Diyanet İşleri
Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
İnsân suresi
İnsân suresi, 8. ayet. وَيُطْعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا
veyuṭ`imûne-ṭṭa`âme `alâ ḥubbihî miskînev veyetîmev veesîrâ.
Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu İyilerin vasıfları: yoksula, yetime ve esire yedirmek İnsân 5–12 3
İyiler ise, katkısı kafur olan içecekler dolu bir kadehten içerler.
Bir pınar ki Allah'ın kulları ondan içer, onu (istedikleri şekilde) fışkırtıp akıtırlar.
O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar.
Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
(Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) "Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz."
"Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız."
Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 8–10. ayetler için yazılmıştır.
8. “Yemeğe olan arzularına rağmen” kendileri malı ve yemeği arzuladıkları bir halde olmalarına rağmen Allah sevgisini kendi nefislerine duydukları sevginin önüne geçirirler ve insanların arasında yemek yedirilmeye en lâyık ve muhtaç olanları araştırıp “yoksula, yetime ve esire yedirirler.”
9. Onlar, bu infak ve yemek yedirmeleri ile de yalnızca Yüce Allah’ın rızasını gözetirler. Hallerinin dili ile de şöyle derler: “Biz, size ancak Allah’ın rızası için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık, ne bir teşekkür istemiyoruz.” Maddi bir karşılık da beklemeyiz, sözlü bir övgü de.
10. “Çünkü biz yüzlerin asık ve kaşların çatık olacağı” kapkaranlık, kötü, dar ve sıkıntılı “bir günden dolayı Rabbimizden korkarız.”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Ona ihtiyaç duymaları ve açlıklarından ötürü yemeği sevdikleri halde onu fakir, yetim ve esir olan ihtiyaç sahibi kimselere yedirirler.
Aynı kök: يتم (23 geçiş) · Aynı kök: سكن (69 geçiş) · Aynı kök: حبب (95 geçiş)
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere…
Aynı kök: يتم (23 geçiş) · Aynı kök: سكن (69 geçiş) · Aynı kök: حبب (95 geçiş)
Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki…
Aynı kök: طعم (48 geçiş) · Aynı kök: حبب (95 geçiş) · Ortak kavram: Sevgi (muhabbet)
İman edip salih ameller işleyenlere; Allah'a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra Allah'a karşı gelmekten…
Aynı kök: سكن (69 geçiş) · Aynı kök: حبب (95 geçiş) · Ortak kavram: Sevgi (muhabbet)
De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve…
Aynı kök: سكن (69 geçiş) · Aynı kök: حبب (95 geçiş) · Ortak kavram: Sevgi (muhabbet)
İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine…
Aynı kök: يتم (23 geçiş) · Aynı kök: سكن (69 geçiş)
Hani, biz İsrailoğulları'ndan, "Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese…
Aynı kök: اسر (6 geçiş)
Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size…
Aynı kök: اسر (6 geçiş)
Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hakim duruma gelmedikçe, hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz,…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Onlar, kendileri muhtaç olmalarına rağmen yoksulu, yetimi ve esiri yedirir (doyurur)lar.
ve kendi istek ve arzularına rağmen muhtaçlara, yetimlere ve esirlere yedirirler;
Ve kendi istekleri ne kadar çok olursa olsun, muhtaçlara, yetimlere ve esirlere yedirirler,
O'nun sevgisi ile yoksulu, yetimi ve ellerine mahkum olanları doyururlar.
Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.
Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
Kendilerinin sevdiği yemeği, yoksullara, yetimlere ve tutsaklara da yedirirler.
- Adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü yaygın olan bir günden korkarlar. Sevdikleri gıdalardan yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz, size sırf Allah rızası için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de teşekkür bekliyoruz. Çünkü biz suratsız, çok katı bir günün azabından ötürü Rabbimizden korkarız" derler.
Yoksula, öksüze ve tutsağa sevdikleri yiyecekleri yedirirler.
Yoksula, öksüze ve tutsağa sevdikleri yiyecekleri yedirirler.
Yoksula, yetime, esire seve seve yemek yedirir.
Miskine, yetime, esire seve seve yemek yedirirler
İhtiyaçları olmasına rağmen yiyeceği; yoksula, öksüze ve tutsağa yedirirler.
İhtiyaçları olmasına rağmen yiyeceği; yoksula, öksüze ve tutsağa yedirirler.
İhtiyaçları olmasına rağmen yiyeceği; yoksula, öksüze ve tutsağa yedirirler.
Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.
(Yemeğe olan) sevgi (lerine ve iştihalarına) rağmen yoksulu, yetimi, esiri doyururlar (dı).
Onlar; yoksula, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.
(7-22) (Dünyada iken) Adaklarını ifa ederler , fenalığı / şerri salgın olan o günden korkarlar , sevdikleri şeylerden miskine (Çalışma gücü ölmüş) yetime (Çalışanı ölmüş) ve esire (İstese de çalışamaz olmuş / (özgür değil) yedirirler. Muhakkak ki bizim yedirmemiz Allah’ın yüzü içindir , sizden bir karşılık / ceza yahut teşekkür istemiyoruz (derler) biz asık suratlı / somurtkan ve dehşetli günde Rabbimizden korkuyoruz , Allah bugünün şerrinden onları korur , onları güleryüz ve mutlulukla buluşturur / kavuşturur , onların karşılığı cennettir ve ipektir , orada koltuklarda yan yaslanmış vaziyette otururlar, orada güneş ve kış görmezler , üzerlerine sarkmış vaziyette gölgeler, hasatı / toplaması eğdirilerek kolaylaştırılmış meyveler, onların etrafında gümüş kaplar / tabaklar / kaseler ve kristal / billur sürahiler dolaştırılır / tavaf ettirilir, gümüşten kristallerin boyut ve hacimlerinin ayarlanması sağlanabilir , orada / cennette, onlara, mizacı zencefil olan kadeh içirilir, orada / cennette bir göze / bir kaynak ki Selsebil olarak isimlendirilir, kalıcı olmuş vildanlar, onların etrafında dolanır / tavaf eder , onları gördüğün vakit saçılmış inci sanırsın , baktığında ve sona yine baktığında nimet, büyük bir egemenlik /mülkiyet görürsün, ü zerlerinde ince ipek / sündüsten ve kalın ipek / istibraktan yeşil elbiseler vardır, gümüşten bilezikler takınmışlardır, onlara Rableri tertemiz içecek sunmaktadır, bu kesinlikle sizin için bir karşılık idi, çalışmalarınıza teşekkür edildi.
Yemeğe olan sevgilerine rağmen yoksula, yetime ve esire yemek yedirirler.
Yoksula, yetime ve esire sevdikleri yemeği yedirirler:
sevmelerine rağmen yiyeceklerini; çaresize, yetime ve esire yedirirler dipnot 1 .
Çaresizleri, yetimleri ve esirleri, seve seve doyururlar.
Duydukları sevgiye rağmen yemeği düşküne, yetime ve esire yedirirler.
Sevmelerine rağmen yemeği düşküne, yetime ve esire yedirirler.
Yoksula, yetime ve esire, yemeği severek yedirirler.
For the love of Allah, they fed the indigent, the orphan and the captive, (believers or unbelievers), in spite of their attachment to the object they offer, thereby setting a good example and an excellent guide.
they give food to the poor, the orphan, and the captive, though they love it themselves,
And they feed, for the love of Allah, the indigent, the orphan, and the captive,-
those who, for the love of Him, dipnot 1 feed the needy, and the orphan, and the captive, dipnot 2
They give food, despite their love for it, to the poor and orphans and captives:
And they give food, inspite of their love for it (or for the love of Him), to the Miskîn[1] (the poor), the orphan, and the captive
They give food, for the love of Him, to the needy, the orphan and the prisoner,
They give food for the love of Him to the indigent, the orphan and the captive.
they give food, for the love of Him, to the needy, the orphan, the captive:
The true believers are those who prefer to stay hungry and give their food to the needy, the orphan and the captive.
and who give food for His love to the poor and the orphan and the captive.
They give food out of love to the poor and the orphan and the captive.
and give food unto the poor, and the orphan, and the bondman, for his sake,
And they give food out of love for Allah to the poor and the orphan and the captive:
And they give food (Literally: feed with food) for the love of Him, (Or: love of it) to the indigent, (and) the orphan, and the captive.
And feed with food the needy wretch, the orphan and the prisoner, for love of Him,
And feed the needy for the love of Him, and the orphans and the captives,
and who give food - however great be their own want of it - unto the needy, and the orphan, and the captive,
and give food—despite their desire for it—to the poor, the orphan, and the captive,
And they give food out of love to the poor and the orphan and the captive.
They donate their favorite food to the poor, the orphan, and the captive.
And they give food in spite of love for it to the needy, the orphan, and the captive,
And give food for love of Him to the needy, and the fatherless, and the prisoner,
And they feed, for the love of nobility, the indigent, the orphan and the captive.
And they feed for the love of Allah the needy, the orphan, and the captive and the needy,—
and they give food, out of their love for Him (Allah), to the needy, and the orphan, and the captive,
And they give food out of love to the poor and the orphan and the captive.