Diyanet İşleri
Göklerin, yerin ve bunlardaki her şeyin hükümranlığı yalnızca Allah'ındır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Mâide suresi
Mâide suresi, 120. ayet. لِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا فِيهِنَّ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌۢ
lillâhi mülkü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ fîhinn. vehüve `alâ külli şey'in ḳadîr.
Göklerin, yerin ve bunlardaki her şeyin hükümranlığı yalnızca Allah'ındır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Kıyamet günü Îsâ'ya sorulan ve gökten inen sofra Mâide 109–120 3
"Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin."
"Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.
Allah, şöyle diyecek: "Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür." Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır.
Göklerin, yerin ve bunlardaki her şeyin hükümranlığı yalnızca Allah'ındır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 111–120. ayetler için yazılmıştır.
111. “Hani Havarilere…” Yani üzerindeki şu nimetimi de hatırla ki sana uyacak kimseler ve yardımcılar ihsan etmiştim. Ben havarilere “vahyetmiştim”, yani ilham etmiştim, kalplerine bana ve peygamberime iman etmeleri ilhamını yerleştirmiştim. Veya senin ağzından, senin vasıtanla onlara vahyetmiştim. Yani Allah’tan sana gelen vahiy ile onlara emretmiştim, onlar da bu emri kabul ederek boyun eğmiş ve: “İman ettik, müslümanlar olduğumuza şahit ol, demişlerdi.” Böylelikle zahiren, salih ameller ile emre itaat etmeyi kapsayan İslâm’ı ve kişiyi münafıklıktan ve iman zafiyetinden kurtaran batınî imanı bir arada ifade ettiler.
Havariler, ensar/yardımcılar demektir. Nitekim Meryem oğlu İsa aleyhisselam havarilere: “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kim olacak? demiş, Havariler de: Biziz Allah yardımcıları, demişlerdi.” (es-Saff, 61/14)
112. “Bir vakit Havariler: “Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” Yani üzerinde yiyecek şeyler bulunan bir sofra indirebilir mi? “dediler.” Onların bu şekilde soru sormaları, Yüce Allah’ın kudreti ve buna güç yetirebilmesi hususunda herhangi bir şüpheden ileri gelmiyordu. Onların sözlerinde bir teklif ve edebe riâyet eden bir üslup görülmektedir. Bu gibi mucizelerin gösterilmesini istemek, hakka bağlılığa aykırıdır. Havarilerden sadır olan bu sözlerin böyle bir şeyi vehmettirme ihtimali bulunduğundan dolayı İsa aleyhisselam onlara öğüt vererek: “Eğer mümin iseniz, Allah’tan korkup sakının, dedi.” Çünkü mü’min bir kimsenin sahip olduğu iman, Allah’ın emrine itaat etmesini ve sonra ne olacağı belli olmayan türden bir takım mucizelerin gösterilmesi talep etmemesini gerektirir.
113. Havariler bu istekte bulunmaktan maksatlarının böyle olmadığını, aksine iyi bir maksatla ona ihtiyaç duyduklarından dolayı bu talepte bulunduklarını haber verdiler ve “dediler ki: Biz istiyoruz ki o sofradan yiyelim”; bu onların sofraya ihtiyaçlarının bulunduğuna delildir. Gözlerimizle bakacağımız mucizeleri görelim de “kalplerimiz” iman ile “tatmin olsun” daha önce ilme’l-yakîn olan imanımız böylelikle ayne’l-yakîn olsun. Nitekim İbrahim el-Halil aleyhisselam da Yüce Rabbinden, ölüleri nasıl dirilttiğini kendisine göstermesini isteyince: “(Rabbi:) İnanmadın mı yoksa? buyurdu, o da: İnandım, fakat kalbimin tatmin olması için demişti.” (el-Bakara, 2/260)
Kulun her zaman için ilminin, yakînin ve imanının artmasına ihtiyacı vardır. Bundan dolayı Allah azze ve celle: “Senin bize doğru söylediğini (yakinen) bilelim” dediklerini aktarmaktadır. Yani senin getirdiklerinin doğru, hak ve gerçek olduğunu bilelim. “ve ona şahitlik edenlerden olalım.” Böylelikle bu, bizden sonrakiler için de bir maslahat olsun. Biz senin doğruluğuna şahit olalım da bu yolla başkalarına karşı delil ortaya konmuş olsun ve senin doğruluğunun delili daha bir pekişsin.
114. İsa aleyhisselam bu sözü işitip de onların maksatlarını öğrenince onların isteklerini kabul ederek şöyle dedi: “Ey Allah’ım, ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki bizim için hem önceden gelenlerimize, hem sonra geleceklerimize bir bayram ve senden bir mucize olsun.” Yani sofranın ineceği vakit bu büyük mucizenin hatırlanacağı bir bayram olsun. Bu, iyice bellensin ve zaman boyunca unutulmasın, yıllar geçtikçe hatırlanmaya devam edilsin. Nitekim Allah azze ve celle müslümanların bayramlarını ve belli vakitlerdeki ibadetlerini de ilâhi belgelerini hatırlatan, peygamberlerin sünnetlerine, onların izledikleri dosdoğru yola, Allah’ın üzerlerindeki lütuf ve ihsanına dikkat çeken birer sebep kılmıştır. “Bizi rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” Yani o sofrayı bize bir rızık olarak ihsan et. İsa aleyhisselam bu sofranın indirilmesini birisi kalıcı bir mucize olması şeklindeki dini maslahat, diğeri ise rızık olması şeklindeki dünyevi maslahat olmak üzere iki maslahat için istemişti.
115. “Allah buyurdu ki: “Ben onu size elbette indiririm. Ama ondan sonra içinizden her kim küfre saparsa, ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azap ile azap ederim.” Çünkü o, bu göz kamaştırıcı mucizeyi görmekle birlikte sırf inat ve zulmü dolayısı ile küfre sapmış demektir. Böylece can yakıcı azabı ve çetin cezayı hak etmiş olur.
Yüce Allah hem bu sofrayı indireceği vaadinde bulunmuş hem de eğer küfre sapacak olurlarsa bu azap ile onları tehdit etmiştir. Ancak sofranın indirildiğinden söz etmemiştir. Buna göre onların bunu tercih etmemiş olmaları sebebi ile sofranın inmemiş olma ihtimali vardır. Şu anda hristiyanların elinde bulunan İncillerde bundan hiçbir şekilde söz edilmemesi de buna delalet etmektedir. Ancak Allah’ın vaadettiği gibi bu sofranın indirilmiş olma ihtimali de vardır. Çünkü O, sözünden caymaz. Bu durumda hristiyanların ellerinde bulunan İncillerde bu sofradan söz edilmemesi kendilerine verildiği halde sonradan unuttukları bölümlerden olması sebebiyledir. Yahut da İncil’de bundan söz edilmemiş, bu sadece aralarında sonrakilerin öncekilerden nakledegeldikleri bir bilgi mirası olmuştur. Bu yüzden de Allah azze ve celle bununla yetinerek ayrıca İncil’de bundan söz etmemiş olabilir. Nitekim Yüce Allah’ın: “ve biz de ona şahitlik edenlerden olalım” buyruğu da buna delil teşkil etmektedir. Durumun gerçek mahiyetini en iyi bilen Allah’tır.
116. “Allah: “Ey Meryem oğlu İsa, insanlara Allah’ı bırakıp da beni ve anamı iki ilâh edinin, diye sen mi söyledin?” diyeceği zaman…” Bu buyruk, “Şüphesiz Allah, üçün üçüncüsüdür” diyen hristiyanlara bir azarlamadır. Yüce Allah bu sözü İsa’ya söyleyecek, İsa ise böyle bir sözle ilişkisinin olmadığını belirtip: “Seni” böyle bir çirkin bir sözden ve sana yakışmayan her husustan “tenzih ederim” diyecektir. “Hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yaraşmaz.” Benim niteliklerim arasında yer almayan, haklarım arasında bulunmayan herhangi bir sözü söylemek bana yakışmaz ve bu benim yapabileceğim bir şey değildir. Çünkü ne mukarreb melekler ne mürsel peygamberler ne de onlardan başka herhangi bir yaratılmışın, uluhiyet makamında hakkı yoktur, böyle bir hakka sahip olması, böyle bir hakkı elde etmesi de söz konusu değildir. Aksine bütün kullar Yüce Allah’ın idaresi altındadır. Allah'ın idaresine boyun eğmişlerdir ve hepsi de muhtaç ve acizdirler.
“Şâyet ben onu söylemiş isem zaten sen onu bilirsin. Sen içimde olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilemem.” Zira Sen benim kalbimde olanı benden de iyi bilirsin. “Şüphesiz Sen gaybı en iyi bilensin.” Bu, Mesih aleyhisselam’ın Rabbine hitabında kemal derecesinde edepli olduğunu göstermektedir. Çünkü O: “Ben böyle bir şey söylemedim” dememiştir. Aksine kendisinin o şerefli ve üstün makamına aykırı hiçbir söz söylemeyeceğini ve böyle bir şeyin esasen imkânsız olduğunu haber vererek, Rabbini böyle bir sözden tam anlamı ile tenzih etmiş; sonra da bu husustaki kesin bilgiyi gizliyi de açığı da bilen Allah’a havale etmiştir.
117. Daha sonra İsa İsrailoğullarına neyi emretmiş olduğunu açıkça söz konusu ederek şöyle demiştir: “Ben onlara bana emrettiğinden başkasını söylemedim.” Çünkü ben senin emrine uyan bir kulum. Senin azametine karşı cüretkârlık gösterebilmem ise söz konusu değildir. “Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin” dedim. Yani ben onlara yalnızca Allah’a ibadet etmelerini, dini sadece O’na halis kılmalarını emrettim. Benim bu emrim, Allah’tın dışında beni ve anamı iki ilâh edinmelerini yasaklama anlamı ihtiva ettiği gibi, aynı zamanda benim, senin rububiyetini kabul eden bir kul olduğuma dair bir açıklamayı da ihtiva etmekteydi. Zira ben: O, sizin Rabbiniz olduğu gibi benim de Rabbimdir, dedim.
“Aralarında bulunduğum sürece üzerlerinde şahit idim.” Bu emri kimin yerine getirdiği, kimin de getirmediği hususunda tanıklık ediyordum. “Beni aralarından aldıktan sonra artık onlar üzerinde (tek) gözetleyici Sen oldun.” ve onların sırlarına da gizlediklerine de sen muttali oldun. “Sen her şeye” ilminle, işitmenle, görmenle “şahitsin.” Senin ilmin, ilme konu olan her şeyi; işitmen, işitmeye konu olan her şeyi; görmen de görülebilecek her şeyi kuşatmıştır. Kullarına onların yaptıklarını bildiğin hayra ve şerre göre karşılık, mükâfat veya ceza veren sensin.
118. “Şayet onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın)” Sen onlara kendilerinden daha çok acırsın. Onların hallerini en iyi sen bilirsin. Eğer onlar bile bile azgınlıkta direnen kullar değillerse zaten onlara azap etmezsin. “Eğer onları mağfiret edersen şüphe yok ki Sen Azîzsin” yani sen acizliğinden ve kudretsizliğinden dolayı mağfiret ve affeden değilsin. Mağfireti, kemal derecesindeki izzet ve kudretinden tecelli edensin “Hakîmsin.” Senin hikmetin, günahlarının bağışlanmasını gerektiren sebepleri yerine getiren kimselere mağfiret etmeni gerektirir.
119. “Allah (bütün bunlardan sonra)” Kıyamet gününde kullarının halini, onlardan kimin kurtulacağını, kimin helâk olacağını, kimin bedbaht, kimin de bahtiyar olacağını açıklayarak “buyurur: Bugün doğru olanların doğruluklarının kendilerine fayda vereceği gündür.” Doğru olanlar (sadıklar); sözleri, amelleri ve niyetleri, Sırat-ı müstakim üzere ve hidâyete uygun şekilde dosdoğru olan kimselerdir. Bunlar bu doğruluğun meyvesini Kıyamet gününde Allah subhanehu’nun onları “her şeye gücü yeten mutlak hükümdar nezdindeki doğruluk makamına” (el-Kamer, 54/55) çıkartacağı vakit alacaklardır. İşte bundan dolayı Allah şöyle buyurulmaktadır: “Onlara altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebediyyen kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte en büyük kurtuluş budur.” Yalancılar ise doğru olanların tam zıddıdırlar. Onlar da söyledikleri yalanların ve iftiraların zararını, bozuk amellerinin neticesini göreceklerdir.
120. “Göklerin, yerin ve onlarda ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah’ındır.” Onları yaratan, hem kaderî hükmü gereğince hem şer’î hükmü gereğince hem de amellere karşılık olmak üzere koyduğu cezai hükmü gereğince onları idare edip yöneten O’dur. Bundan dolayı da: “O, her şeye gücü yetendir” buyurmuştur. Hiçbir şey O’nu aciz bırakmaz. Aksine her şey, O’nun meşîetine ve emrine boyun eğmektedir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Göklerin ve yerin mülkü yalnız Allah'ındır. O, o ikisini yaratan ve işlerini idare edendir. Göklerdeki ve yerde bulunan bütün yaratılmışların mülkü O'nundur. O'nun gücü her şeye yeter. Hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz.
Aynı kıssa: Hz. Îsâ · Ortak kavram: Mülk (Egemenlik)
Hani melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah, seni kendi tarafından bir kelime ile müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. Dünyada da,…
Aynı kıssa: Hz. Îsâ · Ortak kavram: Mülk (Egemenlik)
Mesih de, Allah'a yakın melekler de, Allah'a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim Allah'a kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki, O,…
Aynı kıssa: Hz. Îsâ · Ortak kavram: Mülk (Egemenlik)
Eğer dileseydik, içinizden yeryüzünde sizin yerinize geçecek melekler yaratırdık.
Ortak kavram: Kader · Ortak kavram: Kudret ve Ölçü · Ortak kavram: Mülk (Egemenlik)
De ki: "Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil…
Ortak kavram: Kader · Ortak kavram: Kudret ve Ölçü · Ortak kavram: Mülk (Egemenlik)
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Ortak kavram: Kader · Ortak kavram: Kudret ve Ölçü · Ortak kavram: Mülk (Egemenlik)
Andolsun, "Allah, Meryem oğlu Mesih'tir", diyenler kesinlikle kafir oldular. De ki: "Şayet Allah, Meryem oğlu Mesih'i, onun anasını ve yeryüzünde…
Ortak kavram: Mülk (Egemenlik)
(2-4) Hamd, Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah'a mahsustur.
Ortak kavram: Mülk (Egemenlik)
Hani, Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. Onlar, "Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Göklerin, yerin ve içindekilerin otoritesi yalnızca Allah'a aittir. O, her şeye gücü yetendir.
Göklerin, yerin ve içindekilerin hükümranlığı Allah'a aittir! Zira O her şeyi yapmaya kadirdir.
Göklerin, yerin ve içlerindeki her şeyin hükümranlığı Allahındır: O, dilediğini yapmaya kadirdir.
Semalar, arz ve onlarda ne varsa hepsinin varlığı Allah'ındır (Esma'sının manalarının açığa çıkışıdır)! O, her şeye Kaadir'dir.
Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün mülkü Allah'ındır. O, her şeye güç yetirendir.
Göklerin, yerin ve içlerindeki her şeyin mülkiyeti Allah'ındır. O, her şeye hakkıyla kadirdir.
Göklerin, yeryüzünün ve onlarda bulunan her şeyin yönetimi, Allah'a özgüdür. Çünkü O, her şeye Gücü Yetendir.
Göklerin, yerin ve içlerindeki her şeyin mülkiyeti Allah'ındır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin egemenliği ALLAH'a aittir. O'nun gücü her şeye yeter.
Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin egemenliği ALLAH'a aittir. O'nun gücü herşeye yeter.
Bütün o göklerin, yerin ve onlarda olan herşeyin hükümranlığı Allah'ındır. O, herşeye daima gücü yetendir.
Allahındır bütün o Göklerin ve Yerin ve bunlarda ne varsa hepsinin mülkü, ve o her şey'e kadir, daima kadirdir
Göklerin, yerin ve bunların içindekilerin mülkü dipnot 1 Allah'ındır. Ve O, Her Şeye Gücü Yeten'dir.
Göklerin, yerin ve bunların içindekilerin mülkü dipnot 1 Allah'ındır. Ve O, Her Şeye Gücü Yeten'dir.
Göklerin, yerin ve bunların içindekilerin mülkü dipnot 1 Allah'ındır. Ve O, Her Şeye Gücü Yeten'dir.
Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün mülkü Tanrı'nındır. O, her şeye güç yetirendir.
Göklerin, yerin ve içlerinde ne varsa (hepsinin) mülk (-ü tasarruf) u Allahındır. O her şey'e hakkıyle kaadirdir.
Göklerin, yerin ve onlardaki her şeyin mülkü Allah'ındır. Ve O, her şeye Kadir'dir.
(119-120) Allah dedi ki bugün, sözüne bağlılara / sadıklara bağlılıklarının / sadakatlerinin fayda vereceği gündür, onlara altlarından nehirler akan cennetler vardır, oralarda ebedi olarak kalıcıdırlar, Allah onlardan hoşnut oluştur onlarda O’ndan hoşnutlar, işte bu büyük bir başarıdır, semaların, yerin ve bu ikisinin içinde olanların egemenliği / mülkiyeti / (onlar hakkında dilediğini yapabilme özgürlüğü) Allah’a aittir. Ve O her şeyi güç yetirip ayarlayandır.
Göklerin, yerin ve içindekilerin mülkü Allah’a aittir. O her şeye kadirdir.
Göklerin, yerin ve bunlarda bulunan herşeyin mülkü Allah'ındır. O, herşeye kadirdir!
Göklerin, yerin ve onlarda olan her şeyin tüm yetkisi Allah'ındır. O, her şeye bir ölçü koyar dipnot 1 .
Göklerin, yerin ve onlardaki her şeyin hakimi Allah'tır. O, her şeye bir ölçü koymuştur.
Göklerin, yerin ve içindekilerin mülkü Allah’a aittir. O’nun gücü her şeye yeter.
Göklerin, yerin ve içindekilerin hükümranlığı Allah'a aittir. O'nun gücü her şeye yeter.
Göklerin, yerin ve bunlarda bulunanların mülkü/yönetimi Allah'ındır. O'nun her şeye gücü yeter.
To Allah belong the sovereignty and the supreme controlling power of the heavens and the earth- and of all that they comprise. and He is indeed Qadirun over all things.
Control of the heavens and earth and everything in them belongs to God: He has power over all things.
To Allah doth belong the dominion of the heavens and the earth, and all that is therein, and it is He Who hath power over all things.
To Allah belongs the dominion of the heavens and the earth and all that is in them and He has full power over everything.
The kingdom of the heavens and the earth and everything in them belongs to Allah. He has power over all things.
To Allâh belongs the dominion of the heavens and the earth and all that is therein, and He is Able to do all things.
To Allah belongs the kingdom of the heavens and the earth and whatever there is in them, and He has power over all things.
To Allâh belongs the sovereignty of the heavens and the earth and whatever lies in them. and He is the Possessor of full power to do all that He will.
To God belongs the kingdom of the heavens and of the earth, and all that is in them, and He is powerful over everything.
To God belongs the kingdom of the heavens and the earth and everything in them (therefore, saying give to Caesar whatever belongs to him is nonsense as everything belongs to God) and He has power over everything.
God's is the kingdom of the heavens, and the earth, and all that is therein, and He is mighty over all.
To God is the sovereignty of heavens, earth, and all that is in them; and He is capable of all things.
To Allah belongs the Kingdom of the heavens and the earth and whatever is in them; and He has power over all things.
Unto Allah belongs the kingdom of the heavens, and the earth, and all that is therein, and He has Power to do all things.
To Allah (belongs) the Kingdom of the heavens and the earth and whatever is in them; and He is Ever-Determiner over everything.
Unto Allah belongeth the Sovereignty of the heavens and the earth and whatsoever is therein, and He is Able to do all things.
To God belongs all that is in the heavens and the earth, and His the power over everything.
God's is the dominion over the heavens and the earth and all that they contain; and He has the power to will anything.
To Allah ˹alone˺ belongs the kingdom of the heavens and the earth and everything within. And He is Most Capable of everything.
To God is the sovereignty of heavens and Earth and all that is in them; and He is capable of all things.
To GOD belongs the sovereignty of the heavens and the earth, and everything in them, and He is Omnipotent.
To Allah belongs the dominion of the heavens and the earth and whatever is within them. And He is over all things competent.
To God belongs the dominion of the heavens and the earth and what is in them; and He is over all things powerful.
To Allah belongs the Kingdom of the heavens and the earth and everything therein. He has Power over all things and events, and He has appointed due measure for all things.
To Allah belongs the kingdom of the heavens and the earth, and all that is in there, and it is He Who is Able (Khadir) to do all things.
To Allah belongs the kingdom of the heavens and the earth and of whatever lies therein, and He is powerful over everything.
To God is the sovereignty of the heavens and the earth and all that is in them; and He is capable of all things.