Diyanet İşleri
Sabret. Şüphesiz, Allah'ın va'di gerçektir. Kesin imana sahip olmayanlar sakın seni gevşekliğe (ve tedirginliğe) sürüklemesinler.
Rûm suresi
Rûm suresi, 60. ayet. فَٱصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ ٱلَّذِينَ لَا يُوقِنُونَ
faṣbir inne va`de-llâhi ḥaḳḳuv velâ yesteḫiffenneke-lleẕîne lâ yûḳinûn.
Sabret. Şüphesiz, Allah'ın va'di gerçektir. Kesin imana sahip olmayanlar sakın seni gevşekliğe (ve tedirginliğe) sürüklemesinler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Güçsüzlükten güce; mazeretlerin fayda vermediği gün Rûm 54–60 3
O gün zulmedenlere mazeretleri fayda sağlamaz, Allah'ı razı edecek amelleri işleme istekleri de kabul edilmez.
Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türlü misali verdik. Andolsun, eğer sen onlara bir ayet getirsen, inkar edenler mutlaka, "Siz ancak asılsız şeyler uyduranlarsınız" derler.
Allah, bilmeyenlerin kalplerini işte böyle mühürler.
Sabret. Şüphesiz, Allah'ın va'di gerçektir. Kesin imana sahip olmayanlar sakın seni gevşekliğe (ve tedirginliğe) sürüklemesinler.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
60. “O halde” sana verilen emirleri uygulamaya ve onları Allah’a davet etmeye “sabret!” Onların yüz çevirdiklerini görsen dahi bu, seni emrolunduğun işi yapmaktan alıkoymasın. “Şüphesiz Allah’ın vaadi haktır.” Onda şüphe yoktur. Bu, sabrı kolaylaştıran hususlardandır. Kul, yaptığı işin boşa gitmediğini, aksine bunun karşılığının kendisine eksiksiz verileceğini bildiği takdirde bu uğurda karşılaşacağı hoşuna gitmeyecek şeyleri önemsemez, zorluklar onun için kolaylaşır ve yaptığı pek çok işleri dahi az görür.
“Sakın inanmayanlar seni” İmanları zayıflamış, kesin inançları azalmış, bundan dolayı da akılları kısırlaşmış, sabırları azalmış kimseler “zaafa düşürmesin.” Böylelerinin seni zaafa sürüklemesinden sakın. Eğer onlara dikkat edip onlardan sakınmazsan onlar, seni zaafa ve hafifliğe sürüklerler, emir ve yasaklar üzerinde sebat etmemeye zorlarlar. İnsan nefsi de bu konuda onlara içten içe destek verir. Bunlara benzemek ve onların isteklerine uygun hareket etmek ister.
İşte bu, kesin inanç (yakîn) her bir mü’minin, olgun akıl sahibi ve kolaylıkla sabredebilecek biri olduğuna delildir. Buna karşılık yakîni zayıf her bir kimsenin de aklı kıt ve hafif olduğunu gösterir. Birincisinin aklı öz konumunda, diğerininkininki ise kabuk konumundadır. Yardımı istenecek olan ancak Allah'tır.
[Rum Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir.]
Lokmân
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
-Ey Resul!- Kavminin seni yalanlamasına sabret. Allah'ın sana yardım ve imkân sağlama vaadi şüphe barındırmayan bir gerçektir. Yeniden dirileceklerine inanmayanlar, seni acele etmeye ve sabrı terk etmeye itmesin.
Aynı kök: خفف (17 geçiş) · Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Ortak kavram: Sabır
Şimdi ise, Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler.…
Aynı kök: يقن (28 geçiş) · Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Ortak kavram: Sabır
Sabredip ayetlerimize kesin olarak inandıkları zaman, içlerinden emrimizle doğru yola ileten önderler çıkardık.
Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Ortak kavram: Sabır · Ortak kavram: Vaad
Ey Muhammed! Sabret. Allah'ın va'di şüphesiz gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam sabah Rabbini hamd ederek tespih et!
Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Ortak kavram: Sabır · Ortak kavram: Vaad
Sen sabret! Şüphesiz Allah'ın verdiği söz gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de (ya da göstermeden önce) seni vefat…
Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Ortak kavram: Sabır · Ortak kavram: Vaad
(Ey Muhammed!) O halde, yüksek azim sahibi peygamberlerin sabretmesi gibi sabret. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri…
Aynı kök: يقن (28 geçiş) · Ortak kavram: Vaad
"Şüphesiz, Allah'ın va'di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur" dendiği zaman ise; "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz.…
Aynı kök: خفف (17 geçiş)
Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez.
Aynı kök: خفف (17 geçiş)
Onlar ebedi olarak lanet içinde kalırlar. Artık ne kendilerinden azap hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Sabret! Şüphesiz ki Allah'ın vaadi gerçektir. dipnot 1 (Buna) kesin bir şekilde inanmayanlar sakın seni gevşekliğe sevk etmesin! dipnot 2
Artık sabret; unutma ki Allah'ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir. (Kendi söylediklerine dahi) yürekten inanmayanlar, tahrikleriyle sakın seni fevri ve tepkisel bir davranışa sürüklemesinler.
O halde sıkıntılara göğüs ger: Allah'ın (Kıyamet Günü ile ilgili) vaadi kesinlikle doğrudur. Öyleyse, tam bir iç tatminine ulaşamayanların senin zihnine şüphe tohumları ekmelerine izin verme!
O halde sabret! Muhakkak ki Allah'ın vaadi Hak'tır! İkana ulaşmamışlar (vaadimizin gerçekleşmesi sürecinde) seni hafife alamayacaklardır!
Öyleyse sen sabret; şüphesiz Allah'ın va'di haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler.
Bu itibarla (ey Muhammed!) sabret. Şüphe yoktur ki, Allah'ın vaadi haktır. İnanmayanlar, sakın seni sıkıntıya düşürüp gevşetmesin.
Artık, dirençli ol. Allah'ın sözünü verdiği kesinlikle gerçektir. Kesin bilgiyle inanmayanlar, seni şapşal yerine koymasın.
Sen şimdi sabret! Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. Kesin inanca sahip olmayanlar, sakın seni gevşekliğe sevketmesin!
Öyleyse sabret. ALLAH'ın sözü gerçektir. Kuşkusuz bir onaya sahip olmayanlar seni gevşekliğe sürüklemesin.
Öyleyse sabret. ALLAH'ın sözü gerçektir. Kesin inanca sahip olmayanlar seni gevşekliğe sürüklemesin.
Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın va'di mutlaka haktır. Ve sakın kesin imanı olmayanlar seni hafifliğe sevketmesin!
Şimdi sen sabret, çünkü Allahın va'di muhakkak haktır ve sakın iykanı olmıyanlar seni hafifliğe sevk etmesinler
Öyleyse sabret, kuşkusuz Allah'ın verdiği söz kesindir. Sakın ha! İman etmeyenler seni gevşetmesinler.
Öyleyse sabret, kuşkusuz Allah'ın verdiği söz kesindir. Sakın ha! İnanmayanlar seni gevşetmesinler.
Öyleyse sabret, kuşkusuz Allah'ın verdiği söz kesindir. Sakın ha! İnanmayanlar seni gevşetmesinler.
Öyleyse sen sabret; şüphesiz Tanrı'nın vaadi haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler.
Sen (habibim) şimdi sabret. Şübhe yok ki Allahın va'di hakdır. (Buna) kat'i inan beslememekde olanlar zinhar seni (sabırsızlıkla) hafifliğe götürmesin (ler).
Sabret, şüphesiz ki Allah'ın vaadi haktır. Yakınen inanmayanlar seni hafifliğe itmesinler.
(58-60) Kesin olan şu ki, b u Kur’an da insanlara her tür örneği verdik , yine de bir ayet getirsen , kafirler diyecekler ki, siz geçersizsiniz, batılsınız, böyle işte, Allah bilmeyenlerin kalplerini mühürledi, sabret, Allah’ın verdiği söz / vaadi gerçektir / haktır, inanmayanların / ikna olmayanların tepkisi seni hafifliğe / telaşlı davranışa sürüklemesin.
O halde sabret muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Kesin imana sahip olmayanlar sakın seni gevşekliğe sevk etmesin.
Sabret, Allah'ın va'di haktır (o mutlaka yerine gelecektir). İnanmayanlar seni telaşa düşürmesin.
Öyleyse sen sabret /duruşunu bozma dipnot 1 . Allah'ın verdiği söz gerçektir. Buna inancı tam olmayanlar sakın seni gevşekliğe sevketmesin.
Sen sabırlı ol. Allah'ın verdiği söz doğrudur. Bunu içine sindiremeyenler seni hafife alamayacaklardır.
Öyleyse sen sabret! Kuşkusuz Allah’ın vaadi haktır. İman etmeyenler sakın seni hafife almaya/gevşemeye sürüklemesin.
Öyleyse sen, sabret, kuşkusuz Allah'ın vaadi haktır. Gerçeği göremeyenler sakın seni hafife almasınlar.
O halde, sabret! Kuşkun olmasın ki, Allah'ın vaadi haktır. İmanı kemale ermemişler seni hafifliğe sevk etmesinler/seni küçümseyemeyeceklerdir.
Therefore, be patient O Muhammad and be unwearied in the face of difficulties and hindrances, and quietly await the course of events; the promise of Allah is the truth personified. Let not their disdainful attitude and their unsettled allegiance and belief influence your firm mind and your firm thoughts nor should you let them disturb or discompose your peace of mind.
so be patient, for God’s promise is true: do not let those with no firm beliefs discourage you.
So patiently persevere: for verily the promise of Allah is true: nor let those shake thy firmness, who have (themselves) no certainty of faith.
Therefore, (O Prophet), have patience. Surely Allah's promise is true. dipnot 1 Let those who lack certainty not cause you to be unsteady. dipnot 2
So be steadfast. Allah’s promise is true. Do not let those who have no certainty belittle you.
So be patient (O Muhammad صلى الله عليه وسلم). Verily, the Promise of Allâh is true; and let not those who have no certainty of faith, discourage you from conveying Allâh’s Message (which you are obliged to convey).
So be patient! Allah’s promise is indeed true. And do not let yourself be upset by those who have no conviction.
Therefore, (Prophet!) have patience and perseverance. Surely, the promise of Allâh (about your victory and the defeat of the disbelievers) is (bound to be) true; so let not those who are not convinced of the truth hold you in light estimation (so as to move you from your stand).
So be thou patient; surely God's promise is true; and let not those who have not sure faith make thee unsteady.
Be patient; know that God's promise is true and do not be intimidated by those who have lost their opportunity to believe.
Be thou patient then; verily, God's promise is true! and let them not flurry thee who are not sure.
So be patient, for God's promise is true, and do not be dissuaded by those who do not have certainty.
But do thou, O Mohammed, persevere with constancy, for the promise of God is true; and let not those induce thee to waver, who have no certain knowledge.
Thus does Allah set a seal on the heart of those who know not.
So (endure) patiently; surely the promise of Allah is true; and do not let the ones who have no certitude induce you to levity.
So have patience (O Muhammad)! Allah's promise is the very truth, and let not those who have no certainty make thee impatient.
So have patience. The promise of God is surely true; and let not those who do not believe make you relax (your endeavours).
Remain, then, patient in adversity: verily, Gods promise [of resurrection] is true indeed - so let not those who are devoid of all inner certainty disquiet thy mind!
So be patient, for the promise of Allah certainly is true. And do not be disturbed by those who have no sure faith.
So be patient, for God's promise is true, and do not be dissuaded by those who do not have certainty.
Therefore, you shall steadfastly persevere - for GOD's promise is the truth - and do not be intimidated by those who have not attained certainty.
So be patient. Indeed, the promise of Allah is truth. And let them not disquiet you who are not certain [in faith].
And be thou patient; the promise of God is true. And let not those who are not certain sway thee.
Remain then, steadfast and remember that Allah's Promise is always True. So let not those who have no conviction disturb your mind.
So patiently remain constant (and firm): Surely, the Promise of Allah is true: And do not let those (unbelievers) who have no certainty of faith, move you from your firmness (of your Faith).
So, be patient. Surely Allah’s promise is true, and let not the disbelievers shake your firmness.
So be patient, for the promise of God is true, and do not be dissuaded by those who do not have certainty.