Diyanet İşleri
Demek sen, bu söze (Kur'an'a) inanmazlarsa, arkalarından üzülerek adeta kendini tüketeceksin!
Kehf suresi
Kehf suresi, 6. ayet. فَلَعَلَّكَ بَٰخِعٌ نَّفْسَكَ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ إِن لَّمْ يُؤْمِنُوا۟ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَسَفًا
fele`alleke bâḫi`un nefseke `alâ âŝârihim il lem yü'minû bihâẕe-lḥadîŝi esefâ.
Demek sen, bu söze (Kur'an'a) inanmazlarsa, arkalarından üzülerek adeta kendini tüketeceksin!
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Kitabın indirilişi ve "Allah çocuk edindi" diyenler Kehf 1–8 3
(2-4) (Allah onu), katından gelecek şiddetli bir azap ile (inanmayanları) uyarmak, salih ameller işleyen mü'minleri, içlerinde ebedi olarak kalacakları güzel bir mükafat (cennet) ile müjdelemek ve "Allah, bir çocuk edindi" diyenleri de uyarmak için dosdoğru bir kitap kıldı.
Bu konuda ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ne büyük bir söz (bu) ağızlarından çıkan! Onlar ancak yalan söylüyorlar.
Demek sen, bu söze (Kur'an'a) inanmazlarsa, arkalarından üzülerek adeta kendini tüketeceksin!
İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık.
Biz, elbette (zamanı gelince) yeryüzündeki her şeyi bir kuru toprak haline getireceğiz.
Yoksa sen, (sadece) Ashab-ı Kehf ve Ashab-ı Rakim'i mi bizim ibret verici delillerimizden sandın?
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
6. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, insanların hidâyet bulmasını çokça arzuladığından ve bu uğurda pek büyük gayret harcadığından dolayı dine girenlerin hidâyet bulması dolayısıyla sevinir, buna karşılık yalanlayan ve sapıklığa düşenler için de şefkati ve merhameti dolayısıyla üzülürdü. İşte Yüce Allah, burada Kur’an’a iman etmeyen bu gibi kimselere üzülmemesini buyurmaktadır. Nitekim başka âyet-i kerimelerde de şöyle buyurmaktadır: “İman etmiyorlar diye neredeyse kendini öldüreceksin!” (eş-Şuarâ, 26/3) “O halde onlar için üzülüp kendini bitirme!” (Fâtır, 35/8) Burada da: “neredeyse arkalarından üzülerek kendini helâk edeceksin” buyurmaktadır. Yani onlar için duyduğun keder ve üzüntüden dolayı neredeyse kendini yiyip bitireceksin. Böyle yapma! Çünkü Allah, senin ecrini vermeyi üstlenmiştir. Onlara gelince eğer Allah, onlarda bir hayır olduğunu bilseydi elbette onlara hidâyet verirdi. Fakat cehennemden başka bir yere yaraşmadıklarını bildiğinden onlara yardımını ihsan etmemiş, böylece onlar da hidâyet bulamamışlardır. O halde kendini onlar için gam ve üzüntü ile doldurup meşgul etmenin sana bir faydası yoktur. Bu âyette ve benzerlerinde bir ibret ve ders vardır. Şöyle ki insanları Allah’a davet etmekle görevli olan kimsenin yerine getirmekle yükümlü olduğu iş, tebliğ etmek, hidâyete ulaştıran yolu ortaya koymak, diğer taraftan elinden gelen bütün imkânlarla sapıklığın ve azgınlığın yollarını tıkamaktır. Bununla birlikte bu hususta Yüce Allah’a tevekkül etmelidir. Eğer bu şartlar altında insanlar hidâyet bulacak olurlarsa ne âla! Zira amaç budur. Aksi takdirde davet yapmakla yükümlü olan kişi üzülmemelidir. Çünkü bu, nefsi zayıf düşürür, gücünü kırar, üstelik bunun bir faydası da yoktur. Aksine davetçi yerine getirmekle yükümlü olduğu ve yöneldiği işini yapmaya devam etmelidir. Çünkü bunun dışında kalan şeyler, onun kudretinin sınırları dışındadır. Yüce Allah, bizzat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: “Şüphesiz sen sevdiklerini hidâyete erdiremezsin” (el-Kasas, 28/56) diyorsa, Mûsâ aleyhisselam da: “Rabbim, şüphesiz ki ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum.” (el-Maide, 5/25) diyorsa artık başkalarının durumunu var sen hesap et! Yüce Allah bir başka yerde de: “Artık sen öğüt ver, sen ancak bir öğüt vericisin. Üzerlerine musallat olan bir zorba değilsin” (el-Ğâşiye, 88/21-22) buyurmaktadır.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
-Ey Resul!- Eğer onlar bu Kur'an'a iman etmeyecek olurlarsa neredeyse onlar için kendini üzüntü, gam ve kederden helak edeceksin. Sen asla üzülme. Onların hidayetinden sorumlu değilsin. Senin üzerine düşen sadece onlara hakkı tebliğ etmektir.
Aynı kök: بخع (2 geçiş)
Ey Muhammed! Mü'min olmuyorlar diye adeta kendini helak edeceksin!
Aynı kök: اسف (5 geçiş)
Musa, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?" dedi.…
Aynı kök: اسف (5 geçiş)
Onlardan yüz çevirdi ve, "Vah! Yusuf'a vah!" dedi ve üzüntüden iki gözüne ak düştü. O artık acısını içinde saklıyordu.
Aynı kök: اسف (5 geçiş)
Bunun üzerine Musa, öfke dolu ve üzgün bir halde halkına döndü. "Ey kavmim! Rabbiniz, size güzel bir vaadde bulunmadı mı? (Ayrılışımdan sonra) çok…
Aynı kök: اثر (21 geçiş)
O peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa'yı, önündeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içerisinde hidayet ve nur bulunan, önündeki…
Aynı kök: اثر (21 geçiş)
Dediler ki: "Allah'a andolsun, gerçekten Allah seni bize üstün kıldı. Gerçekten biz suç işlemiştik."
Aynı kök: اثر (21 geçiş)
Musa: "İşte aradığımız bu idi" dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisingeri döndüler.
Aynı kök: حدث (36 geçiş)
Onlar iman edenlerle karşılaşınca, "İman ettik" derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler: "Rabbinizin huzurunda delil olarak…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Bu söze (Kitaba) inanmıyorlar (diye) arkalarından üzüntüden neredeyse kendini harap edeceksin. dipnot 1
Hal böyleyken demek sen kalkıp, -bu hitaba inanmamaları durumunda- onların verdiği tepkiler üzerine kızıp kendini helake sürükleyeceksin.
Peki ama, onlar bu mesaja inanmak istemiyorlarsa, (inansınlar diye) kendini mi paralayacaksın?
Şimdi bu olaya iman etmezlerse, arkalarından, kendini harap edercesine üzecek misin?
Şimdi onlar bu söze (Kur'an'a) inanmayacak olurlarsa sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)?
Bu yeni Kitab'a inanmazlarsa (ve bu yüzden helâk olurlarsa) arkalarından üzüntüyle neredeyse kendini harap edeceksin.
Şimdi, onlar bu söze inanmıyorlar diye, arkalarından üzülerek, neredeyse kendini tüketeceksin.
Herhalde sen, onlar bu söze inanmıyorlar diye üzüntüden kendini helak edeceksin.
Bu hadisi onaylamazlarsa onların ardından kendini sorumlu tutarak suçlayıp üzülecek misin?
Bu söze inanmazlarsa onların ardından kendini sorumlu tutarak suçlayacaksın, üzüleceksin (öyle mi)?
Şimdi bu söze (Kur'an'a) inanmazlarsa belki arkalarından üzülerek kendini tüketeceksin!
Şimdi bu söze inanmazlarsa belki arkalarından esef ile kendini üzeceksin
Onlar, bu söze inanmıyorlar diye, onların durumlarına üzüntünden neredeyse kendini harap edeceksin!
Onlar, bu söze inanmıyorlar diye, onların durumlarına üzüntünden neredeyse kendini harap edeceksin!
Onlar, bu söze inanmıyorlar diye, onların durumlarına üzüntünden neredeyse kendini harap edeceksin!
Şimdi onlar bu söze (Kuran'a) inanmayacak olurlarsa, sen onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)?
Demek, bu söze (Kur'ana) inanmazlarsa bir üzüntü duyarak arkalarından kendini aadeta tüketeceksin!
Demek ki bu söze inanmayanların ardından üzülerek neredeyse kendini mahvedeceksin.
(1-6) Övgü / Hamd kuluna kitabı indiren Allaha mahsustur , onda hiçbir eğrilik yoktur. Değerlidir, O’nun katında ki şiddetli sertliğe dair uyarıdır. Müminlere ki onlar, s alih amel işlerler, onlara içinde ebedi kalacakları güzel bir ödül ün var olduğunu müjdelemen içindir, Allah evlat edindi diyenleri uyar mak içindir, onların da babalarının da bunda bir bilgisi yoktur, ağızlarından çıkan büyük bir kelimedir, onlar kesinlikle yalan söylüyorlar , üstelik sen onların arkalarından, bu söze iman etmemelerine üzülerek kend ini mahvedecektin , arzda ziynet olarak neyi yaptıysak , hangisi güzel amel işleyecek bilelim diyedir, biz üzerinde ne varsa kupkuru toprak kesinlikle yaparız.
Belki de sen, bu kitaba iman etmiyorlar diye onların arkasından üzüntüden kendini helâk edeceksin.
Herhalde sen, onlar bu söze inanmıyorlar diye, peşlerinde üzüntüden kendini helak edeceksin!
Bu söze (Kur'an'a) inanmıyorlar diye arkalarından üzülerek neredeyse kendini yiyip bitireceksin! dipnot 1
Bu söze (Kur'an'a) inanmazlarsa üzülüyor, arkalarından kendini tüketecek gibi oluyorsun.
Belki de sen, bu kitaba iman etmiyorlar diye onların arkasından üzüntüden kendini helak edeceksin.
-Belki de sen, bu söze iman etmiyorlar diye onların arkasından üzüntüden kendini helak edeceksin.
Şimdi sen, bu söze inanmazlarsa, belki de arkalarından kendini eritircesine üzüleceksin.
Seemingly, you Muhammad are betaking yourself in pursuit of their train of thought with distress, constant regret and discontent and torturing yourself lest they should refuse credit to this divine discourse.
But [Prophet] are you going to worry yourself to death over them if they do not believe in this message?
Thou wouldst only, perchance, fret thyself to death, following after them, in grief, if they believe not in this Message.
(O Muhammad), if they do not believe in this Message, dipnot 1 you will perhaps torment yourself to death with grief, sorrowing over them.
Perhaps you may destroy yourself with grief, chasing after them, if they do not have iman in these words.
Perhaps, you, would kill yourself (O Muhammad صلى الله عليه وسلم) in grief, over their footsteps (for their turning away from you), because they believe not in this narration (the Qur’ân).
You are liable to imperil your life for their sake, if they should not believe this discourse, out of grief.
Will you worry yourself to death sorrowing after them, if they do not believe in this (great) discourse (- the Qur'ân).
Yet perchance, if they believe not in this tiding, thou wilt consume thyself, following after them, of grief.
O’ Mohammad I (God) understand your frustration that makes you so depressed when you see these people turn down God’s own word (Qur’an).
Haply thou wilt grieve thyself to death for sorrow after them, if they believe not in this new revelation.
Perhaps you will torment yourself in grief over them, because they will not acknowledge this saying at all.
Peradventure thou wilt kill thy self with grief after them, out of thy earnest zeal for their conversion, if they believe not in this new revelation of the Koran.
Yet it may be that you (Muhammad) will torment your soul with grief (or fret thyself to death) if they believe not in this new revelation.
Yet, it may be that you will consume yourself of sorrow over their tracks (i. e., their tracks or footprints when they turn away) in case they do not believe in this discourse.
Yet it may be, if they believe not in this statement, that thou (Muhammad) wilt torment thy soul with grief over their footsteps.
Will you kill yourself for grief of them if they do not believe in this presentation?
But wouldst thou, perhaps, torment thyself to death with grief over them if they are not willing to believe in this message?
Now, perhaps you ˹O Prophet˺ will grieve yourself to death over their denial, if they ˹continue to˺ disbelieve in this message.
Perhaps you will torment yourself in grief over them, because they will not believe in this saying at all.
You may blame yourself on account of their response to this narration, and their disbelieving in it; you may be saddened.
Then perhaps you would kill yourself through grief over them, [O Muúammad], if they do not believe in this message, [and] out of sorrow.
Then mightest thou destroy thy soul — in their footsteps — from grief, if they believe not in this narrative.
(O Messenger) Should you (in your compassion) grieve yourself to death if they are not willing to believe in this Message?
Perhaps you will only sadden yourself to death, in case (you are) following after them, in grief, if they do not believe in this Message.
So, (O Prophet) perhaps you are going to kill yourself after them, out of grief, if they do not believe in this discourse.
Perhaps you will torment yourself in grief over them, because they will not believe in this narrative at all.