Diyanet İşleri
Andolsun, Biz, Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik ve kardeşi Harun'u da ona yardımcı kıldık.
Furkân suresi · 35–44. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Furkân suresi, 35. ayet. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ وَجَعَلْنَا مَعَهُۥٓ أَخَاهُ هَٰرُونَ وَزِيرًا
Andolsun, Biz, Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik ve kardeşi Harun'u da ona yardımcı kıldık.
Yemin olsun ki Musa'ya Kitabı vermiştik; beraberindeki kardeşi Harun'u ona yardımcı yapmıştık.
Doğrusu, yine Biz Musa'ya ilahi mesajı gönderdik. Kardeşi Harun'u da onun yanına yardımcı olarak verdik.
Gerçek şu ki, (Muhammed'den çok önce) Biz Musa'ya da kitap verdik ve kardeşi Harun'u görevinde o'na yardımcı kıldık;
Andolsun ki, Musa'ya Hakikat bilgisi ve uygulama kurallarını verdik ve Onunla beraber kardeşi Harun'u da yardımcısı kıldık.
Andolsun, biz Musa'ya kitabı verdik ve onunla birlikte kardeşi Harun'u yardımcı kıldık.
Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik, kardeşi Harun'u da ona yardımcı yaptık.
Ayrıca, gerçek şu ki, Musa'ya, Kitap verdik ve Onunla birlikte, kardeşi Harun'u yardımcı yaptık.
Andolsun biz, Musa'ya kitabı verdik, kardeşi Harun'u da ona yardımcı tayin ettik.
Biz Musa'ya kitabı vermiş ve kardeşi Harun'u da kendisine yardımcı olarak atamıştık.
Biz Musa'ya kitabı vermiş ve kardeşi Harun'u da kendisine yardımcı olarak atamıştık.
Andolsun ki, Musa'ya Kitab'ı verdik, kardeşi Harun'u da yardımcısı yaptık.
Celalim hakkı için Musaya o kitabı verdik, biraderi Harunu da maıyyetinde vezir yaptık
Ant olsun ki Musa'ya Kitap'ı verdik. Ve kardeşi Harun'u da ona yardımcı yaptık.
Ant olsun ki Musa'ya kitabı verdik. Ve kardeşi Harun'u da ona yardımcı yaptık.
Ant olsun ki Musa'ya kitabı verdik. Ve kardeşi Harun'u da ona yardımcı yaptık.
Andolsun, biz Musa'ya kitabı verdik ve onunla birlikte kardeşi Harun'u yardımcı kıldık.
Andolsun biz Musaya o kitabı verdik. Biraderi Harunu da maiyyetine vezir yapdık.
Andolsun ki; Biz, Musa'ya kitabı verdik. Kardeşi Harun'u da kendisine vezir yaptık.
(35-44) Biz kesinlikle Musa’ya kitap verdik onunla beraber kardeşi Harun ’u sorumlu yaptık / vezir yaptık. İkinizde ayetlerimizi yalanlayan topluluğa / kavme gidin dedik. Onları mahvederek imha ettik. Nuh kavmini de zira Resulleri yalanladılar, bizde onları suda boğduk, onları insanlara delil / gösterge / ayet yaptık. Zalimler için elem verici /acıtıcı bir azap hazırladık. Ad ve Semud ve de Ress halkını da ve bunlar arasında geçmiş çok sayıda memleketleri. Onların hepsini sana örnek olması için verdik, hepsini kırıp geçirdik. Kötü bir yağmurla s ulanan memlekete u laştılar, Orada herhangi bir şeyler görebildiler mi? Onlar t ekrardan dönüp çoğaltılıp yayılmayı ümit etmiyorlardı. Seni gördükleri zaman alaya alıyorlar, R esul olarak Allah bunu mu yaratmış? Eğer kararlı bir şekilde durmasaydık, neredeyse ilahlarımızdan bizi saptıracaktı diyorlar. İleride azabı gördüklerinde kimin yoldan saptığını bilecekler. Keyfini / Hevasını ilah edineni gördün mü? Sen mi ona vekil olacaksın? Ya da onların çoğunun işiteceğini yahut akıl edeceğini mi değerlendiriyorsun / hesap ediyorsun, onlar ancak hayvanlar gibidirler üstelik daha da sapıktırlar.
Andolsun, biz, Mûsâ'ya ’ya Kitabı (Tevrat’ı) verdik ve kardeşi Harun’u da ona yardımcı kıldık.
Andolsun biz Musa'ya Kitabı verdik ve kardeşi Harun'u kendisinin yanında vezir yaptık.
Musa'ya Kitabı verdik. Kardeşi Harun'u da ona yardımcı yaptık.
Musa'ya Kitabı verdik. Kardeşi Harun'u da ona yardımcı yaptık.
Musa’ya da kitap vermiş, kardeşi Harun’u da ona vezir yapmıştık.
Musa'ya da kitap vermiş, kardeşi Harun'u da ona vezir yapmıştık.
Yemin olsun ki, biz Musa'ya Kitap verdik. Kardeşi Harun'u da onun yanında vezir yaptık.
Furkân suresi, 36. ayet. فَقُلْنَا ٱذْهَبَآ إِلَى ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا فَدَمَّرْنَٰهُمْ تَدْمِيرًا
Onlara, "Ayetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin" dedik. Nihayet o kavmi yerle bir ettik.
(Onlara) "Ayetlerimizi yalanlayan o kavme gidin!" demiştik. Sonunda (inkârcıları) yerle bir etmiştik.
Ve "Siz ikiniz, ayetlerimizi yalanlayan malum topluluğa gidiniz" dedik. Ancak bundan sonra(dır ki) onları yerle bir ettik.
ve onlara: "Siz ikiniz mesajlarımızı yalanlayan (şu toplumu uyarmay)a gidin!" dedik. Ama sonunda, o (günahkar toplumun) insanlarını kırıp geçirdik.
Sonra da dedik ki: "Varlıklarındaki işaretlerimizi yalanlayan o topluma gidin ikiniz!" Nihayet onları perişan ettik!
Böylece onlara: "Ayetlerimizi yalanlayan kavme gidin" dedik; sonunda onları (Firavun ve çevresini) kökünden darmadağın ettik.
«Âyetlerimizi yalan sayan kavme gidin» dedik. Sonunda, (yola gelmediklerinden) onları yerle bir ediverdik.
"Artık, ayetlerimizi yalanlayan topluma gidin!" dedik. Sonunda, onları yıkıma uğrattık.
Demiştik ki: "Ayetlerimizi yalanlayan o topluma gidiniz!" Sonunda biz onları yerle bir ettik.
"Siz ikiniz, ayetlerimizi yalanlayan şu topluma gidin" dedik. Bunun ardından onları yakıp yok ettik.
'Siz ikiniz, ayetlerimizi yalanlayan şu topluma gidin,' dedik. Bunun ardından onları yakıp yok ettik.
Haydi ayetlerimizi yalan diyen o kavme gidin! dedik; sonunda o kavmi yerle bir ederek helak ettik.
Haydi ayetlerimizi tekzib eden o kavme gidiniz, dedik, binnetice o kavmi tedmir ederek helak ettik
Sonra da "Ayetlerimizi yalanlayan o halka gidin." dedik. Sonunda da onları helak ederek yok ettik.
Sonra da "Ayetlerimizi yalanlayan o halka gidin." dedik. Sonunda da onları helak ederek yok ettik.
Sonra da "Ayetlerimizi yalanlayan o topluma gidin." dedik. Sonunda da onları helak ederek yok ettik.
Böylece onlara: "Ayetlerimizi yalanlayan kavme gidin" dedik; sonunda onları (Firavun ve çevresini) kökünden darmadağın ettik.
"(Haydi) ayetlerimizi yalan sayan o kavme gidin" dedik, neticede onları tam bir helak ile imhaa etdik (edeceğiz).
Ayetlerimizi yalanlayan kavme gidin, dedik. Neticede o kavmi yerle bir ettik.
(35-44) Biz kesinlikle Musa’ya kitap verdik onunla beraber kardeşi Harun ’u sorumlu yaptık / vezir yaptık. İkinizde ayetlerimizi yalanlayan topluluğa / kavme gidin dedik. Onları mahvederek imha ettik. Nuh kavmini de zira Resulleri yalanladılar, bizde onları suda boğduk, onları insanlara delil / gösterge / ayet yaptık. Zalimler için elem verici /acıtıcı bir azap hazırladık. Ad ve Semud ve de Ress halkını da ve bunlar arasında geçmiş çok sayıda memleketleri. Onların hepsini sana örnek olması için verdik, hepsini kırıp geçirdik. Kötü bir yağmurla s ulanan memlekete u laştılar, Orada herhangi bir şeyler görebildiler mi? Onlar t ekrardan dönüp çoğaltılıp yayılmayı ümit etmiyorlardı. Seni gördükleri zaman alaya alıyorlar, R esul olarak Allah bunu mu yaratmış? Eğer kararlı bir şekilde durmasaydık, neredeyse ilahlarımızdan bizi saptıracaktı diyorlar. İleride azabı gördüklerinde kimin yoldan saptığını bilecekler. Keyfini / Hevasını ilah edineni gördün mü? Sen mi ona vekil olacaksın? Ya da onların çoğunun işiteceğini yahut akıl edeceğini mi değerlendiriyorsun / hesap ediyorsun, onlar ancak hayvanlar gibidirler üstelik daha da sapıktırlar.
Onlara: “Ayetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin.” dedik. Nihayet o kavmi yerle bir ettik.
"Ayetlerimizi yalanlayan kavme gidin," dedik. (Onlara gittiler. Onlar, kendilerine gelen bu elçilerimizi kabul etmeyince biz) de onları yıkıp yok ettik.
O ikisine: "Ayetlerimiz karşısında yalana sarılan şu topluluğa gidin." dedik. Sonunda onları yerle bir ettik.
"Ayetlerimiz karşısında yalan söyleyen şu topluma gidin" dedik. İşin sonunda o toplumu yerle bir ettik.
Onlara: Ayetlerimizi yalanlayan kavme gidin, demiştik; sonra da o kavmi yerle bir etmiştik.
Onlara: -Ayetlerimizi yalanlayan kavme gidin, demiştik; sonra da o kavmi yerle bir etmiştik.
Ardından şöyle dedik: "Ayetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin." Biraz sonra da o topluluğu yerle bir ettik.
Furkân suresi, 37. ayet. وَقَوْمَ نُوحٍ لَّمَّا كَذَّبُوا۟ ٱلرُّسُلَ أَغْرَقْنَٰهُمْ وَجَعَلْنَٰهُمْ لِلنَّاسِ ءَايَةً وَأَعْتَدْنَا لِلظَّٰلِمِينَ عَذَابًا أَلِيمًا
Nuh kavmini de, Peygamberleri yalanladıkları vakit suda boğduk. Onları insanlara bir ibret yaptık ve zalimlere elem dolu bir azap hazırladık.
Nuh kavmi de elçileri dipnot 1 yalanladıklarında onları (suda) boğmuş ve kendilerini insanlar için bir ders kılmıştık. (Ahirette de) zalimler için acıklı bir azap hazırladık.
Nuh kavmi de (öyle oldu): tam da elçileri(ni) yalanladıklarında onları suya garkettik. Böylece kendilerini insanlığa ibret kıldık: zira Biz, haddi aşan herkes için can yakıcı bir ceza hazırladık.
Ve Nuh toplumunu da, rasuller(den birin)i yalanladıklarında sulara gömüverdik; böylece onları bütün insanlık için ibret yaptık; çünkü Biz bütün zalimler için çok can yakıcı bir azap hazırlamışızdır!
Nuh halkını da Rasulleri yalanladıklarında, suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret kıldık. . . Zalimler için feci bir azap hazırladık.
Nuh'un kavmi de, elçileri yalanlandıklarında onları suda boğduk ve insanlar için bir ayet kıldık. Biz zulmedenlere acıklı bir azab hazırladık.
Nuh kavmine gelince, peygamberleri yalancılıkla itham ettiklerinde onları, suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret yaptık. Zalimler için acıklı bir azap hazırladık.
Nuh toplumunu da elçileri yalanladıkları zaman boğduk ve onları insanlar için bir kanıt yaptık. Haksızlık yapanlar için de acı bir ceza hazırladık.
Nuh'un toplumunu da hatırla! Onlar peygamberlerini yalanladıklarında onları suda boğduk ve kendilerini insanlara ders yaptık. Zalimlere acıklı bir azap hazırladık.
Benzer şekilde, Nuh'un toplumu da elçileri yalanlayınca, halk için bir ders olsun diye onları boğduk. Zalimler için acı bir ceza hazırlamışızdır.
Benzer şekilde, Nuh'un toplumu da elçileri yalanlayınca, halk için bir ders olsun diye onları boğduk. Zalimler için acı bir ceza hazırlamışızdır.
Nuh kavmini de, peygamberleri inkar ettiklerinde, suda boğduk ve kendilerini insanlara bir ibret yaptık. Zalimlere de acı bir azap hazırladık.
Nuh kavmini de Resulleri tekzib ettikleri vakıt gark edib kendilerini insanlara bir ıbret kıldık: hazırladık da zalimlere elim bir azab
Nuh'un halkı, Resuller'i yalanladıklarında suda boğduk ve onları insanlar için bir ayet dipnot 1 yaptık. Ve zalimler için acı veren bir azap hazırladık.
Nuh'un halkı, resulleri yalanladıklarında suda boğduk ve onları insanlar için bir ayet dipnot 1 yaptık. Ve zalimler için acı veren bir azap hazırladık.
Nuh'un kavmini, rasulleri yalanladıklarında suda boğduk ve onları insanlar için bir ayet dipnot 1 yaptık. Ve zalimler için acı veren bir azap hazırladık.
Nuh'un kavmi de, elçileri yalanladıklarında onları suda boğduk ve insanlar için bir ayet kıldık. Biz zulmedenlere acıklı bir azab hazırladık.
Nuuh kavmini de, (evet) peygamberleri tekzib etdikleri vakit biz onları da (tufan ile) boğduk ve kendilerini insanlara bir ibret yapdık. Biz zaalimler için (daima) acıklı bir azab hazırladık.
Nuh kavmini de peygamberlerini yalanladıkları vakit, suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ayet yaptık. Zalimlere elim bir azab hazırlamışızdır.
(35-44) Biz kesinlikle Musa’ya kitap verdik onunla beraber kardeşi Harun ’u sorumlu yaptık / vezir yaptık. İkinizde ayetlerimizi yalanlayan topluluğa / kavme gidin dedik. Onları mahvederek imha ettik. Nuh kavmini de zira Resulleri yalanladılar, bizde onları suda boğduk, onları insanlara delil / gösterge / ayet yaptık. Zalimler için elem verici /acıtıcı bir azap hazırladık. Ad ve Semud ve de Ress halkını da ve bunlar arasında geçmiş çok sayıda memleketleri. Onların hepsini sana örnek olması için verdik, hepsini kırıp geçirdik. Kötü bir yağmurla s ulanan memlekete u laştılar, Orada herhangi bir şeyler görebildiler mi? Onlar t ekrardan dönüp çoğaltılıp yayılmayı ümit etmiyorlardı. Seni gördükleri zaman alaya alıyorlar, R esul olarak Allah bunu mu yaratmış? Eğer kararlı bir şekilde durmasaydık, neredeyse ilahlarımızdan bizi saptıracaktı diyorlar. İleride azabı gördüklerinde kimin yoldan saptığını bilecekler. Keyfini / Hevasını ilah edineni gördün mü? Sen mi ona vekil olacaksın? Ya da onların çoğunun işiteceğini yahut akıl edeceğini mi değerlendiriyorsun / hesap ediyorsun, onlar ancak hayvanlar gibidirler üstelik daha da sapıktırlar.
Nûh kavmini de, peygamberleri yalanladıkları vakit suda boğduk. Onları insanlara bir ibret yaptık ve zalimlere elem dolu bir azap hazırladık.
Nuh kavmi de peygamberleri yalanladıkları vakit onları da boğduk ve onları insanlara bir ibret yaptık. Zalimlere acı bir azab hazırladık.
Nuh'un halkını da… Kendilerine gelen elçileri dipnot 1 yalanlayınca onları boğduk ve insanlar için ibret yaptık. Yanlış yapanlar için acıklı bir azap hazırlamışızdır.
Elçilerini yalanlayınca Nuh'un toplumunu da yok ettik. İnsanlara ibret olacak şekilde onları boğduk. Biz, yanlış yapanlar için acıklı bir azap hazırlamışızdır.
Nuh Kavmi de peygamberleri yalanlamıştı da, onları suda boğarak, insanlara bir ayet kılmıştık. Zalimlere acıklı bir azap hazırladık
Nuh Kavmi de peygamberleri yalanlamıştı da onları suda boğarak, insanlara bir ibret kılmıştık. Zalimlere acıklı bir azap hazırladık.
Ve Nuh kavmi... Resulleri yalanladıklarında hepsini boğup, insanlara bir ibret yaptık. Zalimler için acıklı bir azap hazırladık.
Furkân suresi, 38. ayet. وَعَادًا وَثَمُودَا۟ وَأَصْحَٰبَ ٱلرَّسِّ وَقُرُونًۢا بَيْنَ ذَٰلِكَ كَثِيرًا
Ad ve Semud kavimlerini, Ress halkını ve bunların arasında pek çok nesilleri de helak ettik.
(38, 39) Âd, Semûd, Ress halkı dipnot 1 ve bunlar arasında daha birçok nesle de örnekler vermiştik; (reddettikleri için) hepsini kırıp geçirmiştik.
Ve Ad ve Semud kavmi, Dess sakinleri ve bunlar arasında yaşamış olan bir çok nesil de (öyle oldu).
Ve 'Ad toplumunu, Semud toplumunu, Ress halkını ve bunların arasında (gelip geçen) daha nice (günahkar) nesilleri (topluca cezalandırdık);
Ad'ı (Hud a. s. ın halkı), Semud'u (Salih a. s. ın halkı), Ress (örülmemiş kuyu) ehli ve bunlar arasında pek çok nesli de. . .
Ad'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında birçok nesilleri (yok ettik).
Âd'ı, Semûd'u, Ress halkını ve bunlar arasında daha birçok nesilleri de (inkârcılıklarından ötürü helâk ettik).
Âd, Semud ve Ress yoldaşlarını ve bunların arasında birçok kuşakları da.
'Ad kavmini, Semud kavmini, Ress halkını ve bunlar arasında birçok nesli de hatırla!
Ad, Semud, Res halkı ve bunların arasında birçok nesilleri de...
Ad, Semud, Res halkı ve bunların arasında bir çok nesilleri de...
Ad'ı, Semüd'u, Ress halkını ve bunlar arasında (gelip geçen) birçok nesilleri de (helak ettik).
Adi de, Semudu da, Eshabı ressi de bunların arasında daha bir çok kurunu da
Ad'ı, Semud'u, Ress yandaşlarını ve bunlar arasında yaşayan daha birçok nesilleri de;
Âd'ı, Semud'u, Ress yandaşlarını ve bunlar arasında yaşayan daha birçok nesilleri de;
Ad'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında yaşayan daha birçok nesilleri de yok ettik.
Ad'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında bir çok nesilleri yok ettik.
"Aad" i de, "Semuud" u da, "Ress ashaabı" nı da ve bunların arasında (geçen) bir çok (nesilleri) de (helak etdik).
Ad ve Semud'u da, Ress ashabını ve bunların arasında bir çok nesilleri de
(35-44) Biz kesinlikle Musa’ya kitap verdik onunla beraber kardeşi Harun ’u sorumlu yaptık / vezir yaptık. İkinizde ayetlerimizi yalanlayan topluluğa / kavme gidin dedik. Onları mahvederek imha ettik. Nuh kavmini de zira Resulleri yalanladılar, bizde onları suda boğduk, onları insanlara delil / gösterge / ayet yaptık. Zalimler için elem verici /acıtıcı bir azap hazırladık. Ad ve Semud ve de Ress halkını da ve bunlar arasında geçmiş çok sayıda memleketleri. Onların hepsini sana örnek olması için verdik, hepsini kırıp geçirdik. Kötü bir yağmurla s ulanan memlekete u laştılar, Orada herhangi bir şeyler görebildiler mi? Onlar t ekrardan dönüp çoğaltılıp yayılmayı ümit etmiyorlardı. Seni gördükleri zaman alaya alıyorlar, R esul olarak Allah bunu mu yaratmış? Eğer kararlı bir şekilde durmasaydık, neredeyse ilahlarımızdan bizi saptıracaktı diyorlar. İleride azabı gördüklerinde kimin yoldan saptığını bilecekler. Keyfini / Hevasını ilah edineni gördün mü? Sen mi ona vekil olacaksın? Ya da onların çoğunun işiteceğini yahut akıl edeceğini mi değerlendiriyorsun / hesap ediyorsun, onlar ancak hayvanlar gibidirler üstelik daha da sapıktırlar.
Âd ve Semûd kavimlerini, Ress halkını ve bunların arasında pek çok nesilleri de helâk ettik.
Ad'ı, Semud'u, Res halkını ve bu arada daha birçok nesilleri (inkarları yüzünden helak ettik).
Ad'ı, Semud'u, Res ahalisini ve bunların arasında yaşayan nice nesilleri de...
Ad'ı, Semud'u, Res'liler dipnot 1 i ve bunların arasında yaşayan nice nesilleri de yok ettik.
Ad’ı da, Semud’u da, Ress halkını da, bunların arasında daha birçok nesilleri de...
Ad'ı da, Semud'u da, Ress halkını da, bunların arasında daha bir çok nesilleri de...
Ad'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında birçok nesilleri yere batırdık.
Furkân suresi, 39. ayet. وَكُلًّا ضَرَبْنَا لَهُ ٱلْأَمْثَٰلَ وَكُلًّا تَبَّرْنَا تَتْبِيرًا
Bunların her birine misaller getirdik, (öğüt almadıkları için) hepsini kırıp geçirdik.
(38, 39) Âd, Semûd, Ress halkı dipnot 1 ve bunlar arasında daha birçok nesle de örnekler vermiştik; (reddettikleri için) hepsini kırıp geçirmiştik.
Önce her birinin önüne ibretlik örnekler koyduk; sonra hepsini paramparça edip mahvettik.
oysa, her birine uyarıcı dersler vermiştik; ama (bunlara aldırış etmeyince) hepsini yerle bir ettik.
Onların her biri için dersler vermiştik. . . (Sonunda) hepsini kırdık geçirdik.
Biz (onlardan) her birine örnekler verdik ve her birini darmadağın edip mahvettik.
Onların her birine (uymaları için) misaller getirdik; (ama öğüt almadıkları için) hepsini kırdık geçirdik.
Tümüne örnekler verdik ve tümünü kırıp geçirdik.
Bunların her birini bilinen örneklerle uyarıp, hepsini helak ettik.
Hepsine yeterli örnekler vermiştik, sonunda hepsini kırdık geçirdik.
Hepsine yeterli örnekler vermiştik, sonunda hepsini kırdık geçirdik
Ki onların her birine öğüt olarak örnekler vermiştik; (sonunda) her birini mahv ve perişan ettik de ettik.
Ki her birine nasıyhat olarak emsal anlatmıştık ve her birini mahv-ü perişan ettik de ettik
Ve onların hepsini örneklerle uyardık ve hepsini mahvederek helak ettik.
Ve onların hepsini örneklerle uyardık ve hepsini mahvederek helak ettik.
Ve onların hepsini örneklerle uyardık ve hepsini mahvederek helak ettik.
Biz (onlardan) her birine örnekler verdik ve her birini darmadağın edip mahvettik.
Biz (onlardan) her birine (geçmişlerden) misaller irad etdik. (Fakat peygamberlerini tekzib etdikleri için) hepsini tam bir helak ile imhaa eyledik.
Her birine misaller vermiştik. Ama hepsini kırdık geçirdik.
(35-44) Biz kesinlikle Musa’ya kitap verdik onunla beraber kardeşi Harun ’u sorumlu yaptık / vezir yaptık. İkinizde ayetlerimizi yalanlayan topluluğa / kavme gidin dedik. Onları mahvederek imha ettik. Nuh kavmini de zira Resulleri yalanladılar, bizde onları suda boğduk, onları insanlara delil / gösterge / ayet yaptık. Zalimler için elem verici /acıtıcı bir azap hazırladık. Ad ve Semud ve de Ress halkını da ve bunlar arasında geçmiş çok sayıda memleketleri. Onların hepsini sana örnek olması için verdik, hepsini kırıp geçirdik. Kötü bir yağmurla s ulanan memlekete u laştılar, Orada herhangi bir şeyler görebildiler mi? Onlar t ekrardan dönüp çoğaltılıp yayılmayı ümit etmiyorlardı. Seni gördükleri zaman alaya alıyorlar, R esul olarak Allah bunu mu yaratmış? Eğer kararlı bir şekilde durmasaydık, neredeyse ilahlarımızdan bizi saptıracaktı diyorlar. İleride azabı gördüklerinde kimin yoldan saptığını bilecekler. Keyfini / Hevasını ilah edineni gördün mü? Sen mi ona vekil olacaksın? Ya da onların çoğunun işiteceğini yahut akıl edeceğini mi değerlendiriyorsun / hesap ediyorsun, onlar ancak hayvanlar gibidirler üstelik daha da sapıktırlar.
Bunların her birine misaller getirdik, (öğüt almadıkları için) hepsini kırıp geçirdik.
Hepsine de (uyarmak için) misaller (geçmişlerden hikayeler) anlattık. (Öğüt almayıp küfürlerinde ısrar edince biz de) hepsini helak ettik.
Hepsine de ders alacakları örnekler verdik. (Ama dinlemeyince) hepsini kırıp geçirdik.
Hepsine örnek alacakları bu olayları dipnot 1 anlatmıştık. Hepsini de kırdık geçirdik.
Bunlardan her birine örnekler göstermiş ve hepsini de baştan başa kırıp helak ettik.
Bunlardan her birine örnekler göstermiş ve hepsini de baştan başa kırıp geçirmiştik.
Bunların her birine türlü türlü örnekler verdik. Ve bunların hepsini perişan edip batırdık.
Furkân suresi, 40. ayet. وَلَقَدْ أَتَوْا۟ عَلَى ٱلْقَرْيَةِ ٱلَّتِىٓ أُمْطِرَتْ مَطَرَ ٱلسَّوْءِ أَفَلَمْ يَكُونُوا۟ يَرَوْنَهَا بَلْ كَانُوا۟ لَا يَرْجُونَ نُشُورًا
Andolsun, senin kavmin, bela yağmuruna tutularak yok edilen kente uğramışlardır. Yoksa onu görmüyorlar mıydı (ki ibret almadılar)? Hayır! (Görüyorlardı fakat) tekrar dirilmeyi ummuyorlardı.
Yemin olsun ki (müşrikler) bela yağmuruna tutulmuş olan o şehre (Sodom'a) elbette uğramışlardır. Orayı (orada olup biteni) hiç mi görmediler? Hayır! Onlar diriltilmeyi ummuyorlar.
Doğrusu bu (vahyin muhatapları), bela sağanağına yakalanan kente uğramış olmalılar. Şimdi orada olup biteni(n iç yüzünü) görmediler, öyle mi? Yoo! Onlar asıl öldükten sonra yeniden dirilerek (hesap vermekten) hazzetmiyorlar.
Bu (Bizim mesajlarımızı inkar edenler) o cezalandırıcı yağmura tutulan şehri görmüş olmalılar; peki orada olup biteni fark etmediler mi? Hayır, bunlar ölümden sonra kalkışı beklemiyorlar!
Andolsun ki bela yağmuruna tutulmuş o şehre (Lut kavminin helak olduğu yere) uğradılar. . . Acaba onu görmediler mi? Hayır! Onlar ölüm sonrasında dirilişi, aslına dönüşü ummuyorlardı!
Andolsun, onlar, üstüne felaket yağmuru yağdırılmış bulunan o ülkeye uğramışlardır; yine de onu görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar dirilmeyi ummuyorlardı.
(Rasûlüm!) Andolsun (bu Mekkeli putperestler), belâ ve felâket yağmuruna tutulmuş olan o beldeye uğramışlardır. Peki onu görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar öldükten sonra dirilmeyi ummamaktadırlar,
Üstelik gerçek şu ki, yıkım yağmuruna tutulan kente uğramışlardı. Yine de onu görmüyorlar mı? Hayır! Yeniden dirileceklerini düşünmüyorlar.
Andolsun müşrikler, felaket yağmurunun helak ettiği o ülkeye uğradılar. Orayı görmediler mi? Doğrusu onlar, öldükten sonra dirileceklerini beklemiyorlardı.
Felaket yağmuruna tutulmuş bulunan ülkenin (Sodom) yanından geçmiş bulunuyorlar. Onu görmediler mi? Aslında onlar yeniden dirilme gerçeğini onaylamıyorlardı.
Felaket yağmuruna tutulmuş bulunan ülkenin (Sodom) yanından geçmiş bulunuyorlar. Onu görmediler mi? Aslında onlar yeniden dirilmeye inanmıyorlardı.
Andolsun ki, o afet yağmuruna tutulan memlekete de vardılar. Artık onu da görüyor değiller mi? Doğrusu yeniden dirilmeyi ümit etmiyorlar, uyanmak istemiyorlardı.
Celalim hakkı için o fenalık yağmuruna tutulan karyeye de vardılar, artık onu görüyor değiller miydi? Doğrusu nüşur arzu etmiyorlar, uyanmak istemiyorlardı
Ve ant olsun ki onlar, felaket yağmuru yağdırılmış olan beldeye vardılar. Peki, onu da mı görmediler? Aksine onlar, öldükten sonra dirilmeyi beklemiyorlar.
Ve ant olsun ki onlar, felaket yağmuru yağdırılmış olan beldeye vardılar. Peki, onu da mı görmediler? Aksine onlar, öldükten sonra dirilmeyi beklemiyorlar.
Ve ant olsun ki onlar, felaket yağmuru yağdırılmış olan beldeye vardılar. Peki, onu da mı görmediler? Aksine onlar, öldükten sonra dirilmeyi beklemiyorlar.
Andolsun, onlar, üstüne felaket yağmuru yağdırılmış bulunan o ülkeye uğramışlardır; yine de onu görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar dirilmeyi ummuyorlardı.
Andolsun ki onlar (Mekkeliler) bela (ve felaket) yağmuruna tutulan o beldeye uğramışlardır. (Peki) onu da görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar (öldükden sonra tekrar) dirilmeyi ummazlar.
Andolsun ki; onlar, bela yağmuruna tutulmuş olan kasabaya uğramışlardır. Onu görmediler mi? Hayır, onlar tekrar dirileceklerini ummazlar.
(35-44) Biz kesinlikle Musa’ya kitap verdik onunla beraber kardeşi Harun ’u sorumlu yaptık / vezir yaptık. İkinizde ayetlerimizi yalanlayan topluluğa / kavme gidin dedik. Onları mahvederek imha ettik. Nuh kavmini de zira Resulleri yalanladılar, bizde onları suda boğduk, onları insanlara delil / gösterge / ayet yaptık. Zalimler için elem verici /acıtıcı bir azap hazırladık. Ad ve Semud ve de Ress halkını da ve bunlar arasında geçmiş çok sayıda memleketleri. Onların hepsini sana örnek olması için verdik, hepsini kırıp geçirdik. Kötü bir yağmurla s ulanan memlekete u laştılar, Orada herhangi bir şeyler görebildiler mi? Onlar t ekrardan dönüp çoğaltılıp yayılmayı ümit etmiyorlardı. Seni gördükleri zaman alaya alıyorlar, R esul olarak Allah bunu mu yaratmış? Eğer kararlı bir şekilde durmasaydık, neredeyse ilahlarımızdan bizi saptıracaktı diyorlar. İleride azabı gördüklerinde kimin yoldan saptığını bilecekler. Keyfini / Hevasını ilah edineni gördün mü? Sen mi ona vekil olacaksın? Ya da onların çoğunun işiteceğini yahut akıl edeceğini mi değerlendiriyorsun / hesap ediyorsun, onlar ancak hayvanlar gibidirler üstelik daha da sapıktırlar.
Muhakkak onlar belâ yağmuruna tutulan beldeye uğramışlardır. Acaba bunlar orayı görmediler miydi? Hayır! onlar tekrar dirilmeyi ummuyorlardı.
(Şu Kureyş müşrikleri) bela yağmuruna tutulan, (üstüne taş yağdırılan) kente vardılar. Onun durumunu görmüyorlar mıydı (ki ibret alsınlar)? Hayır, onlar (öldükten sonra) tekrar dirilip kalkmayı ummuyorlar.
Bunlar, felaket yağdırılmış o yerlere elbette uğradılar; oraların halini görmediler mi dipnot 1 ? Aslında bunlar, tekrar dirilme konusuna ilgi duymuyorlar dipnot 2 .
(Mekkeliler,) dipnot 1 Felaket yağdırılmış o yerlere elbette uğramışlardır. Şimdiye kadar oraları hiç mi görmediler dipnot 2 ? Aslında bunlar, tekrar dirilmeyi beklemiyorlar.
Andolsun (bu Mekkeli müşrikler) taş yağmuruna tutulmuş olan o beldeye uğramışlardır. Peki onu görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar yeniden dirilişi ummuyorlar.
Onlar, üzerine bela yağmuru yağdırılmış bir beldeye de uğramışlardı, onu görmediler mi? Hayır, onlar yeniden dirilişi düşünmüyorlar!
Yemin olsun, onlar o kötülük yağmuruna tutulan kente vardılar. Peki onu görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar dirilip hesap vermeyi ummuyorlardı.
Furkân suresi, 41. ayet. وَإِذَا رَأَوْكَ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَٰذَا ٱلَّذِى بَعَثَ ٱللَّهُ رَسُولًا
(41-42) Onlar seni görünce ancak eğlenceye alırlar. "Allah'ın peygamber olarak gönderdiği adam bu mu? Biz, ilahlarımıza sımsıkı sarılmasaydık neredeyse bizi ilahlarımızdan uzaklaştıracaktı" (derler.) Onlar yakında azabı gördükleri zaman, yolca kimin daha sapık olduğunu görecekler.
Seni gördükleri zaman "Allah elçi olarak bunu mu gönderdi!" (diyerek) seninle hep alay ediyorlar. dipnot 1
Bir de ne zaman seni görseler, sırf seninle alay etme amacıyla "Ne yani, Allah elçi göndermek için bula bula bunu mu bulmuş?
Bunun içindir ki, (ey Muhammed,) ne zaman senden söz etseler, mutlaka, "Allah'ın bize rasul olarak gönderdiği kişi bu mu?" diyerek, seni alay, eğlence konusu yapıyorlar.
Seni gördüklerinde, "Allah'ın Rasul olarak ba's ettiği bu mudur yani!" diyerek seni alaya almaktan başka bir şey edinmezler!
Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler: "Allah'ın, elçi olarak gönderdiği bu mu?"
Seni gördükleri zaman: «Bu mu Allah'ın peygamber olarak gönderdiği!» diyerek hep seni alaya alıyorlar.
Seni gördüklerinde, yalnızca alay ediyorlar: "Allah'ın elçi olarak gönderdiği bu mu?"
Seni gördüklerinde, seni alaya almaktan başka bir şey yapmazlar ve şöyle derler: "Allah'ın,peygamber olarak gönderdiği bu mu?"
Seni her gördüklerinde seni alaya alırlar: "ALLAH'ın elçi olarak gönderdiği kişi bu mu?"
Seni her gördüklerinde seni alaya alırlar: 'ALLAH'ın elçi olarak gönderdiği kişi bu mu?'
Seni gördükleri zaman da, sadece alaya alıyorlar: "Bu mu Allah'ın peygamber olarak gönderdiği?" diyorlar.
Seni de gördükleri vakıt sırf bir eğlence yerine tutuyorlar, bu mu o Allah'ın Peygamber diye gönderdiği? diyorlar
Seni gördükleri zaman: "Allah'ın Resul olarak gönderdiği bu mu?" diye alay konusu ediniyorlar.
Seni gördükleri zaman: "Allah'ın Resul olarak gönderdiği bu mu?" diye alay konusu ediniyorlar.
Seni gördükleri zaman: "Allah'ın rasul olarak gönderdiği bu mu?" diye alay konusu ediniyorlar.
Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler: "Tanrı'nın elçi olarak gönderdiği bu mu?"
Seni gördükleri vakit "Bu mu Allahın peygamber olarak gönderdiği?" (derler), seni bir eğlenceden başka bir şey edinmezler.
Seni gördükleri vakit: Bu mu Allah'ın gönderdiği elçi? diye alaya almaktan başka bir şey yapmazlar.
(35-44) Biz kesinlikle Musa’ya kitap verdik onunla beraber kardeşi Harun ’u sorumlu yaptık / vezir yaptık. İkinizde ayetlerimizi yalanlayan topluluğa / kavme gidin dedik. Onları mahvederek imha ettik. Nuh kavmini de zira Resulleri yalanladılar, bizde onları suda boğduk, onları insanlara delil / gösterge / ayet yaptık. Zalimler için elem verici /acıtıcı bir azap hazırladık. Ad ve Semud ve de Ress halkını da ve bunlar arasında geçmiş çok sayıda memleketleri. Onların hepsini sana örnek olması için verdik, hepsini kırıp geçirdik. Kötü bir yağmurla s ulanan memlekete u laştılar, Orada herhangi bir şeyler görebildiler mi? Onlar t ekrardan dönüp çoğaltılıp yayılmayı ümit etmiyorlardı. Seni gördükleri zaman alaya alıyorlar, R esul olarak Allah bunu mu yaratmış? Eğer kararlı bir şekilde durmasaydık, neredeyse ilahlarımızdan bizi saptıracaktı diyorlar. İleride azabı gördüklerinde kimin yoldan saptığını bilecekler. Keyfini / Hevasını ilah edineni gördün mü? Sen mi ona vekil olacaksın? Ya da onların çoğunun işiteceğini yahut akıl edeceğini mi değerlendiriyorsun / hesap ediyorsun, onlar ancak hayvanlar gibidirler üstelik daha da sapıktırlar.
Seni gördükleri zaman: "Bu mu Allah’ın gönderdiği elçi?" diye alay etmekten başka bir şey yapmazlar.
Seni gördükleri zaman, mutlaka seni eğlence konusu yapıyorlar; "Allah bunu mu elçi göndermiş?"
Seni gördüklerinde sadece hafife alıyor şöyle diyorlar: "Allah'ın elçi olarak görevlendirdiği bu mu!
Seni görünce sadece hafife alıyor; "Allah elçi olarak bunu mu görevlendirmiş?" diyorlar.
Seni gördükleri zaman: Bu mu Allah’ın gönderdiği elçi? diye alay etmekten başka bir şey yapmazlar.
Seni gördükleri zaman: -Bu mu Allah'ın gönderdiği elçi? diye alay etmekten başka bir şey yapmazlar.
Seni gördüklerinde, şu şekilde alaya almaktan başka şey yapmazlar: "Allah'ın, resul olarak gönderdiği şu mu?"
Furkân suresi, 42. ayet. إِن كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ ءَالِهَتِنَا لَوْلَآ أَن صَبَرْنَا عَلَيْهَا وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ حِينَ يَرَوْنَ ٱلْعَذَابَ مَنْ أَضَلُّ سَبِيلًا
(41-42) Onlar seni görünce ancak eğlenceye alırlar. "Allah'ın peygamber olarak gönderdiği adam bu mu? Biz, ilahlarımıza sımsıkı sarılmasaydık neredeyse bizi ilahlarımızdan uzaklaştıracaktı" (derler.) Onlar yakında azabı gördükleri zaman, yolca kimin daha sapık olduğunu görecekler.
(Müşrikler) "Onları (savunmakta) kararlılık göstermemiş olsaydık, neredeyse bizi ilahlarımızın (yolundan) saptıracaktı!" (diyorlar). dipnot 1 Azabı gördüklerinde kimin yolu şaşırdığını ileride bilecekler!
Sahiden, şayet onlar üzerinde ısrar etmeseymişiz bizi ilahlarımız(ın yolun)dan saptıracakmış!" (diyorlar).Ama zaman gelecek, azabı gördüklerinde kimin daha çok yoldan sapmış olduğunu öğrenecekler.
"Eğer onlara sıkıca sarılmasaydık, bizi neredeyse tanrılarımızdan uzaklaştıracaktı!" (diyorlar.) Fakat (kendilerini bekleyen) azabı gördükleri zaman (doğru) yoldan uzaklaşan kişilerin kim olduğunu öğrenecekler!
"Eğer onlar (ilahlarımız) üzerine dirençli olmasaydık, (Rasul) neredeyse bizi tanrılarımızdan saptıracaktı". . . Azabı gördüklerinde, kimin yolunun sapmış olduğunu anlayacaklar.
"Eğer onlara karşı kararlılık göstermeseydik, neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı." Azabı görecekleri zaman, kim yol bakımından daha sapıkmış, öğreneceklerdir.
«Şayet ilâhlarımıza ibadet etmekte direnmeseydik, neredeyse bizi onlardan saptıracaktı.» demektedirler. Fakat onlar azabı gördükleri zaman, asıl kimin yolunun sapık olduğunu anlayacaklardır.
"Kararlılık göstermeseydik, neredeyse bizi tanrılarımızdan saptıracaktı!" Oysa cezayı gördükleri zaman, kimin yolunun sapkın olduğunu öğrenecekler.
"Şayet tanrılarımıza inanmakta direnmeseydik, az kalsın bizi ilahlarımızdan saptıracaktı." Azabı gördükleri zaman, asıl kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir!
"Direnmeseydik, neredeyse bizi tanrılarımızdan saptırıp ayıracaktı." Azabı gördüklerinde kimin gerçekten sapık yolda olduğunu öğreneceklerdir.
'Direnmeseydik, neredeyse bizi tanrılarımızdan saptırıp ayıracaktı.' Azabı gördüklerinde kimin gerçekten sapık yolda olduğunu öğreneceklerdir.
Sahi be! Az kalsın bizi tanrılarımızdan saptıracaktı, onlara tapmakta direnmemiş olsaydık! diyorlar. Fakat ileride azabı görecekleri gün kimin yolunun daha sapık olduğunu bilecekler.
Sahi be! Az kaldı bizi ma'budlarımızdan sapıtacaktı, eğer üzerlerine sebat etmesekti! diyorlar, fakat ileride bilecekler, azabı görecekleri gün: kimmiş o yolu daha sapık olan?
"Şayet ilahlarımıza bağlılıkta kararlı olmasaydık, neredeyse bizi saptırıyordu." diyorlar. Azabı gördükleri zaman kimin sapkın olduğunu bileceklerdir.
"Şayet ilahlarımıza bağlılıkta kararlı olmasaydık, neredeyse bizi saptırıyordu." diyorlar. Azabı gördükleri zaman kimin sapkın olduğunu bileceklerdir.
"Şayet ilahlarımıza bağlılıkta kararlı olmasaydık, neredeyse bizi saptırıyordu." diyorlar. Azabı gördükleri zaman kimin sapkın olduğunu görecekler.
"Eğer onlara karşı kararlılık göstermeseydik, neredeyse bizi tanrılarımızdan saptıracaktı." Azabı görecekleri zaman, kim yol bakımından daha sapıkmış öğreneceklerdir.
(Şöyle derler): "Hakıykat, eğer üzerlerine (düşüb) sebat göstermeseydik bizi az kaldı Tanrılarımızdan sapdıracakdı o". Onlar azabı görecekleri vakit kim yolca daha sapıkdır, yakında bilecekler.
Gerçekten tanrılarımız üzerinde direnmeseydik bizi az kalsın onlardan saptıracaktı, derler. Azabı gördükleri vakit, kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir.
(35-44) Biz kesinlikle Musa’ya kitap verdik onunla beraber kardeşi Harun ’u sorumlu yaptık / vezir yaptık. İkinizde ayetlerimizi yalanlayan topluluğa / kavme gidin dedik. Onları mahvederek imha ettik. Nuh kavmini de zira Resulleri yalanladılar, bizde onları suda boğduk, onları insanlara delil / gösterge / ayet yaptık. Zalimler için elem verici /acıtıcı bir azap hazırladık. Ad ve Semud ve de Ress halkını da ve bunlar arasında geçmiş çok sayıda memleketleri. Onların hepsini sana örnek olması için verdik, hepsini kırıp geçirdik. Kötü bir yağmurla s ulanan memlekete u laştılar, Orada herhangi bir şeyler görebildiler mi? Onlar t ekrardan dönüp çoğaltılıp yayılmayı ümit etmiyorlardı. Seni gördükleri zaman alaya alıyorlar, R esul olarak Allah bunu mu yaratmış? Eğer kararlı bir şekilde durmasaydık, neredeyse ilahlarımızdan bizi saptıracaktı diyorlar. İleride azabı gördüklerinde kimin yoldan saptığını bilecekler. Keyfini / Hevasını ilah edineni gördün mü? Sen mi ona vekil olacaksın? Ya da onların çoğunun işiteceğini yahut akıl edeceğini mi değerlendiriyorsun / hesap ediyorsun, onlar ancak hayvanlar gibidirler üstelik daha da sapıktırlar.
“Eğer ilâhlarımıza sebat göstermeseydik az kalsın bizi ilâhlarımızdan saptıracaktı.” Yakında azabı gördüklerinde yolca kimin sapık olduğunu bileceklerdir.
"Eğer biz tanrılarımıza tapmakta ısrar etmeseydik, nerdeyse bizi tanrılarımızdan saptıracaktı." (diyorlar). Azabı gördükleri zaman kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir.
Eğer ilahlarımıza bağlılıkta sebat göstermeseydik az kalsın bizi onların yolundan saptıracaktı." (Bu kafirler) Azabı görünce, yoldan sapmış olanın kim olduğunu öğreneceklerdir.
"Eğer direnmeseydik az kalsın bizi ilahlarımızın yolundan saptıracaktı." diyorlar. Azabı görünce yolu yanlış olanın kim olduğunu öğrenirler.
Eğer sabretmeseydik, az daha bizi ilahlarımızdan saptıracaktı, derler. Onlar azabı gördükleri zaman, kimin yolunun daha sapık olduğunu bilecekler.
-Eğer dayanmasaydık az kalsın bizi ilahlarımızdan saptıracaktı, derler. Onlar azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bilecekler.
"Eğer biz kendilerine bağlılıkta sabırlı olmasaydık, bu bizi ilahlarımızdan saptıracaktı." Azabı gördüklerinde, yolca kimin daha sapık olduğunu bilecekler.
Furkân suresi, 43. ayet. أَرَءَيْتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَٰهَهُۥ هَوَىٰهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا
Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilah edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?
Arzusunu ilahı edineni gördün mü? dipnot 1 Sen ona koruyucu olabilir misin!
Hevasını ilahı edinen kimsenin durumunu göz önüne getirsene bir! Şimde (söyle); böyle birinin sorumluluğunu sen üstlenebilir misin?
Sen hiç kendi heva ve heveslerini tanrılaştıran (birin)i düşündün mü? İmdi, böyle birinden de sen mi sorumlu olacaksın?
Hevasını (içgüdüsel dürtülerini - bedenselliğini - kuruntuladığını) Tanrı edineni gördün mü? (Mu'minun: 91, Bakara: 21). . . Sen mi ona vekil olacaksın?
Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?
(Ey Muhammed) Kendi hevâsını ilâh edinen kimseyi gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?
Kendi bencil isteklerini, kendisine tanrı edineni görüyor musun? Sen mi ona denetmen olacaksın?
Nefsinin arzusunu tanrı edineni gördün mü? Sen ona koruyucu olabilir misin?
Egosunu tanrı edinen kişiyi gördün mü? Sen mi ona avukatlık edeceksin?
Egosunu tanrı edinen kişiyi gördün mü? Sen mi ona avukatlık edeceksin?
Gördün mü o tanrısını canının istediği edineni? Artık ona sen mi vekil olacaksın?
Gördün mü o ilahını hevası ittihaz edeni? Artık ona sen mi vekil olacaksın
Hevasını ilah edinen dipnot 1 kimseyi görüyorsun! Onun sorumluluğunu sen üstlenebilir misin?
Hevasını dipnot 1 ilah edinen kimseyi görüyorsun! Onun sorumluluğunu sen üstlenebilir misin?
Hevasını dipnot 1 ilah edinen kimseyi görüyorsun! Onun sorumluluğunu sen üstlenebilir misin?
Kendi istek ve tutkularını (hevasını) tanrı edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?
Gördün mü o heva (ve heves) ini Tanrı edinen kimseyi? Şimdi onun üzerine (Habibim) sen mi bekci olacaksın?
Heva ve hevesini tanrı edinen kimseyi gördün mü? Şimdi onun üzerine vekil sen mi olacaksın?
(35-44) Biz kesinlikle Musa’ya kitap verdik onunla beraber kardeşi Harun ’u sorumlu yaptık / vezir yaptık. İkinizde ayetlerimizi yalanlayan topluluğa / kavme gidin dedik. Onları mahvederek imha ettik. Nuh kavmini de zira Resulleri yalanladılar, bizde onları suda boğduk, onları insanlara delil / gösterge / ayet yaptık. Zalimler için elem verici /acıtıcı bir azap hazırladık. Ad ve Semud ve de Ress halkını da ve bunlar arasında geçmiş çok sayıda memleketleri. Onların hepsini sana örnek olması için verdik, hepsini kırıp geçirdik. Kötü bir yağmurla s ulanan memlekete u laştılar, Orada herhangi bir şeyler görebildiler mi? Onlar t ekrardan dönüp çoğaltılıp yayılmayı ümit etmiyorlardı. Seni gördükleri zaman alaya alıyorlar, R esul olarak Allah bunu mu yaratmış? Eğer kararlı bir şekilde durmasaydık, neredeyse ilahlarımızdan bizi saptıracaktı diyorlar. İleride azabı gördüklerinde kimin yoldan saptığını bilecekler. Keyfini / Hevasını ilah edineni gördün mü? Sen mi ona vekil olacaksın? Ya da onların çoğunun işiteceğini yahut akıl edeceğini mi değerlendiriyorsun / hesap ediyorsun, onlar ancak hayvanlar gibidirler üstelik daha da sapıktırlar.
Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen kimseyi gördün mü? O kimseye sen mi vekil olacaksın?
Arzusunu tanrı edinen kimseyi gördün mü? Onun üstüne sen mi bekçi olacaksın?
Kendi arzusunu kendine ilah edineni dipnot 1 gördün mü? Onu sen mi savunacaksın?
Kendi arzusunu kendine ilah yapanı gördün mü? Ona karşı Allah'ı mı temsil edeceksin dipnot 1 ? O'na vekil mi olacaksın?
Arzularını ilah edinen kimseyi gördün mü? O halde sen mi onun üzerine bir koruyucu olacaksın?
Arzularını ilah edinen kimseyi gördün mü? O halde sen mi koruyucu olacaksın?
İğreti arzusunu ilah edinen kişiyi gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil olacaksın?
Furkân suresi, 44. ayet. أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ إِنْ هُمْ إِلَّا كَٱلْأَنْعَٰمِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا
Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar.
Yoksa sen onların çoğunun gerçeği dinleyeceğini veya dipnot 1 aklını kullanacağını mı sanıyorsun! Onlar (diğer canlılar) gibidir; hatta yol bakımından daha şaşkındırlar. dipnot 2
Ya da, sanır mısın ki onların çoğu (ilahi mesajı) işitir veya (hakikati) akleder? Hayır, onlar sürü (içgüdüsüyle davranan) hayvan gibidirler, hatta yoldan sapma konusunda daha da beterdirler!
yoksa sen onlardan çoğunun (senin ulaştırdığın mesajı) dinlediklerini ve akıllarını kullandıklarını mı sanıyorsun? Hayır hayır, koyun sürüsü gibidir onlar: doğru yoldan hiç mi hiç haberleri yok!
Yoksa sen onların çoğunluğunun, işittiklerini yahut akıllarını kullandıklarını mı sanıyorsun? Onlar ancak en'am (koyun - sığır - deve) gibidirler; belki onlar tuttukları yol itibarıyla daha sapmışlardır (insan olmaktan)!
Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı)dırlar.
Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar.
Yoksa onların çoğunun, duyduklarını veya aklını kullandıklarını mı sanıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidir. Hayır! Yol yönünden daha da şaşkındır.
Yoksa sen, onların büyük çoğunluğunun gerçekten senin davetini dinleyeceğini, yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar ancak hayvan gibidirler. Hatta onlar yolca daha da sapıktırlar.
Onların çoğunun gerçekten işittiklerini yahut anladıklarını mı sanıyorsun? Onlar sadece çiftlik hayvanları gibidir; hayır, yolca daha da sapıktırlar.
Onların çoğunun gerçekten işittiklerini yahut anladıklarını mı sanıyorsun? Onlar sadece çiftlik hayvanları gibidir; hayır, yolca daha da sapıktırlar.
Yoksa sen onların çoğunun işittiklerini veya kavradıklarını mı sanıyorsun? Onlar sırf hayvan gibi, hatta gidişçe daha sapkındırlar.
Yoksa onların ekserisini işitirler veya akıl ederler mi zannediyorsun? Onlar sırf hayvan gibi hatta gidişçe daha sapkındırlar
Yoksa onların çoğunun gerçeğe kulak verdiğini veya akıllarını kullandıklarını mı sanıyorsun? Onlar tıpkı hayvanlar gibidir. Hatta doğru yolu seçmede hayvanlardan daha yetersizdirler.
Yoksa onların çoğunun gerçeğe kulak verdiğini veya akıllarını kullandıklarını mı sanıyorsun? Onlar tıpkı hayvanlar gibidir. Hatta doğru yolu seçmede hayvanlardan daha yetersizdirler.
Yoksa onların çoğunun gerçeğe kulak verdiğini veya akıllarını kullandıklarını mı sanıyorsun? Onlar tıpkı hayvanlar gibidir. Hatta doğru yolu seçmede hayvanlardan daha yetersizlerdir.
Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da akleder mi sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı)dırlar.
Yoksa onların çoğunu hakıykaten (söz) dinlerler, yahud akıllanırlar mı sanıyorsun? Onlar, başka değil, dört ayaklı hayvanlar gibidir. Belki yolca daha sapıkdır.
Yoksa sen, onların çoğunun dilediklerini veya aklettiklerini mi sanıyorsun? Başka değil, onlar dört ayaklı hayvanlar gibidirler. Hatta daha da sapıktırlar.
(35-44) Biz kesinlikle Musa’ya kitap verdik onunla beraber kardeşi Harun ’u sorumlu yaptık / vezir yaptık. İkinizde ayetlerimizi yalanlayan topluluğa / kavme gidin dedik. Onları mahvederek imha ettik. Nuh kavmini de zira Resulleri yalanladılar, bizde onları suda boğduk, onları insanlara delil / gösterge / ayet yaptık. Zalimler için elem verici /acıtıcı bir azap hazırladık. Ad ve Semud ve de Ress halkını da ve bunlar arasında geçmiş çok sayıda memleketleri. Onların hepsini sana örnek olması için verdik, hepsini kırıp geçirdik. Kötü bir yağmurla s ulanan memlekete u laştılar, Orada herhangi bir şeyler görebildiler mi? Onlar t ekrardan dönüp çoğaltılıp yayılmayı ümit etmiyorlardı. Seni gördükleri zaman alaya alıyorlar, R esul olarak Allah bunu mu yaratmış? Eğer kararlı bir şekilde durmasaydık, neredeyse ilahlarımızdan bizi saptıracaktı diyorlar. İleride azabı gördüklerinde kimin yoldan saptığını bilecekler. Keyfini / Hevasını ilah edineni gördün mü? Sen mi ona vekil olacaksın? Ya da onların çoğunun işiteceğini yahut akıl edeceğini mi değerlendiriyorsun / hesap ediyorsun, onlar ancak hayvanlar gibidirler üstelik daha da sapıktırlar.
Sen onların çoğunu dinler ve akıl erdirirler mi sanırsın? Onlar ancak hayvanlar gibidir. Hatta onlar yolca daha da sapıklıktadırlar.
Yoksa sen onların çoğunun işittiklerini, düşündüklerini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar, yolca (hayvanlardan) daha sapıktır.
Onların çoğunun sana kulak verdiğini veya doğru bağlantı kurduğunu mu sanıyorsun? Onlar ancak en'am dipnot 1 (koyun, keçi, sığır, deve) gibidirler, hatta onlar çok sapkın bir yoldadırlar!
Onların çoğunun söz dinlediğini veya aklını kullandığını mı sanıyorsun? Onlar aynı en'am (koyun, keçi, sığır, deve) gibidirler. Tuttukları yol aslında daha düşüktür.
Yoksa, onların çoğunun söz dinlediğini veya aklettiklerini mi sanıyorsun? Onlar ancak hayvanlar gibidirler. Hatta yol bakımından daha da şaşkındırlar.
Yoksa, onların çoğunun söz dinlediğini veya akıllarını kullandığını mı sanıyorsun? Onlar ancak hayvanlar gibidirler, hatta daha da şaşkındırlar.
Yoksa sen bunların çoğunun işittiğini, akledip düşündüğünü mü sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, hatta yolca, hayvanlardan da şaşkındırlar.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.