Enbiyâ suresi

Enbiyâ suresi, 9. ayet

Enbiyâ suresi, 9. ayet. ثُمَّ صَدَقْنَٰهُمُ ٱلْوَعْدَ فَأَنجَيْنَٰهُمْ وَمَن نَّشَآءُ وَأَهْلَكْنَا ٱلْمُسْرِفِينَ

ŝümme ṣadaḳnâhümü-lva`de feenceynâhüm vemen neşâü veehlekne-lmüsrifîn.

Diyanet İşleri

Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Haddi aşanları ise helak ettik.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Enbiyâ 6–12 · surenin 9. ayeti / 112

Konu Hesap yaklaştı; helâk edilen memleketler Enbiyâ 1–15 3

  1. Enbiyâ 6

    Onlardan önce helak ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecekler?

  2. Enbiyâ 7

    Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.

  3. Enbiyâ 8

    Biz, onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi.

  4. 9

    Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Haddi aşanları ise helak ettik.

  5. Enbiyâ 10

    Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?

  6. Enbiyâ 11

    Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik.

  7. Enbiyâ 12

    Onlar azabımızı hissedince, hemen oradan süratle kaçıyorlardı.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

Bu metin 7–9. ayetler için yazılmıştır.

7-9. Bu buyruk, şu sözleriyle son peygamberi yalanlayan kişilerin şüphelerine bir cevaptır: “O niye yemeye, içmeye, pazarlarda gezip dolaşarak alış-veriş yapmaya ihtiyacı olmayan bir melek değildir? Niçin ebedi bir hayatı yok? Onun böyle olmayışı peygamber olmadığının delilidir.” Bu gibi şüpheler peygamberleri yalanlayanların kalplerinde hep var olagelmiştir. Onlar küfürleriyle birbirlerine benzedikleri gibi sözleri de birbirlerine benzemiştir. Şanı Yüce Allah, kendisinden önceki rasûlleri -velev ki peygamber olduğunu bütün kesimlerin kabul ettiği ve müşriklerin de kendilerinin onun dini üzerine olduklarını iddia ettikleri İbrahim aleyhisselam’ın dışındaki bir peygamber bulunmasaydı bile- kabul ettikleri halde son peygamberi yalanlayan bu gibilerin şüphelerine cevap vermektedir. Şöyle ki Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den önce gelmiş bütün peygamberler insan idiler. Yerler, içerler, çarşı-pazarlarda gezer, dolaşırlardı. Ölüm ve buna benzer bütün insanlar hakkında söz konusu olan çeşitli olaylar, onlar için de söz konusu idi. Yüce Allah, bu peygamberleri kendi kavimlerine, ümmetlerine göndermiş ve onları tasdik edenler etmiş, yalanlayanlar da yalanlamıştır. Şanı Yüce Allah da onlara vaat etmiş olduğu kurtuluş ve hem onların hem de onlara uyanların bahtiyar olacağına dair sözünü yerine getirmiş, haddi aşıp onları yalanlayan kimseleri de helâk etmiştir. Peki, ne diye Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletini inkâr etmek için aslı astarı olmayan şüpheler ileri sürülmektedir? Oysa bu şüpheler, onun diğer peygamber kardeşleri hakkında da söz konusudur. Ama onlar, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i yalanlarken önceki peygamberlerin peygamberliğini kabul etmektedirler. Bu, gâyet açık ve susturucu bir delildir. Zira onlar, insanlardan birisinin peygamber olduğunu kabul edip de yine insanlardan bir başka peygamberi kabul etmiyorlarsa o takdirde bu şüpheleri tutarsızdır. Zaten bizzat kendileri de bu şüphelerinin tutarsız olduğunu kabul etmekle ve bu konuda çelişkiye düşmekle delil diye ileri sürdükleri şüphelerini de çürütmüş olmaktadırlar.

ğer onların insanlar arasından herhangi bir peygamberin gelmesini inkâr ettiklerini, ebedi ve yemek yemeyen bir melek dışında hiçbir insanın peygamber olamayacağını söyleyecek noktaya geldiklerini kabul etsek dahi Yüce Allah, onların bu türden şüphelerini de ele almış ve şu buyruğuyla da bunu cevaplandırmıştır: “Ona ne diye bir melek indirilmedi, dediler. Eğer biz bir melek indirseydik, her halde iş bitirilmiş olurdu ve sonra kendilerine mühlet de verilmezdi. Eğer onu bir melek yapsaydık onu elbette bir adam yapardık ve onları düşmekte oldukları şüpheye yine düşürürdük.” (el-En’am, 6/8-9) Diğer taraftan insanların meleklerden vahiy telakki etmeye güçleri de yoktur: “De ki: Şâyet yeryüzünde yerleşmiş, yürüyen melekler olsaydı, biz onlara gökten melek bir peygamber gönderirdik.” (el-İsrâ, 17/95) Eğer sizin daha önce gönderilmiş peygamberlerin durumu ile ilgili bir şüpheniz varsa, bilginiz söz konusu değilse o takdirde “zikir ehline sorun.” Önceki kitapları bilenlere sorun. Kendilerine Tevrat ve İncil verilmiş kimseler gibi. Bunlar sahip oldukları bilgiye göre size haber verecekler ve gönderilmiş bütün peygamberlerin, kendilerine gönderilmiş kimseler türünden birer insan olduklarını söyleyeceklerdir. Bu âyet-i kerime her ne kadar daha önce gönderilmiş peygamberlerin durumunun zikir ehline -ki bunlar ilim ehli kimseler demektir- sorulması hakkında özel bir sebebe bağlı ise de dinin, usulü ve fürûu ile ilgili olup da insanın hakkında bilgi sahibi olmadığı her bir mesele buna dahildir, onlar da onu bilen kimseye sorulmalıdır. O halde bu buyrukta ilim öğrenmek ve ilim ehline soru sormak emri vardır. Onlara soru sorma emrinin verilmesinin tek sebebi, ilim sahiplerinin bildiklerini öğretmekle ve bildikleri hakkında cevap vermekle yükümlü olduklarından dolayıdır. Bu buyrukta zikir/ilim ehline soru sormak, özellikle söz konusu edilmekte ve böylelikle bilgi sahibi olmadığı bilinen kimselere soru sormak yasaklandığı gibi böyle bir kimsenin bu işe kalkışması da yasaklanmaktadır. Yine bu âyet-i kerimede kadınlar arasından peygamber gönderilmediğine, Meryem’in de bir başkasının da peygamber olmadığına delil vardır. Çünkü Yüce Allah: “Senden önce (peygamber olarak) gönderdiklerimiz, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkeklerden başkası değildi” buyurmaktadır.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Sonra resulleri ve Müminlerden dilediğimiz kimseleri helak olmaktan kurtarıp resullerimize verdiğimiz sözü yerine getirdik. Allah'ı inkâr ederek ve günahları işleyerek haddi aşanları helak ettik.

Kelimeler

8 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. ثُمَّ summe sonra
  2. صَدَقْنَـٰهُمُ sadeknahumu yerine getirdik kök: صدق
  3. ٱلْوَعْدَ l-vea'de verdiğimiz sözü kök: وعد
  4. فَأَنجَيْنَـٰهُمْ fe enceynahum onları kurtardık kök: نجو
  5. وَمَن ve men ve kimseleri
  6. نَّشَآءُ neşa'u dilediğimiz kök: شيا
  7. وَأَهْلَكْنَا ve ehlekna ve helak ettik kök: هلك
  8. ٱلْمُسْرِفِينَ l-musrifine aşırı gidenleri kök: سرف

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: سرف (23 geçiş) · Aynı kök: هلك (68 geçiş) · Ortak kavram: Helâk

    Andolsun, daha önce Yusuf da size apaçık deliller getirmişti de, onun size getirdikleri hakkında şüphe edip durmuştunuz. Daha sonra o ölünce de,…

  • Aynı kök: سرف (23 geçiş) · Ortak kavram: Vaad · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)

    Firavun ailesinden, imanını gizlemekte olan mü'min bir adam şöyle dedi: "Rabbim Allah'tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Halbuki o, size…

  • Aynı kök: هلك (68 geçiş) · Ortak kavram: Helâk · Ortak kavram: Vaad

    Hani siz vadinin (Medine'ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şayet…

  • Aynı kök: هلك (68 geçiş) · Ortak kavram: Helâk · Ortak kavram: Vaad

    İşte zulmettiklerinde yok ettiğimiz memleketler.. Helak edilmeleri için de belli bir zaman tayin etmiştik.

  • Aynı kök: هلك (68 geçiş) · Ortak kavram: Helâk · Ortak kavram: Vaad

    (Ey Muhammed!) O halde, yüksek azim sahibi peygamberlerin sabretmesi gibi sabret. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri…

  • Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Ortak kavram: Kurtuluş · Ortak kavram: Vaad

    (Allah, şöyle dedi:) "Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tur'un sağ yanını va'dettik ve size kudret helvası ile bıldırcın…

  • Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Ortak kavram: Kurtuluş · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)

    Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda…

  • Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Ortak kavram: Kurtuluş · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)

    Ey iman edenler! Peygamber ile baş başa konuşacağınız zaman, baş başa konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

70 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Sonra onlara (verdiğimiz) sözü yerine getirmiştik; böylece hem onları hem de dilediğimiz (layık olan) kişileri kurtarmış; haddi aşanları da helak etmiştik.

Mustafa İslamoğlu

Nitecede Biz onlara verdiğimiz sözü tuttuk; bunun sonucunda onları ve dilediklerimi kurtarıp, (hayatlarını) amaçsızca harcayanları ise helak ettik.

Muhammed Esed

Sonuç olarak, Biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik ve bunun için kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık; ama kendi kendilerini ziyan edenleri ise yok ettik.

Ahmed Hulusi

Sonra Onlara bildirimimizi gerçekleştirdik; Onları ve dilediğimiz kimseleri kurtarıp, müsrifleri helak ettik.

Ali Bulaç

Sonra onlara verdiğimiz söze sadık kaldık, böylece onları ve dilediklerimizi kurtardık da ölçüsüz davrananları yıkıma uğrattık.

Ali Özek ve heyeti

Sonra onlara (verdiğimiz) sözü yerine getirdik; böylece, hem onları hem de dilediğimiz (başka) kimseleri kurtuluşa erdirdik; müsrifleri de helâk ettik.

Ali Rıza Safa

Sonra, Onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik; Onları ve dilediklerimizi kurtardık. Ölçüyü aşanları da yıkıma uğrattık.

Bayraktar Bayraklı

Sonra biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Onları ve dilediklerimizi kurtardık. Aşırı gidenleri de helak ettik.

Edip Yüksel

Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik; onları dilediklerimizle birlikte kurtardık; aşırı gidenleri de helak ettik.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik; onları dilediklerimizle birlikte kurtardık; aşırı gidenleri de helak ettik.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık; aşırı gidenleri helak ettik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra onlara olan va'de sadık olduk da kendilerini ve dilediklerimizi necata çıkarıp müsrifleri helak ettik

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Sonra onlara verdiğimiz söze bağlı kaldık. Onları ve dilediğimiz kimseleri dipnot 1 kurtardık. Aşırı gidenleri ise yok ettik.

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Uygun gördüklerimizi. Kurtulmayı hak edenleri.

Gültekin Onan

Sonra onlara verdiğimiz söze sadık kaldık, böylece onları ve dilediklerimizi kurtardık da ölçüsüz davrananları yıkıma uğrattık.

Hasan Basri Çantay

Sonra biz onlara olan va'd (imiz) in doğruluğunu gösterdik de hem kendilerini, hem kimleri diliyorsak onları kurtardık. İftiracıları ise helak etdik.

İbni Kesir

Nihayet onlara verdiğimiz sözün doğruluğunu gösterdik. Kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık, aşırı gidenleri de yok ettik.

Mehmet Alagaş

(1-9) İnsanlar için, hesaplaşmaları yaklaştı, onlar da gaflet halinde sırt çeviriyorlar, Rablerinden ve zikirden onlara verilen her anlatıyı oyun oynayarak dinliyorlar, kalpleri ilgisiz / dikkatleri başka yerde, zalimlerin gizli konuşmalarının etkisindeler, bu da bizim gibi bir beşer değil mi? Gördüğünüz dururken, sihrin etkisine mi gireceksiniz ki? (Gizli konuşmaları buymuş) Dedi ki Rabbim gökte ve yerde konuşulanı bilir , O işitendir, bilendir, evet onlar, karışık rüyalar / düşler dediler , evet ona iftira attıla r, O şair dediler, o da bize evvelki gönderilenler gibi bir ayet getirsin dediler. Onlardan önceki memleketlerde kimi helak etti isek iman etmedi , onlar mı iman edecekler? Sen den önce de vahyettiğmiz erkekleri , onlara gönderdik, eğer ki bil miyorsanız kitap ehline sorun , biz onları (Resulleri) yemek yemez birer ceset yapmadık (hepsi canlı ve yemek yer halde idiler) kalıcı da olmadılar (Süreleri gelince hepsi öldü) sonra onlara olan / o kavimlere olan sözümüze sadık kaldık, onlardan istediğimizi kurtardık, savurganları / israf edenleri ise helak ettik.

Rowwad Tercüme Merkezi

Sonra onlara verdiğimiz sözümüzde durup, onları ve dilediğimiz kimseleri kurtarıp, haddi aşanları da helâk ettik.

Süleyman Ateş

Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, onları ve dilediklerimizi kurtardık, aşırı gidenleri helak ettik.

Süleymaniye Vakfı

Sonunda verdiğimiz sözü tuttuk; elçileri ve uygun gördüğümüz dipnot 1 kişileri kurtardık dipnot 2 . Aşırı gidenleri de helak ettik.

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Şae (شاء) fiili, "bir şey yapmak" anlamındaki şey (شيء) mastarından türemiştir. Allah'ın yapması o şeyi var etmesi, insanın yapması da o şey için gereken çabayı göstermesidir (Müfredat). Allah, her şeyi bir ölçüye göre var eder (Kamer 54/49, Ra'd 13/8). İmtihanla ilgili şeyleri iyi ve kötü diye ikiye ayırmıştır (Enbiya 21/35). Allah, herkesin doğru yolda olmasını ister (Nisa 4/26) ama sadece doğru şeyler yapanı doğru yolda sayar (Nur 24/46). Yaptığının doğru veya yanlış olduğunu da kişiye ilham eder. Onun için doğru davrananın içi rahat, yanlış davrananın içi de sıkıntılı olur (Şems 91/7-10). Buna göre şae (شاء) fiilinin öznesi Allah olursa "gerekeni yaptı veya yarattı", insan olursa "gerekeni yaptı" anlamında olur. Allah insanlara, tercihlerine göre davranma hürriyeti vermeseydi hiç kimse yanlış bir şey yapamaz ve imtihan diye bir şey de olmazdı (Nahl 16/93). Yanlış kader anlayışını imanın bir esası gibi İslam'a yerleştirmek isteyenler, büyük bir çarpıtma yaparak şae (شاء) fiiline irade yani isteme ve dileme anlamı vermiş; bunu, tefsirlere hatta sözlüklere bile yerleştirerek birçok ayetin mealini bozmuşlardır. Bkz: https://www.suleymaniyevakfi.org/akaid-arastirmalari/kuranda-sey-mesiet-irade-ve-fitrat.html
  2. metne dön, dipnot 2
    Allah Teala, bütün resullerine ve onların yanında yer alanlara yardım eder ve onları düşmanlarından korur (Maide 5/67, Yunus 10/103, Rum 30/47, Saffat 37/171-173). Yahudiler, İsa aleyhisselamı öldürdüklerini söyler (Nisa 4/157), Hıristiyanlar da sistemlerini, İsa aleyhisselamın çarmıha gerilip defnedilmesinden üç gün sonra kabrinden çıkarak Celile'de 11 havarisine gö­ründüğü iddiası üzerine kurarlar (
    Matta 28/16 — Yeni Ahit, Matta; alıntıyı aç

    Yeni Ahit · Matta 28:16

    On bir öğrenci Celileye, İsanın kendilerine bildirdiği dağa gittiler.

    Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

    –20). İncil, Allah'ın İsa aleyhisselama indirdiği kitaptır (Maide 5/46). Onun ölümünden sonrası ile ilgili sözler İncil'e ait olamaz. Bazı İncillere Yahya aleyhisselamın öldürüldüğü iddiaları da sokuşturulmuştur (
    Matta 14/3-12 — Yeni Ahit, Matta; alıntıyı aç

    Yeni Ahit · Matta 14:3

    Hirodes, kardeşi Filipusun karısı Hirodiya yüzünden Yahyayı tutuklatmış, bağlatıp zindana attırmıştı.

    Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

    ,
    Markos 6/17-29 — Yeni Ahit, Markos; alıntıyı aç

    Yeni Ahit · Markos 6:17

    Hirodesin kendisi, kardeşi Filipusun karısı Hirodiyanın yüzünden adam gönderip Yahyayı tutuklatmış, zindana attırıp zincire vurdurmuştu. Çünkü Hirodes bu kadınla evlenince Yahya ona, “Kardeşinin…

    Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. Alıntı 200 karakterde kesilmiştir. tam metin

    ). Halbuki Kur'an, bu iki nebinin öldürüldüklerinden değil, ecelleri ile öldüklerinden söz eder ve öldükleri gün tam bir güven içinde olduklarını bildirir (Meryem 19/15, 33). Kur'an'da her şeyin örneği verilmiştir (ٍİsra 17/89, Kehf 18/54, Rum 30/58, Zümer 39/27). Eğer böyle bir şey olsaydı onun da bir örneği olurdu. Nebilerin ve resullerin öldürülmeleri mümkün olmadığına göre onların öldürülmesinden söz eden (Bakara 2/87, 91-92, Al-i İmran 3/112, 183) ayetlerde geçen katl (قتل) sözüne, kelimenin ikinci anlamı olan izlal (اذلال) yani değerini düşürme (Müfredat) anlamını vermek gerekir. Nebiler gibi dürüst davranmaya davet eden insanların değerlerini düşürme gayretleri bugün de devam etmektedir (Al-i İmran 3/21-22). Allah onlara da kurtarma sözü vermiştir (A'raf 7/163-166, Hud 11/116).

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Sonunda onlara verdiğimiz sözü tuttuk; onları ve kurtulmasını tercih ettiklerimizi kurtardık. Aşırı gidenleri de etkisizleştirdik.

Şaban Britch

Onlara verdiğimiz sözü tuttuk, onları ve dilediklerimizi kurtardık, haddi aşanları ise helâk ettik.

Şaban Piriş

Onlara verdiğimiz sözü tuttuk, onları ve dilediklerimizi kurtardık, gaflet ve cehalette diretenleri de helak ettik.

Yaşar Nuri Öztürk

Sonra onlara verilen söze sadık kaldık da onları ve dilediklerimizi kurtardık. Ve israfa saplanıp haddi aşanları helak ettik.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

And We fulfilled Our promise to them and delivered them out of danger together with whom We willed and We reduced the transgressors to a useless from.

Abdul Haleem

We fulfilled Our promise to them in the end: We saved them and those We wished to save, and We destroyed those who exceeded all bounds.

Abdullah Yusuf Ali

In the end We fulfilled to them Our Promise, and We saved them and those whom We pleased, but We destroyed those who transgressed beyond bounds.

Abul A'la Maududi

Then We fulfilled the promise We had made to them: We rescued them and those whom We wished, and We destroyed those who exceeded all bounds. dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    History not only tells us that the former Messengers were human beings but it also contains a lesson that they all received Allah’s succor as promised by Him and their enemies were completely destroyed. Therefore you should seriously consider the goal for which you are heading.

Aisha Bewley

But We kept Our promise to them and rescued them and those We willed, and destroyed the profligate.

Al-Hilali & Khan

Then We fulfilled to them the promise. So We saved them and those whom We willed, but We destroyed Al-Musrifûn (i.e. disbelievers in Allah, in His Messengers, extravagants, transgressors of Allâh’s limits by committing crimes, oppressions, polytheism and sins).

Ali Quli Qarai

Then We fulfilled Our promise to them, and We delivered them and whomever We wished, and We destroyed the profligates.

Amatul Rahman Omar

(We sent Our revelations to them) then We fulfilled the promise We made to them so that We delivered them, and those whom We pleased (beside them), and We destroyed the transgressors.

Arthur John Arberry

then We made true the promise We gave them and We delivered them, and whomsoever We would; and We destroyed the prodigal.

Bijan Moeinian

I fulfilled My promises with them. I saved them (from the punishment which was descending upon their people) with whoever else I willed. Then I destroyed the sinners.

E. Henry Palmer

Yet we made our promise to them good, and we saved them and whom we pleased; but we destroyed those who committed excesses.

Edip-Layth

Then We fulfilled the promise to them, so We saved them and whom We pleased, and We destroyed those who transgressed.

George Sale

But We made good our promise unto them: Wherefore We delivered them, and those whom We pleased; but We destroyed the exorbitant transgressors.

Hamid S. Aziz

Nor did We give them bodies that ate no food, nor were they immortal.

Mahmoud Ghali

Thereafter We sincerely (made good Our) promise to them; so We delivered them and whomever We decided (to deliver) and We caused the extravagant (ones) to perish.

Marmaduke Pickthall

Then we fulfilled the promise unto them. So we delivered them and whom We would, and We destroyed the prodigals.

Mohamed Ahmed - Samira

Then We made Our promise good to them and delivered whomsoever We pleased, and destroyed the transgressors.

Muhammad Asad

In the end, We made good unto them Our promise, and We saved them and all whom We willed [to save], and We destroyed those who had wasted their own selves.

Mustafa Khattab

Then We fulfilled Our promise to them, saving them along with whoever We willed and destroying the transgressors.

Progressive Muslims

Then We fulfilled the promise to them, so We saved them and whom We pleased, and We destroyed those who transgressed.

Rashad Khalifa

We fulfilled our promise to them; we saved them together with whomever we willed, and annihilated the transgressors.

Sahih International

Then We fulfilled for them the promise, and We saved them and whom We willed and destroyed the transgressors.

Sam Gerrans

Then fulfilled We the promise to them, and delivered them and whom We wished, and destroyed the committers of excess.

Shabbir Ahmed

We always fulfilled Our Promise to them. We saved them and all those who were worthy to be saved according to Our Law and We destroyed those who had wasted their own "Self."

Syed Vickar Ahamed

In the end, We kept Our promise to them, and We saved them and those whom We pleased, but destroyed those who exceeded (their) limits.

Taqi Usmani

Then We caused the promise to come true for them, so We saved them and those whom We willed, and destroyed the transgressors.

The Monotheist Group

Then We fulfilled the promise to them, so We saved them and whom We pleased, and We destroyed those who transgressed.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Enbiyâ suresi, 9. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Enbiyâ suresi, 9. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Enbiyâ suresi, 9. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩