Diyanet İşleri
İyiler ise, katkısı kafur olan içecekler dolu bir kadehten içerler.
İnsân suresi · 5–12. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
İnsân suresi, 5. ayet. إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا
İyiler ise, katkısı kafur olan içecekler dolu bir kadehten içerler.
Şüphesiz ki iyiler ise (cennette) kâfûr dipnot 1 katılmış bir kadehten içeceklerdir.
Elbet iyiler de hoş kokulu çiçek özü katkılı tarifsiz bir kadehden içecekler:
(halbuki) gerçek erdem sahipleri, hoş kokulu çiçekler ile tatlandırılmış bir fincandan içerler.
Muhakkak ki Ebrar (iyiler), mizacı (özelliği) kafur (kalbe kuvvet veren bir içecek) olan bir kaseden içerler.
Şüphesiz ki iyiler (ebrar), karışımı kafur olan bir kadehten içerler.
İyiler ise, kâfur katılmış bir kadehten (cennet şarabı) içerler.
Kuşkusuz, iyilik taşıyanlar, hoş kokulu çiçeklerle tatlandırılmış bir kadehten içeceklerdir. dipnot 556
İyiler de, karışımı kafur/hoş koku olan bir kadehten içerler.
İyiler ise, kafur karıştırılmış bir kadehten içerler. dipnot 1
İyiler ise, kafur (CHO) karıştırılmış bir kadehten içerler.
Haberiniz olsun iyiler, kalkışı kafur öten dolu bir kadehten içeceklerdir.
Haberiniz olsun ebrar (hayır sahibi iyi insanlar) öyle dolgun bir kadehten içeceklerdir ki mizacı olmuştur kafur
İyi olanlar ise içinde kafur bulunan bir kadehten içerler.
İyi olanlar ise içinde kafur bulunan bir kadehten içerler.
İyi olanlar ise içinde kafur bulunan bir kadehten içerler.
Şüphesiz ki iyiler (ebrar), karışımı kafur olan bir kadehten içerler.
Şübhe yok ki iyiler kafuur katılmış dolu bir kadehden içerler.
Şüphesiz iyiler, kafur katılmış dolu bir kaseden içerler.
(1-6) Zamanın bütününden / Dehr’den, insan’ın, hatırla nıp anılan bir şey olmadığı belli bir zaman dilimi gelip geçmedi mi? Muhakkak ki biz insanı karışım olan (sperm yumurta karışımı) nutfeden yarattık, onu (bağlılığına dair) sınayacağız. Onu işiten ve gören yaptık, Onu kesinlikle yola ilettik / yola koyduk ya şükreden olur yahut örtbas eden / görmezden gelen. Muhakkak ki yok sayanlar için zincirler, tasmalar / bukağılar ve kızgın ateş hazırladık. İyiler / ebrarlar, karışımı / mizacı (huy da bir karışımdır) kokulu kafur ağacı olan bir kadehten içiyorlar. Bir göze ki, ondan Allah’ın kulları içiyor , gözeyi yarıp açarak akıtırlar.
İyiler ise katkısı kâfur olan içecekler dolu bir kadehten içerler.
İyiler de, karışımı kafur olan bir kadehten içerler.
Erdemli kişiler de kafur katkılı bir kadehten içecekler dipnot 1 .
(Ahirette) Kafur dipnot 1 katkılı sular iyilere bir bardakla sunulur.
İyiler ise, karışımı kafur olan bir kadehten içerler
İyiler ise, bileşimi kafur olan bir kadehten içerler.
İyilere gelince, onlar, karışımı kafur olan bir kadehten içerler.
İnsân suresi, 6. ayet. عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا
Bir pınar ki Allah'ın kulları ondan içer, onu (istedikleri şekilde) fışkırtıp akıtırlar.
(Kâfûr), Allah'ın iyi kullarının içecekleri ve akıttıkça akıtacakları bir kaynaktır.
(bunların doldurulduğu) öyle bir göze var ki, Allah'ın has kulları gürül gürül çıkartacakları bu kaynaktan içecekler.
bir (kutlu) kaynak ki Allah'ın kulları ondan içerler, suyu bol bol akan (o kaynaktan).
(O kafur), Allah kullarının (kendi özlerinden) fışkırtıp akıtarak içtiği tükenmez bir kaynaktır.
Allah'ın kullarının kendisinden içtikleri bir kaynak; onu fışkırttıkça fışkırtıp akıtırlar.
(Bu,) Allah'ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır.
Allah'ın kulları, içtikleri kaynağı gürül gürül akıtacaklardır.
Bu, Allah'ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır.
ALLAH'ın kullarının taşıra taşıra içtikleri bir kaynak...
ALLAH'ın kullarının taşıra taşıra içtikleri bir kaynak...
Allah'ın kullarının içtiği bir çeşme ki güzel yollar açarak onu akıtırlar da akıtırlar.
Bir çeşme, ondan Allahın kulları içer, güzel, yollar açarak akıtırlar onu akıtırlar
Allah'ın kullarının, içtikleri ve diledikleri kadar yararlandıkları bir kaynak.
Allah'ın kullarının, içtikleri ve diledikleri kadar yararlandıkları bir kaynak.
Allah'ın kullarının, içtikleri ve diledikleri kadar yararlandıkları bir kaynak.
Tanrı'nın kullarının kendisinden içtikleri bir kaynak; onu fışkırttıkça fışkırtıp (yüfecciruneha) akıtırlar (tefciyra).
(O kafuur) bir pınardır ki onu (ancak) Allahın (veli) kulları içerler. Onu (nereye isterlerse kolayca) akıtırlar, fışkırtırlar.
Bu; yalnız Allah'ın kullarının, taşıra taşıra içebileceği bir pınardır.
(1-6) Zamanın bütününden / Dehr’den, insan’ın, hatırla nıp anılan bir şey olmadığı belli bir zaman dilimi gelip geçmedi mi? Muhakkak ki biz insanı karışım olan (sperm yumurta karışımı) nutfeden yarattık, onu (bağlılığına dair) sınayacağız. Onu işiten ve gören yaptık, Onu kesinlikle yola ilettik / yola koyduk ya şükreden olur yahut örtbas eden / görmezden gelen. Muhakkak ki yok sayanlar için zincirler, tasmalar / bukağılar ve kızgın ateş hazırladık. İyiler / ebrarlar, karışımı / mizacı (huy da bir karışımdır) kokulu kafur ağacı olan bir kadehten içiyorlar. Bir göze ki, ondan Allah’ın kulları içiyor , gözeyi yarıp açarak akıtırlar.
(O) Allah’ın kullarının kendisinden içtikleri ve diledikleri gibi akıttıkları bir pınardır.
Bir kaynak ki Allah'ın kulları ondan içerler, (istedikleri yere de) fışkırtarak akıtırlar.
Allah'ın o kulları, fışkırtacakları bir kaynaktan onu içecekler dipnot 1 .
Bir pınardan ki ondan, Allah'ın kulları içer, o kaynağı istedikleri yerden fışkırtırlar.
Allah’ın kullarının içeceği ve istedikleri yere akıttıkları bir kaynaktır.
Allah'ın kullarının taşıra taşıra içeceği bir pınardır.
Bir kaynak ki, Allah'ın kulları ondan içerler ve onu fışkırtarak akıtırlar.
İnsân suresi, 7. ayet. يُوفُونَ بِٱلنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُۥ مُسْتَطِيرًا
O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar.
(Allah'ın iyi kulları), verdikleri sözü yerine getirir ve kötülüğü her yere yayılmış olan bir günden korkarlar.
(O has kullar ki;) üzerlerine vacip kıldıkları hayrı yerine getirirler ve şerri kahredici bir virüs gibi yayılan günün kaygısını taşırlar;
(Gerçek erdem sahipleri) onlar(dır ki,) sözlerini yerine getirirler ve şiddeti yayılıp genişleyen bir Gün'ün korkusunu duyarlar.
(O Ebrar) ahdlerini tam yerine getirirler ve şerri yayılıp giden bir günden korkarlar!
Adaklarını yerine getirirler ve şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar.
O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler.
Adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü salgın olan günden korkarlar. dipnot 557
Eski Ahit · Mezmurlar 50:14
Tanrıya şükran kurbanı sun, 2 Yüceler Yücesine adadığın adakları yerine getir. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Eski Ahit · Vaiz 5:4
Tanrıya adak adayınca, yerine getirmekte gecikme. Çünkü O akılsızlardan hoşlanmaz. Adağını yerine getir! Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
- Adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü yaygın olan bir günden korkarlar. Sevdikleri gıdalardan yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz, size sırf Allah rızası için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de teşekkür bekliyoruz. Çünkü biz suratsız, çok katı bir günün azabından ötürü Rabbimizden korkarız" derler.
Onlar sözlerini yerine getirirler ve alabildiğine kötü olan bir günden korkarlar.
Onlar sözlerini yerine getirirler ve alabildiğine kötü olan bir günden korkarlar.
Adaklarını yerine getirirler ve şerri salgın olan günden korkarlar.
Adaklarını yerine getirirler ve şerri salgın olan bir günden korkarlar
Verdikleri sözü yerine getirirler, kötülüğü salgın bir günden korkarlar.
Verdikleri sözü yerine getirirler, kötülüğü salgın bir günden korkarlar.
Verdikleri sözü yerine getirirler, kötülüğü salgın bir günden korkarlar.
Adaklarını yerine getirirler ve şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar.
(Onlar) adağını yerine getirirler (di), şerri yaygın (ve salgın) olan günden korkarlar (dı).
Onlar; adağı yerine getirirler. Ve şerri yaygın olan bir günden korkarlar.
(7-22) (Dünyada iken) Adaklarını ifa ederler , fenalığı / şerri salgın olan o günden korkarlar , sevdikleri şeylerden miskine (Çalışma gücü ölmüş) yetime (Çalışanı ölmüş) ve esire (İstese de çalışamaz olmuş / (özgür değil) yedirirler. Muhakkak ki bizim yedirmemiz Allah’ın yüzü içindir , sizden bir karşılık / ceza yahut teşekkür istemiyoruz (derler) biz asık suratlı / somurtkan ve dehşetli günde Rabbimizden korkuyoruz , Allah bugünün şerrinden onları korur , onları güleryüz ve mutlulukla buluşturur / kavuşturur , onların karşılığı cennettir ve ipektir , orada koltuklarda yan yaslanmış vaziyette otururlar, orada güneş ve kış görmezler , üzerlerine sarkmış vaziyette gölgeler, hasatı / toplaması eğdirilerek kolaylaştırılmış meyveler, onların etrafında gümüş kaplar / tabaklar / kaseler ve kristal / billur sürahiler dolaştırılır / tavaf ettirilir, gümüşten kristallerin boyut ve hacimlerinin ayarlanması sağlanabilir , orada / cennette, onlara, mizacı zencefil olan kadeh içirilir, orada / cennette bir göze / bir kaynak ki Selsebil olarak isimlendirilir, kalıcı olmuş vildanlar, onların etrafında dolanır / tavaf eder , onları gördüğün vakit saçılmış inci sanırsın , baktığında ve sona yine baktığında nimet, büyük bir egemenlik /mülkiyet görürsün, ü zerlerinde ince ipek / sündüsten ve kalın ipek / istibraktan yeşil elbiseler vardır, gümüşten bilezikler takınmışlardır, onlara Rableri tertemiz içecek sunmaktadır, bu kesinlikle sizin için bir karşılık idi, çalışmalarınıza teşekkür edildi.
Onlar adakları yerine getirirler ve kötülüğü yaygın bir günden korkarlar.
Adaklarını yerine getirirler ve şerri salgın olan bir günden korkarlar.
Onlar, adaklarını yerine getirir, kötülüğü her yere yayılacak bir günden korkar; dipnot 1
Onlar, verdikleri sözü tutan ve dehşeti her yeri kaplayacak bir günden korkan kullardır.
Adaklarını yerine getirenler ve şerri çok yaygın olan bir günden korkarlar.
Adaklarını yerine getirenler ve şerri çok yaygın olan bir günden korkarlar.
Onlar verdikleri sözü tam bir biçimde yerine getirirler ve kötülüğü salgın olan bir günden korkarlar.
İnsân suresi, 8. ayet. وَيُطْعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا
Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
Onlar, kendileri muhtaç olmalarına rağmen yoksulu, yetimi ve esiri yedirir (doyurur)lar.
ve kendi istek ve arzularına rağmen muhtaçlara, yetimlere ve esirlere yedirirler;
Ve kendi istekleri ne kadar çok olursa olsun, muhtaçlara, yetimlere ve esirlere yedirirler,
O'nun sevgisi ile yoksulu, yetimi ve ellerine mahkum olanları doyururlar.
Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.
Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
Kendilerinin sevdiği yemeği, yoksullara, yetimlere ve tutsaklara da yedirirler.
- Adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü yaygın olan bir günden korkarlar. Sevdikleri gıdalardan yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz, size sırf Allah rızası için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de teşekkür bekliyoruz. Çünkü biz suratsız, çok katı bir günün azabından ötürü Rabbimizden korkarız" derler.
Yoksula, öksüze ve tutsağa sevdikleri yiyecekleri yedirirler.
Yoksula, öksüze ve tutsağa sevdikleri yiyecekleri yedirirler.
Yoksula, yetime, esire seve seve yemek yedirir.
Miskine, yetime, esire seve seve yemek yedirirler
İhtiyaçları olmasına rağmen yiyeceği; yoksula, öksüze ve tutsağa yedirirler.
İhtiyaçları olmasına rağmen yiyeceği; yoksula, öksüze ve tutsağa yedirirler.
İhtiyaçları olmasına rağmen yiyeceği; yoksula, öksüze ve tutsağa yedirirler.
Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.
(Yemeğe olan) sevgi (lerine ve iştihalarına) rağmen yoksulu, yetimi, esiri doyururlar (dı).
Onlar; yoksula, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.
(7-22) (Dünyada iken) Adaklarını ifa ederler , fenalığı / şerri salgın olan o günden korkarlar , sevdikleri şeylerden miskine (Çalışma gücü ölmüş) yetime (Çalışanı ölmüş) ve esire (İstese de çalışamaz olmuş / (özgür değil) yedirirler. Muhakkak ki bizim yedirmemiz Allah’ın yüzü içindir , sizden bir karşılık / ceza yahut teşekkür istemiyoruz (derler) biz asık suratlı / somurtkan ve dehşetli günde Rabbimizden korkuyoruz , Allah bugünün şerrinden onları korur , onları güleryüz ve mutlulukla buluşturur / kavuşturur , onların karşılığı cennettir ve ipektir , orada koltuklarda yan yaslanmış vaziyette otururlar, orada güneş ve kış görmezler , üzerlerine sarkmış vaziyette gölgeler, hasatı / toplaması eğdirilerek kolaylaştırılmış meyveler, onların etrafında gümüş kaplar / tabaklar / kaseler ve kristal / billur sürahiler dolaştırılır / tavaf ettirilir, gümüşten kristallerin boyut ve hacimlerinin ayarlanması sağlanabilir , orada / cennette, onlara, mizacı zencefil olan kadeh içirilir, orada / cennette bir göze / bir kaynak ki Selsebil olarak isimlendirilir, kalıcı olmuş vildanlar, onların etrafında dolanır / tavaf eder , onları gördüğün vakit saçılmış inci sanırsın , baktığında ve sona yine baktığında nimet, büyük bir egemenlik /mülkiyet görürsün, ü zerlerinde ince ipek / sündüsten ve kalın ipek / istibraktan yeşil elbiseler vardır, gümüşten bilezikler takınmışlardır, onlara Rableri tertemiz içecek sunmaktadır, bu kesinlikle sizin için bir karşılık idi, çalışmalarınıza teşekkür edildi.
Yemeğe olan sevgilerine rağmen yoksula, yetime ve esire yemek yedirirler.
Yoksula, yetime ve esire sevdikleri yemeği yedirirler:
sevmelerine rağmen yiyeceklerini; çaresize, yetime ve esire yedirirler dipnot 1 .
Çaresizleri, yetimleri ve esirleri, seve seve doyururlar.
Duydukları sevgiye rağmen yemeği düşküne, yetime ve esire yedirirler.
Sevmelerine rağmen yemeği düşküne, yetime ve esire yedirirler.
Yoksula, yetime ve esire, yemeği severek yedirirler.
İnsân suresi, 9. ayet. إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَآءً وَلَا شُكُورًا
(Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) "Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz."
(9, 10) (Şöyle derler:) "Biz sizi yalnızca Allah rızası için doyuruyoruz; sizden herhangi bir karşılık da teşekkür de istemiyoruz. dipnot 1 (Çünkü) biz, zor ve belalı bir günde Rabbimizden (O'nun azabından) korkuyoruz."
(kendi kendilerine derler ki): "Biz size sadece Allah için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.
(ve kendi kendilerine konuşurlar:) "Biz sizi yalnız Allah rızası için doyuruyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz.
"Yalnızca Vechullah adına sizi yediriyoruz. . . Sizden ne bir karşılık ve ne de bir teşekkür istemiyoruz. "
"Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür."
«Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.»
"Yalnızca, Allah'ın hoşnutluğu için sizi doyuruyoruz. Ne bir karşılık ne de teşekkür beklemiyoruz!"
- Adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü yaygın olan bir günden korkarlar. Sevdikleri gıdalardan yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz, size sırf Allah rızası için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de teşekkür bekliyoruz. Çünkü biz suratsız, çok katı bir günün azabından ötürü Rabbimizden korkarız" derler.
"Biz sizi ALLAH rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür beklemiyoruz."
'Biz sizi ALLAH rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür beklemiyoruz.'
Size sadece Allah rızası için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık isteriz ne de bir teşekkür!
Size ancak "livechillah" it'am ediyoruz, sizden ne bir karşılık isteriz ne de bir teşekkür
Biz, sizi yalnızca Allah için doyuruyoruz. Sizden bir karşılık veya bir teşekkür beklemiyoruz.
Biz, sizi yalnızca Allah'ın rızası için doyuruyoruz. Sizden bir karşılık veya bir teşekkür beklemiyoruz.
Biz, sizi yalnızca Allah'ın rızası için doyuruyoruz. Sizden bir karşılık veya bir teşekkür beklemiyoruz.
"Biz size, ancak Tanrı'nın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür."
"Biz, size ancak Allahın yüzü (suyu) için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür istemeyiz",
Biz; sizi, ancak Allah rızası için doyuruyoruz. Sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz.
(7-22) (Dünyada iken) Adaklarını ifa ederler , fenalığı / şerri salgın olan o günden korkarlar , sevdikleri şeylerden miskine (Çalışma gücü ölmüş) yetime (Çalışanı ölmüş) ve esire (İstese de çalışamaz olmuş / (özgür değil) yedirirler. Muhakkak ki bizim yedirmemiz Allah’ın yüzü içindir , sizden bir karşılık / ceza yahut teşekkür istemiyoruz (derler) biz asık suratlı / somurtkan ve dehşetli günde Rabbimizden korkuyoruz , Allah bugünün şerrinden onları korur , onları güleryüz ve mutlulukla buluşturur / kavuşturur , onların karşılığı cennettir ve ipektir , orada koltuklarda yan yaslanmış vaziyette otururlar, orada güneş ve kış görmezler , üzerlerine sarkmış vaziyette gölgeler, hasatı / toplaması eğdirilerek kolaylaştırılmış meyveler, onların etrafında gümüş kaplar / tabaklar / kaseler ve kristal / billur sürahiler dolaştırılır / tavaf ettirilir, gümüşten kristallerin boyut ve hacimlerinin ayarlanması sağlanabilir , orada / cennette, onlara, mizacı zencefil olan kadeh içirilir, orada / cennette bir göze / bir kaynak ki Selsebil olarak isimlendirilir, kalıcı olmuş vildanlar, onların etrafında dolanır / tavaf eder , onları gördüğün vakit saçılmış inci sanırsın , baktığında ve sona yine baktığında nimet, büyük bir egemenlik /mülkiyet görürsün, ü zerlerinde ince ipek / sündüsten ve kalın ipek / istibraktan yeşil elbiseler vardır, gümüşten bilezikler takınmışlardır, onlara Rableri tertemiz içecek sunmaktadır, bu kesinlikle sizin için bir karşılık idi, çalışmalarınıza teşekkür edildi.
Biz, sizi sadece Allah yüzü/rızası için doyuruyoruz. Sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz.
"Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz."
(Şöyle derler:) "Biz size, sadece Allah rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık istiyoruz ne de bir teşekkür dipnot 1 .
(Şöyle derler:) "Biz sizi, sırf Allah yüzümüze baksın diye doyuruyoruz. Yoksa sizden bir karşılık da, teşekkür de beklemiyoruz."
Biz, sizi sadece Allah yüzü/rızası için doyuruyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz.
-Biz, sizi sadece Allah rızası için doyuruyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz.
"Biz size yalnız ve yalnız Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık da bir teşekkür de istemiyoruz;
İnsân suresi, 10. ayet. إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَرِيرًا
"Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız."
(9, 10) (Şöyle derler:) "Biz sizi yalnızca Allah rızası için doyuruyoruz; sizden herhangi bir karşılık da teşekkür de istemiyoruz. dipnot 1 (Çünkü) biz, zor ve belalı bir günde Rabbimizden (O'nun azabından) korkuyoruz."
Elbet biz yüzleri asıp kaşları çatan bir günde Rabbimizin (rızasını) kaybetmekten korkuyoruz.
doğrusu, sıkıntı ve dehşet dolu bir Gün'de Rabbimize (vereceğimiz) hesabın korkusunu duyuyoruz!"
"Muhakkak ki biz Rabbimizden, gazaplı ve çok çetin bir süreçten korkarız" (derler).
"Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz."
«Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız» (derler).
"Aslında, yüzlerin asık olduğu katı bir günde Efendimizden korkarız!"
- Adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü yaygın olan bir günden korkarlar. Sevdikleri gıdalardan yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz, size sırf Allah rızası için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de teşekkür bekliyoruz. Çünkü biz suratsız, çok katı bir günün azabından ötürü Rabbimizden korkarız" derler.
"Biz, suratsız ve belalı bir günden ötürü Efendimizden çekiniriz."
'Biz, suratsız ve belalı bir günden ötürü Rabbimizden çekiniriz.'
Çünkü biz Rabbimizden korkarız, bir suratsız kara günden! (derler.)
Çünkü biz rabbımızdan korkarız, bir suratsız kara günden (derler)
Biz; yüzlerin asık olduğu, belalı, zor günde Rabb'imizin azabından korkarız.
Biz; yüzlerin asık olduğu, belalı, zor günde Rabb'imizin azabından korkarız.
Biz; yüzlerin asık olduğu, belalı, zor günde Rabb'imizin azabından korkarız.
"Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle rabbimizden korkuyoruz."
"çünkü biz Rabbimizden, o burtarık suratlı çetin günden korkarız" (derlerdi).
Doğrusu Biz; suratları astırdıkça astıracak bir günde Rabbımızdan korkarız.
(7-22) (Dünyada iken) Adaklarını ifa ederler , fenalığı / şerri salgın olan o günden korkarlar , sevdikleri şeylerden miskine (Çalışma gücü ölmüş) yetime (Çalışanı ölmüş) ve esire (İstese de çalışamaz olmuş / (özgür değil) yedirirler. Muhakkak ki bizim yedirmemiz Allah’ın yüzü içindir , sizden bir karşılık / ceza yahut teşekkür istemiyoruz (derler) biz asık suratlı / somurtkan ve dehşetli günde Rabbimizden korkuyoruz , Allah bugünün şerrinden onları korur , onları güleryüz ve mutlulukla buluşturur / kavuşturur , onların karşılığı cennettir ve ipektir , orada koltuklarda yan yaslanmış vaziyette otururlar, orada güneş ve kış görmezler , üzerlerine sarkmış vaziyette gölgeler, hasatı / toplaması eğdirilerek kolaylaştırılmış meyveler, onların etrafında gümüş kaplar / tabaklar / kaseler ve kristal / billur sürahiler dolaştırılır / tavaf ettirilir, gümüşten kristallerin boyut ve hacimlerinin ayarlanması sağlanabilir , orada / cennette, onlara, mizacı zencefil olan kadeh içirilir, orada / cennette bir göze / bir kaynak ki Selsebil olarak isimlendirilir, kalıcı olmuş vildanlar, onların etrafında dolanır / tavaf eder , onları gördüğün vakit saçılmış inci sanırsın , baktığında ve sona yine baktığında nimet, büyük bir egemenlik /mülkiyet görürsün, ü zerlerinde ince ipek / sündüsten ve kalın ipek / istibraktan yeşil elbiseler vardır, gümüşten bilezikler takınmışlardır, onlara Rableri tertemiz içecek sunmaktadır, bu kesinlikle sizin için bir karşılık idi, çalışmalarınıza teşekkür edildi.
"Doğrusu biz, suratların asılacağı korkunç şiddetli bir günde Rabbimizden korkarız."
"Çünkü biz suratsız, çok katı bir gün(ün azabın)dan ötürü Rabbimizden korkarız." (derler).
Çünkü biz, kasvetli ve insanı bunaltacak bir günden dolayı Rabbimizden korkuyoruz dipnot 1 "
Çünkü bizler, zor ve insanı iyice bunaltacak bir günde, Rabbimizden (Sahibimizden) gelecek cezadan korkuyoruz".
Biz, korkunç şiddetli bir günde Rabbimizden korkarız.
Biz, korkunç şiddetli bir günde Rabbimiz'den korkarız.
Çünkü biz, asık suratlı, sert bir gün yüzünden Rabbimizden korkarız." derler.
İnsân suresi, 11. ayet. فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمِ وَلَقَّىٰهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا
Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.
Allah onları o günün şiddetinden korumuş (olacak)tır; (yüzlerine) parlaklık, (kalplerine de) sevinç verecektir.
Bu yüzden Allah onları bu günün dehşetinden koruyacak ve onların (yüzlerine) nur, (yüreklerine) sürur koyacak;
Ve bu yüzden Allah onları o Gün'ün dehşetinden koruyacak, aydınlık ve sevinç verecektir,
Bundan dolayı Allah, işte o sürecin şerrinden onları korudu ve onlara bir parlaklık ve sürur verdi.
Artık Allah, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir.
İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.
Sonunda Allah, işte böyle bir günün kötülüğünden onları koruyacaktır. Parıltılı bir aydınlık ve sevince kavuşturacaktır.
Bundan dolayı Allah, onları o günün kötülüklerinden koruyacaktır ve onları güler yüze ve mutluluğa kavuşturacaktır.
Nitekim, ALLAH onları o günün kötülüğünden korur ve onlara neşe ve sevinç verir.
Nitekim, ALLAH onları o günün kötülüğünden korur ve onlara neşe ve sevinç verir.
Allah da onları o günün şerrinden korur ve kendilerini bir parlaklık ve bir sevince erdirir.
Allah da onları o günün şerrinden korur ve kendilerini bir parlaklıkla bir sürure indirir
Allah da bu nedenle onları, o günün kötülüğünden koruyacak. Ve onları, mutluluk ve sevince kavuşturacak.
Allah da bu nedenle onları, o günün kötülüğünden koruyacak. Ve onları, mutluluk ve sevince kavuşturacak.
Allah da bu nedenle onları, o günün kötülüğünden koruyacak. Ve onları, mutluluk ve sevince kavuşturacak.
Artık Tanrı, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir.
İşte bundan dolayı Allah bu günün şerrinden onları korumuş, (yüzlerine) bir güzellik, (yüreklerine) bir sevine vermiş,
Allah da onları, o günün şerrinden korumuştur. Ve onlara bir güzellik, bir sevinç vermiştir.
(7-22) (Dünyada iken) Adaklarını ifa ederler , fenalığı / şerri salgın olan o günden korkarlar , sevdikleri şeylerden miskine (Çalışma gücü ölmüş) yetime (Çalışanı ölmüş) ve esire (İstese de çalışamaz olmuş / (özgür değil) yedirirler. Muhakkak ki bizim yedirmemiz Allah’ın yüzü içindir , sizden bir karşılık / ceza yahut teşekkür istemiyoruz (derler) biz asık suratlı / somurtkan ve dehşetli günde Rabbimizden korkuyoruz , Allah bugünün şerrinden onları korur , onları güleryüz ve mutlulukla buluşturur / kavuşturur , onların karşılığı cennettir ve ipektir , orada koltuklarda yan yaslanmış vaziyette otururlar, orada güneş ve kış görmezler , üzerlerine sarkmış vaziyette gölgeler, hasatı / toplaması eğdirilerek kolaylaştırılmış meyveler, onların etrafında gümüş kaplar / tabaklar / kaseler ve kristal / billur sürahiler dolaştırılır / tavaf ettirilir, gümüşten kristallerin boyut ve hacimlerinin ayarlanması sağlanabilir , orada / cennette, onlara, mizacı zencefil olan kadeh içirilir, orada / cennette bir göze / bir kaynak ki Selsebil olarak isimlendirilir, kalıcı olmuş vildanlar, onların etrafında dolanır / tavaf eder , onları gördüğün vakit saçılmış inci sanırsın , baktığında ve sona yine baktığında nimet, büyük bir egemenlik /mülkiyet görürsün, ü zerlerinde ince ipek / sündüsten ve kalın ipek / istibraktan yeşil elbiseler vardır, gümüşten bilezikler takınmışlardır, onlara Rableri tertemiz içecek sunmaktadır, bu kesinlikle sizin için bir karşılık idi, çalışmalarınıza teşekkür edildi.
Bundan dolayı Allah da bugünün şerrinden onları korur ve onlara bir güzellik, bir sevinç verir.
Allah da onları, o günün şerrinden korumuş, onlar(ın yüzlerin)e parlaklık ve (gönüllerine) sevinç vermiştir.
Allah da onları o günün şerrinden koruyacak dipnot 1 , yüzlerini güldüren ve kendilerini sevindiren şeylerle karşılayacaktır dipnot 2 .
Allah da onları o günün sıkıntılarından korur; zengin dipnot 1 ve mutlu edecek şeylerle karşılar.
Allah da onları o günün şerrinden korumuş ve onlara bir parıltı ve sevinç bahşetmiştir.
Allah da onları o günün şerrinden korumuş ve onlara bir parıltı ve sevinç bahşetmiştir.
Allah da onları o gününün şerrinden korumuş ve kendilerini bir parlaklığa, bir sevince ulaştırmıştır.
İnsân suresi, 12. ayet. وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُوا۟ جَنَّةً وَحَرِيرًا
Sabretmelerine karşılık da onları cennet ve ipek(ten giysiler) ile mükafatlandırır.
Sabretmelerine karşılık onlara cennet ve özgürlük lütfedecektir. dipnot 1
ve sabırlarına karşılık onlara cennet bahçeleri ve tarifi imkansız özgür bir (hayat) bahşedecek.
ve onları sıkıntılara karşı sabrettikleri için (kutlu bir) bahçe ve ipek(ten giysiler) ile ödüllendirecektir.
Onlara sabırlarını cennet ve ipek ile cezalandırdı!
Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir.
Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cennetteki) ipekleri lütfeder.
Dirençli oldukları için, cennet ve ipekle ödüllendirecektir.
Sabretmelerinden dolayı onları cennet ve ipek giysilerle ödüllendirecektir.
Direndikleri için onları bahçe ve ipekle ödüllendirir.
Direndikleri için onları bahçe ve ipekle ödüllendirir.
Sabretmelerine karşılık onlara bir cennet ve ipek verir.
Ve sabırlarına mukabil onlara bir Cennet ve bir harir verir
Sabretmelerine dipnot 1 karşılık onları cennet dipnot 2 ve ipek ile ödüllendirecektir.
Sabretmelerine dipnot 1 karşılık onları Cennet dipnot 2 ve ipek ile ödüllendirecektir.
Sabretmelerine dipnot 1 karşılık onlara Cennet ve tam bir hürriyet dipnot 2 verecek.
Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir.
sabretdiklerine mukaabil onları cennetle, ipekle mükafatlandırmışdır.
Sabretmelerine karşılık, onları cennet ve ipekle mükafatlandırmıştır.
(7-22) (Dünyada iken) Adaklarını ifa ederler , fenalığı / şerri salgın olan o günden korkarlar , sevdikleri şeylerden miskine (Çalışma gücü ölmüş) yetime (Çalışanı ölmüş) ve esire (İstese de çalışamaz olmuş / (özgür değil) yedirirler. Muhakkak ki bizim yedirmemiz Allah’ın yüzü içindir , sizden bir karşılık / ceza yahut teşekkür istemiyoruz (derler) biz asık suratlı / somurtkan ve dehşetli günde Rabbimizden korkuyoruz , Allah bugünün şerrinden onları korur , onları güleryüz ve mutlulukla buluşturur / kavuşturur , onların karşılığı cennettir ve ipektir , orada koltuklarda yan yaslanmış vaziyette otururlar, orada güneş ve kış görmezler , üzerlerine sarkmış vaziyette gölgeler, hasatı / toplaması eğdirilerek kolaylaştırılmış meyveler, onların etrafında gümüş kaplar / tabaklar / kaseler ve kristal / billur sürahiler dolaştırılır / tavaf ettirilir, gümüşten kristallerin boyut ve hacimlerinin ayarlanması sağlanabilir , orada / cennette, onlara, mizacı zencefil olan kadeh içirilir, orada / cennette bir göze / bir kaynak ki Selsebil olarak isimlendirilir, kalıcı olmuş vildanlar, onların etrafında dolanır / tavaf eder , onları gördüğün vakit saçılmış inci sanırsın , baktığında ve sona yine baktığında nimet, büyük bir egemenlik /mülkiyet görürsün, ü zerlerinde ince ipek / sündüsten ve kalın ipek / istibraktan yeşil elbiseler vardır, gümüşten bilezikler takınmışlardır, onlara Rableri tertemiz içecek sunmaktadır, bu kesinlikle sizin için bir karşılık idi, çalışmalarınıza teşekkür edildi.
Sabretmeleri sebebi ile de onları cennetle ve ipek ile mükâfatlandırır.
Sabrettiklerinden dolayı onları cennet ve ipekle ödüllendirmiştir!
Sabırlı davranmalarına /duruşlarını bozmamalarına karşılık onları, bir bahçe ve ipekle ödüllendirecektir dipnot 1 .
Gösterdikleri sabır dipnot 1 karşılığında bahçeler ve ipekler verir dipnot 2 .
Sabrettikleri için onları cennet ve ipek ile ödüllendirmiştir.
Sabrettikleri için onları cennet ve ipek ile ödüllendirmiştir.
Sabretmelerine karşılık olarak da onları bir bahçe ve ipekle ödüllendirmiştir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.