Diyanet İşleri
(96-97) Andolsun, biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir mucize ile Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber gönderdik de ileri gelenler Firavun'un emrine uydular. Halbuki Firavun'un emri doğru değildi.
Hûd suresi · 96–99. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hûd suresi, 96. ayet. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ
(96-97) Andolsun, biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir mucize ile Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber gönderdik de ileri gelenler Firavun'un emrine uydular. Halbuki Firavun'un emri doğru değildi.
(96, 97) Yemin olsun ki Musa'yı da ayetlerimizle dipnot 1 ve apaçık bir delille Firavun'a ve onun yöneticilerine göndermiştik. Onlar, Firavun'un emrine uymuşlardı. (Oysa) Firavun'un emri asla doğru değildi.
Doğrusu Biz Musa'yı da, ayetlerimizle ve kesin bir yetkiyle
Ve Gerçek şu ki, Biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir yetkiyle
Andolsun ki biz, Musa'yı işaretlerimiz olarak ve apaçık delille irsal ettik. . .
Andolsun, Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık olan bir delille gönderdik.
Andolsun ki Musa'yı da mucizelerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.
Gerçek şu ki, Musa'yı da ayetlerimizle ve apaçık bir kanıtla gönderdik.
- Andolsun, Musa'yı da ayetlerimizle ve açık bir kanıtla Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderdik. Ama onlar Firavun'un emrine uydular. Oysa Firavun'un emri, akla uygun değildi.
Musa'yı işaretlerimizle (ayat) ve kesin bir yetkiyle gönderdik;
Musa'yı ayetlerimizle (mucize ve vahyimizle) ve kesin bir yetkiyle gönderdik
Ululuğuma andolsun ki, Musa'yı da ayetlerimizle ve açık bir delil ile gönderdik.
Celalim hakkı için Musayı da ayetlerimizle ve bir sultanı mübin ile gönderdik
Ant olsun Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir yetkiyle gönderdik;
Ant olsun Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir yetkiyle gönderdik;
Ant olsun Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir yetkiyle gönderdik;
Andolsun, Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık olan bir delille gönderdik.
(96-97) Andolsun ki biz Musayı da Fir'avna ve onun ileri gelenlerine mucizelerimizle ve apaçık bir hüccetle gönderdik de yine onlar Fir'avnın emrine tabi oldular. Halbuki Fir'avn'ın emri hiç de salahiyyetli ve dürüst değildi.
Andolsun ki Musa'yı, ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun'a ve erkanına gönderdik.
(96-99) Musa’yı ayetlerimizle açık delillerle firavun ve seçkinlerine gönderdik, firavunun işine / emrine uymuşlardı, firavunu işi yetişkin edici / reşit edici değildi, kıyamet gününde kavmini sunar / takdim eder, onları götürdüğü yer ise ateştir, varılan yer, ne kötü bir gidilen yerdir. İşte bu rada da lanete uğradılar, k ıyamet günü armağan olarak verilen ne kötü bir hediyedir.
Mûsâ’yı da ayetlerimizle ve açık bir delil ile göndermiştik.
Andolsun, Musa'yı da ayetlerimizle ve açık bir delil ile gönderdik.
Musa'yı da ayetlerimizle /mucizelerimizle, apaçık ve güçlü bir delille elçi olarak göndermiştik; dipnot 1
Şurası bir gerçek ki Musa'yı da ayetlerimizle ve açık bir delille elçi gönderdik,
Musa’yı da ayetlerimizle ve açık bir delil ile göndermiştik.
(96-97) Musa'yı da ayetlerimizle ve açık bir belge ile Firavun ve çevresine göndermiştik. Onlar, Firavun'un emrine uydular; oysa Firavun'un buyruğu doğru yola çıkarmazdı.
Yemin olsun, Musa'yı ayetlerimizle ve açık bir kanıtla gönderdik;
Hûd suresi, 97. ayet. إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱتَّبَعُوٓا۟ أَمْرَ فِرْعَوْنَ وَمَآ أَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَشِيدٍ
(96-97) Andolsun, biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir mucize ile Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber gönderdik de ileri gelenler Firavun'un emrine uydular. Halbuki Firavun'un emri doğru değildi.
(96, 97) Yemin olsun ki Musa'yı da ayetlerimizle dipnot 1 ve apaçık bir delille Firavun'a ve onun yöneticilerine göndermiştik. Onlar, Firavun'un emrine uymuşlardı. (Oysa) Firavun'un emri asla doğru değildi.
Firavun'a ve onun yönetici seçkinlerine göndermiştik. Fakat onlar Firavun'un yönetimine boyun eğdiler. Ne ki firavun(laşmış) bir yönetimin, sağduyulu olması mümkün değildi.
Firavun ve onun seçkinler çevresine gönderdik. Ama berikiler, Firavun'un hükmüne boyun eğdiler oysa, Firavun'un hükmü hiçbir şekilde sağduyu ürünü değildi.
Firavun ve ileri gelen adamlarına. . . Onlar Firavun'un emrine tabi oldular. . . (Oysa) Firavun'un emri olgunluğu yansıtmıyordu.
Firavun'a ve onun önde gelen çevresine. Onlar Firavun'un emrine uymuşlardı. Oysa Firavun'un emri doğruya götürücü (irşad edici) değildi.
Firavun'a ve onun ileri gelenlerine (gönderdik). Fakat onlar Firavun'un emrine uydular. Oysa Firavun'un emri doğru değildi.
Firavun ve onun ileri gelenlerine. Fakat Firavun'un buyruğuna uydular; oysa Firavun'un buyruğu doğruya eriştirmiyordu.
- Andolsun, Musa'yı da ayetlerimizle ve açık bir kanıtla Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderdik. Ama onlar Firavun'un emrine uydular. Oysa Firavun'un emri, akla uygun değildi.
Firavun ve konseyine... Ancak onlar Firavunun buyruğuna uydular. Firavunun buyruğu ise akıllıca değildi.
Firavun ve konseyine... Ancak onlar Firavun'un buyruğuna uydular. Firavunun buyruğu ise akıllıca değildi.
Firavun'a ve onun ileri gelenlerine; onlar, Firavun'un emrine uydular. Oysa Firavun'un emri akıllıca değildir.
Fir'avne ve cem'ıyyetine de bunlar, Fir'avnin emrine tabi' oldular, Fir'avn emri ise reşid değildir
Firavun ve melelerine. dipnot 1 Firavun'un buyruklarına uydular. Oysa Firavun'un buyrukları hiç de akıllıca değildi;
Firavun ve melelerine. dipnot 1 Firavun'un buyruklarına uydular. Oysa Firavun'un buyrukları hiç de akıllıca değildi;
Firavun'a ve toplumunun önde gelenlerine. Firavun'un buyruklarına uydular. Oysa Firavun'un buyrukları hiç de akıllıca değildi;
Firavun'a ve onun önde gelen çevresine. Onlar Firavun'un buyruğuna uymuşlardı. Oysa Firavun'un buyruğu doğruya götürücü (irşad edici) değildi.
(96-97) Andolsun ki biz Musayı da Fir'avna ve onun ileri gelenlerine mucizelerimizle ve apaçık bir hüccetle gönderdik de yine onlar Fir'avnın emrine tabi oldular. Halbuki Fir'avn'ın emri hiç de salahiyyetli ve dürüst değildi.
Yine de onlar Firavun'un emrine uydular. Oysa Firavun'un emri hiç de doğru değildi.
(96-99) Musa’yı ayetlerimizle açık delillerle firavun ve seçkinlerine gönderdik, firavunun işine / emrine uymuşlardı, firavunu işi yetişkin edici / reşit edici değildi, kıyamet gününde kavmini sunar / takdim eder, onları götürdüğü yer ise ateştir, varılan yer, ne kötü bir gidilen yerdir. İşte bu rada da lanete uğradılar, k ıyamet günü armağan olarak verilen ne kötü bir hediyedir.
Firavun'a ve onun ileri gelenlerine (gönderdik). Fakat onlar Firavun'un emrine uydular. Oysa Firavun'un emri doğru değildi.
Fir'avn'a ve adamlarına. (Ama o insanlar), Fir'avn'ın buyruğuna uydular. Oysa, Fir'avn'ın buyruğu, doğruya iletici değildi.
Firavun'a ve ileri gelenlerine dipnot 1 ... Hepsi Firavun'un emrine tabi olmuşlardı. Oysa Firavun'un emri akla uygun değildi dipnot 2 .
Onu Firavun'a ve önde gelen adamlarına gönderdik. Onlar Firavun'un emrine girmişlerdi. Oysa Firavun'un emri gerçeklere uymuyordu.
Firavun ve kavminin ileri gelenlerine. Onlar, Firavun’un emrine uydular; oysa Firavun'un emri doğru değildi.
(96-97) Musa'yı da ayetlerimizle ve açık bir belge ile Firavun ve çevresine göndermiştik. Onlar, Firavun'un emrine uydular; oysa Firavun'un buyruğu doğru yola çıkarmazdı.
Firavun'a ve kodamanlarına. Ama onlar Firavun'un emrine uydular. Oysaki, Firavun'un emri doğruya ve güzele ulaştırmıyordu.
Hûd suresi, 98. ayet. يَقْدُمُ قَوْمَهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فَأَوْرَدَهُمُ ٱلنَّارَ وَبِئْسَ ٱلْوِرْدُ ٱلْمَوْرُودُ
Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası!
(Firavun), kıyamet gününde kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürükleyecektir. dipnot 1 Varılacak o yer ne kötü bir yerdir!
O, Kıyamet Günü (de) kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecek: sürüldükleri yer ne berbat bir yer!
(Ve bu yüzden de) Kıyamet Günü halkının önüne düşüp, (bu dünyadaki batıl yönetimin bir) sonuc(u) olarak onları ateşe sürükleyecek; ne kötü bir menzil bu sürüklendikleri!
(Firavun) kıyamet sürecinde halkının önüne geçip önderlik eder. . . (İşte) onları ateşe ulaştırır! O varılan yer ne kötü bir yerdir.
O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. Sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir..
O, kıyamet gününde de kavminin önünde gider ve onları ateşe götürür. O vardıkları yer ne kötü bir yerdir.
Yeniden Yaratılış Günü'nde, toplumuna öncülük ederek, onları ateşe götürecektir. Gittikleri yer, ne kötü bir yerdir.
Kıyamet günü kavminin önüne geçecek ve onları suya götürür gibi ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir o götürüldükleri yer!
Diriliş gününde halkına öncülük edip onları ateşe sokacaktır. Girdikleri yer ne kötü bir mekandır!
Diriliş gününde halkına öncülük edip onları ateşe sokacaktır. Girdikleri yer ne kötü bir mekandır!
Kıyamet gününde kavminin önüne düşecek ve onları suya götürür gibi ateşe götürecektir. O varılan yer de ne fena maslaktır!
Kyamet günü kavminin önüne düşer, derken onları suya götürür gibi ateşe götürmüştür, o varılan da ne fena maslaktır
Kıyamet Günü, halkının önüne düşecek ve onları ateşe götürecektir. Varacakları yer, ne kötü bir yerdir.
Kıyamet günü, halkının önüne düşecek ve onları ateşe götürecektir. Varacakları yer, ne kötü bir yerdir.
Kıyamet günü, halkının önüne düşecek ve onları ateşe götürecektir. Varacakları yer, ne kötü bir yerdir.
O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. Sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir..
O, kıyaamet günü kavminin önüne düşecekdir. Artık o, bunları (suya götürür gibi) ateşe götürmüşdür. Vardıkları o yer ne kötü yerdir.
O, kıyamet gününde kavmine öncülük eder ve onları ateşe götürür. Ne kötü yerdir onların gittikleri yer.
(96-99) Musa’yı ayetlerimizle açık delillerle firavun ve seçkinlerine gönderdik, firavunun işine / emrine uymuşlardı, firavunu işi yetişkin edici / reşit edici değildi, kıyamet gününde kavmini sunar / takdim eder, onları götürdüğü yer ise ateştir, varılan yer, ne kötü bir gidilen yerdir. İşte bu rada da lanete uğradılar, k ıyamet günü armağan olarak verilen ne kötü bir hediyedir.
Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası!
(Fir'avn), kıyamet günü kavminin önünde gidiyor. İşte onları ateşe getirdi. O varılan yer de ne fena bir yerdir!
O, kıyamet /mezardan kalkış günü halkının önüne düşecek ve onları suya götürürcesine ateşe götürecektir. Suya koşarcasına götürüldükleri yer ne kötü bir yerdir! dipnot 1
(Mezardan) kalkış günü halkının önüne düşecek, suya götürür gibi onları ateşe götürecektir. Başına varılan su ne kötü sudur! Ne kötü varıştır o varış!
(Firavun), Kıyamet günü halkına öncülük eder. Onları ateşe götürür. Gittikleri yer ne kötü yerdir.
(Firavun), Kıyamet günü halkına öncülük eder. Onları ateşe götürür. Gittikleri yer ne kötü yerdir.
Kıyamet günü kavmine önderlik eder. İşte onları suya götürür gibi ateşe götürdü. Ne kötü varış yeridir o götürüldükleri yer!
Hûd suresi, 99. ayet. وَأُتْبِعُوا۟ فِى هَٰذِهِۦ لَعْنَةً وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ بِئْسَ ٱلرِّفْدُ ٱلْمَرْفُودُ
Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lanete uğratıldılar. Ne kötü destektir onlara verilen destek!
Onlar burada (dünyada) da kıyamet gününde de lanete uğratıldılar. dipnot 1 (Onlara) verilen bu armağan ne kötü armağandır! dipnot 2
Sonuçta peşlerine burada da bir lanet takıldı, Kıyamet Günü'nde de... Pay da, pay verilen de ne fenadır!
Öyle ya; burada (bu dünyada, Allah'ın) laneti kovaladı durdu onları, Kıyamet Günü'nde de (onunla tepelenecekler:) ne kötü bir pay, bu paylarına düşen!
Hem burada (dünyada) hem de kıyamet sürecinde lanete tabi olundular! O hisselerine düşen ne kötü bir paydır!
Onlar, burda da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. (Bu) Verilen bağış, ne kötü bir bağıştır.
Onlar burada da, kıyamet gününde de lânete uğratıldılar. (Onlara) verilen bu armağan ne kötü armağandır!
Hem burada hem de Yeniden Yaratılış Günü'nde lanetlendiler. Verilen bağış, ne kötü bir bağıştır.
Hem burada hem kıyamet gününde peşlerine lanet takılmıştır. Ne kötü destektir o arkalarına takılmış olan!
Burada da, ahirette de peşlerine lanet takılmıştır. Aldıkları armağan ne kötü armağandır!
Burada da, ahirette de peşlerine lanet takılmıştır. Aldıkları armağan ne kötü armağandır!
Hem burada hem de kıyamet gününde arkalarından bir lanetle takip edildiler. Bu yapılan destek ne fena destektir!
Hem burada arkalarından bir la'netle ta'kıb edildiler hem Kıyamet günü, bu vurulan destek ne fena destektir
Bu dünyada da Kıyamet Günü'nde de lanete dipnot 1 uğratıldılar. Paylarına düşen ne kötü bir paydır.
Bu dünyada da Kıyamet Günü'nde de lanete dipnot 1 uğratıldılar. Paylarına düşen ne kötü bir paydır.
Bu dünyada da Kıyamet Günü'nde de lanete uğratıldılar. Paylarına düşen ne kötü bir paydır.
Onlar, burda da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. (Bu) Verilen bağış, ne kötü bir bağıştır.
Burada da, kıyaamet gününde de la'nete tabi tutuldular onlar. (Kendilerine) verilen bu vergi ne kötü vergidir!
Hem burada, hem de kıyamet gününde la'nete uğratıldılar. Kendilerine verilen bu bağış ne kötü bir bağıştır.
(96-99) Musa’yı ayetlerimizle açık delillerle firavun ve seçkinlerine gönderdik, firavunun işine / emrine uymuşlardı, firavunu işi yetişkin edici / reşit edici değildi, kıyamet gününde kavmini sunar / takdim eder, onları götürdüğü yer ise ateştir, varılan yer, ne kötü bir gidilen yerdir. İşte bu rada da lanete uğradılar, k ıyamet günü armağan olarak verilen ne kötü bir hediyedir.
Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Ne kötü bağıştır bu onlara verilen!
Bu dünyada da (onların) ardına la'net takılmıştır, kıyamet gününde de (burada da la'netle anılacaklardır, ahirette de)! Bu vergi, ne kötü bir vergidir!
Burada lanete /dışlanmaya maruz bırakıldılar, kıyamet gününde de öyle (olacak) dipnot 1 . Onlara verilen bu armağan (!) ne kötü armağandır!
Onlar bu dünyada da (mezardan) kalkış gününde de dışlanmışlardır (lanetlenmişlerdir). Ne kötü ikramdır o ikram!
Hem burada da kıyamet gününde de lanete uğrarlar. Onlara peşpeşe verilen bu şeyler ne kötüdür.
Hem burada da kıyamet gününde de lanete uğrarlar. Bu ne kötü bir bağıştır.
Peşlerine lanet takılmıştır: Hem burada hem kıyamet gününde ne kötü destektir o arkalarına takılmış olan!
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.