A'râf suresi

A'râf suresi, 164. ayet

A'râf suresi, 164. ayet. وَإِذْ قَالَتْ أُمَّةٌ مِّنْهُمْ لِمَ تَعِظُونَ قَوْمًا ٱللَّهُ مُهْلِكُهُمْ أَوْ مُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا قَالُوا۟ مَعْذِرَةً إِلَىٰ رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

veiẕ ḳâlet ümmetüm minhüm lime te`iżûne ḳavmen-llâhü mühlikühüm ev mü`aẕẕibühüm `aẕâben şedîdâ. ḳâlû ma`ẕiraten ilâ rabbiküm vele`allehüm yetteḳûn.

Diyanet İşleri

Hani onlardan bir topluluk demişti ki: "Siz, Allah'ın helak edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye (boş yere) öğüt veriyorsunuz?" Onlar da, "Rabbinize bir mazeret beyan etmek için, bir de belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar diye (öğüt veriyoruz)" demişlerdi.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

A'râf 161–167 · surenin 164. ayeti / 206

Konu Bütün insanlara elçi; on iki kabile; deniz kıyısındaki kent A'râf 158–171 3

  1. A'râf 161

    O zaman onlara denilmişti ki: "Şu memlekete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi yiyin ve 'Hıtta (Ya Rabbi, bizi affet)' deyin. Kentin kapısından eğilerek tevazu ile girin ki biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere daha da fazlasını vereceğiz."

  2. A'râf 162

    Onlardan zulmedenler hemen sözü, kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de zulmetmelerine karşılık üzerlerine gökten bir azab gönderdik.

  3. A'râf 163

    (Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.

  4. 164

    Hani onlardan bir topluluk demişti ki: "Siz, Allah'ın helak edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye (boş yere) öğüt veriyorsunuz?" Onlar da, "Rabbinize bir mazeret beyan etmek için, bir de belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar diye (öğüt veriyoruz)" demişlerdi.

  5. A'râf 165

    Onlar kendilerine hatırlatılanı unutunca, biz de kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık. Zulmedenleri yoldan çıkmaları sebebiyle, şiddetli bir azapla yakaladık.

  6. A'râf 166

    Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara "aşağılık maymunlar olun" dedik.

  7. A'râf 167

    Hani Rabbin, elbette kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü tattıracak kimseleri göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz Rabbin, elbette cezayı çabuk verendir. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

164. “Hani içlerinden bir topluluk” Yani zikri geçen son grup “Allah’ın kendilerini helak edeceği veya onlara çetin bir azapla azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz ki?” demişti” Onlar bu sözleri ile şunu demek istiyorlardı: “Allah’ın yasak kıldığı haramları çiğneyen ve verilen öğütlere kulak asmayan, aksine haddi aşmaya ve azgınlığa devam eden kimselere öğüt vermenin faydası yoktur. Böylelerini Yüce Allah ya helak edecek yahut da çetin bir azab ile mutlaka cezalandıracaktır.” Ancak öğüt verenler şöyle dediler: Bizim öğüt verip onları bu işten alıkoymak isteyişimiz “Rabbinize karşı bir mazeret olsun” bu hususta mazur görülelim “ve belki onlar da sakınırlar diye”dir. Yani olur ki işlemekte oldukları bu masiyetleri terk ederler. Biz onların hidâyet bulacaklarından ümid kesmiyoruz. Belki verilen öğüt başarıya ulaşır ve bu kınayışımızın üzerlerinde etkisi görülür. İşte kötülüğe karşı çıkmanın en büyük maksadı budur: Allah’a karşı bir mazeret teşkil etmesi, kendilerine emir verilen ve kötülüklerden vazgeçmeleri istenen kimselere karşı da delilin ortaya konması, bir de Allah’ın o kimselere hidâyet vermesinin, böylece bu emir ve alıkoyma gereğince amelde bulunmalarının ümit edilmesi.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Ey Resul! Hani içlerinden bir grup, onları bu kötü işlerden yasaklamış ve onları sakındırmıştı. Bu gruba başka bir grup: "Allah'ın kendilerini dünyada işledikleri günahları ile helak edeceği yahut kıyamet gününde şiddetli bir azap ile cezalandıracağı bir kavme niçin öğüt veriyorsunuz?" dediği zaman öğüt verenler; iyiliği emretmemiz ve kötülükten nehyetmemiz bize emredildiği içindir. Biz onlara nasihat ediyoruz ki Rabbimiz nasihat etmeyi terk ettiğimiz için bizi cezalandırmasın. Belki öğütten faydalanırlar, bulundukları ve işlemekte oldukları günahlardan da sakınırlar.

Kelimeler

19 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَإِذْ ve iz artık
  2. قَالَتْ kalet dedi kök: قول
  3. أُمَّةٌۭ ummetun bir topluluk kök: امم
  4. مِّنْهُمْ minhum içlerinden
  5. لِمَ lime niçin?
  6. تَعِظُونَ teizune öğüt veriyorsunuz kök: وعظ
  7. قَوْمًا ۙ kavmen bir kavme kök: قوم
  8. ٱللَّهُ llahu Allah'ın kök: اله
  9. مُهْلِكُهُمْ muhlikuhum helak edeceği kök: هلك
  10. أَوْ ev yahut
  11. مُعَذِّبُهُمْ muazzibuhum azabedeceği kök: عذب
  12. عَذَابًۭا azaben bir azapla kök: عذب
  13. شَدِيدًۭا ۖ şediden şiddetli kök: شدد
  14. قَالُوا۟ kalu dediler ki kök: قول
  15. مَعْذِرَةً mea'ziraten ma'zeret için kök: عذر
  16. إِلَىٰ ila
  17. رَبِّكُمْ rabbikum Rabbinize kök: ربب
  18. وَلَعَلَّهُمْ veleallehum ve belki
  19. يَتَّقُونَ yettekune korunurlar (diye) kök: وقي

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kıssa: Ashâb-ı Sebt (Cumartesi Ehli) · Aynı kök: وعظ (25 geçiş)

    Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.

  • Aynı kök: هلك (68 geçiş) · Aynı kök: امم (118 geçiş) · Ortak kavram: Helâk

    Andolsun, "Allah, Meryem oğlu Mesih'tir", diyenler kesinlikle kafir oldular. De ki: "Şayet Allah, Meryem oğlu Mesih'i, onun anasını ve yeryüzünde…

  • Aynı kök: هلك (68 geçiş) · Aynı kök: امم (118 geçiş) · Ortak kavram: Helâk

    Rabbin, ülkelerin merkezi yerlerine, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe oraları helak edici değildir. Zaten biz, halkları…

  • Aynı kök: هلك (68 geçiş) · Aynı kök: شدد (102 geçiş) · Ortak kavram: Helâk

    Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helak edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap'ta (Levh-i…

  • Aynı kıssa: Ashâb-ı Sebt (Cumartesi Ehli)

    Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, "Aşağılık maymunlar olun" demiştik.

  • Aynı kıssa: Ashâb-ı Sebt (Cumartesi Ehli)

    (Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil…

  • Aynı kök: شدد (102 geçiş) · Aynı kök: امم (118 geçiş) · Ortak kavram: Ümmet

    Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab'lerinden bol nimet…

  • Aynı kök: شدد (102 geçiş) · Aynı kök: امم (118 geçiş) · Ortak kavram: Ümmet

    Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

73 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Hani içlerinden bir topluluk dipnot 1 da "Allah'ın kendilerini (dünyada) helak edeceği veya (ahirette) şiddetli bir şekilde azap edeceği bir halka ne diye öğüt veriyorsunuz?" dediklerinde, (öğüt verenler) şöyle demişlerdi: "Rabbinize mazeret(imiz) olsun; bir de umulur ki takvâlı (duyarlı) olurlar diye (öğüt veriyoruz)." dipnot 2

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Ayetin bu cümlesinde sözü edilen kişiler "Cumartesi Yasağı"nı ihlal etmeyenler arasındaki bir gruptur. Bu kişiler yine aynı grupta yer alan ve yasağı ihlal edenlere öğüt veren gruba seslenerek, "Allah'ın kendilerini helak edeceği veya şiddetli bir azaba çarptıracağı bu topluluğa ne diye öğüt veriyorsunuz?" diyerek çıkışmıştı. Bu yoruma göre o toplumda biri isyankâr, diğeri de isyana karışmayan iki grup vardı. Ancak isyankâr olmayanlar da kendi aralarında ikiye ayrılmıştı. İşte bu ve devam eden cümledeki konuşmalar, isyankâr olmayan iki grup arasında gerçekleşmiş sayılmaktadır.
  2. metne dön, dipnot 2
    Bu ayette uyarı görevinin sürdüğü dile getirilmektedir. Uyarının gerekliliği, amacı, uyarıdan kimlerin yararlanacağı vs. ile ilgili mesajlar için bkz. Bakara 2:6; Mâide 5:63, 79; En‘âm 6:69; Hûd 11:116; Yâsîn 36:10; Zâriyât 51:55; Tûr 52:29; Mürselât 77:5-6; A‘lâ 87:9; Ğâşiye 88:21.

Mustafa İslamoğlu

Ne zaman ki onlardan bir topluluk (söz konusu sapkınlara karşı çıkanlara), "Niçin Allah'ın (bu dünyada) helak edeceği, veya (ahirette) şiddetli bir azaba uğratacağı birilerine öğüt verip duruyorsunuz ki?" dediklerinde, onlar şu cevabı verdiler: "Rabbinizin katında sorumlu olmayalım diye; bir de, belki sorumluluklarını hatırlarlar umuduyla!"

Muhammed Esed

Ve ne zaman onların içinden bazıları, (Sebt günü bozguncularını durdurmaya çalışan kimselere): "Allahın zaten ortadan kaldırmak yahut (en azından) zorlu bir azapla cezalandırmak üzere olduğu bir topluluğa ne diye öğüt veriyorsunuz" diye sorduklarında, bu erdemli kişiler şöyle cevap verdiler: "Rabbinizin katında sorumlu olmayalım diye; ve (bir de, bu bozguncular) belki böylece Allaha karşı sorumluluk bilincine erişirler diye!"

Ahmed Hulusi

Hani onlardan bir ümmet şöyle dedi: "Allah'ın kendilerini helak edeceği yahut şiddetli bir azapla azaplandıracağı bir kavme niçin öğüt veriyorsunuz?". . . Dediler ki: "Rabbiniz indinde mesuliyetimiz kalksın diye; ayrıca belki onlar da korunurlar (diye). "

Ali Bulaç

Onlardan bir topluluk: "Allah'ın kendilerini helak etmek veya şiddetli bir azaba uğratmak istediği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?" dediğinde "Rabbinize karşı bir özür için ve bir ihtimal sakınabilirler, diye" dediler.

Ali Özek ve heyeti

İçlerinden bir topluluk: «Allah'ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?» dedi. (Öğüt verenler) dediler ki: "Rabbimize mazeret olmak üzere.. Belki sakınırlar" demişlerdi.

Ali Rıza Safa

Aralarından bir topluluk, şöyle dedi: "Allah'ın yıkıma uğratacağı veya yaman biçimde cezalandıracağı bir topluma, neden öğüt veriyorsunuz?" Şu yanıtı verdiler: "Efendinize bir açıklama yapabilmek için; belki sorumluluk bilincine erişirler diye!"

Bayraktar Bayraklı

İçlerinden bir grup, "Allah'ın helak edeceği, yahut şiddetli bir azapla cezalandıracağı bir topluma ne diye öğüt verip duruyorsunuz?" deyince onlar, "Rabbimize karşı bir mazeret olsun diye ve bir de sakınırlar ümidiyle" şeklinde cevap verdiler.

Edip Yüksel

İçlerinden bir topluluk: "ALLAH'ın helak edeceği veya çetin bir biçimde azaplandıracağı bir halka ne diye öğüt veriyorsunuz" dedi. Dediler ki: "Efendinizden özür dileyin" belki dinleyip kurtulurlar.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

İçlerinden bir topluluk: 'ALLAH'ın helak edeceği veya çetin bir biçimde azaplandıracağı bir halka ne diye öğüt veriyorsunuz,' dedi. Dediler ki: 'Rabbinizden özür dileyin,' belki dinleyip kurtulurlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ve içlerinden bir topluluk: "Ne diye Allah'ın helak edeceği veya çetin bir azapla cezalandıracağı bir kavme nasihat veriyorsunuz?" dediği vakit onlar dediler ki: "Rabbiniz tarafından mazur sayılmamız için, bir de bakarsınız belki Allah'tan korkar sakınırlar diye."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve içlerinden bir ümmed niçin Allahın helak edeceği veya şiddetli bir azab ile ta'zib eyliyeceği bir kavme va'z ediyorsunuz dediği vakit o va'ızlar dediler ki: rabbınıza i'tizar edebileceğimiz bir ma'ziret olmak için, bir de ne bilirsiniz belki Allahtan korkar sakınırlar

Erhan Aktaş

Onlardan bir topluluk dedi ki: "Allah'ın yok edeceği veya şiddetli bir azap ile cezalandıracağı bir halka ne diye öğüt veriyorsunuz?" Dediler ki: "Rabb'inize mazeret dipnot 1 beyan etmek için ve bir de belki takva sahibi olurlar."

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Biz bize düşeni yaptık, sorumluluğumuzu yerine getirdik demek için.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onlardan bir topluluk dedi ki: "Allah'ın yok edeceği veya şiddetli bir azap ile cezalandıracağı bir halka ne diye öğüt veriyorsunuz?" Dediler ki: "Rabb'inize mazeret dipnot 1 beyan etmek için ve bir de belki takva dipnot 2 sahibi olurlar."

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Biz bize düşeni yaptık, sorumluluğumuzu yerine getirdik demek için.
  2. metne dön, dipnot 2
    Takva, korunmak, önlemek, saklamak. Kişinin vahye içtenlikle uyarak kendisini kötü, zararlı ve tehlikeli şeylere karşı koruması ve güvene almasıdır. Takva, sözcük olarak zarar verecek şey ile korunacak şey arasına konan engel demektir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onlardan bir topluluk: "Allah'ın yok edeceği veya şiddetli bir azap ile cezalandıracağı bir halka ne diye öğüt veriyorsunuz?" dediklerinde, onlar da: "Rabb'imize mazeret dipnot 1 beyan etmek için ve bir de belki takva dipnot 2 sahibi olurlar." demişlerdi.

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Biz sorumluluğumuzu yerine getirdik ama faydası olmadı.
  2. metne dön, dipnot 2
    Korunma; Allah'ın buyruklarına içtenlikle uyarak; o buyruklarla, kötü ve zararlı şeylere karşı kendisini korumaya, güvenceye alan.

Gültekin Onan

İçlerinden bir ümmet: "Tanrı'nın kendilerini helak etmek veya şiddetli bir azaba uğratmak istediği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?" dediğinde "Rabbinize karşı bir özür için veya bir ihtimal sakınabilirler diye" dediler.

Hasan Basri Çantay

Hani içlerinden bir ümmet: "Allahın kendilerini (dünyada) helak edeceği veya (ahiretde) çetin bir azab ile cezalandıracağı bir kavme ne diye öğüd veriyorsunuz?" dediği zaman onlar (o va'z edenler) de: "Rabbinize özür (dilemiye yüzümüz olsun) için. Umulur ki sakınırlar" demişlerdi.

İbni Kesir

Hani, içlerinden bir topluluk demişti ki: Allah'ın kendilerini helak edeceği veya çetin bir azab ile cezalandıracağı bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz? Onlar da: Rabbınıza karşı mazeret olsun ve belki sakınırlar diye, demişlerdi.

Mehmet Alagaş

(159-171) (ÖNCEKİ KAVİMLERİN HABERLERİ İLE TANIŞIN, İSRAİLOĞULLARI, MUSA KAVMİ) Musa’nın kavminden bir topluluk var ki , gerçeğe iletirler ve onunla / hakikatle adaleti sağlarlar. Onları 12 torun topluluğuna parçaladık , kavmi ondan su vermesini istediklerinde Musa’ya vahyettik, Asan ile / sopan ile vur taşa! Ondan on iki göze / kaynak fışkırdı, böylelikle her insan içeceği yeri / maşrabasını bildi, bulutları kavmin üzerine gölge ettik, üzerlerine kudret helvası ve bıldırcın indirdik , sizi rızıklandırdıkları mızın hoş olanlarımdan y iyin dedik, b ize zulmedemediler ve lakin nefislerine zulmeder oldular. Onlara, bu memlekette yerleşin / iskân edin, istediğiniz taraftan yiyin, affet / hıtta deyin ve secde ederek kapıdan girin ki hatalarınızı bağışlayalım , güzel davrananlara ilavesini / ziyadesini vereceğiz denildiğinde, sizden zulmedenler kendilerine söyleneni, başka bir söz ile değiştirdiler / mübadele ettiler, onlara zulümleri nedeniyle gökten pis şeyler / rics şeyler indirdik. Onlara deniz kenarındaki o yerleşkeyi sor, cumartesi gününde / sabit günde haddi aşıyorlardı , büyük balıklar cumartesinde / sabit oldukları günde akın ediyorlardı, cumartesi dışında / sabit olmadıkları günde ise gelmiyorlardı, yoldan çıkmış olmaları nedeniyle onlar böyle imtihan oluyorlardı. Onlardan bir toplum, niçin Allah’ın helak edeceği yahut şiddetli bir azapla azap edeceği o kavme öğüt veriyorsunuz / nasihat ediyorsunuz ? dediğinde. Dediler ki Rabbimize özür beyanı / mazeret olması için dir, işte böylelikle belki o kavim sakınırlar. (Kavim azabı hak etse dahi, sen öğüt ver ve sendeki sorumluluğu gider, öğüt vermiştim, işimi yaptım mazeretin olsun) Ne zamanki hatırlatılan şeyleri / öğütleri unuttular, kötülükten men edenleri / nehyedenleri kurtardık, zulmedenleri yoldan çıkmış olmalarından dolayı ç etin / sert / beis bir azap ile yakaladık. Ne zamanki men edildikleri şeyde iyice küstahlaştılar dedik ki onlara, utanç verici / hor / hakir / alçak maymunlar olun. Rabbin, kıyamet gününe kadar azabın kötüsünü onlara uygulayacak birilerini, yaratacağını ilan etmektedir, senin Rabbin kesinlikle hızlı ceza verir ve de kesinlikle bağışlayıcıdır, esirgeyendir. Onları yeryüzünde toplumlara parçaladık, onlarda ıslah ediciler de var, bunun dışındakilerde vardır, onları güzellikle de kötülükle de imtihan ettik, böylelikle belki geri dönerler / rücu ederler. Onların ardından gelenleri devralan / halife yaptık, kitaba varis oldular, bu dünyada sunulanı / arz edileni alıyorlar, ardından bizler bağışlanacağız diyorlar, eğer onlara onun (dünyanın) bir benzeri / bir misli daha getirilip sunulsa onu da alırlar , Kitapta onlarla, Allah hakkında gerçek dışı ve öğretilenler dışında herhangi bir şey söylemeyeceklerine dair sözleşme yapıldığına değinilmemiş mi? Ahiret yurdu sakınanlar için hayırlıdır, akıllanmayacak mısınız? Kitaba tutunanlar ve Namazı / salatı kalkıp kılanlar, (ayağa kalkıp iletişime geçenler) biz kesinlikle ıslah edenlerin ücretlerini / ecirlerini zayi etmeyiz / çarçur etmeyiz. Bir vakit, dağı üstlerinde gölge bırakacak kadar kaldırmıştık, ki üzerlerine düşecek sandılar, size verdiğimizi kuvvetlice tutun, Ondakileri hatırlayın böylelikle belki sakınırsınız dedik.

Rowwad Tercüme Merkezi

Onlardan bir topluluk şöyle diyordu: "Allah’ın helâk edeceği ve şiddetli bir ceza ile cezalandıracağı topluma niye öğüt veriyorsunuz?" Onlar da: "Rabbinize karşı bir mazeret beyan edelim diye bir de belki sakınırlar/takvalı olurlar diye öğüt veriyoruz." dediler.

Süleyman Ateş

İçlerinden bir topluluk: "Allah'ın helak edeceği, yahut şiddetli bir şekilde azabedeceği bir kavme artık ne diye öğüt veriyorsunuz?" dedi. Dediler ki: "Rabbinize ma'zeret (beyan edebilmek) için, bir de belki korunurlar diye (öğüt veriyoruz)."

Süleymaniye Vakfı

İçlerinden bir toplum (öğüt verenlere) şöyle demişti: "Allah'ın yok edeceği ya da çetin dipnot 1 bir cezaya çarptıracağı bu halka ne diye öğüt veriyorsunuz?" Dediler ki "Hem Rabbinize karşı bir mazeretimiz dipnot 2 olsun hem de belki bunlar yanlışlardan sakınırlar diye (bunu yapıyoruz)."

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Çetin, ayetteki (شديد = şedid)'in karşılığıdır. Şedid, 'güçlü bağla bağlı' anlamındadır. Allah, vereceği cezayı, kulunun suçuna bağlamıştır (En'am 6/160).
  2. metne dön, dipnot 2
    Bu ayet, her müminin çevresindeki olaylara karşı duyarlı olması ve yanlış yapanlara en azından öğüt vererek müdahale etmesi gerektiğinin delilidir. Etrafımızda gelişen yanlışlara, aşırılıklara ve çirkinliklere karşı ilgisiz veya içe kapanık kalma durumumuzun mazeret olamayacağı ayetin açık hükmü kapsamındadır.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

İçlerinden bir toplum (ümmet) şöyle demişti: "Allah'ın etkisizleştireceği ya da ağır azaba uğratacağı bir topluluğa (kavime) ne diye öğüt veriyorsunuz?" Dediler ki "Rabbinize karşı mazaretimiz dipnot 1 olsun diye. Belki de (bu uyarılarımız sayesinde) çekinip kendilerini korurlar"

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Her müslümanın çevresindeki olaylara karşı duyarlı olması gerektiği ve yanlışlıklara uyarı seviyesinde müdahale etmesinin gerektiğinin delildir. Etrafımızda gelişen yanlışlıklara, aşırılıklara ve çirkinliklere karşı ilgisiz veya içe kapanık kalma durumumuzun mazeret olamayacağı ayetin açık hükmü kapsamındadır.

Şaban Britch

Onlardan bir topluluk şöyle diyordu: Allah’ın helak edeceği ve şiddetli bir ceza ile cezalandıracağı topluma niye öğüt veriyorsunuz? Rabbinize karşı bir mazeret beyan edelim diye bir de belki sakınırlar/takvalı olurlar! diye cevap verdiler.

Şaban Piriş

Onlardan bir topluluk şöyle diyordu: -Allah'ın helak edeceği ve şiddetli bir ceza ile cezalandıracağı topluma niye öğüt veriyorsunuz? -Rabbinize karşı bir mazeret olsun ve belki sakınırlar! diye cevap verdiler..

Yaşar Nuri Öztürk

İçlerinden bir topluluk şöyle dedi: "Allah'ın helak edeceği yahut şiddetli bir azapla azaplandıracağı bir topluma ne diye öğüt verip duruyorsunuz? Dediler ki: "Rabbinize karşı bir mazeret olsun diye ve bir de korunup sakınırlar ümidiyle."

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Those indifferent among the people of Mussa, said to those concerned: "why waste your breath admonishing people destined to suffer annihilation or condemnation!". "This said the concerned, "is only to discharge the duty imposed by Allah, your Creator, toward these people, they might hope fully open their hearts' ears and be dutiful to Him".

Abdul Haleem

how, when some of them asked [their preachers], ‘Why do you bother preaching to people God will destroy, or at least punish severely?’ [the preachers] answered, ‘In order to be free from your Lord’s blame, and so that they may perhaps take heed.’

Abdullah Yusuf Ali

When some of them said: "Why do ye preach to a people whom Allah will destroy or visit with a terrible punishment?"- said the preachers:" To discharge our duty to your Lord, and perchance they may fear Him."

Abul A'la Maududi

And recall when a party of them said: 'Why do you admonish a people whom Allah is about to destroy or punish severely?' They said: 'We admonish them in order to be able to offer an excuse before Your Lord, and in the hope that they will guard against disobedience.'

Aisha Bewley

When a group of them said, ‘Why do you rebuke a people whom Allah is going to destroy or severely punish?’ they said, ‘So that we have an excuse to present to your Lord, and so that hopefully they will gain taqwa. ’

Al-Hilali & Khan

And when a community among them said: "Why do you preach to a people whom Allâh is about to destroy or to punish with a severe torment?" (The preachers) said: "In order to be free from guilt before your Lord (Allâh), and perhaps they may fear Allâh."

Ali Quli Qarai

When a group of them said, ‘Why do you advise a people whom Allah will destroy or punish with a severe punishment?’ They said, ‘As an excuse before your Lord, and [with the hope] that they may be Godwary. ’

Amatul Rahman Omar

And (ask them what happened to those people) when a section from amongst them said (to another section), `Why do you admonish a people whom Allâh is going to destroy completely, or whom He is going to punish with a severe punishment?' They answered, `We do it so that it may serve as an excuse (to be absolved from blame) before your Lord and that they may become secure (against the punishment). '

Arthur John Arberry

And when a certain nation of them said, 'Why do you admonish a people God is about to destroy or to chastise with a terrible chastisement?' They said, 'As an excuse to your Lord; and haply they will be godfearing. '

Bijan Moeinian

When some of them [who were not violating the Sabbath but were "respecting" the freedom of choice of those who were breaking the law] asked [those who had assumed their God ordained responsibility to invite people to the righteousness and forbid them from wrongdoings]: "Why do you [do not mind your business and] bother to preach the people whom God is going to destroy or severely punish?" The preachers said: "In order to accomplish our God assigned duty and hoping that they may come to their senses [in the last moments] and respect the Lord. "

E. Henry Palmer

And when a nation from amongst them said, 'Why do ye warn a people whom God would destroy, or punish with severe torment?' they said, 'As an excuse to your Lord, that haply they may fear. '

Edip-Layth

A nation from amongst them said, "Why do you preach to a people whom God will destroy or punish a painful retribution?" They said, "To fulfill our duty to your Lord, and perhaps they may become aware."

George Sale

And when a party among them said to another party, 'Why do you admonish a people whom Allah is going to destroy or punish with a severe punishment?' They said, 'In order to be absolved from blame before your Lord and that they may turn to righteousness. '

Hamid S. Aziz

And when a community from amongst them said, "Why do you warn a people whom Allah would destroy, or punish with severe torment?" they said, "In order to do our duty to our Lord, that per chance (or possibly) they may fear (evil). "

Mahmoud Ghali

And as a (certain) nation of them said, "Why do you admonish a people whom Allah (is) causing to perish or tormenting with a strict torment?" They said, " (As) a (possible) excuse to your Lord, and that possibly they would be pious. ".

Marmaduke Pickthall

And when a community among them said: Why preach ye to a folk whom Allah is about to destroy or punish with an awful doom, they said: In order to be free from guilt before your Lord, and that haply they may ward off (evil).

Mohamed Ahmed - Samira

When a Section of them said: "Why do you admonish a people whom God is about to destroy or to punish severely?" They replied: "To clear ourselves of blame before your Lord, and that they may fear God.

Muhammad Asad

And whenever some people among them asked [those who tried to restrain the Sabbath-breakers], "Why do you preach to people whom God is about to destroy or [at least] to chastise with suffering severe?" -the pious ones would answer, "In order to be free from blame before your Sustainer, and that these [transgressors, too,] might become conscious of Him. "

Mustafa Khattab

When some of ˹the righteous among˺ them questioned ˹their fellow Sabbath-keepers˺, "Why do you ˹bother to˺ warn those ˹Sabbath-breakers˺ who will either be destroyed or severely punished by Allah?" They replied, “Just to be free from your Lord’s blame, and so perhaps they may abstain.”

Progressive Muslims

And a nation from amongst them said: "Why do you preach to a people whom God will destroy or punish a painful retribution" They said: "A plea to your Lord, and perhaps they may be aware. "

Rashad Khalifa

Recall that a group of them said, "Why should you preach to people whom GOD will surely annihilate or punish severely?" They answered, "Apologize to your Lord," that they might be saved.

Sahih International

And when a community among them said, "Why do you advise [or warn] a people whom Allah is [about] to destroy or to punish with a severe punishment?" they [the advisors] said, "To be absolved before your Lord and perhaps they may fear Him. "

Sam Gerrans

And when a community among them said: “Why admonish you a people whom God will destroy or punish with a severe punishment?” they said: “As justification before your Lord; and that they might be in prudent fear.”

Shabbir Ahmed

The kind-hearted among them kept reminding the violators. And others said, "Why do you preach a people whom Allah's Requital is going to destroy or punish them with a severe torment?" The counselors said, "In order to be free of guilt before your Lord that we failed to advise. And in the hope that they walk aright."

Syed Vickar Ahamed

When some of them said: "Why do you teach to a people whom Allah will destroy or come down with a terrible punishment?"— Said the teachers: "To fulfill our duty to your Lord, so that they may fear Him. "

Taqi Usmani

When a group of them said, "Why do you exhort a people whom Allah is going to destroy or chastise with a severe punishment?" They said, “To absolve ourselves before your Lord, and in order that they may fear Allah.”

The Monotheist Group

And a nation from among them said: "Why do you preach to a people whom God will destroy or punish a painful retribution?" They said: "A plea to your Lord, and perhaps they may be aware."

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 164. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 164. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 164. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩