Diyanet İşleri
"Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı."
Şuarâ suresi
Şuarâ suresi, 99. ayet. وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ
vemâ eḍallenâ ille-lmücrimûn.
"Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı."
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu İbrâhim'in duası ve mahşer sahnesi Şuarâ 69–104 3
Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler:
"Allah'a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."
"Çünkü sizi, alemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk."
"Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı."
"İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok."
"Candan bir dostumuz da yok."
"Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 96–104. ayetler için yazılmıştır.
96-98. “Onlar” yani İblis’in azgın orduları, tapındıkları put ve heykellerle “çekişerek derler ki: Allah’a yemin olsun ki biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeydik. Çünkü sizi” ibadet, sevgi, korku, ümit vb. hususlarında “âlemlerin Rabbi ile denk tutuyorduk.” Ve O’na dua ve ibadet ettiğimiz gibi size de dua ve ibadet ediyorduk. Böylelikle kendi sapıklıklarını açıkça görmüş olacaklardır. Yüce Allah’ın kendilerini cezalandırmaktaki adaletini ve bu cezanın son derece yerinde olduğunu ikrar ve itiraf edeceklerdir. Onlar, bu sahte ilahlarını ancak ibadet hususunda âlemlerin Rabbine denk kabul ediyorlardı. Yoksa yaratmada denk tutmuyorlardı. Buna delil ise “âlemlerin Rabbi” sözleridir. Yani onlar, Allah’ın bütün âlemlerin Rabbi olduğunu ve bu arada kendi put ve heykellerinin de rabbi olduğunu ikrar ve itiraf ediyorlardı.
99. “Ama bizi günahkârlardan başkası” doğruluk ve hidâyet yolundan “saptırmadı.” Onlar, bizi bunun yerine sapıklığın ve fıskın yoluna çağırdılar. Sözü edilen günahkarlar, cehennem ateşine çağıran önderlerdir.
100-101. “Artık bizim” bu vakitte bizi azaptan kurtarmak için bize şefaat edecek “ne bir şefaatçimiz var. Ne de candan bir dostumuz.” Dünyada görülegeldiği üzere asgari bir miktarda bize fayda sağlayacak samimi bir yakınımız da yok. Böylelikle her türlü hayırdan yana ümitlerini kesmiş olacaklar, kazandıklarının karşılığını görecekler. Salih amel işlemek maksadıyla dünyaya döndürülmeyi temenni ederek şöyle diyecekler:
102. “Keşke (dünyaya) dönme imkânımız olsa da” oraya döndürülsek de “mü’minlerden olsak?” Bu yolla da azaptan kurtulup mükâfatı hak etsek? Ama ne mümkün! Onlaırn bu arzularını gerçekleştirmelerine müsaade edilmeyecektir. Zira artık onların rehin alınan canları, kesinlikle salınmayacaktır.
103-104. “Şüphesiz bunda” size sözünü ettiğimiz ve anlattığımız bu hususlarda sizin için “bir ibret vardır. Fakat” bunca âyetin indirilmiş olmasına rağmen “onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
"Bizi hak yoldan saptıranlar Allah'ı bırakıp da bizi kendilerine ibadet etmeye davet eden o günahkârlardan başkası değildi."
Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Ortak kavram: Cürüm (suç) · Ortak kavram: Dalâlet (Sapma)
Şüphesiz suçlular (müşrikler) sapıklık ve ateşler içindedirler.
Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Ortak kavram: Cürüm (suç)
Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab'lerinden bol nimet…
Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Ortak kavram: Cürüm (suç)
Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi…
Ortak kavram: Dalâlet (Sapma)
(6-7) Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.
Ortak kavram: Dalâlet (Sapma)
İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kar getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu…
Ortak kavram: Dalâlet (Sapma)
Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Bizi, o suçlulardan başkası saptırmadı.
ne ki bizi saptıran, yalnızca günahı hayat tarzı haline getiren şu kimselerdi;
yine de (sizi tanrılaştırarak) yoldan çıkmamıza günah (önderlerimiz) sebep oldu!
"Bizi ancak o suçlular (hakikati inkar edenler) saptırdı. "
"Bizi suçlu günahkarlardan başka saptıran olmadı."
Bizi ancak o günahkârlar saptırdı.
"Bizi saptıran, o suçlulardan başkası değildi!"
- Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: "Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır.Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."
"Bizi saptıranlar suçlulardı."
'Bizi saptıranlar suçlulardı.'
Ve bizi hep o suçlular şaşırtmıştı.
Ve bizi hep o mücrimler şaşırtmıştı
"Ve bizi hep o mücrimler saptırdı."
"Ve bizi hep o mucrimler dipnot 1 saptırdı."
"Ve bizi hep o suçlular dipnot 1 saptırdı."
"Bizi suçlu günahkarlardan başka saptıran olmadı."
"Bizi o mücrimlerden başkası sapdırmadı".
Ve bizi suçlulardan başka da saptıran olmamıştı.
(90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Bizi o suçlulardan başkası saptırmadı.
"Ama bizi saptıran o suçlulardır."
Bizi yoldan çıkaranlar sadece bu suçlulardır.
Bizi yoldan çıkaranlar, şu günahkarlardan başkası değildir.
Bizi hep o günahkârlar saptırdı.
Bizi hep o günahkarlar şaşırtmıştı.
"Bizi saptıran, o suçlulardan başkası değildi."
"And they add:" no one led us by the nose to the maze of error but the wicked who were given to sin and steeped in crime"
It was the evildoers who led us astray,
"'And our seducers were only those who were steeped in guilt.
It is none but those steeped in guilt who led us into this error, dipnot 1
It was only the evildoers who misguided us
And none has brought us into error except the Mujrimûn [Iblîs (Satan) and those of human beings who commit crimes, murderers, polytheists, oppressors].
And no one led us astray except the guilty.
`And none but those who cut off their ties with Allâh led us astray,
It was naught but the sinners that led us astray;
"What criminals were those who misled us. "
but it was only sinners who led us astray.
"None misled us except the criminals."
And none seduced us but the wicked.
"'When we made you equal to the Lord of the Worlds!
And in no way did anybody lead us into error except the criminals.
It was but the guilty who misled us.
No one but the sinners led us astray.
yet they who have seduced us [into believing in you] are the truly guilty ones!
And none led us astray other than the wicked.
"And none misled us except the criminals. "
"Those who misled us were wicked.
And no one misguided us except the criminals.
“And none but the lawbreakers led us astray,
It is these guilty leaders who misled us.
" ‘And none has led us astray except those who were criminals, (deeply) soaked in sin;
and it is only the sinners who misguided us.
"And none misled us except the criminals."