but Allah bestows His Bounty to whomever He decides of His bondmen. And in no way could we come up to you with an all- binding authority except by the permission of Allah, and in (Literally: on) Allah let the believers then put their trust.

Marmaduke Pickthall

Their messengers said unto them: We are but mortals like you, but Allah giveth grace unto whom He will of His slaves. It is not ours to bring you a warrant unless by the permission of Allah. In Allah let believers put their trust!

Mohamed Ahmed - Samira

Their apostles said to them: "Indeed we are men like you, but God bestows His favours on whomsoever He wills among His creatures. It is not in our power to bring a miracle for you without the leave of God. The believers should only place their trust in God.

Muhammad Asad

Their apostles answered them: "True, we are nothing but mortal men like yourselves: but God bestows His favour upon whomever He wills of His servants. Withal, it is not within our power to bring you a proof [of our mission], unless it be by God's leave-and [so] it is in God that all believers must place their trust.

Mustafa Khattab

Their messengers said to them, "We are ˹indeed˺ only humans like you, but Allah favours whoever He chooses of His servants. It is not for us to bring you any proof without Allah’s permission. And in Allah let the believers put their trust.

Progressive Muslims

Their messengers said: "We are but humans like you, but God will bestow His grace upon whom He pleases from His servants. And it is not up to us to bring you proof except by God's leave. And in God the believers should place their trust"

Rashad Khalifa

Their messengers said to them, "We are no more than humans like you, but GOD blesses whomever He chooses from among His servants. We could not possibly show you any kind of authorization, except in accordance with GOD's will. In GOD the believers shall trust.

Sahih International

Their messengers said to them, "We are only men like you, but Allah confers favor upon whom He wills of His servants. It has never been for us to bring you evidence except by permission of Allah. And upon Allah let the believers rely.

Sam Gerrans

Their messengers said to them: “We are only mortals, like you; but God gives grace to whom He wills of His servants. And it is not for us to bring you an authority save by the leave of God; and in God let the believers place their trust.

Shabbir Ahmed

Without exception their Messengers said to them, "Yes, we are human beings like you. Allah gives His grace of Revelation to whom He chooses among His servants. We work within the Laws of Allah that preclude the performance of supernatural miracles." (The right way to attain firm belief is reflecting at the Universe, within our own selves, at the accounts of history, and upon these verses. That is the general approach of the Book). "Then you can attain the belief whence you can firmly put your trust in the never changing Laws of Allah."

Syed Vickar Ahamed

Their messengers (from Allah) said to them: "(It is) true, we are human like yourselves, but Allah grants His grace (mercy) to some of His servants whom He pleases. It is not for us to bring you an authority except when Allah permits. And in Allah, let all men of faith have their trust.

Taqi Usmani

Their prophets said to them, "We are no more than a human being like you, but Allah bestows His favour upon whom He wills from among His servants. It is not for us to bring you an authority without Allah’s permission, and in Allah the believers must place their trust.

The Monotheist Group

Their messengers said: "We are indeed human beings like you, but God will bestow His grace upon whom He pleases from His servants. And it is not up to us to bring you proof except with the permission of God. And in God the believers should place their trust"

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — İbrâhîm suresi, 11. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — İbrâhîm suresi, 11. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — İbrâhîm suresi, 11. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩