Diyanet İşleri
Dediler ki: "Evet, fakat biz sana (kavminin) şüphe etmekte olduğu azabı getirdik."
Hicr suresi
Hicr suresi, 63. ayet. قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ
ḳâlû bel ci'nâke bimâ kânû fîhi yemterûn.
Dediler ki: "Evet, fakat biz sana (kavminin) şüphe etmekte olduğu azabı getirdik."
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Lût kavminin helâki Hicr 61–77 3
(59-60) Lut'un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lut'un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.
(61-62) Elçiler (melekler) Lut'un ailesine gelince, Lut onlara, "Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
Dediler ki: "Evet, fakat biz sana (kavminin) şüphe etmekte olduğu azabı getirdik."
"Biz, sana gerçeği getirdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz."
"Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere (doğru) geçin gidin."
Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: "Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak."
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
63. “Dediler ki: Bilakis biz sana onların, hakkında şüphe ettikleri şeyi getirdik.” Yani biz, sana hakkında şüphe ettikleri ve onları kendisi ile tehdit ettiğin vakit seni yalanladıkları şeyi, başlarına gelecek olan o azabı getirmek için geldik.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Elçi melekler Lût'a şöyle dediler: "Korkma ey Lût! Biz sana, kavminin hakkında şüphe içinde oldukları helak edici azabı getirdik.''
Aynı kök: مري (20 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Lût
Andolsun, Lut onları bizim şiddetli azabımızla uyardı. Fakat onlar bu uyarıları kuşkuyla karşıladılar.
Aynı kök: مري (20 geçiş)
Hak (ancak) Rabbindendir. Artık, sakın şüpheye düşenlerden olma!
Aynı kök: مري (20 geçiş)
Hak Rabbindendir. O halde, sakın şüphe edenlerden olma.
Aynı kıssa: Hz. Lût
Lut'u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: "Sizden önce alemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz?"
Aynı kıssa: Hz. Lût
"Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz."
Aynı kıssa: Hz. Lût
Kavminin cevabı ise sadece, "Çıkarın bunları memleketinizden! Güya onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar!.." demek oldu.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(63, 64) (Melekler) "Doğrusu biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (helak haberini) getirdik. Sana gerçeği getirdik. Doğrusu biz doğru söyleyenleriz." demişlerdi. dipnot 1
Dediler ki: "Hayır, aksine biz sana onların kendisi hakkında kuşku içerisinde bocalayıp durdukları şeyi getirdik,
Onlar da: "Evet, fakat biz sana, (kötülükten yana olanların) şüphe edip durdukları şey(i duyurmak) için geldik" diye cevap verdiler,
Dediler ki: "Bilakis, biz sana onların şüpheli oldukları bir konuda (yaptıklarının sonucu azap) getirdik. "
"Hayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik."
Dediler ki: «Bilakis, biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (azabı ve helâkı) getirdik.
Dediler ki: "Hayır, onların kuşku duydukları şey için sana geldik!"
Dediler ki: "Bilakis, biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi getirdik."
Dediler ki: "Onların kuşkulandıkları şeyi sana getirdik."
Dediler ki: ' Onların kuşkulandıkları şeyi sana getirdik.'
Onlar: "Hayır, biz sana onların şüphe edip durduklarını getirdik.
Yok dediler biz sana onların şekkedip durduklarını getirdik
Elçiler: "Hayır! Biz sana hakkında kuşku duyulan azabın haberini getirdik;"
Elçiler: "Hayır! Biz sana hakkında kuşku duyulan azabın haberini getirdik;"
Elçiler: "Hayır! Biz sana hakkında kuşku duyulan azabın haberini getirdik;"
"Hayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik."
Onlar da: "Hayır, dediler, biz sana onların, hakkında şek etmekde oldukları şey'i (azabı) getirdik".
Onlar da: Biz, sana sadece onların şüphe edip durdukları azabı getirdik.
(49-79) Kullarıma benden haber ver! / bahset! Ben bağışlayanım, esirgeyenim , benim azabım! O da çok acıtıcı bir işkencedir. Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver / bahset , onun yanına girdikleri vakit, selam dediler , biz sizden ürktük dedi, d ediler ki kesinlikle biz sana bilen / alim bir oğul müjdeliyoruz , dedi ki beni mi müjdelediniz? bana ihtiyarlık gelmişken niçin beni müjdelersiniz ki? sana gerçeği müjdeliyoruz, ümidini kesenlerden olma dediler, sadece sapmışlar Rablerinin rahmetinden ümit keserler dediler, sizin göreviniz nedir ey elçiler dedi, biz, Lut ve ailesi hariç suçlu bir kavme gönderildik onların hepsini, karısı hariç, kurtaracağız, takdir ettik, o kadın azaba uğrayanlardan olacak dediler. Elçiler Lut ailesine geldiklerinde muhakkak ki siz , tanımayan / inkâr eden bir kavimsiniz dedi, bilakis bizim sana getirdiğimiz ise onların hakkında tereddüt ettikleri, şeydir dediler , b iz sana gerçeği getirdik ve kesinlikle doğru söylüyoruz, gecenin bir kısmında yakın çevreni de alarak yürümeye başla onları ar tlarından takip et , sizden biri bile dönüp ardına bakmasın, emredildiğiniz tarafa doğru ilerleyin dediler, bu işi onlara gerçekleştirdik, işte onlar , arkaları kesilmiş olarak sabahladılar , ş ehir halkı sevinçle geldi O da işte bunlar benim misafirlerim beni rezil utandırmayın, Allah’tan sakının beni üzmeyin dedi , Dediler ki seni alemlerden yasaklamadık mı? eğer ki yapacaksanız İşte bunlar kızlarım dedi, senin ömrüne yemin olsun ki sarhoşluk içinde bocalıyorlardı, şafakta onları bir ses aldı, altlarını üstlerine getirdik, siccilden taşlar üzerlerine yağdırdık, işte bunda ayırt edici işareti görebilenler için / mütevessimler için işaretler vardır, Muhakkak O (yıkıntı), eski bir yol kenarındadır. Muhakkak k i bunda iman edenler için ayetler vardır. Hakikaten Eykeliler de zalimlerdendi onlardan intikam aldık her iki kavim de (Lut ve Eyke) apaçık liderlerdiler / öncülerdiler / imamlardılar.
Dediler ki: “Evet, fakat biz sana (kavminin) şüphe etmekte olduğu azabı getirdik.”
Dediler ki: "Doğrusu, biz onların, hakkında şüphe ettikleri((tanrı azabı)nı sana getirdik,"
Onlar şöyle dediler: "Hayır! (endişelenme dipnot 1 ) Biz, başlarına gelip gelmeyeceğini tartıştıkları şeyle /ceza ile dipnot 2 sana geldik.
Dediler ki "Hayır, sana bunların inanmak istemedikleri şeyi getirdik.
Biz sana hakkında şüphe ettiklerini (azabı) getirdik.
-Biz sana hakkında şüphe ettiklerini (azabı) getirdik.
Dediler: "Gerçek şu ki biz, günahkarların, hakkında kuşku edip durdukları şeyi sana getirdik."
"But", said the Messengers, "we have brought you the answer to the problem of those who doubted your mission and denied your divine message. "
They said, ‘We have brought you what they said would never happen:
They said: "Yea, we have come to thee to accomplish that of which they doubt.
They said: "Nay, we have brought to you that concerning which they have been in doubt.
They said, ‘We have come to you with what they had doubts about.
They said: "Nay, we have come to you with that (torment) which they have been doubting.
They said, ‘Rather we bring you what they used to doubt.
They said, `(You need no apprehensions. ) But we have come to you with (the news of) that (punishment) about (the truth of) which they doubted.
They said, 'Nay, but we have brought thee that concerning which they were doubting.
They replied: "Not really; we are here to deliver the punishment that the disbelievers always were making fun of. "
They said, 'Nay, but we have come to thee with that whereof they did doubt.
They said, "Alas, we have come to you with what they are in doubt."
They answered, but we are come unto thee to execute that sentence, concerning which your fellow citizens doubted:
They said, "Yea, we have come to you to accomplish that whereof they keep disputing.
They said, "No indeed, we have come to you with that about which they were wrangling;
They said: Nay, but we bring thee that concerning which they keep disputing,
"We have come to you with news, " they said, "of what your people doubt;
They answered: "Nay, but we have come unto thee with [the announcement of] something that they [who are given to evil] have always been wont to call in question,
They responded, "We have come to you with that ˹torment˺ which they have doubted.
They said: "Alas, we have come to you with that which they are doubting. "
They said, "We bring to you what they have been doubting.
They said, "But we have come to you with that about which they were disputing,
They said: “The truth is, we bring thee that concerning which they doubted.
They answered, "Nay, we bring to you the decision of what they keep disputing with you. "
They said: "Yes, we have come to you with the penalty to complete that about which they doubt.
They said, "No, but we have brought to you that (scourge) in which they have been doubting,
They said: "Alas, we have come to you with that which they are doubting."