Rûm suresi

Rûm suresi, 38. ayet

Rûm suresi, 38. ayet. فَـَٔاتِ ذَا ٱلْقُرْبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلْمِسْكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ ذَٰلِكَ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يُرِيدُونَ وَجْهَ ٱللَّهِ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

feâti ẕe-lḳurbâ ḥaḳḳahû velmiskîne vebne-ssebîl. ẕâlike ḫayrul lilleẕîne yürîdûne veche-llâh. veülâike hümü-lmüfliḥûn.

Diyanet İşleri

Öyle ise akrabaya, yoksula, ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Rûm 35–41 · surenin 38. ayeti / 60

Konu İnsanın nankörlüğü; akrabaya hak, faiz ve zekât Rûm 33–40 3

  1. Rûm 35

    Yoksa biz kendilerine bir delil mi indirdik de o, Allah'a ortak koşmaları konusunda (isabetli olduklarını) söylüyor?

  2. Rûm 36

    İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler.

  3. Rûm 37

    Allah'ın, rızkı dilediğine bol verdiğini ve (dilediğine) kıstığını görmediler mi? Bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.

  4. 38

    Öyle ise akrabaya, yoksula, ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

  5. Rûm 39

    İnsanların malları içinde artsın diye faizle her ne verirseniz, Allah katında artmaz. Ama Allah'ın hoşnutluğunu isteyerek her ne zekat verirseniz; işte bunu yapanlar sevaplarını kat kat arttıranlardır.

  6. Rûm 40

    Allah, sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olandır. Allah'a koştuğunuz ortaklardan, bunlardan herhangi bir şeyi yapabilen var mı? O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir.

  7. Rûm 41

    İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

38. Yani sana yakın olan kimseye yakınlığına ve ihtiyacına göre Şâri’nin farz kıldığı yahut da teşvik etmiş olduğu nafaka, sadaka, hediye, iyilik, selâm, ikram, hatasını affetmek, kusurlarını müsamaha ile karşılamak gibi haklarını ver! Aynı şekilde fakirlik ve ihtiyacı dolayısı ile adeta kımıldayamaz hale gelmiş yoksula (miskine) ihtiyacını ortadan kaldıracak, yemek, su, giysi vb. gibi zaruri ihtiyaçlarını giderecek kadarını ver.

Kendi vatanında bulunmayan, beraberinde herhangi bir mal ve yolculuğunda ihtiyacını karşılayabileceği bir kazancı bulunmayan yolda kalmış yolcuya da hakkını ver! Zira genelde bu kimse çok muhtaç düşmüş olur. Kendi memleketinde bulunan kimse ise böyle değildir. Zira bir kimse kendi beldesinde ise malı bulunmasa dahi çoğu hallerde ihtiyacını karşılayabilecek bir imkâna sahip olur ve bir yol bulur. Bundan dolayı Yüce Allah, hem yoksula (miskîne) hem de yolda kalmışa zekâttan pay ayırmıştır.

“Bu” yani akrabaya, yoksula ve yolcuya bir şeyler vermek, “Allah’ın rızasını” bu gibi amellerle kazanmak “isteyenler için daha hayırlıdır.” Bu hayır, pek büyüktür, sevabı da pek çoktur. Çünkü bunlar, salih amellerin en faziletlilerindendir. Ayrıca faydası kişiyi aşıp onunla sınırlı kalmayan ve yerini bulan ihlâsla yapılmış salih amellerdir. Ancak bunlarla Allah’ın rızasını gözetilmezse her ne kadar bu, kendisine bir şeyler verilenler için yararlı olsa da verenler açısından hiçbir hayır ve fayda içermez. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: “Bir sadaka vermeyi veya bir iyilik yapmayı, yahut insanlar arasını düzeltmeyi emredeninkinden başka, onların fısıldaşmalarının bir çoğunda hayır yoktur.” (en-Nisâ, 4/114)

Bundan anlaşılan şu ki bu tür işler, faydaları yapan kişiyi aşıp başkalarına ulaştığından ötürü hayırdır. Ancak bunları yalnızca Allah’ın rızası için yapanlar, bu verdiklerinin karşılığında büyük ecir alırlar.

“İşte” bu amelleri ve başkalarını yalnızca Allah için yapanlar “felaha erenler” Allah’ın mükâfatını elde edip cezasından kurtulanlar “onlardır.”

Yüce Allah yalnızca kendi rızası gözetilerek yapılan infak türü amelleri söz konusu ettikten sonra dünyevî bir maksatla yapılan amelleri de söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

-Ey Müslüman!- İyilik ve akrabalık bağı hakkı için akrabalarına hak ettiklerini, muhtaç olanlara ihtiyaçlarını giderecek kadarını, kendi memleketine gitmek için yol bulamayan yolda kalmış kimseye (yardımcı olmak için) ver. Yüce Allah'ın yüzünü isteyenler için, bu belirtilen konularda yardımcı olmaları kendileri için çok hayırlıdır. Bu yardım ve hakları yerine getirenler, Cennet'te istediklerine nail olup, korktuğu azaptan selamette olarak kurtuluşa erecek olanların ta kendileridir.

Kelimeler

16 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. فَـَٔاتِ fe ati o halde ver kök: اتي
  2. ذَا za
  3. ٱلْقُرْبَىٰ l-kurba akrabaya kök: قرب
  4. حَقَّهُۥ hakkahu hakkını kök: حقق
  5. وَٱلْمِسْكِينَ velmiskine ve yoksula kök: سكن
  6. وَٱبْنَ vebne kök: بني
  7. ٱلسَّبِيلِ ۚ s-sebili ve yolcuya kök: سبل
  8. ذَٰلِكَ zalike bu
  9. خَيْرٌۭ hayrun daha hayırlıdır kök: خير
  10. لِّلَّذِينَ lillezine için
  11. يُرِيدُونَ yuridune isteyenler kök: رود
  12. وَجْهَ veche yüzünü (rızasını) kök: وجه
  13. ٱللَّهِ ۖ llahi Allah'ın kök: اله
  14. وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve ulaike ve işte
  15. هُمُ humu onlar
  16. ٱلْمُفْلِحُونَ l-muflihune başarıya erenlerdir kök: فلح

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: سكن (69 geçiş) · Aynı kök: وجه (78 geçiş) · Aynı kök: قرب (96 geçiş)

    İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere…

  • Aynı kök: سكن (69 geçiş) · Aynı kök: قرب (96 geçiş) · Ortak kavram: Yol (sebîl)

    Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar…

  • Aynı kök: سكن (69 geçiş) · Aynı kök: قرب (96 geçiş) · Ortak kavram: Yol (sebîl)

    Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki…

  • Aynı kök: وجه (78 geçiş) · Aynı kök: قرب (96 geçiş) · Ortak kavram: Yol (sebîl)

    Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza…

  • Aynı kök: قرب (96 geçiş) · Aynı kök: رود (148 geçiş) · Ortak kavram: Hayır

    "Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik."

  • Aynı kök: فلح (40 geçiş) · Aynı kök: رود (148 geçiş)

    Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, "Haydi gelsene!" dedi. O ise,…

  • Aynı kök: وجه (78 geçiş) · Aynı kök: قرب (96 geçiş)

    Hani melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah, seni kendi tarafından bir kelime ile müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. Dünyada da,…

  • Aynı kök: وجه (78 geçiş) · Aynı kök: رود (148 geçiş)

    Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

88 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Sen yakınlara, yoksula ve yolda kalmışa hakkını dipnot 1 ver! Allah'ın rızasını isteyenler için bu, hayırlı olandır. İşte onlar kurtulanların ta kendileridir.

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu cümle infakın, sadakaların ve zekâtın "kâr"dan değil, "mal"dan verilmesi gerektiğinin apaçık delilidir. Benzer mesajlar: En‘âm 6:141; Tevbe 9:103; İsrâ 17:26; Zâriyât 51:19; Me‘âric 70:24.

Mustafa İslamoğlu

Şu halde yakınlara, yoksullara ve yolda kalmışlara haklarını verin; bu Allah'ın rızasını dileyenler için daha hayırlıdır; zira onlar, mutluluğa erecek olanların ta kendileridir.

Muhammed Esed

Öyleyse yakınlarınıza, muhtaçlara ve yolculara haklarını verin; bu, Allah'ın rızasını kazanmak isteyenler için en doğrusudur: çünkü, mutluluğa erecekler onlardır!

Ahmed Hulusi

Yakınlarınıza hakkını verin; yoksullara ve yolcuya da. . . Bu, Vechullahı isteyenler için daha hayırlıdır! İşte onlar şartları zorlayarak kurtuluşa erenlerin ta kendileridir!

Ali Bulaç

Öyleyse yakınlara hakkını ver, yoksula da, yolcuya da. Allah'ın yüzünü (rızasını) isteyenler için bu daha hayırlıdır ve felaha erenler onlardır.

Ali Özek ve heyeti

O halde sen, akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah'ın rızasını isteyenler için bu, en iyisidir. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

Ali Rıza Safa

Artık, yakınlara haklarını ver; yoksula ve yolda kalana da. İşte bu, Allah'ın hoşnutluğunu dileyenler için daha iyidir. Kurtuluşa erişenler, işte onlardır.

Bayraktar Bayraklı

Yakın akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da! Bu, Allah'ın rızasını kazanmak isteyenler için daha iyidir. Onlar kurtuluşa ereceklerdir.

Edip Yüksel

Öyleyse yakınlığı bulunanlara haklarını ver, yoksula ve yolcuya da... ALLAH'ın rızasını dileyenler için bu daha iyidir; onlar başarıya ulaşanlardır.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Öyleyse yakınlığı bulunanlara haklarını ver, yoksula ve yolcuya da... ALLAH'ın rızasını dileyenler için bu daha iyidir; onlar başarıya ulaşanlardır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

O halde yakınlığı olana da hakkını ver, yoksula da yolcuya da... Allah'ın yüzünü isteyenler için o daha hayırlıdır; kurtuluşa erenler de işte onlardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

O halde yakınlığı olana da hakkını ver, miskine de yolcuya da, Allah yüzünü murad edenler için o daha hayırlıdır, felah bulanlar da işte onlardır

Erhan Aktaş

Öyleyse; yakınlara, miskine dipnot 1 ve yol oğluna dipnot 2 hakkını ver. Bu, Allah'ın yüzünü dipnot 3 dileyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Çalışacak gücü ve işi olmayan, yerlerde sürünen yoksul, düşkün. Hiçbir şeyi olmayan.
  2. metne dön, dipnot 2
    "İbnu's-sebil," deyim olarak "yol oğlu" demektir. Bu deyime, "yolda kalanlar" anlamı verilmesi doğru değildir. Zira sebil, kara yolu anlamında "yol" demek değildir. Sebil, bir konuda seçim yapmak anlamında "iki yol" dan birini seçmektir, yani "tercih edilen yol" demektir. Hakk veya Batıl yollardan birini tercih etmektir. Bu deyimin anlamı, "yolda kalanlar" değil, bütün varlığı ile "Allah yolunda" çalışmayı seçmiş ve bundan dolayı yardıma muhtaç duruma düşmüş olanlar anlamındadır. Diğer bir anlamı da yaptığı herhangi bir şeyi imkansızlık nedeni ile yarım kalan kimselerdir.
  3. metne dön, dipnot 3
    Allah'ın yönü, rızası, iradesi, benliği. Tamamıyla Allah'a yönelmek. Allah'ın hoşnutluğu. O'nunla birlikte olma arzusunu.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Öyleyse; yakınlara, miskine dipnot 1 ve yol oğluna dipnot 2 hakkını ver. Bu, Allah'ın yüzünü dipnot 3 dileyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Çalışacak gücü ve işi olmayan, yerlerde sürünen yoksul, düşkün. Hiçbir şeyi olmayan.
  2. metne dön, dipnot 2
    "İbnu's-sebili, " deyim olarak "yol oğlu" demektir. Bu deyime, "yolda kalanlar" anlamı verilmesi doğru değildir. Zira sebil, karayolu anlamında "yol" demek değildir. Sebil, bir konuda seçim yapmak anlamında "iki yol" dan birini seçmek yani "tercih edilen yol" demektir. Hakk veya Batıl yoldan birini tercih etmektir. Bu deyimin anlamı "yolda kalanlar" değil, kendisini Allah'ın yoluna adamış olanlardır. Ayrıca yaptığı şey imkansızlık nedeni ile yarım kalan kimselere de denmektedir.
  3. metne dön, dipnot 3
    Allah'ın yönü, rızası, iradesi, benliği. Tamamıyla Allah'a yönelmek. Allah'ın hoşnutluğu. O'nunla birlikte olma arzusunu.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Öyleyse; yakınlara, miskine dipnot 1 ve "sebilin oğluna" dipnot 2 hakkını ver. Bu, Allah'ın yüzünü dipnot 3 dileyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Yoksul, düşkün.
  2. metne dön, dipnot 2
    Sebil, "yol" demek değildir. Sebil: "İki şey arasından birini seçmek suretiyle tercih edilen şey/yol." demektir. Yani Hakk veya Batıl yoldan "birini tercih etmek" anlamına gelmektedir. Çeviriler bu sözcüğe, "yolda kalanlar" olarak anlam vermektedirler. Oysaki bu deyimle kast edilen şey, kendilerini Allah yolunda mücadeleye adamış olanlardır.
  3. metne dön, dipnot 3
    Allah'ın yönü. Diğer bir deyimle, " bütün varlığı ile Allah'a yönelme.

Gültekin Onan

Öyleyse yakınlara hakkını ver, yoksula da, yolcuya da. Tanrı'nın yüzünü (rızasını) isteyenler için bu daha hayırlıdır ve felaha erenler onlardır.

Hasan Basri Çantay

Haydi akrıbaya, yoksula, yol oğluna (yolcuya) hakkını ver. Bu, Allahın cemalini (rızaasını) dilemekde olanlar için (her şeyden) hayırlıdır ye onlar korkduklarından emin, umduklarına nail olanların ta kendileridir.

İbni Kesir

Akrabaya, yoksula ve yoloğluna hakkını ver. Bu; Allah'ın rızasını dileyenler için daha hayırlıdır ve işte onlar; kurtuluşa erenlerdir.

Mehmet Alagaş

(33-40) İnsana bir zarar dokunsa Rabbine dua eder ve ona içtenlikle yönelir, sonra onlara Allahtan bir rahmet tattırırsa onlardan bir fırka / onlar dan bir bölüm, onlara verdiklerimize yok sayarak Rablerine ortak koşarlar , geçinin / metalanın ileride bileceksiniz. Onlara bir delil / bir ispat göndermişiz de şirk koşmalarını onlara o delil mi söylüyor? Onlara bir rahmet tattırırsak onunla mutlu olur lar, o nlara ellerinin yapıp sundukları nedeniyle bir kötülük isabet ederse ümitlerini yitirirler.

Rowwad Tercüme Merkezi

Akrabaya, yoksula ve yolculara haklarını ver. Bu Allah’ın rızasını isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

Süleyman Ateş

Akrabaya, yoksula, yolcuya (zekat ve sadakadan) hakkını ver. Allah'ın yüzünü (rızasını) isteyenler için bu, daha hayırlıdır ve onlar başarıya erenlerdir.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Yakınlara, çaresizlere ve yolda kalanlara hakkını ver. Allah'ın rızasını kazanmak isteyenler için iyi olan budur. Umduklarına kavuşacak olanlar bunlardır.

Şaban Britch

Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bu, Allah’ın yüzünü dileyenler için çok daha hayırlıdır. Kurtuluşa erenler işte onlardır.

Şaban Piriş

Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bu, Allah'ın rızasını dileyenler için daha hayırlıdır. Kurtuluşa erenler işte onlardır.

Yaşar Nuri Öztürk

O halde, akrabaya hakkını ver. Yoksula, yolda kalmışa da. Allah'ın yüzünü isteyenler için bu daha hayırlıdır. İşte böyleleridir, kurtuluşa erenler.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Therefore, give your kindred what is benevolently due and be glad to do your benevolence to the needy and to the wayfarer specially the one who journeys on foot -due to lack or want of means-. This is better and advantageous indeed for those who wish to fulfill their obligation to Allah and to satisfy their conscience and their hearts.

Abdul Haleem

So give their due to the near relative, the needy, and the wayfarer- that is best for those whose goal is God’s approval: these are the ones who will prosper.

Abdullah Yusuf Ali

So give what is due to kindred, the needy, and the wayfarer. That is best for those who seek the Countenance, of Allah, and it is they who will prosper.

Abul A'la Maududi

So give his due to the near of kin, and to the needy, and to the wayfarer. dipnot 1 That is better for those who desire to please Allah. It is they who will prosper. dipnot 2

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    It has not been said: "Give charity to the relative, the needy and the wayfarer, but their due because this is their right (due to them from you), which you must give them in any case. You should remember it well that if the real owner of the wealth has given you more than others, your extra wealth is, in fact, the right of others, which has been given to you for your trial so that your Lord may see whether you recognize the rights of others and render their rights to them or not.
  2. metne dön, dipnot 2
    Anyone who reflects over this divine command and its real spirit will feel that the way proposed by the Quran for man’s moral and spiritual development inevitably envisages the existence of a free society and economy. This development is not possible in a social environment in which the people’s rights of ownership are set aside and stifled. The system in which the state assumes ownership of all resources and the government machinery and the entire responsibility of distributing provisions among the people, so much so that neither can an individual recognize the right of the other and render it, nor a person develop a feeling of goodwill for the other after he has received help, is a purely communist system. Such an economic and social system, which is being advocated in our country today under the deceptive name of the "Quranic Order of Providence" (Nizami Rububiyat), is entirely opposed to the Quranic scheme itself, for it suppresses the development of individual morality and formation of character altogether. The Quranic scheme can operate and function only in a society where the individuals own some resources of wealth, possess rights to expend it freely, and then render willingly and sincerely the rights of God and His servants. In such a society alone there can arise the possibility that, on the one hand, the people may develop individually the virtues of sympathy, kindliness and affection, sacrifice, recognition of the rights of others and rendering those rights in the right spirit, and on the other hand, the beneficiaries may develop in their hearts pure feelings of well-wishing, gratitude and thankfulness for the donors. This system only can produce the ideal conditions in which the elimination of evil and the promotion of goodness does not depend on the intervention of a law-enforcing authority but the people’s own purity of the self and their own good intentions take up this responsibility.

Aisha Bewley

Give relatives their due, and the poor and travellers. That is best for those who seek the pleasure of Allah. They are the ones who are successful.

Al-Hilali & Khan

So give to the kindred his due, and to Al-Miskîn (the poor) and to the wayfarer. That is best for those who seek Allâh’s Countenance; and it is they who will be successful.

Ali Quli Qarai

Give the relative his right, and the needy and the traveller [as well]. That is better for those who seek Allah’s pleasure, and it is they who are the felicitous.

Amatul Rahman Omar

So present to the near of kin his due, and to the needy and the wayfarer. This is best for those who seek the pleasure of Allâh, it is they alone who will attain their goal.

Arthur John Arberry

And give the kinsman his right, and the needy, and the traveller; that is better for those who desire God's Face; those they are the prosperers.

Bijan Moeinian

Therefore, if you are blessed with the Lord’s favor, give the right of your relatives, needy people and the stranded travelers [and not treat them like the "transients"]. This [voluntary] contribution is the best mean to have the Lord’s attention. Such charitable people are the true successful ones.

E. Henry Palmer

Then give to the kinsman his due, and to the poor and to the wayfarer; that is better for those who desire the face of God, and these it is who are prosperous.

Edip-Layth

So give the relative his due, and the poor, and the wayfarer. That is best for those who seek God's presence, and they are the successful ones.

George Sale

Give unto Him who is of kin to thee his reasonable due; and also to the poor, and the stranger: This is better for those who seek the face of God; and they shall prosper.

Hamid S. Aziz

Do they not see that Allah makes ample provision for whom He pleases, or restricts it? Herein, indeed, are signs for a people who believe.

Mahmoud Ghali

So bring to a near kinsman his true (right), and to the indigent, and the wayfarer; that is most charitable (i. e., best) for the ones who are willing to (seek) the Face of Allah, and those are they (who are) the prosperers.

Marmaduke Pickthall

So give to the kinsman his due, and to the needy, and to the wayfarer. That is best for those who seek Allah's Countenance. And such are they who are successful.

Mohamed Ahmed - Samira

So, give their share to the relatives, the needy, and the wayfarers. This is best for those who seek the way that leads to God, and they will be successful.

Muhammad Asad

Hence, give his due to the near of kin, as well as to the needy and the wayfarer; this is best for all who seek God’s countenance: for it is they, they that shall attain to a happy state!

Mustafa Khattab

So give your close relatives their due, as well as the poor and the ˹needy˺ traveller. That is best for those who seek the pleasure of Allah,[1] and it is they who will be successful.

Progressive Muslims

So give the relative his due, and the poor, and the wayfarer. That is best for those who seek God's presence, and they are the successful ones.

Rashad Khalifa

Therefore, you shall give the relatives their rightful share (of charity), as well as the poor, and the traveling alien. This is better for those who sincerely seek GOD's pleasure; they are the winners.

Sahih International

So give the relative his right, as well as the needy and the traveler. That is best for those who desire the countenance of Allah, and it is they who will be the successful.

Sam Gerrans

So give thou the relative his due, and the needy, and the wayfarer. That is best for those who desire the face of God; and it is they who are the successful.

Shabbir Ahmed

Hence, give to the relative his God-given Right, and to the needy, and whose business has stalled, and who has lost his job, and whose hard-earned income is insufficient to meet the basic needs, and the homeless son of the street, the needy traveler and the one who has traveled to you for help. This is best for those who seek Allah's Approval, for, it is they who are truly successful. (The Divinely ordained Economic Order will ensure equity and prosperity for all).

Syed Vickar Ahamed

So give what is due to the relatives and the needy, and the wayfarer (away from home) that is best for those who search for Allah’s Holy Face (Allah’s Divine Countenance), and such are those (who give) that will prosper.

Taqi Usmani

So give to the kinsman his right, and to the needy and the wayfarer. That is better for those who seek Allah’s pleasure, and it is they who will be successful.

The Monotheist Group

So give the relative his due, and the poor, and the wayfarer. That is best for those who seek the face of God, and they are the successful ones.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Rûm suresi, 38. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Rûm suresi, 38. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Rûm suresi, 38. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩