Diyanet İşleri
Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu.
Zâriyât suresi
Zâriyât suresi, 40. ayet. فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ
feeḫaẕnâhü vecünûdehû fenebeẕnâhüm fi-lyemmi vehüve mülîm.
Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Mûsâ, Âd, Semûd ve Nûh kavimleri Zâriyât 38–46 3
Orada, elem dolu azaptan korkacaklar için bir ibret bıraktık.
Musa kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu açık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.
O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve "Bu bir büyücü veya delidir" dedi.
Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu.
Ad kavminde de ibretler vardır. Hani onların üzerine köklerini kesen rüzgarı göndermiştik.
Üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül ediyordu.
Semud kavminde de ibretler vardır. Hani onlara, "Bir süreye kadar faydalanın bakalım" denmişti.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
40. “Bunun üzerine biz de onu ve ordularını yakalayıp denize attık. Zira o, suçluydu.” Yani günahkâr, azgın ve Allah’a karşı dikkafalılık eden biriydi. Bu nedenle Allah, onu pek güçlü ve pek mukdedir olanın yakalayışı ile yakaladı.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Onu ve askerlerinin hepsini yakalamış ve denize atmıştık. Bunun akabinde boğulup helak oldular. Firavun kendini ilah olarak atfetmesinden ve yalanlamasından dolayı suçlu olarak kınanmış bir şekilde gelecektir.
Aynı kök: يمم (11 geçiş) · Aynı kök: نبذ (12 geçiş) · Aynı kök: جند (29 geçiş)
Biz de onu ve askerlerini yakaladık ve onları denize attık (Orada boğuldular). Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bak!
Aynı kök: يمم (11 geçiş) · Aynı kök: جند (29 geçiş)
Bunun üzerine Firavun askerleriyle birlikte onların peşine düştü de, deniz onları görülmedik bir şekilde kuşatıp yuttu.
Aynı kök: يمم (11 geçiş)
Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı…
Aynı kök: نبذ (12 geçiş)
Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.
Aynı kök: نبذ (12 geçiş)
Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab'ı (Tevrat'ı) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki…
Aynı kök: نبذ (12 geçiş)
Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu (Kitabı) mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diye sağlam söz almıştı. Fakat…
Aynı kök: لوم (14 geçiş)
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı…
Aynı kök: لوم (14 geçiş)
Bunun üzerine kadın onlara dedi ki: "İşte bu, beni hakkında kınadığınız kimsedir. Andolsun, ben ondan murad almak istedim. Fakat o, iffetinden dolayı…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Onu da ordularını da yakalayıp denizde boğmuştuk; bu sırada kendini kınayıp duruyordu. dipnot 1
Derken, Biz de onu ve ordusunu enseledik, hepsini denize döktük: o hala kendi kendisini kınayadursun.
ve Biz onu ve adamlarını yakalayıp hepsini denize atmıştık, (bütün bu olup bitenler için) suçlanması gereken, (Firavun'dan başkası değildi,) yalnız o idi (tek suçlu).
Bunun üzerine onu ve ordusunu yakaladık da onları denize attık. . . O pişmanlıkla kendi kendini yeriyordu!
Bunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak işler yapıyordu.'
Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.
Sonunda, onu ve ordularını yakalayıp denize attık. Zaten kendi kendisini suçluyordu. dipnot 451
Sonunda onu ve askerlerini denize attık. O, kendini kınayıp duruyordu.
Onu ve askerlerini yakalayıp denize attık. Bu sonucu haketmişti.
Onu ve askerlerini yakalayıp denize attık. Bu sonucu haketmişti.
Bunun üzerine Biz de tuttuk kendisini ve ordularını denize fırlatıverdik o alçak namertlik ederken.
Onun üzerine biz de tuttuk kendisini ve ordularını deryaya fırlatıverdik, namerdlik ederken o leim.
Sonra onu ve ordularını yakaladık ve denize attık. Kendi kendini kınıyordu.
Sonra onu ve ordularını yakaladık ve denize attık. Kendi kendini kınıyordu.
Sonra onu ve ordularını yakaladık ve denize attık. Kendi kendini kınıyordu.
Bunun üzerine, biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,), 'kınanacak işler yapıyordu'.
Nihayet onu da, ordularını da yakalayıb denize atdık ki o, (bu sırada kendi kendini) kınayıcı idi.
Sonunda onu da, ordularını da yakalayıp denize attık. O, kınanacak işler yapıp durmaktaydı.
(24-46) (İBRAHİM RESULULLAHIN MİSAFİRLERİ İLE YAŞADIKLARI, MUSANIN SAV. FİRAVUNLA YAŞADIKLARI AD’IN SEMUDUN VE YOLDAN ÇIKMIŞ NUH KAVMİNİN BAŞLARINA GELENLER) İbrahim'in ikram gören misafiri hadisesi sana kadar ulaştı mı? Girdi klerinde, selam dediler, O da belirsiz / tanınmayan o kavime selam dedi , gizlice yakın çevresine gitti ve semiz bir buzağı getirdi , onlara ikram etti , dedi yemez misiniz? (Yemediklerini görünce) Onlardan dolayı içinde bir korku hissetti , dediler ki korkma, bilge bir oğulla / alim bir oğulla onu müjdelediler, karısı çığlık atarak, ellerini de yüzüne vurarak yaklaştı, kısır ve aciz bir kocakarıyım dedi, Rabbin bu şekilde dedi, dediler, Muhakkak ki O (Allah) hakimdir, bilgedir. O halde önemli işiniz / hatbınız nedir ey elçiler dedi. Biz suçlu bir kavme gönderildik, üzerlerine topraktan taşlar atacağız , savurganlar / müsrifler için Rabbinin katında tanımlı / adrese teslim taşlar , netice de mümin olarak kim var ise oradan çıkardık, orada bir ev dışında Müslüman da bulamadık, onları acıtıcı azaptan korkanlar için bir gösterge / bir ayet olarak orada bıraktık. Musa’yı, o’nu da firavuna Apaçık delillerle gönderdiğimizde, destekçileri ile / yandaşları ile yüz çevirdi ve bu bir sihirbaz yahut divanedir / cinlidir / mecnundur dedi, Onu ve ordusunu aldık ve kınan an biri olarak denize attık. Ad ‘da kurutucu rüzgâr gönderdiğimiz zaman ki o rüzgâr, uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyordu/ es geçmiyordu onları kül yapıyordu. Semud ‘a onlara belirli zamana kadar faydalanın denildiğinde Rabbinin emrine karşı taşkınlık ettiler, bakıp dururlarken onları bir yıldırım çarptı, ayağa kalkmaya dahi güçleri yetmedi, yardım da göremediler. Önce ki Nuh kavmi de onlar da yoldan çıkan bir kavimdiler.
Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık. O (küfründen dolayı) kınanmış bir kimseydi.
Biz de onu ve askerlerini yakaladık, onları denize attık. (O boğulurken pişmanlıkla) Kendi kendini kınıyordu.
Nihayet onu ve ordularını tutup denize gömdük dipnot 1 . O sırada o, kendini kınıyordu dipnot 2 .
Nihayet Firavunu tuttuk, ordusuyla birlikte denizin içinde darmadağınık ettik. O sırada o, kendini kınıyordu.
Biz de onu ve askerlerini yakalamış ve denize atmıştık. O kınanacak işler yapıp durmaktaydı.
Biz de onu ve askerlerini yakalamış ve denize atmıştık. O pişman olmuştu.
Bunun üzerine, onu da ordusunu da yakalayıp suyun ortasına fırlattık. Kendi kendini kınayıp duruyordu.
And so We took a sudden possession of him and his troops, seized them into Our hands and We drove them, like a drove of sheep, into the sea; and this was imputed to him on account of his own evil.
so We seized him and his forces and threw them into the sea: he was to blame.
So We took him and his forces, and threw them into the sea; and his was the blame.
So We seized him and his hosts, and cast them into the sea. He became an object of much blame. dipnot 1
So We seized him and his armies and hurled them into the sea, and he was to blame.
So We took him and his hosts, and dumped them into the sea, for he was blameworthy.
So We seized him and his hosts, and cast them into the sea, while he was blameworthy.
So We took him and his forces to task and threw them into the sea. Indeed, he (- Pharaoh) was himself blameworthy.
So We seized him and his hosts, and We cast them into the sea, and he blameworthy.
Then I (God) punished him and his army by casting them into the sea. He is the one to be blamed for his fate.
And we seized him and his hosts and hurled them into the sea; for he was to be blamed.
So We took him and his troops; We cast them into the sea, and he was to blame.
Wherefore We took him and his forces, and cast them into the sea: And he was one worthy of reprehension.
So We seized him and his hosts and hurled them into the sea and his was the blame.
So We took him (away) and his hosts; then We flung them off in the main, (and) he was blameworthy.
So We seized him and his hosts and flung them in the sea, for he was reprobate.
So We seized him and his armies, and threw them into the sea, for he was worthy of blame.
We seized him and his hosts, and cast them all into the sea: and [none but Pharaoh] himself was to blame [for what happened].
So We seized him and his soldiers, casting them into the sea while he was blameworthy.[1]
So We took him and his troops; We cast them into the sea, and he was to blame.
Consequently, we punished him and his troops. We threw them into the sea, and he is the one to blame.
So We took him and his soldiers and cast them into the sea, and he was blameworthy.
So We took him and his forces, and cast them into the sea; and he was blameworthy.
So We seized him and his troops, and flung them in the sea, and he was blameworthy.
So We took him and his forces, and threw them into the sea; And the blame was his.
So We seized him and his army, and cast them into the sea, as he was of culpable behaviour.
So We took him and his troops; We cast them into the sea, and he was to blame.