Sebe' suresi

Sebe' suresi, 23. ayet

Sebe' suresi, 23. ayet. وَلَا تَنفَعُ ٱلشَّفَٰعَةُ عِندَهُۥٓ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُۥ حَتَّىٰٓ إِذَا فُزِّعَ عَن قُلُوبِهِمْ قَالُوا۟ مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ قَالُوا۟ ٱلْحَقَّ وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْكَبِيرُ

velâ tenfe`u-şşefâ`atü `indehû illâ limen eẕine leh. ḥattâ iẕâ füzzi`a `an ḳulûbihim ḳâlû mâẕâ ḳâle rabbüküm. ḳâlü-lḥaḳḳ. vehüve-l`aliyyü-lkebîr.

Diyanet İşleri

Allah katında, O'nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. (Şefaat için izin verilip de) kalplerinden korku giderilince birbirlerine, "Rabbiniz ne söyledi?" diye sorarlar. Onlar da "Gerçeği" diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Sebe' 20–26 · surenin 23. ayeti / 54

Konu Şefaat, rızık ve bütün insanlara gönderilen peygamber Sebe' 22–30 3

  1. Sebe' 20

    Şeytan, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. İnananlardan bir grup dışında hepsi ona uydular.

  2. Sebe' 21

    Oysa şeytanın onlar üzerinde hiçbir hakimiyeti yoktu. Ancak ahirete inananları, onun hakkında şüphe içinde bulunanlardan ayırt edelim diye (ona bu fırsatı verdik). Senin Rabbin her şey üzerinde hakiki bir koruyucudur.

  3. Sebe' 22

    (Ey Muhammed!) De ki: "Allah'ı bırakıp da ilah olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın. Göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip değillerdir. Onların yerde ve gökte hiçbir ortaklıkları yoktur. Allah'ın onlardan bir yardımcısı da yoktur.

  4. 23

    Allah katında, O'nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. (Şefaat için izin verilip de) kalplerinden korku giderilince birbirlerine, "Rabbiniz ne söyledi?" diye sorarlar. Onlar da "Gerçeği" diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür.

  5. Sebe' 24

    De ki: "Size göklerden ve yerden kim rızık verir?" De ki: "Allah. O halde, ya biz hidayet veya apaçık bir sapıklık üzereyiz, ya da siz!"

  6. Sebe' 25

    De ki: "Bizim işlediğimiz suçlardan siz sorumlu tutulmazsınız. Sizin işlediklerinizden de biz sorumlu tutulmayız."

  7. Sebe' 26

    De ki: "Rabbimiz hepimizi kıyamet günü bir araya toplayacak, sonra da aramızda hak ile hüküm verecektir. O, gerçeği apaçık ortaya koyan, hakkıyla bilendir."

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

Bu metin 22–23. ayetler için yazılmıştır.

22. Yani ey peygamber! Hiçbir fayda ve zararı olmayan yaratılmışları Allah’a ortak koşan müşriklere, bu uydurma ortaklarının acizliklerini tartışılmaz olarak kabul edecekleri bir şekilde ve onlara ibadetin batıl olduğunu açıklayıcı olarak “de ki: Allah’ın dışında (ilah olduğunu) iddia ettiklerinize (istediğiniz kadar) yalvarın.” Allah’ın ortakları olduğunu iddia ettiklerinize dua edin, eğer sizin bu duanızın bir faydası olacaksa! Zira onlarda acizliğin bütün sebepleri mevcuttur ve yapılan duaya karşılık vermeyecekleri de bütün yönleri ile açıkça ortadadır. Onların asgari düzeyde bir şeye güç yetirmeleri bile söz konusu değildir: “Onlar, ne göklerde ne de yerde zerre ağırlığınca bir şeye” ne bağımsız olarak ne de ortaklık suretinde “sahip değildirler.” Bundan dolayı devamla şöyle buyurulmaktadır:

“Onların” sizin uydurduğunuz bu ilâhların “gökte ve yerde” az olsun, çok olsun “hiçbir ortaklığı olmadığı gibi…” Ne hükümranlıkları ne de hükümranlıkta ortaklıkları söz konusu değildir. O halde ancak şu söylenebilir: “Bunlar, mutlak hükümran olanın yardımcıları, destekçileridir. Onun için bu uydurma ilâhlara dua etmek faydalıdır. Zira mutlak hükümdarın onlara ihtiyacı olduğu için onlar, kendilerine yönelen kimselerin ihtiyaçlarını görürler.”

İşte Allah onların böyle bir konumda da olmadıklarını belirterek şöyle buyurmaktadır: Bir ve kahhâr olan Allah’ın “onlardan” bu uydurma ilâhlardan “hiçbir yardımcısı da yoktur” yönetimi elinde tutması, işlerini çekip çevirmesi için O’na yardım eden hiç kimse de bulunmamaktadır. Bu durumda da geriye sadece şefaat etme ihtimalleri kalmaktadır. Yüce Allah, onların şefaatlerini de şu buyruk ile reddetmektedir:

23. “O’nun katında izin verdiklerinden başkasının şefaati de fayda vermez.” Böylece müşriklerin Allah’a koştukları ortaklara; insan, ağaç ve bunların dışında edindikleri putlara olan bağlılıklarını ve umutlarını Yüce Allah, tamamı ile kesmekte, bunların batıl olduklarını, şirkin bütün kaynaklarını kökten kuruturcasına, büsbütün koparıp atarcasına açıklamaktadır. Çünkü müşrik, Allah’tan başkasına dua ve ibadet ederken onun kendisine fayda sağlayacağını umar. Zaten onun şirk koşmasına sebep olan da bu umududur.

Allah’tan başka dua ve ibadet ettiği varlık, herhangi bir fayda sağlayamayacak, zarar da veremeyecek bir durumda olduğuna, mutlak hükümrana ortak ve O’nun yardımcısı da olmadığına, mutlak hükümranın izni olmaksızın şefaat de edemeyeceğine göre böyle bir dua ve ibadet, aklen şaşkınlık, dinen de batıldır.

Dahası şirk koşanın bu konudaki dilek ve maksadının tam aksi ortaya çıkar. O, ortak koştuğu varlıkların kendisine fayda sağlamalarını ister. Yüce Allah ise böyle bir şeyin batıl olduğunu ve gerçekleşmeyeceğini açıklamaktadır. Hatta başka âyet-i kerimelerde ortak koşulan varlıkların kendilerine ibadet edenlere zarar vereceklerini de açıklamıştır. Kıyamet gününde biri diğerini inkâr edecek ve birbirlerine lanet edeceklerdir. Varacakları yer de cehennem ateşi olacaktır: “İnsanlar bir araya toplandıklarında (mahşerde) onlar bunlara düşman kesilir ve ibadetlerini inkâr ederler.” (el-Ahkâf, 46/6)

Hayret edilecek nokta şudur ki müşrikler, beşer oldukları iddiası ile peygamberlere boyun eğmeyip büyüklük taslarlar, buna karşılık ağaca ve taşa ibadet ve dua etmeye razı olurlar. Mutlak hükümran, rahmeti her şeyi kuşatan ve varlıkları hesaba çekecek olan Allah’a ihlasla ibadet etmeyip büyüklük taslar, buna karşılık kendisine fayda vermekten çok zararı dokunacak olan varlıklara ibadete, kendisinin en aşırı derecede düşmanı olan şeytana itaate razı olurlar.

Yüce Allah’ın: “Nihâyet kalplerinden korku giderilince: “Rabbiniz ne buyurdu?” derler. Onlar da: “Hakkı (buyurdu)” derler. O, çok yücedir, çok büyüktür” buyruğunda geçen “onlar” zamirinin, müşriklere ait olma ihtimali vardır. Çünkü âyetin öncesinde onların sözü geçmektedir. Zamirlerde kaide ise sözü geçen en yakın isme ait olmalarıdır. O takdirde mana şöyle olur:

Kıyamet günü gelip de müşriklerin kalplerinden korku giderildiğinde, akılları başlarına gelip onlara dünyadaki hallerine ve peygamberlerin getirdikleri hakkı yalanlamalarına dair soru sorulduğunda gittikleri küfür ve şirk yolunun batıl olduğunu itiraf edecekler, Allah’ın söylediklerinin, peygamberlerin Allah’tan getirdikleri haberlerin hakkın ta kendisi olduğunu bildireceklerdir. “Evvelce gizledikleri şeyler karşılarına çıkmış olacaktır.” (el-En’âm, 6/28) Böylelikle hakkın Allah’a ait olduğunu bilecekler ve günahlarını itiraf edeceklerdir.

“O” hem zatı ile “çok yüce”dir. Bütün yaratılmışların üstündedir. Hem de onların hepsini emri altına almıştır. O, kadri itibari ile de yücedir. Çünkü O’nun pek büyük, son derece üstün ve şerefli sıfatları vardır. O, zat ve sıfatları itibari ile de “çok büyüktür.” O’nun yüceliğinin bir tecellisi, O’nun hükmünün üstün gelmesi ve mütekebbirlerle müşriklerin nefisleri dahil bütün nefislerin O’na zillet ve itaatle boyun eğmesidir. İşte ifadelerin akışının delalet ettiği en açık mana, en kuvvetli anlam budur.

Söz konusu zamirin meleklere ait olma ihtimali de vardır. Çünkü Yüce Allah, vahiy ile konuştuğunda melekler onu işitirler. Bu sebeple bayılır ve Allah’a secdeye kapanırlar. Başını ilk kaldıracak kişi Cebrail olur. Allah ona dilediği vahiyler ile kelâmını bildirir. Meleklerin baygınlığı geçip korkuları gidince kendilerinin baygın olarak yere yıkılmalarına sebep olan sözün ne olduğunu biri diğerine: “Rabbiniz ne buyurdu?” diye sorar.

Biri ötekine ya O’nun haktan başka bir şey söylemediğini bildiklerinden özetle: “Hakkı (buyurdu)” derler, yahut da O’ndan işitmiş oldukları sözü naklederek: Şöyle şöyle buyurdu; derler ki bu da o hakka dahildir.

Buna göre buyruğun anlamı şöyle olur: Niteliklerini, acizliklerini, eksikliklerini, hiçbir şekilde fayda sağlamadıklarını belirttiğimiz bu uydurma ilâhlara müşrikler, Allah ile birlikte ibadet ettiler. Böylelikle onlar, o pek büyük, yüce ve azim olan Rabbe ihlas ile ibadetten yan çizip yüz çevirdiler. Halbuki O’nun azamet ve celali dolayısı ile o şerefli melekler, o Allah’a pek yakınlaştırılmış olan varlıklar bile O’nun kelâmını işittiklerinde bu derece itaatle boyun eğerler ve hatta baygın düşerler. Hepsi Yüce Allah’ın haktan başka hiçbir söz söylemeyeceğini ikrar ederler.

Peki, bu müşriklere ne oluyor ki şanı bu kadar yüce, mülk ve saltanatı bu kadar büyük olan zata ibadetten yüz çevirip büyükleniyorlar? O çok yüce ve pek büyük olan zat, müşriklerin ortak koşmalarından, iftira ve yalanlarından münezzehtir!

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Allah -Subhanehu ve Teâlâ- katında kendisinin izin verdiği kimseden başkasının şefaati fayda vermez ve Allah, ancak kendisinden razı olduğu kimseye şefaat etmesi için izin verir. Semaların üstünde konuştuğu zaman, meleklerin kanatlarını vurarak O'nun sözüne boyun eğip itaat etmeleri Yüce Allah'ın yüceliklerindendir. Ta ki korku, onların (meleklerin) kalplerinden giderilir ve melekler; Cebrail -aleyhisselam-'a: "Rabbiniz ne buyurdu?" derler. Cebrail -aleyhisselam-: "Hak olanı buyurdu." der. Allah; zatı ve galip gelmesi ile yüce ve yüksek olandır, her şeyden büyüktür.

Kelimeler

22 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَلَا ve la ve
  2. تَنفَعُ tenfeu fayda vermez kök: نفع
  3. ٱلشَّفَـٰعَةُ ş-şefaatu şefa'ati kök: شفع
  4. عِندَهُۥٓ indehu O'nun huzurunda kök: عند
  5. إِلَّا illa başkasının
  6. لِمَنْ limen kimselerden
  7. أَذِنَ ezine izin verdiği kök: اذن
  8. لَهُۥ ۚ lehu O'nun
  9. حَتَّىٰٓ hatta nihayet
  10. إِذَا iza ne zaman ki
  11. فُزِّعَ fuzzia korku giderildi kök: فزع
  12. عَن an -nden
  13. قُلُوبِهِمْ kulubihim onların yürekleri- kök: قلب
  14. قَالُوا۟ kalu derler ki kök: قول
  15. مَاذَا maza ne?
  16. قَالَ kale buyurdu kök: قول
  17. رَبُّكُمْ ۖ rabbukum Rabbiniz kök: ربب
  18. قَالُوا۟ kalu derler kök: قول
  19. ٱلْحَقَّ ۖ l-hakka "hakkı" kök: حقق
  20. وَهُوَ ve huve ve O
  21. ٱلْعَلِىُّ l-aliyyu yücedir kök: علو
  22. ٱلْكَبِيرُ l-kebiru büyüktür kök: كبر

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: شفع (31 geçiş) · Aynı kök: نفع (50 geçiş) · Aynı kök: علو (70 geçiş)

    Allah'ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve "İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır" diyorlar.…

  • Aynı kök: شفع (31 geçiş) · Aynı kök: نفع (50 geçiş) · Ortak kavram: Şefaat

    O gün, Rahman'ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.

  • Aynı kök: شفع (31 geçiş) · Aynı kök: علو (70 geçiş) · Ortak kavram: Şefaat

    Allah, kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Diridir, kayyumdur. O'nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her…

  • Aynı kök: فزع (6 geçiş) · Ortak kavram: Kibir

    En büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları, "İşte bu, size vaad edilen (mutlu) gününüzdür" diyerek karşılarlar.

  • Aynı kök: فزع (6 geçiş)

    Sur'a üfürüleceği ve Allah'ın dilediği kimselerden başka göklerdeki herkesin, yerdeki herkesin korkuya kapılacağı günü hatırla. Hepsi de boyunlarını…

  • Aynı kök: فزع (6 geçiş)

    Her kim iyi amel getirirse, ona ondan daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan emindirler.

  • Aynı kök: نفع (50 geçiş) · Aynı kök: اذن (102 geçiş)

    "Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak)…

  • Aynı kök: علو (70 geçiş) · Aynı kök: اذن (102 geçiş)

    Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir,…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

80 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

O'nun (Allah'ın) huzurunda, izin verdiği kimseden başkasına şefaat yarar sağlamaz. dipnot 1 Sonunda onların (iyilerin) yüreklerinden korku giderilince (melekler) "Rabbiniz ne buyurdu?" diye soracaklardır. Onlar (cennetlikler) de "Gerçeği!" diyeceklerdir. O yücedir, büyüktür.

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu ayet Tâhâ 20:109, Enbiyâ 21:27, Zümer 39:43-44, Zuhruf 43:88 ve Necm 53:26. ayetlerle birlikte okunmalıdır.

Mustafa İslamoğlu

O'nun nezdinde, kendisi lehine izin verdikleri dışında hiç kimse için şefaat fayda vermez: nihayet (kıyametin) dehşeti (ödül tevdi edeceklerin) kalplerinden giderilince (ödüllendirilenler) soracaklar: "Rabbiniz sizin hakkınızda ne buyurdu?" Berikiler "Hak neyse onu: zaten mükemmel olan da, büyük olan da sadece O'dur" diyeceklerdir.

Muhammed Esed

Allah katında, kendisinin izin verdikleri dışında hiç kimsenin şefaati fayda vermez; kalplerinden (Son Saat'in) korkusu atılınca onlar, (o yeniden dirilenler, birbirlerine dönüp) soracaklar: "Rabbiniz (sizin için) neye karar verdi?" Ötekiler, "Doğru ve hak edilmiş olana; O, yücedir ve büyüktür!" diye cevap verecekler.

Ahmed Hulusi

Kendisine izin verilen müstesna, O'nun indinde şefaat fayda vermez! Nihayet bilinçlerini saran dehşet yatıştığında: "Rabbinizin hükmü nedir?" derler. . . "Hak" derler. . . "HU"; Aliy'dir, Kebiyr'dir.

Ali Bulaç

O'nun katında izin verdiğinin dışında (hiç kimsenin) şefaati yarar sağlamaz. En sonunda kalplerinden korku giderilince (birbirlerine:) "Rabbiniz ne buyurdu?" derler, "Hak olanı" derler. O, çok yücedir, çok büyüktür.

Ali Özek ve heyeti

Allah’ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefâati fayda vermez. Nihayet onların yüreklerinden korku giderilince: Rabbiniz ne buyurdu? derler. Onlar da: Hak olanı buyurdu, derler. O, yücedir, büyüktür.

Ali Rıza Safa

İzin verdiği kimsenin dışında, O'nun katında, ara buluculuk da yarar sağlamaz. dipnot 365 Yüreklerinden korku giderildiğinde; "Efendiniz, ne söyledi?" derler. "Gerçeği! Çünkü O, Yücedir; Uludur!"

Ali Rıza Safa — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 365
    "Allah'ın izin verdiğinden başkası için ara buluculuk yapılmaz!" anlamındaki tümce, kimi Kur'an çevirilerinde, "Allah'ın izin verdiğinden başkası ara buluculuk yapamaz." biçiminde çevrilmiştir. 53:26 ayetinde de "Allah'ın dilediği kimse için izin vermesinin dışında, meleklerin ara buluculuğu yarar sağlamaz." diye bildirilmiştir.

Bayraktar Bayraklı

Allah'ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda vermez. Nihayet onların kalplerinden korku giderilince, "Rabbiniz ne buyurdu?" derler. "Hakkı buyurdu" dediler. Allah, yücedir; büyüktür.

Edip Yüksel

O'nun katında şefaat yarar sağlamaz; ancak izin verdiği hariç. Nihayet, yüreklerindeki korkuları giderilince, "Efendiniz ne dedi?" derler. "Gerçeği söyledi" derler. O En Yücedir, En Büyüktür. dipnot 1

Edip Yüksel — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    * Bak 2:48.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

O'nun katında şefaat yarar sağlamaz; ancak izin verdiği hariç. Nihayet, yüreklerindeki korkuları giderilince, 'Rabbiniz ne dedi?' derler. 'Gerçeği söyledi' derler. O En Yücedir, En Büyüktür.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

O'nun huzurunda, izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda da vermez. Nihayet kalplerinden dehşet giderildiğinde: "Rabbiniz ne buyurdu?" diye sorarlar, (şefaatçılar): "Hakkı" derler. O, öyle yüksek, öyle büyüktür.

Elmalılı Hamdi Yazır

Huzurunda şefaat faide de vermez, ancak izin verdiği kimseninki müstesna, nihayet kalblerinden dehşet giderildiği zaman "rabbınız ne buyurdu?" derler. "Hakkı" derler, o öyle yüksek, öyle büyük

Erhan Aktaş

O'nun yanında şefaat, yalnızca izin verdiği kimseye fayda verir. dipnot 1 Kalplerindeki korku giderilince: "Rabb'imiz ne buyurdu?" derler. "Gerçeği." derler. Ve O, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu ayete genellikle yanlış anlam verilmektedir. Ayet; "şefaat edecek kimselerden" değil, "şefaat edilecek kimselerden" söz etmektedir. Böyleyken genellikle birilerine şefaat etme hakkı verilecekmiş gibi anlam verilmektedir. Oysaki ayette, kimlerin şefaat edeceği değil, kimlere şefaat edileceği bildirilmektedir. Ne var ki; gerçeği saptırmak için veya yanlışlıkla bu ayete, "Kendisine izin verdiği kimseden başkasının şefaati fayda vermez." şeklinde anlam verilerek, İslam inancında "şefaat" varmış gibi gösterilmek istenmektedir. Oysaki "şefaat inancı" Kur'an'a göre kesinlikle şirktir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

O'nun yanında şefaat, yalnızca izin verdiği kimseye fayda verir. dipnot 1 Kalplerindeki korku giderilince: "Rabb'imiz ne buyurdu?" derler. "Gerçeği." derler. Ve O, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu ayete genellikle yanlış anlam verilmektedir. Ayet; "şefaat edecek kimselerden" değil, "şefaat edilecek kimselerden" söz etmektedir. Böyleyken genellikle birilerine şefaat etme hakkı verilecekmiş gibi anlam verilmektedir. Oysaki ayette, kimlerin şefaat edeceği değil, kimlere şefaat edileceği bildirilmektedir. Ne var ki; gerçeği saptırmak için veya bilmeyerek bu ayete, "Kendisine izin verdiği kimseden başkasının şefaati fayda vermez." şeklinde anlam verilerek, İslam inancında "şefaat" varmış gibi gösterilmek istenmektedir. Oysaki "şefaat inancı" Kur'an'a göre kesinlikle şirktir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

O'nun yanında şefaat, yalnızca izin verdiği kimseye fayda verir. dipnot 1 Kalplerindeki korku giderilince: "Rabb'imiz ne buyurdu?" derler. "Gerçeği." derler. Ve O, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu ayet, genellikle yanlış çeviriye konu edinilen bir ayettir. Ayet; "şefaat edecekten" değil, "şefaat edilecekten" söz ettiği halde; ayete, genellikle birilerine şefaat etme hakkı verilecekmiş gibi anlam verilmektedir. Oysaki ayette, kimlerin şefaat edeceği değil, kimlere şefaat edileceği bildirilmektedir. Ne var ki; gerçeği saptırmak için veya bilmeyerek bu ayete, "Kendisine izin verdiği kimseden başkasının şefaati fayda vermez." şeklinde anlam verilerek, İslam inancında "şefaat" varmış gibi gösterilmek istenmektedir. Oysaki "şefaat inancı" Kur'an'a göre kesinlikle şirktir.

Gültekin Onan

O'nun katında izin verdiğinin dışında (hiç kimsenin) şefaati yarar sağlamaz. En sonunda kalplerinden korku giderilince (birbirlerine:) "Rabbiniz ne buyurdu?" derler, "Hak olanı" derler. O, çok yücedir, çok büyüktür.

Hasan Basri Çantay

Onun nezdinde, (ahiretde) kendisine izin verdiği kimselerden başkasının şefaati faide etmez. Nihayet (ona izin çıkıb da) kalblerinden korku giderildiği zaman (birbirine): "Rabbiniz ne buyurdu"? derler, (şefaat edecekler de:) "Hakkı (söyledi)" derler. O, çok yüce, çok büyükdür.

İbni Kesir

O'nun katında, kendisine izin verdiğinden başkası şefaat edemez. Nihayet kalblerindeki korku giderilince: Rabbınız ne dedi? dediler. Hakkı, dediler. Ve O, Aliyy'dir, Kebir'dir.

Mehmet Alagaş

(22-33) Deki; Allah dışında iddia ettiklerinize çağrıda / duada bulunun, göklerde ve yerde küçük bir parçacık miktarında / zerre miskal dahi bir şeye malik değildirler. (Elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı ) O ikisinde (gökler ve yer) herhangi bir ortakl ıkları yoktur, O’nun, onlardan (Allah’a ortak koştu klarınızdan) herhangi bir destekçisi / arka çıkanı da yoktur. Onun (Allah’ın) yanında, izin verdiği kimse hariç aracılığın / şefaatin bir faydası yoktur , kalplerde ki telaşe / panik giderildiği vakit dediler ki Rabbiniz ne dedi? Dediler ki gerçeği söyledi, O yücedir büyüktür. De ki sizi semalardan ve arzdan kim rızıklandırıyor? De ki Allah! Belki biz ya da belki siz yol üzereyiz / hidayet üzereyiz yahut apaçık bir biçimde yoldan sapmışız. De ki; suçlarımızdan / cürümlerimizden siz sorgulanmayacaksınız, sizin yaptıklarınızdan da bize bir şey sorulmayacak. De ki; Rabbimiz hepimizi bir araya getirecek sonra da aramızı da gerçek olarak açacak. O açandır / fettahtır, bilendir / alimdir. De ki; hakikat olarak kabul ettiğiniz ve O’na (Allah’a) ortak koştuklarınızı gösterin bana! Asla! Bilakis O Allah saygıdeğerdir, yargıçtır / hâkimdir / gerekçeli hüküm kararları verir. Seni biz ancak insanların tümü için müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik ve fakat insanların çoğu bilmiyorlar. Ve diyorlar ki eğer sözüne bağlıysan ne zaman bu vaat edilen? Deki o gün sizin tespit edilen son gününüzdür / miadınızdır , o saat ne ötelenir / tehir edilir ne de / erkene alınır. Kafirler dediler ki, biz bu Kur’an’a ve önümüze getirdiklerine inanmayız. Eğer zalimlerin Rableri yanındaki duruşlarını bir görebilsen? Bazısı bazısına dönüp laf atar, zayıf bırakılanlar büyüklük taslayanlara diyecekler ki siz olmasaydınız bizler iman edecektik, büyüklenenler de zayıf bırakılanlara dedi ki sizleri yola girme vakti geldiğinde yola girmekten biz mi çevirdik? Bilakis siz suçlularsınız, zayıf bırakılanlar / mustazaflar da büyüklenenlere dedi ki o vakit sabah akşam tuzak planlardınız ve bize de Allah’ı inkârı , Ona denk başkalarını edinmemizi emrediyordunuz. Azabı gördüklerin de pişmanlığa yakalandılar, yok sayanların / kafirlerin boyunlarına halkalar / tasmalar yaptık, onlar ancak yaptıklarının karşılıklarını almıyorlar mı?

Rowwad Tercüme Merkezi

Allah’ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda vermez. Nihayet onların yüreklerinden korku giderilince: "Rabbiniz ne buyurdu?" derler. Onlar da: "Hak olanı buyurdu." derler. O; yüksektir/yücedir, büyüktür.

Süleyman Ateş

O'nun huzurunda, O'nun izin verdiği kimselerden başkasının şefa'ati fayda vermez. Nihayet onların yüreklerinden korku giderilince (birbirlerine): "Rabbiniz ne buyurdu?" derler. "Hakkı (buyurdu)" derler. O, yücedir, büyüktür.

Süleymaniye Vakfı

Onun katında şefaat, lehine onay verdiği kimseden başkasına fayda sağlamaz dipnot 1 . İçlerindeki dehşet giderilince onlara; "Rabbiniz ne demişti?" diye sorulur: "Tamamıyla gerçeği söylemiş" derler. O yücedir, büyüktür.

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Allah'tan başkasının şefaat yetkisi olmadığı için (En'am 6/51; Secde 32/4; Zümer 39/43-44) şefaati ancak onun yetki vereceği kişiler yapabilirler. Ahirette, kimileri doğrudan cennete gideceklerdir. Bunlar, büyük günah işlemedikleri (Nisa 4/31, Necm 53/31-32) veya sevapları günahlarından fazla olduğu için (A'raf 7/8, Karia 101/6-7) cehennemin hışırtısını dahi duymayacaklardır (Enbiya 21/101-103). Bilerek şirk günahı işlemediği halde (Al-i İmran 3/105-106) günahı sevabından fazla olanlar ise cehennemde cezalarını çektikten sonra (Nisa 4/115-116, Karia 101/8-11) cennete gireceklerdir (Meryem 19/68-72). Cennet ile cehennem arasında bir sur olacaktır (Hadid 57/12-15). Surun yüksek yerleri A'raf'tır (Fahrettin er-Razi). Cennete gidenler oradan cehenneme bakabileceklerdir (Saffat 37/50-59). A'raf üzerinde, herkesi yüzlerinden tanıyan değerli şahsiyetler olacaktır (A'raf 7/46). Çünkü o gün kafirlerin yüzü kara, müminlerininki ak olur (Al-i İmran 3/106-107). Allah'ın şefaatten yararlanma hakkı verdikleri, yüzleri ak olanlardır (Meryem 19/87). Onlara kimin şefaat edeceğini de Allah belirleyecektir (Taha 20/109, Sebe 34/23). Bunlar, şefaatten sonra cennete girecekler (A'raf 7/46-49) ve oradaki yakınlarının yanlarına yerleştirileceklerdir (Tur 52/21).

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Onun katında şefaatin, onun izin verdiği kimseden başkasına yararı olmaz. İçten yakarışları dipnot 1 sona erdiğinde onlara; "Sahibiniz ne demişti?" diye sorulur: "Tamamıyla gerçeği söylemiş" derler. O, yücedir, büyüktür.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Din günü geri gönderilmek veya fidye vermek için yaptıkları içten yakarış.(ilgili ayetler bazıları Müminun 23/99-100)

Şaban Britch

Katında izin verdiği kimseden başkasının şefaati fayda vermez. Sonunda yüreklerindeki korku giderilince: Rabbiniz ne dedi? Derler. Onlar da: Hakk olanı (buyurdu) derler. Üstün ve en büyük O’dur.

Şaban Piriş

Katında izin verdiği kimseden başkasının şefaati fayda vermez. Sonunda yüreklerindeki korku giderilince: -Rabbiniz ne dedi? dediler. -Gerçeği, diye cevap verdiler. Yüce ve büyük O'dur.

Yaşar Nuri Öztürk

O'nun katında, bizzat kendisinin izin verdiği kimseden başkasının şefaatı/kendisinin izin verdiği kimseden başkası için şefaat yarar sağlamaz. Sonunda, kalplerinden korku giderilince: "Rabbimiz ne dedi?" derler. "Hakkı söyledi, O'dur Aliyy, O'dur Kebir."

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Nor shall intercession take effect with Him in Day of Judgement except from those permitted. And when the overwhelming effect of terror is eased off and the hearts calm down, the infidels shall ask: What was it that Allah said! They shall be told: "The Truth." And He is AL-'Aliyo (the Unique whose attributes belong to the highest regions of thought and reality, the Unique Who is eminently entitled to the designation "the Supreme") and AL-Kabir (the Omniscient)

Abdul Haleem

Intercession will not work with Him, except by those to whom He gives permission.’ They will be asked, after the terror is lifted from their hearts [on the Day of Judgement], ‘What did your Lord speak?’ and they will answer, ‘The Truth. He is the Most High, the Most Great.’

Abdullah Yusuf Ali

"No intercession can avail in His Presence, except for those for whom He has granted permission. So far (is this the case) that, when terror is removed from their hearts (at the Day of Judgment, then) will they say, 'what is it that your Lord commanded?' they will say, 'That which is true and just; and He is the Most High Most Great'."

Abul A'la Maududi

No intercession can avail with Allah except for him whom Allah permits (to intercede). dipnot 1 When their hearts are relieved of fright they will ask the intercessors: "What did your Lord say?" They will reply: “(He said) what is right, and He is the High, the Great.” dipnot 2

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    That is, not to speak of owning something, or being a partner in the ownership of something, or being a helper of Allah in any way, there exists no one in the universe, who of his own accord, may intercede for someone before Allah. You are involved in the misunderstanding that there are some beloved ones of God, or some such powerful personalities, who can force and press God to accept their intercession, whereas the fact is that no one will dare utter a word of recommendation there without Allah’s permission. Only such a one will be able to make his submissions who is permitted by Allah to do so, and will intercede for him alone for whom permission for intercession is granted. (To understand the distinction between the Islamic concept of intercession and the polytheistic concept, see (Surah Yunus, Ayats 3, 18); (Surah Hud, Ayats 76, 105); (Surah TaHa, Ayat 109); (Surah Al- Anbiya, Ayat 28); (Surah Al-Hajj, Ayat 76)."
  2. metne dön, dipnot 2
    Here a graphic picture has been drawn of the time when, on the Day of Resurrection, an intercessor will be seeking permission to intercede on behalf of someone. It presents this scene: "After submitting the application for permission, both the intercessor and the person for whom intercession is being provided are awaiting the reply in a state of restlessness and awe. At last, when the permission is granted and the person perceives satisfaction in the face of the intercessor, he feels a little comforted and asks the intercessor: “What has your Lord said?" The intercessor says, “The truth”: permission has been granted. What is meant to be impressed is this: “O foolish people! Such will be the awe of the great court of Allah! How dare you entertain the notion that anybody will have you forgiven by his own power, or dare behave stubbornly and tell Allah: These are my favorites: they will have to be forgiven!”

Aisha Bewley

Intercession with Him will be of no benefit except from someone who has His permission. So that when the terror has left their hearts they will say, ‘What did your Lord say?’ They will say, ‘The truth. He is the All-High, the Most Great.’

Al-Hilali & Khan

Intercession with Him profits not except for him whom He permits. So much so that when fear is banished from their (angels’) hearts, they (angels) say: "What is it that your Lord has said?" They say: "The truth. And He is the Most High, the Most Great."

Ali Quli Qarai

Intercession is of no avail with Him except for those whom He permits. When fear is lifted from their hearts, they say, ‘What did your Lord say?’ They say, ‘The truth, and He is the All-exalted, the All-great.’

Amatul Rahman Omar

No intercession will avail with Him except (for him about) whom He permits (it). (Those for whom the intercession is permitted will keep waiting) until when their hearts are relieved of awe they would ask (one another), `What is it that your Lord said?' Some of them will reply, `(He said) the truth.' And He is the Highest, the Greatest.

Arthur John Arberry

Intercession will not avail with Him save for him to whom He gives leave; till, when terror is lifted from their hearts, they will say, "What said your Lord?' They will say, 'The truth; and He is the All-high; the All-great. '

Bijan Moeinian

God will not accept anyone’s intercession, unless it coincides with His Will. When the intercessors are asked by people about the Lord’s decision, they will simply say: "He made the right decision!" God is the Most High, the Most Great.

E. Henry Palmer

nor is intercession of any avail with Him, except for him whom He permits; so that when fright is removed from their hearts they say, 'What is it that your Lord says?' they say, 'The truth; for He is the high, the great. '

Edip-Layth

Nor will intercession be of any help with Him, except for whom He has already given leave. Until when the terror has subsided from their hearts, they ask: "What did your Lord say?" They will say, "The truth!" He is the Most High, the Great.

George Sale

No intercession will be of service in his presence, except the intercession of him to whom he shall grant permission to intercede for others: And they shall wait in suspense until, when the terror shall be taken off from their hearts, they shall say to one another, what doth your Lord say? They shall answer, that which is just: And He is the high, the great God.

Hamid S. Aziz

Say, "Call upon those whom you assert (or set up) besides Allah; they do not control the weight of an atom in the heavens or in the earth nor have they any partnership in either, nor has He among them any one to help Him.

Mahmoud Ghali

And intercession will not profit in His Reckoning except for him to whom He gives permission; till, when alarm (is lifted) from their hearts, they will say, "What did your Lord say?" They will say, "The Truth; and He is The Ever-Exalted, The Ever-Great. "

Marmaduke Pickthall

No intercession availeth with Him save for him whom He permitteth. Yet, when fear is banished from their hearts, they say: What was it that your Lord said? They say: The Truth. And He is the Sublime, the Great.

Mohamed Ahmed - Samira

No intercession avails with Him except his He allows, so that when their hearts are freed of fear, they ask (one another): "What did your Lord say?" They will answer: "What is expedient. He is the all-mighty and supreme."

Muhammad Asad

And, before Him, intercession can be of no avail [to any] save one in whose case He may have granted leave [there for]: so much so that when the terror [of the Last Hour] is lifted from their hearts, they [who have been resurrected] will ask [one another], "What has your Sustainer decreed [for you]?" - [to which] the others will answer, “Whatever is true and deserved - for He alone is exalted, great!”

Mustafa Khattab

No intercession will be of any benefit with Him, except by those granted permission by Him. ˹At last,˺ when the dread ˹of Judgment Day˺ is relieved from their hearts ˹because they are permitted to intercede˺, they will ˹excitedly˺ ask ˹the angels˺, "What has your Lord ˹just˺ said?" The angels will reply, “The truth! And He is the Most High, All-Great.”

Progressive Muslims

Nor will intercession be of any help with Him, except for whom He has already given leave. Until when the fear has subsided from their hearts, they ask: "What did your Lord say" They will Say: "The truth!" And He is the Most High, the Great.

Rashad Khalifa

Intercession with Him will be in vain, unless it coincides with His will. When their minds are finally settled down, and they ask, "What did your Lord say," they will say, "The truth." He is the Most High, the Most Great.

Sahih International

And intercession does not benefit with Him except for one whom He permits. [And those wait] until, when terror is removed from their hearts, they will say [to one another], "What has your Lord said?" They will say, "The truth." And He is the Most High, the Grand.

Sam Gerrans

And intercession avails not with Him save him whom He gives leave. When terror has been lifted from their hearts, they will say: “What said your Lord?” They will say: “The truth”; and He is the Exalted, the Great.

Shabbir Ahmed

No intercession is of any avail with Him except that one stands up as a witness of Law in His Court. When their hearts are calmed down, they will ask, "What did your Lord decide?" The witnesses will say, "The decisive Truth." He is the Most High, Most Great.

Syed Vickar Ahamed

"No intercession (or help) can be of use in His Presence except for those to whom He has given permission. So far (is this true) that, when the fear is taken away from their (even the angel’s) hearts, they will say: ‘What is it that your Lord ordered?’ (But then again) they will say: 'That which is true and just; And He is the Highest (Al-Ali’i), the Greatest (Al-Kabir).' "

Taqi Usmani

Intercession before Him is of no benefit, but for the one whom He has permitted. (And those who receive a command from Allah remain fearful) until when fear is removed from their hearts, they say (to each other), "What did your Lord say?" They say, “The Truth.” He is the High, the Great.

The Monotheist Group

"Nor will intercession be of any help with Him, except for whom He has already given leave." Until when the fear has subsided from their hearts, they ask: "What did your Lord say?" They will say: "The truth!" And He is the Most High, the Great.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Sebe' suresi, 23. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Sebe' suresi, 23. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Sebe' suresi, 23. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩