Rûm suresi

Rûm suresi, 47. ayet

Rûm suresi, 47. ayet. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ رُسُلًا إِلَىٰ قَوْمِهِمْ فَجَآءُوهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَٱنتَقَمْنَا مِنَ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ ٱلْمُؤْمِنِينَ

veleḳad erselnâ min ḳablike rusülen ilâ ḳavmihim fecâûhüm bilbeyyinâti fenteḳamnâ mine-lleẕîne ecramû. vekâne ḥaḳḳan `aleynâ naṣru-lmü'minîn.

Diyanet İşleri

Andolsun, senden önce biz nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Peygamberler onlara apaçık mucizeler getirdiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Mü'minlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Rûm 44–50 · surenin 47. ayeti / 60

Konu Rüzgârlar ve yağmur; "sen ölülere işittiremezsin" Rûm 46–53 3

  1. Rûm 44

    Kim inkar ederse, inkarı kendi aleyhinedir. Kimler de salih amel işlerse, ancak kendileri için (cennette yer) hazırlarlar.

  2. Rûm 45

    Bu hazırlığı Allah'ın; iman edip salih amel işleyenleri kendi lütfundan mükafatlandırması için yaparlar. Şüphesiz O, inkar edenleri sevmez.

  3. Rûm 46

    Rüzgarları, yağmurun müjdecileri olarak göndermesi, Allah'ın (varlık ve kudretinin) delillerindendir. O, bunu, size rahmetinden tattırmak, emriyle gemilerin yol alması, O'nun lütfundan rızkınızı aramanız ve şükretmeniz için yapar.

  4. 47

    Andolsun, senden önce biz nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Peygamberler onlara apaçık mucizeler getirdiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Mü'minlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.

  5. Rûm 48

    Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah, onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler.

  6. Rûm 49

    Oysa onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.

  7. Rûm 50

    Allah'ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki O, ölüleri de elbette diriltecektir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

47. “Andolsun ki Biz senden önce de” geçmiş ümmetler arasında Allah’ı tevhidi inkâr edip hakkı yalanladıklarında “rasûlleri kavimlerine gönderdik.” Peygamberleri gelip onları tevhid ve ihlâsa, hakkı tasdik etmeye, izlemekte oldukları küfür ve sapıklığı terk etmeye davet ettiler. Bu davetlerinin doğruluğuna dair de apaçık belge ve deliller getirdiler. Ancak kavimleri iman etmeyerek sapıklıklarında direttiler.

“Biz de (onları yalanlayan) günahkârlardan intikam aldık” ve peygamberlere uyan mü’minlere yardım ettik. “Müminlere yardım etmek ise üzerimize bir haktır.” Yani biz, bunu kendimize bir görev olarak tespit ettik, yerine getirilmesi gereken haklar arasında kıldık ve mü’minlere bunu vaad ettik. O nedenle böyle bir yardımın gerçekleştirilmesi kaçınılmaz bir şeydir.

O halde siz, ey Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanlar! Şunu bilin ki yalanlamanızı sürdürecek olursanız cezamız gelip sizi bulacak ve biz, size karşı mü’minlere yardım edeceğiz.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

-Ey Resul!- Ant olsun ki biz, senden önce nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Bu elçiler, doğruluklarına delalet eden apaçık delil ve hüccetleri kavimlerine getirdiler. Ancak onlar resullerinin getirdiklerini yalanladılar. Günahkarlardan intikam aldık ve onları azabımızla helak ettik. Resullerimizi ve Müminleri helak olmaktan kurtardık. Müminlerin kurtarılması ve kendilerine yardım edilmesi, kendimize gerekli kıldığımız bir haktır.

Kelimeler

18 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَلَقَدْ velekad andolsun ki
  2. أَرْسَلْنَا erselna biz gönderdik kök: رسل
  3. مِن min
  4. قَبْلِكَ kablike senden önce kök: قبل
  5. رُسُلًا rusulen elçileri kök: رسل
  6. إِلَىٰ ila
  7. قَوْمِهِمْ kavmihim kavimlerine kök: قوم
  8. فَجَآءُوهُم fe ca'uhum onlara geldiler kök: جيا
  9. بِٱلْبَيِّنَـٰتِ bil-beyyinati delillerle kök: بين
  10. فَٱنتَقَمْنَا fentekamna ve biz öc aldık kök: نقم
  11. مِنَ mine -den
  12. ٱلَّذِينَ ellezine kimseler-
  13. أَجْرَمُوا۟ ۖ ecramu suç işleyen(ler) kök: جرم
  14. وَكَانَ ve kane ve idi kök: كون
  15. حَقًّا hakkan borç kök: حقق
  16. عَلَيْنَا aleyna üzerimize
  17. نَصْرُ nesru yardım etmek kök: نصر
  18. ٱلْمُؤْمِنِينَ l-mu'minine mü'minlere kök: امن

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: نقم (17 geçiş) · Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Ortak kavram: Cürüm (suç)

    Kim, Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalimdir? Şüphesiz ki biz suçlulardan intikam alıcıyız.

  • Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Ortak kavram: Cürüm (suç) · Ortak kavram: Yardım (nusret)

    Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hale gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler…

  • Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Ortak kavram: Cürüm (suç) · Ortak kavram: Yardım (nusret)

    Biz, işte böyle, her peygamber için suçlulardan bir düşman yarattık. Yol gösterici ve yardım edici olarak Rabbin yeter.

  • Aynı kök: نقم (17 geçiş) · Ortak kavram: Yardım (nusret)

    Bir şey söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü söylediler ve (sözde) müslüman olduktan sonra inkar ettiler. Ayrıca…

  • Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Ortak kavram: Cürüm (suç)

    Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab'lerinden bol nimet…

  • Aynı kök: نقم (17 geçiş)

    (3-4) O, sana Kitab'ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat'ı ve İncil'i insanlar için birer hidayet olarak…

  • Ortak kavram: Yardım (nusret)

    Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz.…

  • Ortak kavram: Yardım (nusret)

    Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiilerden (her bir grubun kendi şeriatında) "Allah'a ve ahiret gününe inanan ve…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

85 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Yemin olsun ki biz senden önce onların toplumlarına elçiler göndermiştik de onlara apaçık belgeler (deliller) getirmişlerdi. (İnkar edip) günaha dalanlardan intikam almıştık. dipnot 1 Müminlere yardım etmek de üzerimize haktır dipnot 2 (borçtur).

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Yüce Allah'ın intikam almasıyla ilgili bilgi için bkz. A‘râf 7:136, dipnot 1.
  2. metne dön, dipnot 2
    Bu cümle "Müminlere yardım etmek de bize düşer" şeklinde de tercüme edilebilir. Yüce Allah eski azgın ve sapkın kavimlerin vaktiyle zulmettikleri müminlere yardım etmeyi kendi üzerine aldığını, bunu üstlendiğini bildirmektedir. Burada sözü edilen [hakkan] yani "borç", "yükümlülük" ifadesi, "gereklilik" değil de "kereminin bir gereği" olması manasına alınmalıdır.

Mustafa İslamoğlu

Doğrusu senden önce de kendi kavimlerine elçiler göndermiştik; ve onlara hakikatin apaçık delilleriyle gelmiştiler. En sonunda suç ve günahta direnen kimselere yaptıklarının acısını tattırdık: zaten inananlara yardım etmek üstlendiğimiz bir görevdi.

Muhammed Esed

(Ey Muhammed,) senden önceki toplumlara da kendi içlerinden peygamberler göndermiştik ve onlar hakikatin her türlü kanıtını getirmişlerdi ve sonra (müminleri zafere ulaştırmak suretiyle,) (kasden) kötülük işleyenlerden öcümüzü almıştık, zaten inananlara yardım etmeyi üstümüzde bir sorumluluk olarak görmüştük.

Ahmed Hulusi

Andolsun ki, senden önce de kendi toplumlarına Rasuller irsal ettik de onlara açık deliller olarak geldiler. . . Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. . . İman edenlere yardım etmek hakkımızdır.

Ali Bulaç

Andolsun, biz senden önce kendi kavimlerine elçiler gönderdik de onlara apaçık belgeler getirdiler; böylece biz de suçlu günahkarlardan intikam aldık. İman edenlere yardım etmek ise, bizim üzerimizde bir haktır.

Ali Özek ve heyeti

Andolsun ki, biz senden önce kendi kavimlerine nice peygamberler gönderdik de onlara açık deliller getirdiler. (Onları dinlemeyip) günaha dalanların ise cezalarını hakkıyla vermişizdir. Müminlere yardım etmek de bize düşer.

Ali Rıza Safa

Gerçek şu ki, senden önce de elçileri kendi toplumlarına gönderdik. Onlara kesin kanıtlar getirdiler. Sonunda, hak ettikleri cezayı suçlulara verdik. Çünkü inananlara yardım etmek, üzerimizde bir yükümlülüktür.

Bayraktar Bayraklı

Senden önce nice peygamberleri kendi toplumlarına göndermiştik. Onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Biz, sonunda suçlulardan öç aldık. İnananlara yardım etmeyi üzerimize almışızdır.

Edip Yüksel

Senden önce elçileri halklarına apaçık delillerle gönderdik. Suç işleyenleri de cezalandırdık. Gerçeği onaylayanlara yardım etmek görevimizdir.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Senden önce elçileri halklarına apaçık delillerle gönderdik. Suç işleyenleri de cezalandırdık. İnananlara yardım etmek görevimizdir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Andolsun ki, senden önce birçok peygamberleri kavimlerine gönderdik de onlara apaçık delillerle vardılar. Onun üzerine suç işleyenlerden intikam aldık. Mü'minlere yardım ise üzerimizde bir hak oldu.

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için senden evvel bir çok Resulleri kavmlerine gönderdik de onlara beyyinelerle vardılar, onun üzerine cürm işliyenlerden intikam aldık, mü'minlere ise nusrat uhdemizde bir hakk oldu

Erhan Aktaş

Ant olsun ki, senden önce, birçok Resul'ü halklarına gönderdik. Onlara beyyinat dipnot 1 getirdiler. Ardından suçlulardan intikam aldık. Mü'min kimselere yardım etmek Biz'e hak oldu.

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Kanıt içeren, açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ant olsun ki, senden önce, birçok resulü halklarına gönderdik. Onlara beyyineler dipnot 1 getirdiler. Ardından suçlulardan intikam aldık. Mü'min kimselere yardım etmek Bize hak oldu.

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Kanıt içeren, açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ant olsun ki, senden önce, birçok rasulü kavimlerine gönderdik. Onlara beyyineler dipnot 1 getirdiler. Ardından suçlulardan intikam aldık. İnanan kimselere yardım etmek Bize hak oldu.

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Kanıt içeren, açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi.

Gültekin Onan

Andolsun, biz senden önce kendi kavimlerine elçiler gönderdik de onlara apaçık belgeler getirdiler; böylece biz de suçlu günahkarlardan intikam aldık. İnançlılara yardım etmek ise bizim üzerimizde bir haktır.

Hasan Basri Çantay

Andolsun ki biz senden evvel kendi kavmlerine (nice) peygamberler göndermişizdir de onlara açık açık bürhanlar getirmişlerdir. Fakat (iman etmedikleri için) biz o günah işleyenlerden intikaam almışızdır. Mü'minlere yardım etmek ise üstümüzde bir hakdır.

İbni Kesir

Andolsun ki; senden önce Biz, nice peygamberleri kendi kavimlerine göndermişizdir de onlara açık deliller getirmişlerdir. Ama Biz, suç işleyenlerden öç aldık. Çünkü mü'minlere yardım etmek üstümüze bir haktır.

Mehmet Alagaş

(47-53) Kesin olan şu ki, onların kavimlerine senden önce de Resuller gönderdik, onlara açıklamalarla geldiler, suç işleyenlerden / cürüm işleyenlerden öç aldık / intikam aldık, müminlere yardım etmek ise üzerimizdeki bir hak / bir sorumluluk oldu. Allah Rüzgârı gönderir, bulutu sürükler, gökte onu nasıl istiyorsa yayar, onu parça parça yapar ve sen yağmuru onun aralığından çıkarken görürsün , O da / yağmur da kullarından istediklerine nasip olduğundaysa onlar sevinirler , oysa onun inmesinden / yağmurun inmesinden ö nce iyice ümidi kesmiş vaziyette idiler. Allah’ın rahmetine dair izlere / eserlere baksana, öldükten sonra nasıl arzı diriltiyor , ölülerin diriltilmesi bunun gibidir ve O her şeye güç yetirendir / muktedirdir. Biz Rüzgârı göndersek te onun / diri olan yerin sarardığını görseler d ahi onun ardından yine de kafir olurlardı, sen ölüye işittiremezsin, ardını dönüp giden sağıra da çağrını işittiremezsin, sapmaları sebebiyle körü de alıp yola iletecek değilsin, sen ancak ayetlerimize teslim olanlara işittirebilirsin.

Rowwad Tercüme Merkezi

Andolsun ki biz senden önce nice rasulleri kavimlerine gönderdik. Onlar da kendilerine açık açık delillerle geldiler. Biz de günahkârlardan intikam aldık. Müminlere yardım etmek ise zaten üzerimize bir haktır.

Süleyman Ateş

Andolsun ki, biz senden önce de elçileri kavimlerine gönderdik; onlara deliller getirdiler ve biz, (onları dinlemeyip) suç işleyenlerden öc aldık. (Elbette alırız, çünkü) mü'minlere yardım etmek, üzerimize borç idi.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Senden önce elçileri kendi kavimlerine gönderdik; onlara, açık belgelerle geldiler. Sonra suça batanlara hak ettikleri cezayı verdik. İnanıp güvenenlere yardım boynumuza borçtur.

Şaban Britch

Senden önce de nice peygamberleri toplumlarına göndermiştik de onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Suç işleyenlerden intikam almıştık. Müminlere yardım etmek üzerimize bir haktır.

Şaban Piriş

Senden önce de nice peygamberleri toplumlarına göndermiştik de onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Suç işleyenlerin cezasını vermiştik. Müminlere yardım etmek borcumuzdur.

Yaşar Nuri Öztürk

Yemin olsun biz, senden önce de resulleri toplumlarına gönderdik, onlara açık kanıtlar getirdiler. Nihayet, günah işleyenlerden öç aldık. İnananlara yardım etmek bizim üzerimizde bir haktı.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

And before you. O Muhammad We sent Messengers conveying Our divine message to their people. They presented them with clear and plain revelations guiding out of darkness and superstitions of later times and out of want of spiritual and intellectual sight into illumination and enlightenment -but they counselled deaf and closed their hearts' ears-. And by consequence We avenged our right by inflicting retributive punishment upon those who were steeped in crime. At the same time it was incumbent on Us to save and deliver to safety those whose hearts reflected the image of religious and spiritual virtues.

Abdul Haleem

Before you [Muhammad], We sent mes-sengers, each to their own people: they brought them clear proofs and then We punished the evildoers. We make it Our duty to help the believers.

Abdullah Yusuf Ali

We did indeed send, before thee, messengers to their (respective) peoples, and they came to them with Clear Signs: then, to those who transgressed, We meted out Retribution: and it was due from Us to aid those who believed.

Abul A'la Maududi

We sent Messengers before you to their respective nations, and they brought Clear Signs dipnot 1 to them. Then We took vengeance upon those who acted wickedly. dipnot 2 It was incumbent on Us to come to the aid of the believers.

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    That is, "One kind of the signs are those which are scattered in the world around man, which he comes across at every moment of his life, one of which is the system of the circulation of winds, as mentioned in the preceding verse. The other kinds of the signs are those which the Prophets of Allah brought in the form of the miracles and divine revelations and the extraordinary pure characters and their healthy and life-giving influence on human society. Both kinds of the signs point to the same reality, which is this: The Tauhid which the prophets teach is based on the truth. Each of these signs supports the other. The signs of the universe testify to the truth of what the Prophets say, and the signs brought by the Prophets explain the reality being pointed out by the signs of the universe."
  2. metne dön, dipnot 2
    "Who committed crimes": those who remained blind to these two kinds of the signs and persisted in their denial of Tauhid and their rebellion against God.

Aisha Bewley

Before you We sent other Messengers to their people, and they too brought them the Clear Signs. We took revenge on those who did evil; and it is Our duty to help the muminun.

Al-Hilali & Khan

And indeed We did send Messengers before you (O Muhammad صلى الله عليه وسلم) to their own peoples. They came to them with clear proofs, then, We took vengeance on those who committed crimes (disbelief, setting partners in worship with Allâh, sins); and (as for) the believers, it was incumbent upon Us to help (them).

Ali Quli Qarai

Certainly We sent apostles to their people before you, and they brought them manifest proofs. Then We took vengeance upon those who were guilty, and it was a must for Us to help the faithful.

Amatul Rahman Omar

Indeed, We have already sent Messengers to their (respective) people before you, and they came to them with clear proofs. Then We punished those who had (denied their Apostles and) cut their ties (with God). And it is of course ever incumbent upon Us to help the believers.

Arthur John Arberry

Indeed, We sent before thee Messengers unto their people, and they brought them the clear signs; then We took vengeance upon those who sinned; and it was ever a duty incumbent upon Us, to help the believers.

Bijan Moeinian

I (God) sent the Prophets with undeniable miracles to the previous nations. When their disbelievers denied the truth, I took vengeance on the guilty ones. Indeed it was My obligation to help the believers.

E. Henry Palmer

We have sent before thee apostles unto their people, and they came to them with manifest signs: and we took vengeance upon those who sinned, but due from us it was to help the believers.

Edip-Layth

We have sent before you messengers to their people, so they came to them with clear proofs, then We took revenge on those who were criminals, and it is an obligation for Us to grant victory to those who acknowledge.

George Sale

We sent apostles, before thee, unto their respective people, and they came unto them with evident proofs: And We took vengeance on those who did wickedly; and it was incumbent on Us to assist the true believers.

Hamid S. Aziz

And one of His signs is this, that He sends forth the winds bearing good news, and that He may make you taste of His mercy, and that the ships may run by His command, and that you may seek of His favour, and that you may be grateful.

Mahmoud Ghali

And indeed We sent even before you Messengers to their people; then they came to them with the supreme evidence. So We took vengeance upon (those) who (committed) crimes; and it is truly (binding) on Us to (give) victory to the believers.

Marmaduke Pickthall

Verily We sent before thee (Muhammad) messengers to their own folk. Then we took vengeance upon those who were guilty (in regard to them). To help believers is ever incumbent upon Us.

Mohamed Ahmed - Samira

Verily We sent many apostles before you to their people, who brought clear signs with them. Then We retributed those who were sinful. It is a duty incumbent on Us to help the believers.

Muhammad Asad

And indeed, [O Muhammad, even] before thee did We send forth apostles - each one unto his own people and they brought them all evidence of the truth: and then, [by causing the believers to triumph,] We inflicted Our retribution upon those who [deliberately] did evil: for We had willed it upon Ourselves to succour the believers.

Mustafa Khattab

Indeed, We sent before you ˹O Prophet˺ messengers, each to their own people, and they came to them with clear proofs. Then We inflicted punishment upon those who persisted in wickedness. For it is Our duty to help the believers.

Progressive Muslims

And We have sent before you messengers to their people, so they came to them with clear proofs, then We took revenge on those who were criminals, and it is an obligation for Us to grant victory to the believers.

Rashad Khalifa

We have sent messengers before you to their people, with profound signs. Subsequently, we punished those who transgressed. It is our duty that we grant victory to the believers.

Sahih International

And We have already sent messengers before you to their peoples, and they came to them with clear evidences; then We took retribution from those who committed crimes, and incumbent upon Us was support of the believers.

Sam Gerrans

(And We sent before thee messengers to their people, and they brought them clear signs; then We took vengeance on those who were lawbreakers; and it was binding upon Us to help the believers.)

Shabbir Ahmed

And indeed, We did send Messengers before you to their respective people - and they brought them clear evidence of the Truth. And then, We (Our Law of Requital) inflicted Our retribution on those who stole the fruit of others' labor and violated human rights. And We have made it incumbent upon Us to help the believers.

Syed Vickar Ahamed

And indeed, before you (O Prophet!), We did send (other) messengers to their (own) peoples, they came to them with (clear) proofs: Then, for those who exceeded their limits, We gave out harsh punishments: And it was due from Us to help those who believed.

Taqi Usmani

We had indeed sent before you messengers to their people. So they came to them with clear proofs. Then We took vengeance upon those who were guilty; and it was due on Us to help the believers.

The Monotheist Group

And We have sent before you messengers to their people. So they came to them with clear proofs; then We took revenge on those who were criminals. And it is binding upon Us to grant victory to the believers.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Rûm suresi, 47. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Rûm suresi, 47. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Rûm suresi, 47. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩