Diyanet İşleri
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, gölgeler içinde ve pınar başlarındadırlar.
Mürselât suresi · 41–50. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Mürselât suresi, 41. ayet. إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍ وَعُيُونٍ
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, gölgeler içinde ve pınar başlarındadırlar.
(41, 42) Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar), gölgelerde, (su) kaynaklarında ve canlarının çektiği her tür meyve(lik)lerde olacaklardır.
Şüphe yok ki muttakiler (huzur veren) gölgeler altında ve (ebedi saadetin) kaynağında bulunacaklar;
(Ama,) Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlar, (serin) gölgeler altında ve pınarlar arasında oturacaklar,
Muhakkak ki müttekiler (korunmuşlar), gölgelerin ve kaynakların içindedirler.
Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar başlarındadır;
Şüphesiz (o gün) takvâ sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında,
Kuşkusuz, sorumluluk bilinci taşıyanlar, gölgelerde ve pınar başlarındadır.
- Şüphesiz o gün, takva sahipleri, gölgelerde ve pınar başlarında, canlarının çektiğinden çeşit çeşit meyveler arasında olacaklardır.
Erdemliler gölgeliklerde ve pınarlar arasında...
Erdemliler gölgeliklerde ve pınarlar arasında...
Şüphesiz ki takva sahipleri gölgeliklerde pınar başlarında
Şübhesiz ki (korunan) müttakiler gölgelerde, kaynaklarda
Takva dipnot 1 sahipleri gölgelerde ve pınar başlarındadırlar.
Takva sahipleri dipnot 1 gölgelerde ve pınar başlarındadırlar.
Takva sahipleri dipnot 1 gölgelerde ve pınar başlarındadırlar.
Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar başlarındadır.
(41-42) Hakıykat, takva saahibleri gölgeler, pınarlar ve canları ne isterse onlardan bir çok meyveler içindedirler.
Muhakkak ki muttakiler, gölgeliklerde ve pınarlardadırlar.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
Şüphesiz ki takva sahipleri, gölgelerde pınar başlarındadır.
Korunanlar ise gölgeler altında, çeşme başındadırlar.
Yanlışlardan sakınanlar dipnot 1 ise gölgeliklerde ve pınar başlarında, dipnot 2
Kendini koruyanlar dipnot 1 gölgeliklere, pınar başlarına gidecekler.
Allah’tan sakınanlar ise gölgeler içinde ve pınar başlarındadır.
Allah'tan sakınanlar ise gölgeler ve pınar başlarındadır.
Takvaya sarılanlar gölgeler altında, su kaynaklarındadır.
Mürselât suresi, 42. ayet. وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
Canlarının çektiği meyveler içerisindedirler.
(41, 42) Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar), gölgelerde, (su) kaynaklarında ve canlarının çektiği her tür meyve(lik)lerde olacaklardır.
ve canlarının istediği her şey, onları neşe ve zevke gark edecek;
ve canlarının istediği her meyve(den tadacaklar);
Canlarının çektiklerinden meyvelerle!
Ve canlarının çekip arzu ettiği meyveler (arasındadırlar).
canlarının çektiğinden çeşit çeşit meyveler (arasında olacaklardır.)
Ve canlarının istediği meyveler.
- Şüphesiz o gün, takva sahipleri, gölgelerde ve pınar başlarında, canlarının çektiğinden çeşit çeşit meyveler arasında olacaklardır.
Ve canlarının çektiği meyveler...
Ve canlarının çektiği meyvalar...
ve canlarının istediğinden meyveler içindedirler.
Ve canlarının istediğinden meyveler içindedirler
Ve canlarının çektiği meyveler.
Ve canlarının çektiği meyveler.
Ve canlarının çektiği meyveler.
Ve canlarının çekip arzu ettiği meyveler (arasındadırlar).
(41-42) Hakıykat, takva saahibleri gölgeler, pınarlar ve canları ne isterse onlardan bir çok meyveler içindedirler.
Ve canlarının istediğinden meyveler.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
Ve canlarının çekip-arzu ettiği meyveler (arasındadırlar).
Gönüllerinin çektiği meyvalar içindedirler.
canlarının çektiği meyveler içinde olacaklar dipnot 1 .
Orada canlarının istediği meyveler olur.
Arzu ettikleri meyveler…
Arzu ettikleri meyveler..
Canlarının çektiği meyvelerle yanyanadırlar.
Mürselât suresi, 43. ayet. كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
"Yapmakta olduğunuz şeylere karşılık afiyetle yiyin için."
(Onlara) "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyip için" (denecektir).
(onlara) "Yaptıklarınıza karşılık olarak yiyin, için, afiyet olsun!" (deriz).
(ve onlara:) "(Hayatta iken) yaptıklarınızın karşılığı olarak afiyetle yiyip için!" denilecek.
"Yaptığınız çalışmalardan dolayı afiyetle yeyin ve için!"
Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere, afiyetle yiyin ve için.
(Kendilerine:) «İşlediklerinizin karşılığı olarak şimdi âfîyetle yiyin için» (denir).
"Yaptıklarınıza karşılık, afiyetle yiyin ve için!"
- Kendilerine, "Yaptıklarınızın karşılığı olarak şimdi afiyetle yiyiniz, içiniz" denilecektir. İşte biz, güzel amel yapanları böyle ödüllendiririz.
Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyip için.
Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyip için.
Yaptığınız işlere karşılık yiyin, için; afiyet olsun!
Yeyin, için afiyet olsun işlediğiniz amellere mukabil
Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin ve için.
Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin ve için.
Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin ve için.
Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere, afiyetle yiyin ve için.
(Şöyle denilir): "İşlemiş olduğunuz (iyi) amel (ve hareketlere mukaabil afiyetle yeyin, için".
İşlediklerinize karşılık afiyetle yeyin, için.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
Yaptığınız ameller sebebi ile afiyetle yiyin, için.
"Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için!"
(Onlara şöyle denecektir:) "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için! dipnot 1 "
"Yaptıklarınıza karşılık, gönül rahatlığıyla yiyip için." (denir)
Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için!
-Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için.
"Yapıp ürettiklerinize karşılık olarak afiyetle yiyip için."
Mürselât suresi, 44. ayet. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Şüphesiz biz iyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.
Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz. dipnot 1
Elbet Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!"
İyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz;
Doğrusu biz muhsinleri (müşahedelerinde Hak'tan gayrı bulunmayanları) böylece cezalandırırız!
Elbette biz, 'iyi ve güzel' davrananları işte böyle ödüllendiririz.
İşte, biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.
Kuşkusuz, güzel davrananları, işte böyle ödüllendiririz.
- Kendilerine, "Yaptıklarınızın karşılığı olarak şimdi afiyetle yiyiniz, içiniz" denilecektir. İşte biz, güzel amel yapanları böyle ödüllendiririz.
İyi davrananları işte böyle ödüllendiririz.
İyi davrananları işte böyle ödüllendiririz.
İşte Biz güzellik yapanları böyle karşılarız!
İşte biz muhsinleri böyle karşılarız
İyi olanları işte böyle ödüllendiririz.
İyi olanları işte böyle ödüllendiririz.
İyi olanları işte böyle ödüllendiririz.
Elbette biz, 'iyi ve güzel' davrananları işte böyle ödüllendiririz.
"Şübhe yok ki biz iyi hareket edenleri böyle mükafatlandırırız".
Şüphesiz ki Biz; ihsan edenleri böyle mükafatlandırırız.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
"Biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız."
Biz, güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz dipnot 1 .
Biz, güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
İşte böyle ödüllendiririz biz, güzellikler sergileyenleri!
Mürselât suresi, 45. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün vay yalanlayanların haline!
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Ne ki o gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
(ama) o Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
O süreçte yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Yalanlayanların; o gün, vay başlarına gelene!
O gün, ahiretteki ödülü yalanlayanların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Vay haline o gün yalan diyenlerin
O Gün, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
(Cenneti) yalan sayanların o gün vay haline!
Vay haline o gün, yalanlayanların.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
O gün yalanlayanların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
O gün yalancılar çok çekecekler.
Yalanlayanların o gün vay haline!
Yalanlayanların o gün vay haline!
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Mürselât suresi, 46. ayet. كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ
Ey inkar edenler! (Dünyada) yiyin ve birazcık yararlanın! Şüphesiz sizler suçlularsınız.
(Suçlulara şöyle denecektir:) "Yiyin, (dünyadan) biraz daha yararlanın! (Bilin ki) siz suçlusunuz."
Siz de (dünyada) yiyip için ve geçici hazların sefasını sürün (ey yalanlayanlar)! Çünkü siz, günahı hayat tarzı haline getirdiniz.
(Doyuncaya) kadar yiyip için ve biraz sefanızı sürün, siz ey günahkarlar!
"Yeyin ve azıcık keyif sürün (dünyada). . . Muhakkak ki siz suçlularsınız!"
(Sizler de dünyada) Yiyin ve biraz yararlanın. Çünkü siz, suçlu günahkar kimselersiniz.
(Ey inkârcılar!) yiyiniz, (dünyadan) faydalanınız biraz! Gerçek şu ki, sizler suçlusunuz!
Yiyin ve biraz yararlanın bakalım. Kuşkusuz, suçlusunuz.
- Yiyiniz, azıcık sefa sürünüz; siz suçlusunuz. O gün, kıyametin kopacağını yalanlayanların vay haline!
Yiyiniz ve geçici olarak eğleniniz; siz suçlularsınız.
Yiyiniz ve geçici olarak eğleniniz; siz suçlularsınız.
Kısa bir süre yiyin, zevkedin! Çünkü suçlularsınız!
Yeyin, zevk edin biraz, çünkü mücrimlersiniz
Yiyin ve yararlanın biraz. Siz suçlularsınız. dipnot 1
Yiyin ve yararlanın biraz. Siz suçlularsınız. dipnot 1
Yiyin ve yararlanın biraz. Siz suçlularsınız. dipnot 1
(Sizler de dünyada) Yiyin ve biraz yararlanın. Çünkü siz, suçlu günahkar kimselersiniz.
(Ey kafirler, dünyada) yeyin, biraz faidelenin! Şübhesiz ki siz günahkarlarsınız.
Yeyin ve biraz eğlenin. Doğrusu sizler suçlularsınız.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
Yiyin ve biraz yararlanın; muhakkak ki siz günahkârlarsınız.
"Yeyin, azıcık sefa sürün, siz suçlularsınız!"
"(Ey yalancılar, dünyada iken) Yiyin, biraz keyfini sürün! Sizler gerçekten suçlu kimselersiniz. dipnot 1 "
"Ey yalancılar! Biraz daha yiyip için, keyfinize bakın. Sizler suçlusunuz."
Yiyin ve azıcık faydalanın, nasılsa siz suçlusunuz!
-Yiyin ve azıcık faydalanın, nasılsa siz suçlusunuz!
Yiyin ve birazcık nimetlenin. Suçlularsınız siz.
Mürselât suresi, 47. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün vay yalanlayanların haline!
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
(Ama) o Gün, vay haline hakikati yalanlayanların!
O süreçte yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Yalanlayanların; o gün, vay başlarına gelene!
- Yiyiniz, azıcık sefa sürünüz; siz suçlusunuz. O gün, kıyametin kopacağını yalanlayanların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Vay haline o gün yalan diyenlerin
O Gün, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
(Ebedi nimeti) yalan sayanların vay o gün haaline!
Vay haline o gün, yalanlayanların.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
O gün, yalanlayanların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
O gün yalancılar çok çekecekler.
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Vay haline o gün yalanlayanların!
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Mürselât suresi, 48. ayet. وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ
Onlara, "Rüku edin (namaz kılın)" dendiği zaman rüku etmezler.
Onlara "(Allah'a) boyun eğin!" dendiğinde boyun eğmezler.
Zira onlara Allah'ın huzurunda saygıyla eğilin denildiğinde eğilmezler.
Ve onlara "(Allah'ın huzurunda) baş eğin!" denildiğinde buna uymazlar:
Onlara (müşriklere): "Boyun eğin" denildiğinde, rüku etmezler!
Onlara: "Rüku edin" denildiği zaman, rüku etmezler.
Onlar, kendilerine: «Allah'ın huzurunda eğilin!» denildiği vakit eğilmezler.
Çünkü "Eğilin!" denildiğinde eğilmezler.
-Kendilerine "Allah'ın huzurunda eğiliniz" dendiğinde, eğilmezler. O gün, Allah'a ibadeti yalanlayanların vay haline!
Onlara eğilin dendiğinde eğilmezler.
Onlara eğilin dendiğinde eğilmezler.
(Yerken, içerken de) onlara "Rüku edin!" denildiği zaman, rüku etmezler.
Yerler, içerler de rüku' edin denildiği zaman onlara, rüku' etmezler
Onlara, "Ruku dipnot 1 edin." denildiği zaman ruku etmezler.
Onlara, "Ruku dipnot 1 edin." denildiği zaman ruku etmezler.
Onlara, "Ruku dipnot 1 edin." Denildiği zaman ruku etmezler.
Onlara: "Rüku edin" denildiği zaman, rüku etmezler.
Onlara "(Allahın huzuurunda) eğilin" denildiği zaman eğilmezler.
Onlara; rüku edin, denildiği zaman, rüku'a varmazlar.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
Onlara; “Rükû edin!” denildiği zaman rükû etmezlerdi.
Onlara: "Rüku' edin" dendiği zaman rüku' etmezler.
Onlara, "(Allah'a) boyun eğin!" denince boyun eğmezler dipnot 1 .
Onlara, "Allah'a boyun eğin!" denince boyun eğmiyorlar.
Onlara, “Rükû edin!” denildiği zaman, rükû etmezlerdi.
Onlara: -Boyun eğin denildiği zaman boyun eğmiyorlardı.
Onlara, "ruku' edin!" dendiğinde ruku etmezler.
Mürselât suresi, 49. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün vay yalanlayanların haline!
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
O gün vay haline hakikati yalanlayanların!
o Gün, vay haline hakikati yalanlayanların!
O süreçte yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Yalanlayanların; o gün, vay başlarına gelene!
-Kendilerine "Allah'ın huzurunda eğiliniz" dendiğinde, eğilmezler. O gün, Allah'a ibadeti yalanlayanların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Vay haline o gün yalan diyenlerin
O Gün, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
(Emr-ü nehyi) yalan sayanların o gün vay haaline!
Vay haline o gün, yalanlayanların.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
O gün yalanlayanların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
O gün yalancılar çok çekecekler.
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Vay haline o gün yalanlayanların!
Vay haline o gün, yalanlayanların.
Mürselât suresi, 50. ayet. فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ
Onlar artık ondan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?
Bundan (Kur'an'dan) sonra artık hangi söze inanacaklar ki! dipnot 1
Haydi (buna inanmadılar), iyi de, bundan böyle hangi habere inanacaklar!
Peki, bundan sonra, başka hangi habere inanacaklar?
Artık Ondan (Kuran'ın verdiği bu büyük haberden) sonra hangi söze iman ederler?
Artık onlar, bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Onlar artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?
Bundan sonra, artık, hangi söze -hadise- inanacaklar?
Onlar, bundan başka hangi söze inanacaklar?
Artık bundan sonra hangi hadisi (sözü) onaylıyorlar?
Artık bundan sonra hangi hadise (söze) inanırlar?
Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Artık bundan başka hangi hadise dipnot 1 inanacaklar?
Artık bundan başka hangi hadise dipnot 1 inanacaklar?
Artık bundan başka hangi söze inanacaklar? dipnot 1
Artık onlar, bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar onlar?
Bundan sonra artık hangi söze inanacaklar?
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
Onlar bundan (Kur'an'dan) sonra artık hangi söze iman edecekler?
Onlar bun(a inanmadık)dan sonra hangi hadise (söze) inanacaklar?
Onlar bundan /Kur'an'dan sonra artık hangi söze inanacaklar! dipnot 1
Bunlar artık hangi söze inanırlar!
Onlar artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze iman edecekler?
Bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Artık bundan sonra hangi hadise/söze iman edecekler?
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.