Diyanet İşleri
Belkıs gelince, "Senin tahtın böyle mi?" denildi. O da, "Sanki o! Fakat zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz teslimiyet göstermiştik" dedi.
Neml suresi
Neml suresi, 42. ayet. فَلَمَّا جَآءَتْ قِيلَ أَهَٰكَذَا عَرْشُكِ قَالَتْ كَأَنَّهُۥ هُوَ وَأُوتِينَا ٱلْعِلْمَ مِن قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمِينَ
felemmâ câet ḳîle ehâkeẕâ `arşük. ḳâlet keennehû hû. veûtîne-l`ilme min ḳablihâ vekünnâ müslimîn.
Belkıs gelince, "Senin tahtın böyle mi?" denildi. O da, "Sanki o! Fakat zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz teslimiyet göstermiştik" dedi.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Hüdhüd, Sebe' melikesi ve taht Neml 20–44 3
Cinlerden bir ifrit, "Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim" dedi.
Kitaptan bilgisi olan biri, "Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş halde görünce şöyle dedi: "Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir."
Süleyman, "Tahtını tanınmaz hale getirin. Bakalım tanıyacak mı, yoksa tanımayacaklardan mı olacak?" dedi.
Belkıs gelince, "Senin tahtın böyle mi?" denildi. O da, "Sanki o! Fakat zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz teslimiyet göstermiştik" dedi.
Daha önce Allah'tan başka taptığı şeyler ona engel olmuştu. Çünkü o inkar eden bir kavimden idi.
Ona "köşke gir" denildi. Köşkü görünce onu (zeminini) derin bir su sandı ve eteklerini topladı. Süleyman, ona "Bu, (zemini) billurdan döşenmiş bir köşktür" dedi. Belkıs, "Ey Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmetmiştim. Şimdi ise Süleyman ile birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" dedi.
Andolsun biz, "Allah'a kulluk edin" diye (uyarması için) Semud kavmine, kardeşleri Salih'i peygamber olarak göndermiştik. Bir de ne görsün, onlar birbiriyle çekişen iki grup olmuşlar.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
42. Kadın hükümdar, Süleyman aleyhisselam’ın yanına “geldiğinde” tahtı ona gösterildi. Halbuki onu geride, kendi ülkesinde bırakıp gelmişti. Ona “denildi ki: Senin tahtın böyle midir?” Yani bizim bildiğimize göre senin pek büyük bir tahtın varmış. Acaba o, bizim sana gösterdiğimiz bu tahta benziyor mu? “O da: Tıpkı o, dedi.” Bu, kadının zeka ve ince kavrayışının bir ifadesidir. Gördüğü tahtta birtakım değişiklikler ve onun tanınmasını engelleyen unsurlar olduğu için onun kendi tahtı olduğunu söylemedi; ama onun kendi tahtı olmadığını da söylemedi. Çünkü tahtını tanımıştı. O bakımdan her iki durum hakkında da doğru kabul edilebilecek ve her iki anlama gelebilecek ihtimalli bir ifade kullandı. Süleyman aleyhisselam onun tahtını tanımasına ve akıllılığına hayret ederek, Yüce Allah’a da kendisine bu kadına verdiğinden daha büyük bağışlarda bulunduğundan şükrederek dedi ki: “Bize bundan” bu hükümdar kadından “önce ilim” hidâyet, akıl ve kararlılık “verildi ve biz teslim/müslüman olduk.” İşte asıl faydalı hidâyet ve ilim budur. Bu cümlenin, Sebe’ kraliçesinin söylediği sözlerden olma ihtimali de vardır. Yani “Biz, Süleyman’ın, bu tahtı çok uzaklardan buraya getirdiğini gördüğümüz ve kudretine tanık olduğumuz bu halden önce onun mülkü, saltanatı ve iktidarının gücü hakkında bilgi sahibi idik. O bakımdan ona itaat edip onun otoritesine boyun eğerek teslimiyetle geldik.”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Sebe kraliçesi Süleyman'a geldiği zaman imtihan olması için kendisine şöyle denildi: "Bu senin tahtın gibi mi?" O da kendisine sorulan sorunun aynısıyla cevap verdi: "Sanki bu odur!" Bunun üzerine Süleyman -aleyhisselam- şöyle dedi: "Allah Teâlâ daha önce bunun gibi işlerde kudreti hakkında bize ilim vermişti. Biz de Allah'ın emrine boyun eğmiştik ve O'na itaat etmiştik."
Aynı kıssa: Belkıs — Sebe Melikesi · Aynı kıssa: Sebe Kavmi · Aynı kıssa: Hz. Süleyman
Süleyman, "Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun (kraliçenin) tahtını getirebilir?"
Aynı kıssa: Belkıs — Sebe Melikesi · Aynı kıssa: Sebe Kavmi · Aynı kıssa: Hz. Süleyman
"Ben, onlara (Sebe halkına) hükümdarlık eden, kendisine her şeyden bolca verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadın gördüm."
Aynı kıssa: Belkıs — Sebe Melikesi · Aynı kıssa: Sebe Kavmi · Aynı kıssa: Hz. Süleyman
Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. Büyük Arş'ın Rabbidir.
Aynı kıssa: Sebe Kavmi
Andolsun, Sebe' halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: "Rabbinizin…
Aynı kıssa: Sebe Kavmi
Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı…
Aynı kıssa: Sebe Kavmi
Nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezalandırdık. Biz (bu şekilde) ancak nankörleri cezalandırırız.
Aynı kıssa: Hz. Süleyman
"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak)…
Aynı kıssa: Hz. Süleyman
Süleyman'ın hizmetine de güçlü esen rüzgarı verdik. Rüzgar, onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz, her şeyi hakkıyla…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Belkıs oraya) gelince, kendisine "Senin tahtın da böyle mi?" denmiş, o da "Sanki o! Bu olaydan önce bize bilgi verilmiş ve biz müslümanlar olmuştuk." demişti.
(Sebe kraliçesi) gelince, ona "Senin tahtın da böyle miydi?" denildi; o da "Sanki bu tıpkı o!" dedi.Ve (Süleyman şöyle dedi): "Hakikatin bilgisi ondan önce bize verilmişti, bu yüzden de biz müslüman olduk;
Ve böylece, (Süleyman'ın yanına gelince) ona: "Senin tahtın böyle miydi?" diye soruldu. (Sebe Melikesi:) "Sanki bunun gibiydi!" dedi. (Süleyman, bunun üzerine, yanındakilere:) "(İlahi) bilgi ondan önce bize verilmiş olduğu ve bizim de (başından beri) Allah'a yürekten boyun eğen kimseler olduğumuz halde, (Melike'nin, bizim kendisine bu yolda herhangi bir yardımımız olmadan, kendiliğinden hakka ulaştığını)
(Saba Melikesi) geldiğinde şöyle denildi: "Senin tahtın işte böyle midir?". . . (Melike de) dedi ki: "Sanki o. . . Bundan önce (zaten) bize ilim verilmişti ve müslimler olmuştuk. "
Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: "Senin tahtın böyle mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz müslüman olmuştuk."
Melike gelince: Senin tahtın da böyle mi? dendi. O şöyle cevap verdi: Tıpkı o! (Süleyman şöyle dedi): Bize daha önce (Allah'tan) bilgi verilmiş ve biz müslüman olmuştuk.
Sonunda geldiği zaman, şöyle denildi: "Senin tahtın böyle mi?" Dedi ki: "Tıpkısı!" "Daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk!"
Melike gelince, "Senin tahtın da böyle mi?" dendi. "Tıpkı o" dedi. "Zaten bize daha önce bilgi verilmişti ve biz teslim olmuştuk."
(Kadın lider) varınca kendisine, "Senin tahtın buna mı benziyor?" dendi. "Tıpkı o" dedi, "Bize ondan önce bilgi verilmişti ve biz Müslüman idik."
(Kadın lider) varınca kendisine, 'Senin tahtın buna mı benziyor?' dendi. 'Tıpkı o,' dedi, 'Bize ondan önce bilgi verilmişti ve biz müslüman idik.'
Bunun üzerine (Melike) gelince: "Böyle mi senin tahtın?" denildi. (O da): "Sanki o! Zaten bize daha önce bilgi verildi ve biz müslüman olduk! dedi.
Binaenaleyh geldiğinde böyle mi senin tahtın? denildi, sanki o, maamafih bize ondan önce ılim verildi müsliman olduk dedi
Melike geldiğinde ona: "Senin tahtın böyle miydi?" denildi. "Sanki onun gibi." dedi. Ve "Bize daha önce bilgi verildi ve biz teslimiyet gösterdik!"
Melike geldiğinde ona: "Senin tahtın böyle miydi?" denildi. "Sanki onun gibi." dedi. Ve "Bize daha önce bilgi verildi ve biz teslimiyet gösterdik!"
Melike geldiğinde ona: "Senin tahtın böyle miydi?" denildi. "Tıpkı o." dedi. Ve "Bize daha önce bilgi verildi ve biz teslimiyet gösterdik!"
Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: "Senin tahtın böyle mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz müslüman olmuştuk."
Artık (kadın) gelince ona (şöyle) denildi: "Senin tahtın böyle mi idi"? (Kadın) dedi: "Sanki bu, odur. Ondan evvel de bize ilim verilmişdi ve biz müslüman olmuşduk".
Böylece geldiğinde: Senin tahtın böyle miydi? denildi. O da: Sanki bu, odur. Ondan önce de bize bilgi verilmişti ve biz müslüman olmuştuk, dedi
(15-44) Yemin olsun ki biz Davud'a ve Süleyman'a ilim ver dik / bilgi verdik. Her ikisi de dedi ki Allah'a hamdolsun , Mümin kullarının çoğundan bizi üstün tuttu . Süleyman Davut'a mirasçı oldu ve dedi ki ey insanlar bana kuşlarla konuşmak / kuş mantığı öğretildi, bana her şeyden verildi, kesinlikle bu apaçık bir üstünlüktür. Süleyman insanlardan, cinlerden ve kuşlardan oluşan ordusunu topladı. Onlar da bir düzenle sevk oldular. Ta ki karınca vadisine vardılar, o vakit bir karınca dedi ki; Hey karıncalar yuvalarınıza meskenlerinize girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin. Süleyman karıncanın sözüne tebessüm ederek gülümsedi, Rabbim beni düzene koy ki bana ve anne babama verdiğin nimetlerine şükredeyim ve de razı olduğun salih ameller yapayım, salih kullarınla beraber beni de rahmetine dahil et dedi. Kuşlara şöyle bir göz attı, sonra dedi ki, neden hüd hüdü göremiyorum ? Yoksa o kayıp mı oldu? Ona şiddetli bir azap ile azap edeceğim yahut onun boğazını keseceğim (mezbaha) ya da bana apaçık bir ispatlayıcı / bir delil getirir. Uzun olmayan bir süre sonra hüd hüd geldi ve dedi ki kimsenin fark etmediği yaşadığım bir haberi Sebe den ben fark ettim ve sana getirdim, ben onlara meliklik yapan bir kadın buldum, ona her şeyden verilmiş, ve ayrıca büyük bir tahtı da var, onu ve kavmini Allah'ın dışında güneşe secde ederlerken buldum , şeytan onlara bu amellerini süslemiş, onları yoldan çıkarmış / saptırmış onlar da bir türlü yolu bulamıyorlardı, üstelik, gökte ve yerdeki saklı olanı ortaya çıkar an, gizlediklerini ve açığa çıkardıklarını bilen Allah'a secde etmiyorlardı. Allah! Ondan başka ilah yoktur , çok büyük tahtın Rabbidir. Süleyman d edi ki , doğru musun yahut yalancı mısın bakacağız , g it ve bu mektubumu onlara bırak , sonra onlardan geri çekil ve bak bakalım geri bana ne döndürecekler? Kadın dedi ki , ey ileri gelenler muhakkak ki bana verilmiş bir mektup bırakıldı , kesinlikle O, Süleyman'dandır, mektup, acıyan ve esirgeyen Allah'ın adıyla başlıyor , asla bana baş kaldırmayın ve teslim olmuş şekilde bana gelin diye yazıyor. Kadın dedi ki ey ileri gelenler ba na bu işimde kanaat bildirin / fetva verin. Sizler de şahit olmadan işleri kestirip atmış değilim. Dediler ki bizler kuvvetçe ulularız , şiddetli savaşta da ulularıyız, emir senindir bak, ne emredeceksen emret. Kadın dedi ki muhakkak ki mülk sahipleri ne zaman ki bir memlekete girmişlerse orayı bozarlar / ifsat ederler, izzetli olan halkını zilletli yaparlar , tam olarak bu şekilde davranırlar, şimdi ben onlara bir hediye ile bir elçi göndereyim, bir bakalım elçiler ne ile geri dönecekler. Elçiler Süleyman'a geldiklerinde Süleyman dedi ki bana mal yardımında mı bulunuyorsunuz? Allah sizin verdiğinizden daha hayırlısını bana zaten verdi, sizler hediyelerinizle mutlu mu oluyorsunuz . Geri dönün ve onlara karşı duramayacakları bir ordu ile varacağımızı, onları da oradan zillet içerisine ve aşağılanmış olarak çıka racağımızı söyleyin. Süleyman dedi ki, Ey ileri gelenler , hanginiz o kadının tahtını , onların teslim ol muş vaziyette bana gelmelerinden önce bana getirir. Cinlerden ifrit dedi ki ben onu sen oturduğun yerden / makamından kalkmadan önce sana getiririm, benim bu konuya kesinlikle gücüm yeter v e güvenilir biriyim. Yanında kitaptan bilgisi olan biri de dedi ki ben onu sana göz kapaklarını kırpmadan önce getiririm. Onu / kadının tahtını yanında kurulu vaziyette gördüğü gibi dedi ki bu Rabbimin hazinesindendir / fazlındandır , Beni şükredecek miyim yahut yok mu sayacağım diye imtihan ediyor, her kim şükrederse muhakkak ki kendi nefsi için teşekkür e tmiştir, her kim de yok sayar / görmezden gelirse muhakkak ki rabbim zengindir , (kendi kendine yeterlidir ) vericidir / ikram sahibidir. Süleyman dedi ki o kadının arşını belirsiz hale / tanınmaz hale getirin, bakalım yola mı girecek yahut yola girmeyenlerden mi olacak? Ne zaman ki kadın geldi ona bu senin tahtın mı denildi? Kadın dedi ki sanki o, bunun bilgisi ondan önce bize verilmişti (Biz biliyorduk zaten) ve teslim olanlar olduk. Allah'ın dışında tap tıklarının olması on u engellemiş idi , Muhakkak ki o kadın, kafir bir kavmindendi, O kadına den ildi ki köşke gir , tam girecekken onun derin bir su gibi değerlendirdi ve paçasını sıvadı / kaldırdı, Süleyman d edi ki köşk, parlatılmış şeffaf kristaldendir / billurdandır. O Kadın dedi ki rabbim ben nefsime kesinlikle zulmettim ve ben Süleyman'la beraber alemlerin Rabbine teslim oldum.
Belkıs gelince; “Senin tahtın böyle mi?” denildi. “O da: “Sanki bu odur” bize bundan önce ilim verilmiş olup, biz teslim olanlardan olmuştuk.” dedi.
(Kraliçe) Gelince (ona): "Senin tahtın da böyle mi?" dendi, "Tıpkı o, dedi, zaten bize daha önce bilgi verilmişti. (Allah'ın kudretini ve senin peygamber olduğunu anlamış) ve biz müslüman olmuştuk."
Kraliçe gelince "Senin tahtın böyle mi?" diye soruldu. "Sanki bu, o! Sizdeki bu ilim daha önce bize anlatılmıştı. Biz de teslim olduk." dedi.
Belkıs gelince; "Senin arşın da böyle mi?" diye soruldu. "Sanki ta kendisi! Sizdeki bu bilgiyi dipnot 1 daha önce duyduk da onun için teslim olarak size geldik" dedi.
Kraliçe geldiği zaman:Senin tahtın böyle miydi? denildi. O da: Sanki bu o. Daha önce bize bilgi verildi ve müslüman olduk, dedi.
Kraliçe geldiği zaman: -Senin tahtın böyle miydi? denildi. O da: -Sanki bu o! Daha önce bize bilgi verildi ve müslüman olduk, dedi.
Melike gelince şöyle denildi: "Senin tahtın da böyle mi?" Dedi: "Bu sanki o. Zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz müslüman olmuştuk."
And when she arrived -and was welcomed by Sulayman- she was asked: "Does your throne look like this!" "It certainly looks, " she said, "as if it were it" "And with Allah's mercy and grace", said Sulayman to his retinue, "we were given the divine knowledge which is the spirit of truth guiding us into all truth long before her and by consequence we conformed to Allah's system of faith and worship, we conformed to Islam"
When she arrived, she was asked, ‘Is this your throne?’ She replied, ‘It looks like it.’ [Solomon said], ‘We were given knowledge before her, and we devoted ourselves to God;
So when she arrived, she was asked, "Is this thy throne?" She said, "It was just like this; and knowledge was bestowed on us in advance of this, and we have submitted to Allah (in Islam)."
When the Queen arrived, she was asked: "Is your throne like this one?" She said: "It seems as if it is the same. dipnot 1 We had already come to know this and we had submitted ourselves." dipnot 2
Then when she came, she was asked, ‘Is your throne like this?’ She said, ‘It is exactly like it. ’ ‘We were given knowledge before her and were already Muslims,
So when she came, it was said (to her): "Is your throne like this?" She said: "(It is) as though it were the very same." And [Sulaimân (Solomon) said]: "Knowledge was bestowed on us before her, and we were submitted to Allâh (in Islâm as Muslims before her)."
So when she came, it was said [to her], ‘Is your throne like this one?’ She said, ‘It seems to be the same, and we were informed before it, and we had submitted. ’
When she came (to Solomon) it was said to her, `Is your throne like this?' She said, `It is as though it were much the same. We had been given the knowledge (about your excellence and perfection) before this and we have already surrendered in submission (to you).'
So, when she came, it was said, 'Is thy throne like this?' She said, 'It seems the same. ' 'And we were given the knowledge before her, and we were in surrender,
When the Queen arrived, Solomon asked: "Does this [throne] look like yours?" She said: “It is just the same. ” I had already known this [that Solomon is a Prophet of God and not a simple king] and had tendency to surrender myself [to the will of God and became a believer.]
And when she came it was said, 'Was thy throne like this?' She said, 'It might be it;' and we were given knowledge before her, but we were resigned.
So when she came, it was said, "Is your throne like this?" She said, "It appears to be similar." We were given knowledge before her, and we had peacefully surrendered.
And when she was come unto Solomon, it was said unto her, is thy throne like this? She answered, as though it were the same. And we have had knowledge bestowed on us before this, and have been resigned unto God.
Said he, "Disguise for her throne; let us see whether she is guided, or whether she is of those who receive no guidance. "
So, as soon as she came, it was said, "Is your throne just like this?" She said, " (It is) as though it were the (very) one. " And (Sulayman) (Solomon) said, "We were brought the knowledge before her, and we were Muslims." (i.e., we surrendered "to Allah").
So, when she came, it was said (unto her): Is thy throne like this? She said: (It is) as though it were the very one. And (Solomon said): We were given the knowledge before her and we had surrendered (to Allah).
When she arrived, they asked her: "Is your throne like this?" She said: "As though this is it. We had come to have knowledge and already submitted."
And so, as soon as she arrived, she was asked: "Is thy throne like this?" She answered: “It is as though it were the same!” [And Solomon said to his nobles: “She has arrived at the truth without any help from us,] although it is we who have been given [divine] knowledge before her, and have [long ago] surrendered ourselves unto God!
So when she arrived, it was said ˹to her˺, "Is your throne like this?" She replied, “It looks to be the same. We have ˹already˺ received knowledge ˹of Solomon’s prophethood˺[1] before this ˹miracle˺,[2] and have submitted ˹to Allah˺.”
So when she came, it was said: "Is your throne like this" She said: "It appears to be similar. " And we were given knowledge before her, and we had surrendered.
When she arrived, she was asked, "Does your mansion look like this?" She said, "It seems that this is it." (Solomon said,) "We knew beforehand what she was going to do, and we were already submitters."
So when she arrived, it was said [to her], "Is your throne like this?" She said, "[It is] as though it was it. " [Solomon said], "And we were given knowledge before her, and we have been Muslims [in submission to Allah ].
And when she came, it was said: “Is thy throne like this?” She said: “As though the same.”) “And we were given knowledge before her; and we were submitting.
So, when she came, she was asked, "Is your throne like this?" She said, "It seems that this is it! We already knew that the Truth is on your side and my chiefs and I have surrendered to it. " (The previous knowledge about Solomon's character and Kingdom, the distinguished letters he wrote to her and reports by her envoys, and now his superb court had convinced the intelligent and open-minded Queen).
So when she arrived, she was asked, "Is your throne like this?" She said; "(It is) as if it was just the same;" He said: "Knowledge was bestowed to us before her, and we have submitted to Allah (in Islam). "
So when she came, it was said (to her), "Is your throne like this?" She said, “It seems to be the same. We have been made to recognize the truth even before this, and we have already submitted.”
So when she came, it was said: "Is your throne like this?" She said: "It appears to be similar." "And we were given knowledge before her, and we had submitted."