Beyyine suresi · 1–5. ayetler

Apaçık delil ve emredilen din

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Beyyine suresi, 1. ayet — bütün mealleriyle aç

    Beyyine suresi, 1. ayet. لَمْ يَكُنِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ وَٱلْمُشْرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّىٰ تَأْتِيَهُمُ ٱلْبَيِّنَةُ

    Diyanet İşleri

    Kitap ehlinden inkar edenler ile Allah'a ortak koşanlar, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar (küfürden) ayrılacak değillerdi.

    Mehmet Okuyan

    Beyyine dipnot 1 (apaçık bir elçi) kendilerine gelinceye kadar kitap ehlinden ve müşriklerden bazı nankörler (küfürden) ayrılacak değillerdi.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette geçen [el-beyyinetü] kelimesi "açık ve kesin delil" anlamına gelmekte, bir sonraki ayetin işaretiyle bunun "elçi, Hz. Muhammed" olduğu anlaşılmaktadır.

    Mustafa İslamoğlu

    İnkarda ısrar edenler, -ister kitap ehline isterse şirki hayat tarzı edinenlere mensup olsunlar- kendilerine hakikatin açık delili gelinceye kadar dışlanacak değillerdi!

    Muhammed Esed

    Hakikati inkara şartlanmış olanlar, -ister geçmiş vahyin mensuplarından isterse Allah'tan başkasına da ilahlık yakıştıranlardan (olsunlar)- kendilerine hakikatin açık kanıtları gelmeden (O'nun tarafından) gözden çıkarılacak değillerdir,

    Ahmed Hulusi

    Ehl-i Kitap'tan ve müşriklerden hakikat bilgisini inkar edenler, kendilerine o beyyine gelinceye kadar (sapkınlıklarından) ayrılacak değillerdi.

    Ali Bulaç

    Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar, (bulundukları durumdan) kopup ayrılacak değillerdi.

    Ali Özek ve heyeti

    Apaçık delil kendilerine gelinceye kadar ehli kitaptan ve müşriklerden inkârcılar (küfürden) ayrılacak değillerdi.

    Ali Rıza Safa

    Kitap halkının nankörlük edenleri ve ortaklar koşanlar, kendilerine Açık Kanıt gelinceye dek ayrılacak değiller. dipnot 608

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 608
      "Açık kanıt gelinceye dek ayrılacak değiller." tümcesi, Kur'an çevirilerinde, "İnkarlarından vazgeçecek değiller." veya "Dinlerinden vazgeçecek değiller." veya "Kendi hallerine bırakılacak değiller." veya "Çözülüp ayrılacak değiller." veya "Allah tarafından gözden çıkarılacak değiller." biçiminde çevrilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar tutumlarından vaz geçecek değillerdi.

    Edip Yüksel

    Kitap halkının inkarcıları ve putperestler, kendilerine açık delil/kanıt gelmesine rağmen yollarını terketmezler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kitap halkının inkarcıları ve putperestler, kendilerine açık delil/kanıt gelmesine rağmen yollarını terketmezler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Kitap verilmiş olanlardan ve müşriklerden o küfredenler, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar ayrılacak değillerdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ehli kitab ve müşriklerden o küfredenler, infilak edecek değildi gelinciye kadar kendilerine beyyine

    Erhan Aktaş

    Kitap Ehli'nden ve Müşriklerden Kafirler kendilerine beyyine dipnot 1 gelmeden ayrılığa düşmüş değillerdi.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kitap Ehli'nden ve Müşriklerden Kafirler dipnot 1 kendilerine beyyine dipnot 2 gelmeden ayrılığa düşmüş değillerdi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kafir, örten demektir. Gerçeğin üzerini örten, nankörlük eden, vahye inanmayan, güvenmeyen ve kabul etmeyen; Allah'ı ve vahyi reddeden kimse. Küfr, İman'ın, emin olmanın, güvenmenin, onaylamanın karşıtıdır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kitap Ehli'nden ve Müşriklerden gerçeği yalanlayan nankörler, kendilerine beyyine dipnot 1 gelmeden ayrılığa düşmüş değillerdi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi.

    Gültekin Onan

    Kitap ehlinden ve müşriklerden küfredenler kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar (bulundukları durumdan) kopup ayrılacak değillerdi.

    Hasan Basri Çantay

    (1-2-3) Kitablardan ve müşriklerden küfredenler kendilerine apaçık bir hüccet, (ya'ni) içinde (kitabların) en doğru (hükümleri) yazılı, (baatıldan azade ve) temiz sahifeleri okuyacak Allahdan bir peygamber gelinceye kadar (guya intizaar edeceklerdi, dinlerinden) ayrılacak değillerdi.

    İbni Kesir

    Kitab ehlinden ve müşriklerden küfredenler, kendilerine apaçık bir huccet gelinceye kadar vazgeçecek değillerdi.

    Mehmet Alagaş

    (1-5) Kitap halkından olan kafirler ve ortak koşanlar, Allah’tan temiz sahifeleri okuyan / tilavet eden elçi, onlara açıklama getirinceye kadar çözülüp ayrılacak değildiler. O sahifelerde sağlam / ayakta tutan yazılı kayıtlar vardı. Kitap verilenler, kendilerine açıklamalar gelinceye kadar bölünmüş değillerdi. Allah’a, ona has bir şekilde, doğruya yönelenlerin dini üzere ibadet etmeleri, namazı kalkıp kılmaları, zekâtı vermeleri dışındaki şeylerle emrolunmuş değillerdi, işte, sağlam olan / ayakta kalan din budur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kitap ehlinden ve müşriklerden kâfir olanlar kendilerine apaçık delil gelinceye kadar ayrılacak değillerdi.

    Süleyman Ateş

    Kitap ehlinden ve müşriklerden (hakk'ı) tanımayanlar, kendilerine açık kanıt gelinceye dek (halleri üzere) bırakılacak değillerdi (mutlaka kendilerine açıklama gelecekti).

    Süleymaniye Vakfı

    Ehlikitaptan /kitaplarında uzman olanlardan ve müşriklerden dipnot 1 kafirlik edenler, kendilerine o beyyine/ açık delil gelinceye kadar çözülmüş değillerdi; dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'ın varlığı ve birliği konusunda kimsenin şüphesi yoktur. Buna rağmen Allah'a daha çok yaklaşmak amacıyla araya çeşitli aracılar konup onlara itaat edilerek (Zümer 39/3), o aracılar ilah haline getirilir (A'raf 7/30). Putların ilah olamayacağını herkes kolayca anlayacağından, onlara tapan kimse bilerek şirk koşmuş olur. İnsanların çoğu gök cisimleri, melekler, din büyükleri ve daha nice varlığa Allah'a benzer nitelikler yükleyerek, onları Allah ile aralarına koyar ve müşrik olurlar. Ancak Bakara 2/22'de, "bile bile Allah'a benzer nitelikte varlıklar uydurmayın" ifadesinin kullanılması, bilmeden yapılan yanlışların affedileceğini gösterir (Bakara 2/286). Bunun örneği İbrahim aleyhisselamdır. O, büluğa erdiği andan itibaren putların rab olmayacağını anlamıştı. Ama gözlemler yapıp kesin kanaate varıncaya kadar yıldızın, ayın ve güneşin kendi rabbi olduğunu sanıyordu. Onların rab olamayacaklarını anlar anlamaz kesin tavrını ortaya koydu (En'am 6/75-79, Enbiya 21/51-64) ve ulaştığı bu bilgiyi hemen toplumuna anlatarak onları da uyardı (En'am 6/79-83). Onun bu konuda, bile bile yaptığı bir yanlış olmadığı için Allah onu hiçbir zaman müşriklerden saymamıştır (Bakara 2/135, Al-i imran 3/18, 67, 95, En'am 6/161, Nahl 16/123, Enbiya 21/52-56). Benzer durum, herkes için de geçerlidir. Hiçbir Müslüman puta tapmaz ama bugün Müslümanlar, Nebimiz Muhammed aleyhisselamı, ilim adamlarını ve din adamlarını rab edindiklerinin farkında değillerdir. Allah Teala Kur'an'ı sadece kendisinin açıkladığını, açıklamayı bir ilme göre yaptığını (A'raf 7/52), yaptığı açıklamalara, konuyu bilenlerden oluşan bir ekibin ulaşabileceğini (Fussilet 41/3) bildirmiş, başkasının yapacağı açıklamayı kabul etmenin onu ilah yapmak olduğunu açıkça ifade etmiştir (Hud 11/1-2). Ama geleneksel yapı, bir çok ayeti gizlemiş, bir çoğuna da yanlış anlamlar vermiş ve Nebimiz Muhammed aleyhisselamın da ayetleri açıklama yetkisinin olduğunu, hatta onun da hüküm koyabileceğini bütün Müslümanlara kabul ettirmiştir. Kur'an'ı açıklama yetkisi alimlere de verilerek mezhepler oluşturulmuş ve bir ilahlar piramidi meydana getirilmiştir. Bu yapıyı, bilmeden kabul edenlerin bir sorumluluğu olmaz (Bakara 2/120, 145, 286). Ama birçok ayeti gizleyip birçoğunun da anlamını bozarak Müslümanları bu hale sokanlar, en ağır cezaya çarptırılacaklardır (A'raf 7/44-45).
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ehl-i kitaptan dipnot 1 kafir olanlarla müşrikler dipnot 2 , kendilerine o beyyine gelinceye kadar çözülecek değillerdir. dipnot 3

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kitaplarında uzman olan kişiler
    2. metne dön, dipnot 2
      Buradaki المشركين kelimesi الضين كفروا üzerine atfedilmiştir. Mecrur olması cerr-i civar sebebiyledir. Yani yakınındaki kelime mecrur olduğu için lafzen mecrur, manen merfudur.
    3. metne dön, dipnot 3
      وَالْمُشْرِكِينَ kelimesini A'meş والمشركون şeklinde okumuştur. (el-Keşf v'el-beyan – Se'lebi Tefsiri) Bu durumda o ayetin meali şöyle olur: Ehl-i kitaptan kafir olanlarla müşrikler, kendilerine o beyyine gelinceye kadar çözülecek değillerdir.

    Şaban Britch

    Kitap ehlinden ve müşriklerden kâfirler, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar (küfürlerinden) ayrılacak değiller.

    Şaban Piriş

    Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, kendilerine açık belgeler gelinceye kadar ayrılanlar olmadılar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ehlikitap'tan küfre sapanlarla müşrikler, kendilerine beyyine/açık kanıt gelinceye kadar çözülüp ayrılacak değillerdi.

  2. Beyyine suresi, 2. ayet — bütün mealleriyle aç

    Beyyine suresi, 2. ayet. رَسُولٌ مِّنَ ٱللَّهِ يَتْلُوا۟ صُحُفًا مُّطَهَّرَةً

    Diyanet İşleri

    Bu delil, tertemiz sahifeleri okuyan, Allah tarafından gönderilen bir peygamberdir.

    Mehmet Okuyan

    (O), Allah tarafından gönderilen ve tertemiz sahifeleri tilavet eden (okuyup aktaran) bir elçidir.

    Mustafa İslamoğlu

    (O delil); tüm şaibelerden arınmış sayfaları Allah'tan kendilerine ileten bir elçidir;

    Muhammed Esed

    (onlara) kutsanmış tertemiz vahiyler ileten Allah'tan bir elçi (gelmeden),

    Ahmed Hulusi

    Allah'tan (şirk pisliğinden arınmayanın dokunamayacağı) tahir (orijinal hakikati yansıtan) sayfaları (bilgileri) bildiren bir Rasul!

    Ali Bulaç

    (O delil de) Allah'tan gönderilmiş bir elçi (ki,) tertemiz sahifeleri okumaktadır;

    Ali Özek ve heyeti

    (İşte o apaçık delil,) Allah tarafından gönderilen bir elçi o tertemiz sahifeleri okumaktadır.

    Ali Rıza Safa

    Allah tarafından bir elçi, tertemiz sayfalar okuyor.

    Bayraktar Bayraklı

    O apaçık delil, Allah katından gönderilmiş, tertemiz sayfaları okuyan bir peygamberdir.

    Edip Yüksel

    ALLAH'ın bir elçisi kendilerine arındırılmış/temizlenmiş sahifeler okuyor.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH'ın bir elçisi kendilerine arınmış sahifeler okuyor.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (Bu delil), Allah'tan gelen bir peygamberdir, peyderpey tertemiz sahifeler okur.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Allahdan bir Resul, peyderpey mutahhar sahifeler okur,

    Erhan Aktaş

    Onlara tertemiz sayfalar okuyan, Allah tarafından görevlendirilen bir Resul.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Allah'tan gelen dokunulmamış sahifelerden okuyan bir resul.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Allah'tan gelen dokunulmamış sahifelerden okuyan bir rasul.

    Gültekin Onan

    (O delil de) Tanrı'dan gönderilmiş bir elçi (ki) tertemiz sahifeleri okumaktadır;

    Hasan Basri Çantay

    (1-2-3) Kitablardan ve müşriklerden küfredenler kendilerine apaçık bir hüccet, (ya'ni) içinde (kitabların) en doğru (hükümleri) yazılı, (baatıldan azade ve) temiz sahifeleri okuyacak Allahdan bir peygamber gelinceye kadar (guya intizaar edeceklerdi, dinlerinden) ayrılacak değillerdi.

    İbni Kesir

    Arınmış sayfaları okuyan, Allah katından bir peygamber.

    Mehmet Alagaş

    (1-5) Kitap halkından olan kafirler ve ortak koşanlar, Allah’tan temiz sahifeleri okuyan / tilavet eden elçi, onlara açıklama getirinceye kadar çözülüp ayrılacak değildiler. O sahifelerde sağlam / ayakta tutan yazılı kayıtlar vardı. Kitap verilenler, kendilerine açıklamalar gelinceye kadar bölünmüş değillerdi. Allah’a, ona has bir şekilde, doğruya yönelenlerin dini üzere ibadet etmeleri, namazı kalkıp kılmaları, zekâtı vermeleri dışındaki şeylerle emrolunmuş değillerdi, işte, sağlam olan / ayakta kalan din budur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Bu delil) Allah tarafından (gönderilen) tertemiz sahifeler okuyan bir rasûldür.

    Süleyman Ateş

    (Yani) Allah tarafından gönderilen ve tertemiz sahifeler okuyan bir elçi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Beyyine, yani Allah tarafından bir elçi ki tertemiz sayfalar okur dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'ın Kitabını anlayan ve içine bir şey katmadan tebliğ eden her insan bu kapsama girer.

    Şaban Britch

    (İşte o apaçık delil) Allah tarafından gönderilen ve tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir.

    Şaban Piriş

    Allah'tan kendilerine tertemiz sahifeler okuyan bir elçi ..

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah tarafından gönderilen, tertemiz sayfalar okuyan bir resul gelinceye dek.

  3. Beyyine suresi, 3. ayet — bütün mealleriyle aç

    Beyyine suresi, 3. ayet. فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ

    Diyanet İşleri

    O sahifelerde dosdoğru hükümler vardır.

    Mehmet Okuyan

    O (sahifeler)de doğru hükümler vardır.

    Mustafa İslamoğlu

    (o vahiylerin) içinden (önceki) kitapların ölmez yitmez (değerleri) bulunur.

    Muhammed Esed

    doğruluğu kesin ve açık hükümler taşıyan (vahiyler ileten bir elçi).

    Ahmed Hulusi

    Onların (o bilgilerin) içinde kütüb-ü kayyime (en kaim - sağlam - payidar kitaplar) vardır.

    Ali Bulaç

    Onların içinde dosdoğru 'yazılı hükümler' vardır.

    Ali Özek ve heyeti

    O sahifelerde en doğru hükümler vardır.

    Ali Rıza Safa

    İçinde, güçlü yargılar yazılı olan kitaplar.

    Bayraktar Bayraklı

    O sayfalarda doğru hükümler vardır.

    Edip Yüksel

    Onda dosdoğru öğretiler vardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onda dosdoğru öğretiler vardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O sahifelerde en doğru hükümler vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    öyle ki onlarda bütün "Kütübi kayyime"

    Gültekin Onan

    Onların içinde dosdoğru 'yazılı hükümler' vardır.

    Hasan Basri Çantay

    (1-2-3) Kitablardan ve müşriklerden küfredenler kendilerine apaçık bir hüccet, (ya'ni) içinde (kitabların) en doğru (hükümleri) yazılı, (baatıldan azade ve) temiz sahifeleri okuyacak Allahdan bir peygamber gelinceye kadar (guya intizaar edeceklerdi, dinlerinden) ayrılacak değillerdi.

    İbni Kesir

    İçinde en doğru yazılar bulunan.

    Mehmet Alagaş

    (1-5) Kitap halkından olan kafirler ve ortak koşanlar, Allah’tan temiz sahifeleri okuyan / tilavet eden elçi, onlara açıklama getirinceye kadar çözülüp ayrılacak değildiler. O sahifelerde sağlam / ayakta tutan yazılı kayıtlar vardı. Kitap verilenler, kendilerine açıklamalar gelinceye kadar bölünmüş değillerdi. Allah’a, ona has bir şekilde, doğruya yönelenlerin dini üzere ibadet etmeleri, namazı kalkıp kılmaları, zekâtı vermeleri dışındaki şeylerle emrolunmuş değillerdi, işte, sağlam olan / ayakta kalan din budur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onların içinde dosdoğru yazılı şeyler vardır.

    Süleyman Ateş

    O sahifelerde doğru, değerli Kitaplar vardır.

    Süleymaniye Vakfı

    O sayfalarda dosdoğru yazılar vardır. dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Yazılar" şeklinde çevirdiğimiz kelime "kütüb"dür. Onun tekili olan "kitab (كتاب)" kelimesinin kök anlamı, bir şeyi bir şeye eklemektir (Mekayis). Arapçada kelimeleri ekleyerek yazılan her türlü yazıya "kitab" denir (Müfredat).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O sayfalarda sağlam hükümler olur.

    Şaban Britch

    (Bu sahifelerde) yazılı hükümler vardır.

    Şaban Piriş

    İçinde değerli yazıların bulunduğu (sahifeler)

    Yaşar Nuri Öztürk

    O sayfalar içindedir dosdoğru, eskimez kitaplar.

  4. Beyyine suresi, 4. ayet — bütün mealleriyle aç

    Beyyine suresi, 4. ayet. وَمَا تَفَرَّقَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَةُ

    Diyanet İşleri

    Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine o apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama önceki vahiylerin mensupları durdular durdular da, kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra ayrılığa düştüler.

    Muhammed Esed

    Ama kendilerine daha önce vahiy verilenler, hakikatin böyle bir kanıtı geldikten sonra (inanç) birlikteliklerini bozdular.

    Ahmed Hulusi

    Kitap verilmiş olanlar, ancak kendilerine o beyyine geldikten sonra ayrılığa düştüler.

    Ali Bulaç

    Kitap ehlinden olanlar, ancak kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra fırkalara ayrıldılar.

    Ali Özek ve heyeti

    Kendilerine kitap verilenler ancak O açık delil (peygamber ) kendilerine geldikten sonra ayrılığa düştüler .

    Ali Rıza Safa

    Oysa kitap verilenler, kendilerine Açık Kanıt geldikten sonra ayrılığa sürüklendiler.

    Bayraktar Bayraklı

    Kitap verilmiş olanlar, ancak kendilerine o açık kanıt geldikten sonra ayrılığa düştüler.

    Edip Yüksel

    Gerçek şu ki, kendilerine kitap verilmiş olanlar, ancak onlara açık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Gerçek şu ki, kendilerine kitap verilmiş olanlar, ancak onlara açık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Böyle iken o kitap verilmiş olanlar ancak, kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Böyle iken o kitab verilmiş olanlar ancak geldikten sonra ayrıldılar kendilerine o beyyine

    Gültekin Onan

    Kitap ehlinden olanlar, ancak kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra fırkalara ayrıldılar.

    Hasan Basri Çantay

    Böyle iken kitab verilmiş olan bunlar, ayrılmadı (lar, ayrılmadılar) da ancak kendilerine o apaşikar hüccet geldikden sonra (ayrıldılar).

    İbni Kesir

    Ama kitab verilmiş olanlar, kendilerine apaçık huccetler geldikten sonra ayrılığa düştüler.

    Mehmet Alagaş

    (1-5) Kitap halkından olan kafirler ve ortak koşanlar, Allah’tan temiz sahifeleri okuyan / tilavet eden elçi, onlara açıklama getirinceye kadar çözülüp ayrılacak değildiler. O sahifelerde sağlam / ayakta tutan yazılı kayıtlar vardı. Kitap verilenler, kendilerine açıklamalar gelinceye kadar bölünmüş değillerdi. Allah’a, ona has bir şekilde, doğruya yönelenlerin dini üzere ibadet etmeleri, namazı kalkıp kılmaları, zekâtı vermeleri dışındaki şeylerle emrolunmuş değillerdi, işte, sağlam olan / ayakta kalan din budur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kendilerine kitap verilenler ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.

    Süleyman Ateş

    Kitap verilmiş olanlar, ancak kendilerine açık kanıt geldikten sonra ayrılığa düştüler.

    Süleymaniye Vakfı

    Kendilerine kitap verilenler, ancak onlara o beyyine/ açık delil geldikten sonra bölünüp parçalandılar. dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Şirk içinde olduğunu bilmeyen birine, durumunu ortaya koyan ayetler bağlantıları ile birlikte okununca irkilir ve bir müddet sonra gerçekleri görür (Enbiya 21/62-65). Bütün gerçekleri gördükten sonra bazıları doğrulara yönelir (Neml 27/44), bazısı da çıkarlarından vazgeçemediği için (Kasas 28/57) eski inancına geri döner ve artık bile bile müşrik olur (Al-i İmran 3/105, Şura 42/14).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kendilerine kitap verilenler, kendilerine o beyyine (elçi) gelinceye kadar bölünüp parçalanmaz dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "İnsanlar tek bir topluluktu; Allah onlara, müjde veren ve uyarıda bulunan nebiler gönderdi. Onlarla birlikte gerçeği içeren kitap da indirdi ki, ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında hakemlik yapsın. Kitapta ayrılığa düşenler kendilerine Kitap verilenlerden başkası olmadı. O açık belgeler geldikten sonra birbirlerinin haklarına göz diktikleri için böyle oldu. Sonra Allah inanmış olanları, anlaşamadıkları konuda, kendi izniyle doğruya ulaştırdı. Allah düzenine uyanı doğruya yöneltir." (Bakara 2/213).

    Şaban Britch

    Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.

    Şaban Piriş

    Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra ayrılığa düştüler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kitap verilmiş olanlar, kendilerine beyyine/açık delil geldikten sonradır ki parçalanıp bölündüler.

  5. Beyyine suresi, 5. ayet — bütün mealleriyle aç

    Beyyine suresi, 5. ayet. وَمَآ أُمِرُوٓا۟ إِلَّا لِيَعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ حُنَفَآءَ وَيُقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَذَٰلِكَ دِينُ ٱلْقَيِّمَةِ

    Diyanet İşleri

    Halbuki onlara, ancak dini Allah'a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O'na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekatı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.

    Mehmet Okuyan

    (Oysa) dini yalnız O'na özgü kılarak, hanîfler (Allah'ı birleyenler) olarak Allah'a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri kendilerine özellikle emredilmişti. İşte sağlam din budur.

    Mustafa İslamoğlu

    Oysa kendileri yalnızca Allah'a kulluk etmek, din koyma yetkisinin sadece O'na mahsus olduğuna iman edip batıl olan her şeyden uzak durmak, ibadeti hakkıyla eda etmek, arınmak ve artmak için verilmesi gerekeni vermekle emrolunmuşlardı: İşte insanlığın ebedi değerler sistemi budur.

    Muhammed Esed

    Oysa kendilerine yalnızca Allah'a ibadet etmeleri, bütün içtenlikleriyle yalnız O'na iman ederek batıl olan her şeyden uzak durmaları; namazlarında dikkatli ve devamlı olmaları; ve karşılıksız harcamada bulunmaları emrolunmuştu çünkü bu, doğruluğu kesin ve açık olan bir ahlaki değerler sistemidir.

    Ahmed Hulusi

    Oysaki onlar, Hanifler olarak Dini O'na (yalnız Allah'a) halis kılarak; Allah'a kulluk yapmalarından, salatı ikame etmelerinden ve zekatı vermelerinden başka bir şeyle emir olunmadılar. . . İşte budur Din-i Kayyim (geçerli hak din - sistem)!

    Ali Bulaç

    Oysa onlar, dini yalnızca O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak sadece Allah'a kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten başkasıyla emrolunmadılar. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam) din budur.

    Ali Özek ve heyeti

    Halbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve hanifler olarak Allah'a kulluk etmeleri, namazı dosdoğru kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.

    Ali Rıza Safa

    Üstelik onlara, dini yalnızca Allah'a içtenlikle özgüleyerek O'na hizmet etmek, namazı kılmak ve zekatı vermek dışında bir buyruk verilmemişti. Dinin kaynağı ve dayanağı, işte budur. dipnot 609

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 609
      "Dinin kaynağı ve dayanağı" bildiriminin yer aldığı bu ayetle birlikte, 9:36; 12:40; 30:30,43 ayetleri, "Geri çevrilmesi olanaksız olan gün gelmeden önce; dinin yalnızca Allah'a içtenlikle özgülenmesi, Allah'tan başkasına hizmet edilmemesi, gerçeğe aykırı olan şeylerden uzaklaşılması, namaz kılınması, zekat verilmesi ve hac görevinin dört kutsal ay boyunca yapılması" buyruklarını içermektedir. Dinin kaynağı ve dayanağı bildirimi, Kur'an çevirilerinde, "Dosdoğru din" veya "Sağlam din" veya "Eskimez ve aşınmaz din" veya "Kıyamete dek devam edecek din" biçiminde çevrilmiştir. "Dinin yalnızca Allah'a özgülenerek O'na hizmet edilmesi" bildirimi, 7:29; 10:22; 29:65; 31:32; 39:2,11,14; 40:14,65 ayetlerinde tekrarlanır.

    Bayraktar Bayraklı

    Oysa kendilerine, dini yalnız Allah'a halis kılıp O'nu birleyerek Allah'a kulluk etmeleri, namazı kılmaları, zekatı vermeleri emredilmişti. İşte doğru din budur.

    Edip Yüksel

    Oysa onlardan, dini sadece ALLAH'a ait kılan tektanrıcılar (monoteist) olarak O'na hizmet etmeleri, salatı gözetmeleri ve zekatı vermeleri istenmişti. İşte dosdoğru din budur. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bak 39:11.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Oysa onlardan, dini sadece ALLAH'a ait kılan tektanrıcılar (monoteist) olarak O'na kulluk etmeleri, namazı gözetmeleri ve zekatı vermeleri istenmişti. İşte dosdoğru din budur.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Oysa onlar, hakka tapan, Allah'ı birleyiciler olarak dini yalnızca Allah'a tahsis edip Allah'a ibadet etsinler, namazı dosdoğru kılsınlar ve zekatı versinler diye emrolunmuşlardı ancak. İşte odur dosdoğru din!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Halbuki onlar ancak şununla emr olunmuşlardı: hakperest müvahhid (hanifler) olarak dini Allah için halis kılarak yalnız Allaha ıbadet etsinler ve namazı dürüst kılsınlar ve zekatı versinler ve odur "dini kayyime"

    Erhan Aktaş

    Oysa Allah'a kulluktan ve dini hanifler dipnot 1 olarak O'na has kılmaktan ve salatı ikame etmekten, dipnot 2 zekatı yapmaktan dipnot 2 başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte doğru din budur.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Şirk koşmaksızın Allah'a yönelmiş olan.
    2. metne dön, dipnot 2
      Salatın namaz kılmak anlamının yanı sıra birçok anlamı bulunmaktadır. Bu ayetteki salat, "namaz kılmak" anlamında değildir. Namazı kılın, zekatı verin" şeklinde anlam verilen bu terkip: İbadete layık yegane ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah'a yönelmeyi, kulluğu ve duayı "şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Namazı kılın, zekatı verin" şeklinde anlam verilen bu terkipteki "vermek" kelimesinin kök harfleri (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Her ne kadar bu terkipte," vermek" anlamına gelen "Atu" kelimesi yer alsa da () atu kelimesine, () Eta "yapmak" anlamının verilmesi de uygundur. Bu kelime kök anlamı itibarıyla yaygın olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: "Yapmak", "getirmek" ve "vermek." Arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan "zekat", verilen bir şey değil, "yapılan" bir şeydir. Kur'an, zekat kelimesini "arınmak" anlamında kullanmaktadır (Bkz. 19:13). Zekat, "mali yardım" demek değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Kur'an'daki mali yardımın adı sadakadır (Bkz. 9:60). Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Oysa Allah'a kulluktan ve dini hanifler dipnot 1 olarak O'na has kılmaktan ve salatı ikame etmekten dipnot 2 , zekatı yapmaktan dipnot 2 başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte doğru din budur.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Şirk koşmaksızın Allah'a yönelmiş olan.
    2. metne dön, dipnot 2
      Şirkten arınmış bir bilinçle Allah'a yönelmek, O'na kulluk etmek ve bunu arınmış, temizlenmiş bir benlikle yapmak. Bkz. 2:43. ayetin dipnotu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Oysa Allah'a kulluktan ve dini hanifler dipnot 1 olarak O'na has kılmaktan ve salatı ikame etmekten dipnot 2 , zekatı vermekten dipnot 2 başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte doğru din budur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Şirk koşmaksızın Allah'a yönelmiş olan.
    2. metne dön, dipnot 2
      Şirkten arınmış bir bilinçle Allah'a yönelmek, O'na kulluk etmek ve bunu arınmış, temizlenmiş bir benlikle yapmak.

    Gültekin Onan

    Oysa onlara, dini yalnızca O'na halis kılan hanifler olarak sadece Tanrı'ya kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten başkası buyrulmadı. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam) din budur.

    Hasan Basri Çantay

    Halbuki onlar Allaha, Onun dininde ihlas (ve samimiyyet) erbabı ve muvahhidler olarak, ibadet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmalarından, zekatı vermelerinden başkasıyle emr olunmamışlardı. En doğru din de bu idi.

    İbni Kesir

    Halbuki onlar; doğruya yönelerek, dini yalnız Allah'a tahsis ederek O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardı. En doğru din de işte budur.

    Mehmet Alagaş

    (1-5) Kitap halkından olan kafirler ve ortak koşanlar, Allah’tan temiz sahifeleri okuyan / tilavet eden elçi, onlara açıklama getirinceye kadar çözülüp ayrılacak değildiler. O sahifelerde sağlam / ayakta tutan yazılı kayıtlar vardı. Kitap verilenler, kendilerine açıklamalar gelinceye kadar bölünmüş değillerdi. Allah’a, ona has bir şekilde, doğruya yönelenlerin dini üzere ibadet etmeleri, namazı kalkıp kılmaları, zekâtı vermeleri dışındaki şeylerle emrolunmuş değillerdi, işte, sağlam olan / ayakta kalan din budur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Hâlbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na ibadet etmeleri, namazı dosdoğru kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.

    Süleyman Ateş

    Oysa kendilerine, dini yalnız Allah'a halis kılıp O'nu birleyerek Allah'a kulluk etmeleri, namazı kılmaları, zekatı vermeleri emredilmişti. İşte doğru din oydu.

    Süleymaniye Vakfı

    Halbuki (tıpkı bu kitapta emredildiği gibi) onlara da Allah'ın dinine bir şey katmadan dipnot 1 doğrudan doğruya O'na kulluk etmeleri, namazı düzgün ve sürekli kılmaları, zekatı vermeleri dışında bir şey emredilmemişti dipnot 2 . İşte bu dosdoğru dindir. dipnot 3

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Bir şey katmadan" meali verdiğimiz ifade "muhlis olarak" anlamındadır. Muhlis, ihlaslı kişi demektir. İhlas; sözlükte bir şeyi kirlilikten, bulanıklıktan temizleyip arındırmak, saflaştırmak, katıksız, arı, duru hale getirmektir. Bu kelime Kur'an'da, dini Allah'a has kılan yani Allah'ın dinine bir şey katmadan kayıtsız şartsız olarak ona içten boyun eğen, riyadan ve şirkten uzak olan samimi insanların ortak vasfını ifade etmek için kullanılır (Zümer 39/2).
    2. metne dön, dipnot 2
      Bakara 2/83, Şura 42/13, Enbiya 21/73. Namaz ve zekat da Allah'a kulluğun gereği olarak yapılan ibadetlerdir. Onların ayrıca zikredilmesi, önemlerine vurgu içindir.
    3. metne dön, dipnot 3

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlara (resullerimiz tarafından) sadece şu emir verilmiştir: Allah'ın dinine bir şey katıştırmadan yalnız O'na kulluk edin; namazı düzgün ve sürekli kılın, zekatı da verin. İşte doğru din budur.

    Şaban Britch

    Halbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve hanifler olarak Allah'a ibadet etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. İşte dosdoğru din budur.

    Şaban Piriş

    Onlar, sadece dini/otoriteyi Allah'a has kılan hanifler olarak ona kulluk etmek, namazı kılmak, zekatı vermek ile emrolunmuşlardı. İşte dosdoğru din budur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Oysa ki onlara, dini yalnız O'na özgüleyerek, dosdoğru yürüyen kişiler halinde sadece Allah'a ibadet etmeleri, namazı kılmaları, zekatı vermeleri emredilmişti. İşte budur doğru, eskimez ve aşınmaz din.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.