Diyanet İşleri
Musa onlara tarafımızdan gerçeği getirince, "Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın" dediler. Fakat kafirlerin tuzağı hep boşa çıkmıştır.
Mü'min suresi
Mü'min suresi, 25. ayet. فَلَمَّا جَآءَهُم بِٱلْحَقِّ مِنْ عِندِنَا قَالُوا۟ ٱقْتُلُوٓا۟ أَبْنَآءَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ وَٱسْتَحْيُوا۟ نِسَآءَهُمْ وَمَا كَيْدُ ٱلْكَٰفِرِينَ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍ
felemmâ câehüm bilḥaḳḳi min `indinâ ḳâlu-ḳtülû ebnâe-lleẕîne âmenû me`ahû vestaḥyû nisâehüm. vemâ keydü-lkâfirîne illâ fî ḍalâl.
Musa onlara tarafımızdan gerçeği getirince, "Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın" dediler. Fakat kafirlerin tuzağı hep boşa çıkmıştır.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Yeryüzünde dolaşın; Mûsâ ve Firavun Mü'min 21–27 3
Bunun sebebi şu idi: Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getiriyorlardı da onlar inkar ediyorlardı. Bu yüzden Allah da onları yakalayıverdi. Şüphesiz O, güçlüdür, cezası da çok şiddetlidir.
(23-24) Andolsun ki biz Musa'yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun'a, Haman'a ve Karun'a gönderdik. Onlar ise; "Bu çok yalancı bir sihirbazdır" dediler.
Musa onlara tarafımızdan gerçeği getirince, "Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın" dediler. Fakat kafirlerin tuzağı hep boşa çıkmıştır.
Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim. (Faydası olacaksa) Rabbini yardıma çağırsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağından korkuyorum."
Musa da, "Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığınırım" dedi.
Firavun ailesinden, imanını gizlemekte olan mü'min bir adam şöyle dedi: "Rabbim Allah'tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Halbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez."
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
25. “O, katımızdan onlara hakkı getirdiğinde” Yüce Allah da tam anlamı ile boyun eğmelerini gerektiren, göz kamaştırıcı mucizeler ile onu desteklemiş olduğu halde onlar, gereğini yapıp bu mucizeler karşısında boyun eğmediler. Yalnızca bunları terk edip yüz çevirmekle kalmadılar, hatta onları inkâr etmek ve sahip oldukları batıllar ile onlara karşı çıkmakla da yetinmediler.
Aksine izledikleri çirkin yol sonunda onları: “Onunla birlikte iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını da sağ bırakın” demek noktasına kadar gittiler. Onlar, bu tuzak ve planlarını uygulayıp da onların oğullarını öldürdüklerinde onların güçlenemeyeceklerini, kölelikleri altında kalmaya ve kendilerine kulluk yapmaya devam edeceklerini zannettiler. “Halbuki kâfirlerin tuzağı, mutlaka boşa çıkar.” Nitekim onların maksatları da istedikleri gibi gerçekleşmedi. Aksine maksatlarının zıddı olan bir musibetle karşı karşıya kaldılar. Allah, kendilerini helâke uğrattı da onlardan tek bir fert kalmamak üzere hepsini yok etti.
Burada Kur’ân üslubundaki bir kaideye dikkat çekelim: Yüce Allah’ın Kitabında muayyen bir kıssa veya muayyen bir konudan söz edildiği vakit bu türden bir incelik çokça geçer. Bu gibi durumlarda eğer Yüce Allah o muayyen kıssa veya konu hakkında yalnızca ona has olmayan bir hükümden bahsedecek olursa, o hükmü, sebebini teşkil eden genel bir vasfa bağlı olarak zikreder ki o hüküm, daha kapsamlı olsun. Böylece onun kapsamına hem o ifadelerde anlatılan husus girsin, hem de o hükmün, anlatılan o muayyen kıssa veya konuya has olduğu vehmi ortadan kalksın.
Bundan dolayı burada da: “Onların tuzağı boşa çıktı” denmeyerek: “Halbuki kâfirlerin tuzağı, mutlaka boşa çıkar” buyurmuştur.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Musa, doğruluğuna delalet eden apaçık delilleri getirdiğinde Firavun şöyle dedi: "Onunla birlikte iman edenlerin oğullarını öldürün. Aşağılamak için kadınlarını hayatta bırakın. Müslümanların sayısını azaltmak için kâfirlerin kurdukları tuzak yok olmaya mahkum ve hiçbir tesiri yoktur."
Aynı kök: نسو (59 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Ortak kavram: Hayat
Hani, sizi azabın en kötüsüne uğratan, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbinizden…
Aynı kök: نسو (59 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Ortak kavram: Hayat
Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: "Sen (sihirbazları cezalandıracaksın da) Musa'yı ve kavmini, bu ülkede fesat çıkarsınlar, seni ve…
Aynı kök: نسو (59 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Ortak kavram: Hayat
Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor,…
Aynı kök: كيد (35 geçiş) · Aynı kök: نسو (59 geçiş)
Kral, "Onu bana getirin" dedi. Elçi, Yusuf'a gelince (Yusuf) dedi ki: "Efendine dön de, ellerini kesen o kadınların derdi ne idi, diye sor. Şüphesiz…
Aynı kök: كيد (35 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Mûsâ
Bunun üzerine Firavun ayrılıp, hilesini kuracak sihirbazlarını topladı, sonra geldi.
Aynı kök: كيد (35 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Mûsâ
"Öyleyse, hilelerinizi toplayın (birbirinize destek olun) sonra sıra halinde gelin. Bu gün üstün gelen muhakkak başarıya ulaşmıştır."
Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Ortak kavram: Hayat
"Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun" dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye…
Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Ortak kavram: Hayat
Buzağıyı ilah edinenlere mutlaka (ahirette) Rablerinden bir gazab, dünya hayatında ise bir zillet erişecektir. İşte biz iftiracıları böyle…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
İşte o (Musa), tarafımızdan kendilerine gerçeği getirince "Onunla birlikte iman edenlerin oğullarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın!" demişlerdi. dipnot 1 (Ama) kâfirlerin tuzağı elbette boşa çıkar. dipnot 2
(Musa) kendilerine tarafımızdan gönderilmiş malum hakikatlerle gelince, "Onun yanında yer alan mü'minlerin kadınlarını sağ bırakıp oğullarını öldürün!" dediler. Kafirlerin entrikası asla hedefine ulaşamayacaktır.
(Firavun'a, ve tebaasına gelince,) Musa onlara Bizden (aldığı) hakikati getirdiğinde "Onun inançlarını benimseyenlerin kadınlarını sağ bırakıp oğullarını öldürün!" dediler. Fakat inkarcıların hilesi hep boşa çıktı.
(Musa) onlara indimizden Hak olarak (Hakk'ı) getirince, dediler ki: "Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını diri bırakın". . . Hakikat bilgisini inkar edenlerin tuzağı boşa çıkar!
Böylece, o, katımızdan kendilerine bir hak ile geldiği zaman, dediler ki: "Onunla birlikte iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın." Ancak kafirlerin hileli düzeni boşa çıkmakta olandan başkası değildir.
İşte o (Musa), tarafımızdan kendilerine hakkı getirince : Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınları sağ bırakın! dediler. Ama kâfirlerin tuzağı elbette boşa çıkar.
Sonunda, Bizim katımızdan gerçekle onlara geldiğinde, şöyle dediler: "Onunla birlikte inananların oğullarını öldürün, kadınlarını da sağ bırakın!" Oysa nankörlük edenlerin tasarladıkları boşunadır.
İşte Musa, tarafımızdan kendilerine hakkı getirince, "Onunla beraber, iman edenlerin erkek çocuklarını öldürünüz, kadınlarını sağ bırakınız!" dediler. Ama kafirlerin tuzağı elbette boşa çıkar.
Onlara bizden bir gerçeği götürünce, "Onunla birlikte iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını ise utandırın" dediler. İnkarcıların planı hep sapıkçadır. dipnot 1
Onlara bizden bir gerçeği götürünce, 'Onunla birlikte inananların oğullarını öldürün, kadınlarını ise yaşatın,' dediler. İnkarcıların planı hep sapıkçadır.
Bunun üzerine kendilerine tarafımızdan gerçeği getirince de: "Onunla beraber iman etmiş olanların oğullarını öldürün, kadınlarını diri bırakın!" dediler. Kafirlerin düzeni (tuzağı) hep dalal (sapkınlık) içindedir.
Bunun üzerine kendilerine tarafımızdan hakkı getiriverince de onunla beraber iyman etmiş olanların oğullarını öldürün, kadınlarını diri tutun dediler, kafirlerin düzeni de hep dalal içinde
Böylece katımızdan Hakk ile geldiği zaman onlar: "Onunla birlikte iman eden kimselerin oğullarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın." dediler. Kafirlerin düzeni, sapkınlığa düşmekten başka bir şey değildir.
Böylece katımızdan hakk ile geldiği zaman onlar: "Onunla birlikte iman eden kimselerin oğullarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın." dediler. Kafirlerin düzeni, sapkınlığa düşmekten başka bir şey değildir.
Böylece katımızdan hakk ile geldiği zaman onlar: "Onunla birlikte iman eden kimselerin oğullarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın." dediler. Gerçeği yalanlayan nankörlerin düzeni, sapkınlığa düşmekten başka bir şey değildir.
Böylece o, katımızdan kendilerine bir hak ile geldiği zaman dediler ki: "Onunla birlikte inananların erkek çocuklarını öldürün, kadınlarını ise sağ bırakın." Ancak kafirlerin hileli düzeni boşa çıkmakta olandan başkası değildir.
İşte o, tarafımızdan kendilerine hakkı getirince: "Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün. (Yalnız) kadınları diri bırakın" dediler. Kafirlerin düzeni heder olmakdan başka (bir şey'e mahkum) değildir.
O, katımızdan kendilerine hakkı getirince: Onunla beraber iman etmiş olanların oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın, dediler. Kafirlerin düzeni hedef olmaktan başka bir şey değildir.
(23-52) Kesin olan şu ki, Musa’yı ayetlerimizle ve açık delillerimizle Firavun’a, Haman ve Karun’a gönderdik. (Musa’ya) yalancı ve sihirbaz dediler. Onlar a yanımızdan hakikati getirince de onunla beraber olan iman edenlerin, oğullarını öldürün kadınlarını hayatta bırakın dediler , Kafirlerin entrikası / tuzak planı ancak ve ancak sapar. (Hedefini bulmaz), Firavun dedi ki, bırakın beni Musa’yı öldüreyim, O da Rabbini çağırsın , dininizi değiştirmesinden / bir başka dinle mübadele etmesinden yahut arzda bozgun çıkarmasından kesinlikle korkuyorum. Musa dedi ki kibirlenenlerin ve hesap gününe iman etmeyenlerin her birinden Rabbime, sizin de Rabbiniz olana sığındım. Firavun’un a ilesinden imanını gizlemiş mümin bir adam dedi ki (Musa, Harun iki kişi idi bu gelen destek ile üç oldular, destek önemli) Rabbim Allah’tır demesi dolayısıyla bir adam mı öldüreceksiniz? (Adam öldürmek bu kadar kolay mı?) Üstelik size Rabbinizden açıklamalar / beyanatlar getirmiş! Eğer ki yalancı ise yalanı kendi aleyhine, eğer ki doğru sözlü ise bazılarınıza vadettiği isabet edebilir, Muhakkak Allah, savurgan kişiyi / israf edeni ve yalancı kimseyi yola yönlendirmez / hidayet etmez. Ey kavmim bugün göründüğü kadarıyla arzda mülk sizin / idari inisiyatif ve yetki sizde. Bize Allah’tan bir hışım / be’s gelirse, bize kim yardım eder ki? Firavun dedi ki size ne görüyorsam ancak onu gösteririm, sizi de ancak ve ancak yetişkinlik yoluna / rüşt yoluna yönlendiriyorum. İman eden kişi de dedi ki Ey kavmim Hizipler gününün / taraftarlar gününün bir benzerinin size gelmesinden korkarım, tıpkı Nuh kavminin Ad’ın ve Semud’un ve onlardan sonrakilerin başına gelenler gibi, Allah’ın kullarına zulmetmek gibi bir dileği / muradı yoktur. Ey kavmim size bağrışıp çığrışma gününün üzerinize gelmesinden , arkasını dönüp kaçış gününden korkuyorum , Allah’tan sizi kurtara n / asım yoktur. Allah kimi saptırır ise onu yola sokacak yoktur. Kesin olan şu ki önceden Yusuf’ta size açıklamalarla / beyanatlarla gelmişti, O’nun size getirdiklerinden şüpheye düşerek yanıldınız / (zelle) hatta helak olduğu zaman / öldüğü zaman da Allah bundan sonra resul falan yaratmaz dediniz, böylece Allah sizden savurgan / müsrif ve şüpheci olanları / mürteb olanları saptırdı. (Ama Yusuf’tan sonra Musa geldi) Kendilerine verilmiş bir delil dayanağı /bir ispat / bir sultan olmadan Allah’ın ayetleri hakkında mücadele ederler, bu, Allah’ın ve iman edenlerin yanında büyük bir nefret kaynağıdır, Allah büyüklenenin ve zorbanın / cebbarın bu şekilde kalbini kilitler / mühürler. Firavun dedi ki Ey Haman, bana bir kule yap / sarh yap, umarım sebeplere / nedenlere ulaşabilirim, göklerin sebeplerine ulaşabilirim, Musa’nın ilahını kavrarım / muttali olurum , ben O’nun kesinlikle yalancı olduğunu sanıyorum / zannediyorum, böylece kötü faaliyeti / ameli Firavun’a süslü gösterildi, yoldan saptırıldı, Firavunun tuzağı, ziyan olur / tebab olur. İman eden kişi dedi ki Ey kavmim bana uyun ki sizi yetişkin eden yola yönlendireyim, ey kavmim bu dünya hayatı geçimliktir / metalıktır, kesinlikle Ahiret ise varıp kalınacak / karar edilecek yurttur , kim kötülük işlerse sadece misliyle karşılığını bulur , Mümin kadın yahut erkek kim de ıslah edici faaliyetler icra ederse, işte onlar cennete girecekler, hesapsız bir şekilde orada rızıklandırılacaklar / erzaklandırılacaklar. Ey kavmim ben sizi kaçıp kurtulmaya / necate davet ediyorum, siz ise beni ateşe davet ediyorsunuz , Beni, Allah’ı yok saymaya / Allah’a küfretmeye davet ediyorsunuz, hakkında herhangi bir bilgi olmayan / ilim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya davet ediyorsunuz, ben de sizi saygıdeğer olana, çok defa bağışlayana çağırıyorum / davet ediyorum. Besbelli ki sizin beni çağırdığınız şeyin dünyada ve ahirette davet edilecek bir hakikati yok , kesinlikle dönüşümüz Allah’adır , kesinlikle savurganlar / müsrifler de ateşin halkıdır. Benim size dediklerimi ileride hatırlayacaksınız, ben işim i Allah’a havale ediyorum / üfevvizu ilallah, Allah kullarını görendir, Allah’ta, kurdukları tuzağın kötülüğünden, onu (kavimden mümin olan kişiyi) korudu. Firavun ailesinin başına da azabın kötüsü geldi. Ateş! .... Sabah akşam ona sunulurlar / arz edilirler, saatin / (kıyamet saatinin) ortaya çıktığı günde Firavun ailesini, azabın şiddetlisine atınız. Ateşte tartışma içindeyken, zayıf bırakılanlar / mustazaflar büyüklenenlere diyecekler ki; biz kesinlikle sizlere tabi olduk , Ateşten bize isabet edeni / nasip olanı bizden savabilir misiniz? Büyüklenenler de diyecekler ki; muhakkak ki hepimiz onun içindeyiz / ateşin içindeyiz, kulları arasında hakem olan / karar verecek olan Allah’tır. Ateş içinde olanlar cehennem bekçilerine derler ki Rabbinize çağrıda bulunun, bir gün bile olsa azabı bizden hafifleştirsin. (Bu kadarını da mı? yapmaz) Derler ki (bekçiler) size Resuller açıklamalarla / beyanatlarla gelmediler mi? Dediler ki evet (geldiler) peki onlara çağrı da bulunun (bizi aracı kılmayın) Kafirlerin çağrısı / duası ise ancak ve ancak sapmıştır (hedefini bulmaz) Kesinlikle biz, Resullerimize ve iman edenlere, dünyada ve şahit olunacak kıyam gününde / kalkış gününde yardım edeceğiz / nusret edeceğiz. O gün kafirlere, özür beyanları / mazeretleri bir fayda sağlamayacak, onlara lanet vardır, onlara kötü bir yurt vardır.
Böylece o, kendilerine tarafımızdan hakkı getirince; "Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın." dediler. Fakat kâfirlerin tuzağı hep boşa çıkmıştır.
(Musa,) Onlara katımızdan hakkı getirince: "Onunla beraber inananların oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın!" dediler. Fakat kafirlerin tuzağı hep boşa çıkar.
Musa onlara, katımızdan gerçeklerle gelince de şöyle dediler: "Onunla birlikte inanıp güvenenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını ise sağ bırakın dipnot 1 ." Halbuki kafirlerin oyunu boşa çıkar dipnot 2 .
Onlara, katımızdan verilen gerçeklerle gelince dediler ki "Onun yanındaki müminlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın." Ama gerçekleri görmezlikten gelenlerin tuzakları boştur.
Onlara kendi katımızdan gerçeği getirdiği vakit, Onunla birlikte iman edenlerin oğullarını öldürüp, kadınlarını sağ bırakın, demişlerdi. Kâfirlerin tuzağı elbette boşa çıkar.
Onlara kendi katımızdan gerçeği getirdiği halde: -Onunla birlikte iman edenlerin oğullarını öldürüp, kadınlarını sağ bırakın, demişlerdi. Oysa kafirlerin tuzağı ancak boşa gitmeye mahkumdur.
Musa, katımızdan hakkı onlara getirince, şöyle dediler: "Onunla beraber iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın!" Ama inkarcıların tuzağı hep boşa çıkmıştır.
And when he presented them with tile truth from heaven's realm, the truth evincing both the truth of his mission and that of his message, they decided to take vengeance on those whom they considered deluded wretches, and so they proclaimed: "Slay the progeny of those who fell with him into line and spare their women". But the plan devised by those who refuse to acknowledge Allah attains no end.
When he brought the truth to them from Us, they said, ‘Kill the sons of those who believe with him; spare only their women’- the scheming of those who reject the truth can only go wrong-
Now, when he came to them in Truth, from Us, they said, "Slay the sons of those who believe with him, and keep alive their females," but the plots of Unbelievers (end) in nothing but errors (and delusions)!...
When Moses brought them the Truth from Us they said: "Kill the sons of all the believers who have joined him, but spare the women." dipnot 1 The guile of the unbelievers always ends in vain. dipnot 2
When he brought them the truth from Us they said, ‘Slaughter the sons of those who have iman with him but let their women live. ’ The stratagems of the kafirun are nothing but errors.
Then, when he brought them the Truth from Us, they said: "Kill the sons of those who believe with him and let their women live"; but the plots of disbelievers are nothing but in vain!
So when he brought them the truth from Us, they said, ‘Kill the sons of the faithful who are with him, and spare their women. ’ But the stratagems of the faithless only go awry.
So when he brought them the truth from Us they said, `Go on slaying the sons of those who have believed and joined with him, and go on sparing their womenfolk to make them immodest. ' But futile are the schemes of the disbelievers (and ever bound to fail).
And when he brought them the truth from Us, they said, 'Slay the sons of those who believe with him, and spare their women. ' But the guile of the unbelievers is ever in error.
When Moses presented his Divine message, they said: "Kill Moses along with the sons of all believers and spare their daughters for our pleasure. " The most horrible scheme of the disbelievers, however, is too weak to cover the message of God [as their plan did not even reach to the level of execution].
and when they came to them with truth from us, they said, 'Kill the sons of those who believe with him, and let their women live!' but the stratagem of the misbelievers is only in error!
Then, when the truth came to them from Us, they said, "Kill the children of those who acknowledged with him, and shame their women." But the scheming of the ingrates is always in error.
And when he came unto them with the truth from Us, they said, slay the sons of those who have believed with him, and save their daughters alive: But the stratagem of the infidels was no other than vain.
So when he brought to them the truth from Us, they said, "Slay the sons of those who believe with him and keep their women alive. " But the plots of unbelievers come to nothing but errors (and delusions).
Then as soon as he came to them with the Truth from Our Providence, they said, "Kill the sons of the ones who have believed with him, and (spare) alive their women. " And in no way can the plotting of the disbelievers (end) except in error.
And when he brought them the Truth from Our presence, they said: Slay the sons of those who believe with him, and spare their women. But the plot of disbelievers is in naught but error.
And when he brought the truth to them from Us, they said: "Slay the sons of those who believe with him, and spare their women. " But the unbelievers' stratagem is bound to fail.
Now [as for Pharaoh and his followers, ] when he came to them, setting forth the truth from Us, they said, "Slay the sons of those who share his beliefs, and spare [only] their women!" - but the guile of those deniers of the truth could not lead to aught but failure.
Then, when he came to them with the truth from Us, they said, "Kill the sons of those who believe with him and keep their women." But the plotting of the disbelievers was only in vain.
Then, when the truth came to them from Us, they said: "Kill the children of those who believed with him, and rape their women. " But the scheming of the rejecters is always in error.
And when he showed them the truth from us, they said, "Kill the sons of those who believed with him, and spare their daughters." Thus, the scheming of the disbelievers is always wicked.
And when he brought them the truth from Us, they said, "Kill the sons of those who have believed with him and keep their women alive. " But the plan of the disbelievers is not except in error.
And when he brought them the truth from Us, they said: “Kill the sons of those who heed warning with him, and spare their women.” But the plan of the false claimers of guidance is only in error.
Now when he brought them the Truth from Our Presence, they said, "Kill the sons of those who have come to believe with him and spare their women!" But the scheme of the rejecters came to naught. (2:49), (7:127).
Then, when he came to them in Truth, from Us, they said: "Kill the sons of those who believe with him, and keep alive their females," but the plans of the unbelievers (end) in nothing but mistakes (and delusions)!
And when he brought them the truth from Us, they said, "Kill the sons of those who have accepted faith with him, and spare the lives of their women." But the plot of the disbelievers is nothing but a failure.
Then, when the truth came to them from Us, they said: "Kill the children of those who believed with him, and rape their women." But the planning of the rejecters is always in error.