Diyanet İşleri
Bize kavuşacaklarını ummayanlar, "Bize melekler indirilseydi, yahut Rabbimizi görseydik ya!" dediler. Andolsun, onlar kendi benliklerinde büyüklük tasladılar ve büyük bir taşkınlık gösterdiler.
Furkân suresi · 21–34. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Furkân suresi, 21. ayet. وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَآءَنَا لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ أَوْ نَرَىٰ رَبَّنَا لَقَدِ ٱسْتَكْبَرُوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِمْ وَعَتَوْ عُتُوًّا كَبِيرًا
Bize kavuşacaklarını ummayanlar, "Bize melekler indirilseydi, yahut Rabbimizi görseydik ya!" dediler. Andolsun, onlar kendi benliklerinde büyüklük tasladılar ve büyük bir taşkınlık gösterdiler.
Bizimle karşılaşacaklarını ummayanlar, "(İnanmamız için) ya bize de melekler indirilmeliydi ya da Rabbimizi görmeliydik!" dediler. dipnot 1 Şüphesiz ki onlar, kendileri hakkında kibir gösterdiler ve büyük bir azgınlığa düştüler.
Ama Bizim huzurumuza çıkacak yüzü olmayan kimseler: "Bize melekler gönderilseydi veya Rabbimizi görseydik ya!" dediler. Doğrusu onlar kendi iç dünyalarında büyüklük tasladılar ve hadlerini aşarak kasım kasım kasıldılar.
Fakat Bizim huzurumuza çıkarılacaklarını hiç beklemeyen kimseler: "Bize niçin melekler gönderilmedi?", yahut "Neden Rabbimizi görmüyoruz?" diye sorup duruyorlar. Gerçek şu ki, onlar büyük bir küstahlıkla (Allah'ın mesajına karşı böylece) burunlarını dikerek kendilerini onulmaz bir büyüklük duygusuna kaptırmış bulunuyorlar!
Bize likayı (kavuşmayı; varlıklarında Esma'mızla açığa çıkışımızı yaşamayı) ummayanlar dedi ki: "Bizim üzerimize melaike inzal edilmeli yahut Rabbimizi (gözümüzle) görmeli değil miydik?" (Hakikatlerindekini kavrayamayıp dışta tanrı aramakta ısrar!). . . Andolsun ki kendi nefslerinde kibre kapıldılar ve büyük bir azgınlık ile haddi aşıp itaatten çıktılar.
Bize kavuşmayı ummayanlar, dediler ki: "Bize meleklerin indirilmesi ya da Rabbimizi görmemiz gerekmez miydi?" Andolsun, onlar kendi nefislerinde büyüklüğe kapıldılar ve büyük bir azgınlıkla baş kaldırdılar.
Bizimle karşılaşmayı (bir gün huzurumuza geleceklerini) ummayanlar: «Bize ya melekler indirilmeliydi ya da Rabbimizi görmeliydik» dediler. Andolsun ki onlar kendileri hakkında kibire kapılmışlar ve azgınlıkla pek ileri gitmişlerdir.
Bize kavuşacaklarını düşünmeyenler, şöyle dediler: "Bize melekler indirilseydi veya Efendimizi görseydik olmaz mıydı?" Gerçek şu ki, kendi benliklerinde büyüklüğe kapıldılar ve azgınlıkta çok ileri gittiler.
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar/inanmayanlar, "Bize ya melekler indirilmeli, ya da Rabbimizi görmeliyiz" derler. Andolsun ki kendi kendilerini büyük gördüler, azgınlıkta çok ileri gittiler.
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bize ya melekler inmeli, yahut Efendimizi görmeliyiz!" dediler. Kendi kendilerine büyüklük taslamışlar ve azgınlıkta pek ileri gitmişlerdi.
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, 'Bize ya melekler inmeli, yahut Rabbimizi görmeliyiz!,' dediler. Kendi kendilerine büyüklük taslamışlar ve azgınlıkta pek ileri gitmişlerdi.
Bununla beraber karşımıza çıkacaklarını ümit etmeyenler: "O melekler üzerimize indirilse yahut Rabbimizi görsek ya." dediler. Andolsun ki, onlar kendilerini büyük gördüler, büyük azgınlık ettiler.
Bununla beraber likamızı ümid etmiyenler dediler ki: "o melaike bizim üzerimize indirilse ya, yahud rabbımızı görsek a" celalime kasem ederim ki doğrusu nefislerinde kendilerini büyüksündüler, büyük azgınlık ettiler
Bizimle karşılaşacaklarına ihtimal vermeyenler: "Bize meleklerin indirilmesi veya Rabb'imizi görmemiz gerekmez miydi?" dediler. Ant olsun ki onlar kendi kendilerine büyüklendiler ve büyük bir taşkınlıkla hadlerini aştılar.
Bizimle karşılaşacaklarına ihtimal vermeyenler: "Bize meleklerin indirilmesi veya Rabbimizi görmemiz gerekmez miydi?" dediler. Ant olsun ki onlar kendi kendilerine büyüklendiler ve büyük bir taşkınlıkla hadlerini aştılar.
Bizimle karşılaşacaklarına ihtimal vermeyenler: "Bize meleklerin indirilmesi veya Rabb'imizi görmemiz gerekmez miydi?" dediler. Ant olsun ki onlar kendi kendilerine büyüklendiler ve büyük bir taşkınlıkla hadlerini aştılar.
Bize kavuşmayı ummayanlar, dediler ki: "Bize meleklerin indirilmesi ya da rabbimizi görmemiz gerekmez miydi?" Andolsun, onlar kendi nefslerinde büyüklüğe kapıldılar ve büyük bir azgınlıkla baş kaldırdılar.
Bize kavuşmayı ümid etmeyenler dedi (ler) ki: "Bizim üzerimize melekler indirmeli değil miydi, yahud Rabbimizi görmeli (değil mi) ydik"? Andolsun ki onlar nefislerinden kibir (ve azamet) saklamışlar, büyük bir azgınlıkla haddi aşmışlar (küstahlığa kalkışmışlar) dır.
Bize kavuşmayı ummayanlar: Bize melekler indirilmeli değil miydi veya Rabbımızı görmeli değil miydik? derler. Andolsun ki; kendi kendilerine büyüklenmişler ve büyük bir azgınlıkla haddi aşmışlardır.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar; "Bize ya melekler indirilmeliydi ya da Rabbimizi görmeliydik." dediler. Şüphesiz onlar, kendi nefislerinde büyüklüğe kapıldılar ve büyük bir taşkınlık gösterdiler.
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize melekler indirilmeliydi, yahut Rabbimizi görmeliydik değil mi?" dedi(ler). Andolsun ki onlar kendi içlerinde büyüklük tasladılar ve büyük bir azgınlıkla haddi aştılar.
Bizim huzurumuza varmayı beklemeyenler: "Melekler bize de indirilse ya da Rabbimizi görsek ya!" derler. Onlar kendilerini büyük görürler ve büyük bir azgınlıkla başkaldırırlar.
Bizimle karşılaşmayı temenni etmeyenler; "Bize (elçi olarak) melekler indirilse veya bizzat Sahibimizi görsek ya?" derler. Kendi kendilerini pek büyük görürler de büyük bir azgınlığa düşerler.
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: Bize ya melekler indirilmeliydi ya da Rabbimizi görmeliydik, dediler. Şüphesiz onlar kendi nefislerinde büyüklüğe kapıldılar ve büyük bir taşkınlık gösterdiler.
Bizimle karşılaşmayı beklemeyenler: -Bize meleklerin indirilmesi veya Rabbimizi görmemiz gerekmez miydi? dediler. Kendi kendilerine büyüklenmişler ve büyük bir azgınlıkla haddi aşmışlardı.
Bize kavuşmayı ummayanlar dediler ki: "Üstümüze melekler inse, yahut Rabbimizi görsek olmaz mı?" Yemin olsun ki, kendi benliklerinde büyüklük kuruntusuna düştüler ve korkunç bir biçimde azdılar.
Furkân suresi, 22. ayet. يَوْمَ يَرَوْنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ لَا بُشْرَىٰ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُجْرِمِينَ وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَّحْجُورًا
Fakat melekleri görecekleri gün, işte o gün suçlulara hiçbir müjde yoktur. "Eyvah! Biz Allah'ın rahmetinden tamamen uzaklaştırılmışız" diyecekler.
Melekleri görecekleri gün -işte o gün- suçlulara hiçbir müjde yoktur ve (o suçlular) "(Her yerden) tamamen engellenmişiz!" dipnot 1 diyeceklerdir.
Onlar bir gün melekleri görecekler, fakat o gün günahkarlar için hiç de iç açıcı olmayaccak. Ve onlar "(Eyvah), her yandan sarılmışız!" diyecekler.
(Oysa,) melekleri görecekleri Gün (gelip çatınca), o Gün, günaha gömülüp gitmiş olanlar için asla iyi haberler olmayacak; ve (o Gün böyleleri:) "(Vah bize, meğer) dönüşü olmamacasına (Allah'ın rahmetinden) kovulmuşuz!" diyecekler.
Melekleri gördükleri süreçte, hakikati inkar suçunu işlemiş olanlara müjde yoktur artık! Ve: "(Müjde - Esma kuvveleriyle tasarruf size) engellenmiş bir yasaktır, yasak!" derler.
Melekleri görecekleri gün, suçlu günahkarlara bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler onlara) derler ki: "(Size sevinçli haber) Yasaktır, yasak."
(Fakat) melekleri görecekleri gün, günahkârlara o gün hiçbir sevinç haberi yoktur ve: (Melekler onlara; Size, sevinmek) yasaktır, yasak! diyeceklerdir.
Melekleri görecekleri gün; o gün, suçlulara sevinçli haberler yoktur. Şöyle diyecekler: "Yasak edilmiştir; yasak!" dipnot 289
Melekleri görecekleri gün, işte o gün, suçlulara hiçbir sevinç haberi yoktur. Melekler, "Müjde size yasaktır, yasak!" derler.
Melekleri gördükleri gün, suçlular için iç açıcı bir gün olmayacaktır. "Tümüyle kuşatıldık!" derler.
Melekleri gördükleri gün, suçlular için iç açıcı bir gün olmayacaktır. 'Tümüyle kuşatıldık,' derler.
Melekleri görecekleri gün, suçlulara o günde hiçbir sevinç haberi yoktur. Ve "Yasak yasak!" diyeceklerdir.
Melaikeyi görecekleri gün, mücrimlere o gün müjde yoktur, yasak yasak diyeceklerdir
Suçları kendilerini kuşatmış olanlar, melekleri görecekleri gün, onlar için hiç de sevindirici olmayacak, melekler onlara: "Boşuna beklemeyin size sevindirici haber imkansız." diyecekler.
Suçları kendilerini kuşatmış olanlar, melekleri görecekleri gün, onlar için hiç de sevindirici olmayacak, melekler onlara: "Boşuna beklemeyin size sevindirici haber imkansız." diyecekler.
Suçları kendilerini kuşatmış olanlar, melekleri görecekleri gün, onlar için hiç de sevindirici olmayacak, melekler onlara: "Boşuna beklemeyin size sevindirici haber imkansız." diyecekler.
Melekleri görecekleri gün, suçlu günahkarlara bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler onlara) derler ki: "(Size sevinçli haber) Yasaktır, yasak."
(Azab) melekleri (ni) görecekleri gün, (evet) o gün günahkarlara hiçbir sevinc haberi yokdur. (Melekler onlara: "Size) müjde yasak edilmişdir, yasak!" diyeceklerdir.
Melekleri görecekleri gün; işte o gün, günahkarlara iyi haberler yoktur. Melekler: Size iyi haber yasaktır, yasak, derler.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Melekleri gördükleri gün, işte o gün günahkârlara müjde yoktur. Melekler onlara: "Sizin için (müjde) yasak edilmiştir, yasak! diyeceklerdir.
Melekleri gördükleri gün, işte o gün suçlulara müjde yoktur ve onlar; (Size sevinmek) yasaktır, yasak!" derler.
Melekleri görecekleri gün bu suçluları sevindirecek hiçbir şey olmayacaktır. Melekler onlara daima: "Yasak! Yasak!" diyeceklerdir.
Melekleri görecekleri gün de olacak. O gün suçluları sevindirecek bir şey olmayacak. Melekler onlara: "(Her şey size)Yasak! Yasaklanmıştır! (Artık size rahat yüzü yok)" derler.
Melekleri gördükleri gün, işte o gün günahkârlara müjde yoktur. Melekler onlara şöyle der: Sizin için yasak edilmiştir, yasak! diyeceklerdir.
Melekleri gördükleri gün, işte o gün günahkarlara iyi bir haber yoktur. Melekler onlara şöyle der: -Yasaktır, yasak! (bütün iyiliklerden mahrumsunuz!)
Melekleri görecekleri günde, o günahkarlara hiçbir müjde yoktur. Şöyle diyecekler: "Yasaktır, yasaklanmıştır!"
Furkân suresi, 23. ayet. وَقَدِمْنَآ إِلَىٰ مَا عَمِلُوا۟ مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَٰهُ هَبَآءً مَّنثُورًا
Onların yaptıkları bütün amellerine yöneldik ve onları dağılmış zerreciklere çevirdik.
Yaptıkları her bir işi ele alacağız ve onu saçılmış zerreler hâline getireceğiz.
Zira Biz (o gün) yapıp ettikleri ne varsa hepsinin üzerini çiğneyeceğiz; ve onu yel savurmuş küle çevireceğiz.
Çünkü, Biz (o Gün) bütün o edip eyledikleri işlerin üzerine varacak ve onları toza toprağa çevireceğiz;
Hakiki fail olarak açığa çıktığımızda, yaptıkları bütün hayırların kendilerine ait olmadığını fark ederler! (Varsandıkları çalışmaları boşa çıkmıştır. Senden açığa çıkan bir hayrı yapan Allah'tır; sen ben yapıyorum sanırsın!)
Onların yaptıkları her işin önüne geçtik, böylece onu savurulmuş toz zerreleri kılıverdik.
Onların yaptıkları her bir (iyi) işi ele alırız, onu saçılmış zerreler haline getiririz (değersiz kılarız).
Ve yaptıkları edimlere bakarız; onu, toz gibi savururuz.
Yaptıkları her işi ele alıp, hepsini değersizleştireceğiz.
Yapmış oldukları işlere bakar ve onları tamamıyla etkisiz hale getiririz.
Yapmış oldukları işlere bakar ve onları tamamıyla etkisiz hale getiririz.
Varmışız onların yaptığı her işi, etrafa saçılmış zerrelere çevirmişizdir.
Hem varmışızdır da her ne amel işledilerse onu bir hebai mensure çevirmişizdir
Ve onların yaptıklarının tamamını savrulmuş toz zerresi gibi boşa çıkaracağız. dipnot 1
Ve onların yaptıklarının tamamını savrulmuş toz zerresi gibi boşa çıkaracağız. dipnot 1
Ve onların yaptıklarının tamamını savrulmuş toz zerresi gibi boşa çıkaracağız. dipnot 1
Onların yaptıkları her işin önüne geçtik, böylece onu savurulmuş toz zerreleri kılıverdik.
Biz onların herhangi bir amel (ve hareket) yapdılarsa (hepsinin) önüne geçdik de bunları saçılmış (ve hiçbir değeri olmayan) zerreler yapdık.
Yaptıkları her işi ele alır ve onu toz-duman ederiz.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Onların yaptıkları bütün amellere yöneldik ve saçılmış toz zerreleri haline getirdik.
Yaptıkları her işin önüne geçmişiz de onu (etrafa) saçılmış toz zerreleri haline getirmişizdir.
Yaptıkları her bir işi ele almış dipnot 1 ve toz duman haline getirmiş oluruz dipnot 2 .
Onların bütün yaptıklarını ele almış, kül gibi savurmuş olacağız.
Onların yaptıkları bütün amellere yöneldik ve saçılmış toz zerreleri haline getirdik.
Onların yaptıklarının hepsini ele aldık ve onları kül gibi savurduk.
Yaptıkları her işin önüne geçmiş, onu un ufak hale getirip silmişizdir.
Furkân suresi, 24. ayet. أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُّسْتَقَرًّا وَأَحْسَنُ مَقِيلًا
O gün cennetliklerin kalacakları yer daha hayırlı, dinlenecekleri yer daha güzeldir.
O gün, cennet halkına kalınacak yerlerin en hayırlısı ve dinlenilecek yerlerin de en güzeli (verilecektir).
O gün cennet ehli, kalınacak yerlerin en hayırlısına, istirahat mekanlarının en iyisine sahip olacak.
(ama) o Gün, cennetliklere kalınacak yerlerin en iyisi, dinlenilecek yerlerin en güzeli, en rahatı bahşedilecektir.
O süreçte cennet ehli, sürekli yaşam ortamları itibarıyla daha hayırlı ve istirahatgah olarak da daha güzeldir.
O gün, cennet halkının kalacakları yer daha hayırlı, dinlenecekleri yer çok daha güzeldir.
O gün cennetliklerin kalacakları yer daha hayırlı ve dinlenecekleri yer pek güzeldir.
O gün, cennetin yoldaşlarının kalacağı yer daha iyi; dinleneceği yer daha güzeldir.
O gün, cennetlikler en iyi bir karargah ve en güzel bir konaktadırlar.
O gün bahçe halkının kalacağı yer çok daha iyi olup daha güzel haberler işiteceklerdir.
O gün cennet halkının kalacağı yer çok daha iyi olup daha güzel haberler işiteceklerdir.
O gün cennetliklerin kaldıkları yer çok iyi, dinlendikleri yer pek güzeldir.
Eshab-ı Cennettir ki o gün eğlendiği yer hayırlı, dinlendiği yer pek güzeldir
O Gün, Cennet ehli en yararlı yerde eğlenecek ve en iyi yerde dinlenecek.
O gün, Cennet ehli en yararlı yerde eğlenecek ve en iyi yerde dinlenecek.
O gün, Cennet ehli en yararlı yerde eğlenecek ve en iyi yerde dinlenecek.
O gün, cennet halkının kalacakları yer daha hayırlı, dinlenecekleri yer çok daha güzeldir.
O gün cennet yaranının eğlenib duracakları yer çok hayırlı, dinlenecekleri yer çok güzeldir.
O gün cennet yaranının kalacağı yer; çok daha iyi, dinlenecekleri yer; çok daha güzeldir.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
O gün cennetliklerin kalacakları yer daha hayırlı, dinlenecekleri yer daha güzeldir.
O gün cennet halkının kalacakları yer daha iyi, dinlenip safa sürecekleri yer daha güzeldir.
O gün cennet ahalisinin yerleştiği yerler pek iyi, dinlenme yerleri pek güzeldir.
O gün cennet halkının yerleştiği yer pek iyi, dinlenme yerleri pek güzeldir.
O gün cennetliklerin kalacakları yer çok huzurlu ve dinlenecekleri yer pek güzeldir.
O gün cennetlikler en hayırlı bir yurtta, en güzel bir dinlenme yerindedir.
O gün, konakladıkları yer çok hayırlı, dinlenip eğlendikleri yer çok güzel olanlar, cennet halkıdır.
Furkân suresi, 25. ayet. وَيَوْمَ تَشَقَّقُ ٱلسَّمَآءُ بِٱلْغَمَٰمِ وَنُزِّلَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ تَنزِيلًا
O gün gök bulutlarla yarılıp parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir.
(25, 26) Göğün bulutlarla yarılacağı ve meleklerin de bölük bölük indirilecekleri o gün, dipnot 1 gerçek otorite Allah'a aittir. dipnot 2 Kâfirler için o gün çok zordur. dipnot 3
İşte o gün, tüm bulutlarıyla birlikte gökyüzü param parça olacak; ve melekler bölük bölük indirilecek;
O Gün ki, gök bulutlarla birlikte, bütün yüküyle parçalanacak ve birbiri ardından melekler indirilecektir;
(O süreç) semanın (bilincin) bulutlar (hakikati kavratan rahmet) ile yarıldığı ve meleki kuvvelerin (Esma hakikatlerinin) peş peşe açığa çıktığı süreçtir!
Göğün bulutlarla parçalanacağı ve meleklerin bir indirilme ile indirileceği gün;
O gün gökyüzü beyaz bulutlar ile yarılacak ve melekler bölük bölük indirileceklerdir.
Ve o gün, bulutlar parçalanır; melekler, birbiri ardınca indirilir.
O gün gök yarılıp parçalanır, bulutlar ortaya çıkar ve melekler bölük bölük indirilirler.
Göğün bulut kütleleri halinde parçalanacağı ve meleklerin topluca indirildiği gün,
Göğün bulut kütleleri halinde parçalanacağı ve meleklerin topluca indirildiği gün,
Göğün bulutlar ile yarılacağı meleklerin de bölük bölük indirildiği gün;
Hem o, Semanın gamam ile yarılacağı ve Melaikelerin peyderpey indirildiği gün
O Gün, gök beyaz bulutlar şeklinde parçalanacak ve melekler ardı sıra indirilecek.
O gün, gök beyaz bulutlar şeklinde parçalanacak ve melekler ardı sıra indirilecek.
O gün, gök beyaz bulutlar şeklinde parçalanacak ve melekler ardı sıra indirilecek.
Göğün bulutlarla parçalanacağı ve meleklerin bir indirilme ile indirileceği gün;
O gün sema, bulutlar (çıkıb), parçalanacak, melekler (ellerinde amel defterleri bulunduğu halde hesab için) indirilecek, indirilecek.
Ve o gün; gök beyaz bulutlar halinde parçalanacak, melekler bölük bölük indirileceklerdir.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
O gün gök bulutlarla yarılıp parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir.
Göğün bulutları parçalayıp meleklerin bölük bölük indirildiği gün;
Göğün bulutlarla bölüneceği ve meleklerin bölük bölük indirileceği gün; dipnot 1
Göğün beyaz bulut kümeleri halinde bölüneceği ve meleklerin bölük bölük indirileceği gün dipnot 1 ;
O gün gökyüzü beyaz bulutlar ile yarılacak ve melekler bölük bölük indirileceklerdir.
O gün gök, beyaz bulutlar gibi parçalanacak ve melekler durmadan indirilecektir.
Gün olur, gök, bulutlarla yarılır ve melekler ardarda indirilir.
Furkân suresi, 26. ayet. ٱلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ ٱلْحَقُّ لِلرَّحْمَٰنِ وَكَانَ يَوْمًا عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ عَسِيرًا
O gün gerçek hükümranlık Rahman'ındır ve kafirlere zorlu bir gün olacaktır.
(25, 26) Göğün bulutlarla yarılacağı ve meleklerin de bölük bölük indirilecekleri o gün, dipnot 1 gerçek otorite Allah'a aittir. dipnot 2 Kâfirler için o gün çok zordur. dipnot 3
mutlak hakimiyet o gün, rahmetin mutlak kaynağı olan (Allah'a) ait olacak: ve zaten o (gün) inkar edenler için çok zor bir gün olacak.
o Gün ki, gerçek egemenliğin (yalnızca) Rahman'a ait olduğu (bütün açıklığıyla ortaya çıkacaktır); ve bunun içindir ki, (o Gün) hakkı inkara şartlanmış olanlar için çok zor bir Gün olacaktır;
Mülk'ün, Rahman için olduğu gerçeğinin (yaşanacağı) süreçtir O! O süreç, hakikat bilgisini inkar edenler (hakikatlerindeki Esma kuvvelerini inkar edenler) için çok zordur!
İşte o gün, gerçek mülk, Rahman (olan Allah)ındır. İnkar edenler için oldukça zorlu bir gündür.
İşte o gün, gerçek mülk (hükümranlık) çok merhametli olan Allah’ındır. Kâfirler için de pek çetin bir gündür o.
O gün, gerçek yönetim, Bağışlayanındır. Nankörlük edenler için zorlu bir gündür.
O gün gerçek egemenlik sadece Rahman'a aittir. İnkarcılara çok zor bir gün olacaktır.
İşte o gün, yönetim tümüyle ve mutlak olarak Rahman'ındır. İnkarcılar için zor bir gün olacaktır.
İşte o gün, yönetim tümüyle ve mutlak olarak Rahman'ındır. İnkarcılar için zor bir gün olacaktır.
hükümranlık o gün, elbette Rahman'ındır; kafirler için ise çok zorluklu bir gün olur.
Mülk o gün elhak rahmanındır, kafirlere ise o pek zorluklu bir gün olur
O Gün egemenlik yalnızca Rahman'a aittir. O gün, Kafirler için zor bir gündür.
İzin Günü dipnot 1 egemenlik yalnızca Rahman'a aittir. O gün, Kafirler için zor bir gündür.
İzin Günü egemenlik yalnızca Rahman'a aittir. O gün, gerçeği yalanlayan nankörler için zor bir gündür.
İşte o gün, gerçek mülk Rahmanındır. Kafirler için oldukça zorlu bir gündür.
O gün hak (ve sabit olan) mülk çok esirgeyen (Rabbin) dir. Kafirler için ise o, pek yaman bir gün olmuşdur.
O günde gerçek mülk, Rahman'ındır. Kafirler için de pek yaman bir gündür.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
O gün gerçek hükümranlık Rahman’ındır ve kâfirlere zorlu bir gün olacaktır.
İşte o gün, gerçek mülk, Rahmanın'dır, (bütün hükümranlık yalnız O'na aittir) ve o (gün), kafirler için çetin bir gündür.
O gün tüm hakimiyet sadece Rahman'ın /iyiliği sonsuz olanındır dipnot 1 . O gün kafirler için zor bir gündür.
İşte o gün değişmez hakimiyet yine Rahman'ındır. Kendini doğrulara kaptanlara(kafirlere) pek çetin bir gün olacaktır.
O gün, gerçek mülk Rahman’ındır. Kâfirler için pek zorlu bir gündür
O gün, gerçek hakimiyet Rahman'ındır. Kafirler için pek zorlu bir gündür.
O gün gerçek mülk ve yönetim Rahman'ındır. Ve o, kafirler için çok zorlu bir gündür.
Furkân suresi, 27. ayet. وَيَوْمَ يَعَضُّ ٱلظَّالِمُ عَلَىٰ يَدَيْهِ يَقُولُ يَٰلَيْتَنِى ٱتَّخَذْتُ مَعَ ٱلرَّسُولِ سَبِيلًا
O gün zalim kimse, (çaresizlik içinde) ellerini ısırıp şöyle diyecektir: "Ne olurdu ben de peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım!"
O gün zalim kişi "Ah, n'olaydım, keşke o Elçi ile birlikte bir yol tutsaydım!" diyerek, (pişmanlığından) ellerini ısıracaktır. dipnot 1
İşte o gün haddi aşmış olan kişi, (aldanmanın pişmanlığıyla) elini ısırarak diyecek ki: "Ah n'olaydım! Keşke Rasul ile birlikte bir yol tutmuş olaydım!
o Gün ki, (vaktiyle) haksızlığı kendisine yol edinmiş olan kişi ellerini kemirip, "Ah, n'olurdu, Rasul'ün gösterdiği yolu tutmuş olsaydım!" diyecek,
O süreçte nefsine zulmeden (orijin benin hakikatinin gereğini yaşamamış olan) ellerini ısırıp: "Keşke Rasul ile beraber yürüseydim" der.
O gün, zulmeden, ellerini (hınçla) ısırarak (şöyle) der: "Ah keşke, elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım,"
O gün, zalim kimse (pişmanlıktan) ellerini ısırıp şöyle der: Keşke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydım!
Ve o gün, haksızlık yapan, ellerini ısırarak, şöyle diyecek: "Keşke elçi ile birlikte yol tutsaydım?"
O gün, kendisine yazık eden, parmaklarını ısırarak şöyle der: "Ah, keşke peygamberin yolunu tutsaydım!"
O gün zalim kimse (üzüntüden) elini ısırıp şöyle der: "Keşke, elçi ile birlikte aynı yolu tutsaydım."
O gün zalim kimse (üzüntüden) elini ısırıp şöyle der: 'Keşke, elçi ile birlikte aynı yolu tutsaydım.'
O gün zalim kimse ellerini ısıracak ve şöyle diyecek: "Eyvah! Keşke peygamberin maiyyetinde bir yol tutsaydım!
Hem o gün ki zalim ellerini ısıracak eyvah diyecek keşke Peygamberin maıyyetinde bir yol tutaydım
O Gün, zalim kimse, ellerini ısırarak: "Eyvah, keşke Resul'ün tuttuğu yolu tutmuş olsaydım." diyecek.
O gün, zalim kimse, ellerini ısırarak: "Eyvah, keşke Resul'ün tuttuğu yolu tutmuş olsaydım." diyecek.
O gün, zalim kimse, ellerini ısırarak: "Eyvah, keşke Rasul'ün tuttuğu yolu tutmuş olsaydım." diyecek.
O gün, zulmeden, ellerini (hınçla) ısırarak (şöyle) der: "Ah keşke, elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım."
O gün (her) zaalim (nedametle) iki elini ısırıb: "Ne olurdu, ben o peygamberin maiyyetinde (Allaha) bir yol edineyim" diyecekdir.
O gün; zalim kimse iki elini ısırarak: Ne olurdu ben de peygamberle beraber bir yol tutsaydım, diyecektir.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
O gün zalim kimse, (çaresizlik içinde) ellerini ısırıp şöyle diyecektir: “Ne olurdu; ben de peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım!”
O gün zalim ellerini ısırıp: "Nolaydı, keşke ben elçiyle beraber bir yol edineydim!" der.
Yanlış yapan her kişi, o gün iki elini ısırarak şöyle der: "Keşke bu resul ile aynı yolu tutsaydım dipnot 1 .
Yanlış yapmış kişi o gün iki elini ısırarak diyecek ki: "Keşke yola, bu elçi ile birlikte girseydim.
O gün, zalim iki elini ısıracak ve şöyle diyecektir: Ah ne olurdu, ben de Peygamber’le birlikte yol tutmuş olsaydım!
O gün, zalim parmaklarını ısıracak ve şöyle diyecektir: -Ah ne olurdu, ben de Peygamber'le aynı yolu tutmuş olsaydım!
O gün zalim, ellerini ısırarak diyecek ki: "Ne olurdu, resulle birlikte bir yol tutsaydım."
Furkân suresi, 28. ayet. يَٰوَيْلَتَىٰ لَيْتَنِى لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا
"Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim!"
"Ah, yazık bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim!
Vah n'olaydım! Keşke falanca kimseyi kendime yol gösterici bir dost tutmayaydım!
"Vah bana, n'olurdu, falancayı kendime dost edinmemiş olsaydım!
"Yazık oldu bana, keşke şunu (beden şeytanını - karındaki ikinci beynin beyinde oluşturduğu ben bedenim kabulü. Kaynak bilgi: www. okyanusum. com'da, The Second Brain) dost edinmeseydim!"
"Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim."
Yazık bana! Keşke falancayı (bâtıl yolcusunu) dost edinmeseydim!
"Vay başıma gelene! Keşke o kişiyi dost edinmeseydim?"
"Vah bana, keşke falancayı dost edinmeseydim!"
"Vay bana, keşke falancayı arkadaş edinmeseydim."
'Vay bana, keşke falancayı arkadaş edinmeseydim.'
Eyvah! Keşke falancayı dost edinmeseydin!
Eyvah keşke falanı dost tutmıyaydım
"Eyvah! Keşke falancayı dost dipnot 1 edinmeseydim!"
"Eyvah! Keşke falancayı dost edinmeseydim!"
"Eyvah! Keşke falancayı veli edinmeseydim!"
"Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim."
"Ne yazık bana! Keşki fülanı dost tutmayaydım".
Vay başıma gelene: Keşki falancayı dost edinmeseydim.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
“Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim!”
"Vah bana, ne olurdu, ben falanı dost tutmasaydım!"
Yazık ettim kendime. Keşke falanca kişiyi samimi dost edinmeseydim dipnot 1 .
Yazık oldu bana. Keşke şu kimseyi dost edinmeseydim.
Vay başıma gelene! Keşke falancayı dost edinmeseydim.
Vay başıma gelene! Keşke falancayı dost edinmeseydim.
"Ah, ne olurdu, falancayı dost edinmeseydim."
Furkân suresi, 29. ayet. لَّقَدْ أَضَلَّنِى عَنِ ٱلذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَآءَنِى وَكَانَ ٱلشَّيْطَٰنُ لِلْإِنسَٰنِ خَذُولًا
"Andolsun, Kur'an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan insanı yardımcısız bırakıverir."
Zikr (Kur'an) bana geldikten sonra (o kişi) beni şüphesiz (Kur'an'dan) saptırmıştır. (Meğer) şeytan(laşmış olanlar) insanı yüzüstü bırakırmış." dipnot 1
Doğrusu, bana vahiy ulaştıktan sonra beni ondan uzaklaştırdı."Evet, zaten (kişiyi vahiyden) uzaklaştıran her tür şer güç insanı işte böyle yüzüstü bırakır.
Gerçekte, bana uyarıcı, hatırlatıcı mesaj geldikten sonra, beni (Allah'ı) hatırlamaktan o uzaklaştırdı!" Zaten, Şeytan (işte böyle) yalnız ve çaresiz bırakır insanı.
"Andolsun ki, gelen Zikir'den (hakikatimi hatırlatan hakikat bilgisinden) saptırdı. . . Şeytan (vehim - bilincin kendini beden kabulü) insan için hazuldur (güçsüz, ortada bırakan). "
"Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kur'an'dan) saptırmış oldu. Şeytan da insanı 'yapayalnız ve yardımsız" bırakandır."
Çünkü zikir (Kur'an) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yüzüstü bırakıp rezil rüsva eder.
"Gerçek şu ki, öğreti bana geldiğinde, beni Ondan, o saptırdı. Zaten şeytan, insanı yarı yolda bırakır!"
"Çünkü Kur'an bana gelmişken, gerçekten o, beni Kur'an'dan uzaklaştırdı. Şeytan, insanı yüzüstü bırakıp rezil rüsva eder."
"Beni, bana ulaşan mesajdan saptırdı. Gerçekten, sapkın insanı yarı yolda bırakır."
'Beni, bana ulaşan mesajdan saptırdı. Gerçekten, şeytan insanı yarı yolda bırakır.'
Bana geldikten sonra Kur'an, vallahi o beni saptırdı." Öyle ya şeytan insanı yapayalnız, yardımsız bırakır.
Vallahi o sapıttı beni zikirden, bana gelmiş iken, öyle ya Şeytan insana çok hızlankar bulunuyor
"Ant olsun ki bana öğüt geldiği halde, beni o sapıttı." Şeytan, insanı yalnız ve yardımsız bırakır!
"Ant olsun ki bana öğüt geldiği halde, beni o sapıttı." Şeytan, insanı yalnız ve yardımsız bırakır!
"Ant olsun ki bana öğüt geldiği halde, beni o sapıttı." Şeytan, insanı yalnız ve yardımsız bırakır!
"Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kuran'dan) saptırmış oldu. Şeytan da insanı 'yapayalnız ve yardımsız' bırakandır."
"Andolsun ki beni zikirden, hem o (bir devlet gibi) bana (Allah tarafından) geldikden sonra, o sapdırdı. Şeytan insanı (başına bir bela gelince) yapayalınız ve yardımsız bırakandır".
Andolsun ki; bana gelen zikirden beni, o saptırdı. Şeytan; insanı yapayalnız ve yardımsız bırakandır.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
“Andolsun, Kur’an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten Şeytan, insanı yardımcısız bırakıverir.”
O beni, bana gelen Zikirden saptırdı. Zaten şeytan, insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakır."
Doğru bilgi /Allah'ın kitabı bana geldikten sonra beni ondan o uzaklaştırdı. Şeytanlar dipnot 1 insanı, yüzüstü bırakır."
O, beni bu dipnot 1 doğru bilgiden (Kur'an'dan) uzaklaştırdı. Hem de bana kadar gelmişken. Bu Şeytan insanı böyle yüzüstü bırakır."
Andolsun ki bana gelen zikirden beni o saptırdı. Şeytan, insanı yapayalnız bırakıp, rezil eder.
Andolsun ki bana gelen zikir'den beni o saptırdı. Şeytan, insanı yapayalnız bırakıp, rezil ediyor.
"Zikir/Kur'an bana geldikten sonra, o saptırdı beni ondan. Şeytan, insan için bir rezil edicidir."
Furkân suresi, 30. ayet. وَقَالَ ٱلرَّسُولُ يَٰرَبِّ إِنَّ قَوْمِى ٱتَّخَذُوا۟ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ مَهْجُورًا
Peygamber, "Ey Rabbim! Kavmim şu Kur'an'ı terk edilmiş bir şey haline getirdi" dedi.
Elçi şöyle diyecektir: "Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı yalnız bıraktı." dipnot 1
Ve (o gün) Rasul diyecek ki: "Ya Rabbi! Benim Kavmim bu Kur'an'a devri geçmiş, işlevi kalmamış bir kitap muamelesi yaptı!"
Ve (o gün) Rasul: "Ey Rabbim!" diyecek, "Kavmimden (bazıları) bu Kuran'ı gözden çıkarılacak bir şey olarak gördü!"
Rasul (hakikatini OKUyan) dedi ki: "Ya Rab! Muhakkak ki halkım şu Kuran'ı (hakikatinin gereğini yaşamayı) terk etti (bedensel zevklerine döndü)!"
Ve elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar."
Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terkettiler.
Elçi, şöyle der: "Ey Efendim! Aslında, benim toplumum, bu Kur'an'ı, terk edilmiş olarak bıraktı!" dipnot 290
Peygamber dedi ve diyecek ki: "Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı terk edilmiş bıraktılar."
Elçi de "Efendim, halkım Kuran'ı terketti" der. dipnot 1
Elçi de, 'Rabbim, halkım Kuran'ı terketti,' der.
Peygamber de dedi ki: "Ey Rabbim, kavmim bu Kur'an'ı bir kenara itip bıraktılar"
Peygamber de "yarab, kavmim bu Kur'anı mehcur tuttular" demekte
Resul: "Ey Rabb'im, halkım bu Kur'an'ı mehcur dipnot 1 tuttu." dedi.
Resul: "Ey Rabb'im, halkım bu Kur'an'ı mehcur dipnot 1 tuttu." dedi.
Rasul: "Ey Rabb'im, halkım bu Kur'an'ı mehcur dipnot 1 edindi." dedi.
Ve elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kuran'ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar."
Peygamber dedi ki "Ey Rabbim, kavmim hakıykat şu Kur'anı metruk (bir şey) edindiler".
Ve Peygamber dedi ki: Ey RAbbım; doğrusu kavmim bu Kur'an'ı terkedilmiş olarak bıraktı.
(30-34) Resul dedin ki ey Rabbim kavmim kesinlikle bu Kuran’ı terkedilmiş / mahcur bıraktı. Tam da bu nedenle her bildiriciye / nebiye suçlulardan (insanlardan değil suçlulardan ) düşmanlar yaptık, yol gösteren ve yardımcı olarak rabbin yeterlidir. Kafirler, Kuran’ın hepsi, tekten ona indirilseydi ya derler, bu indiriliş şekli onu, kalbine sabitlemek ve indirilişin tane tane / sıra sıra ol abilmesi içindir. Sana getirdiğimiz gerçek ve daha güzel örneğin bir benzerini onlar asla örnek olarak getiremezler. Yüzleri üzere cehennemde biraraya getirilecekler dir, işte en fena / en şerli mek ân da budur, yoldan en fazla sapmış olanlar da onlardır.
Rasul: “Ya Rabb! Gerçekten benim kavmim bu Kur’an’ı terk etti” dedi.
Elçi de: "Ya Rabbi, kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş bıraktılar" demiştir.
(O gün) Elçimiz de şöyle der: "Rabbim, benim halkım bu Kur'an'ı (onun hükümlerini) terk edilmiş hale getirdiler dipnot 1 ."
O gün Elçimiz diyecek ki, "Ey Sahibim, benim kavmim bu Kur'an'ı kendilerinden uzak tuttular dipnot 1 ."
Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terketti.
Peygamber: -Rabbim, dedi. Kavmim Kur'an'a ilgisiz kaldı.
Resul de şöyle der: "Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur'an'ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular."
Furkân suresi, 31. ayet. وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِىٍّ عَدُوًّا مِّنَ ٱلْمُجْرِمِينَ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ هَادِيًا وَنَصِيرًا
Biz, işte böyle, her peygamber için suçlulardan bir düşman yarattık. Yol gösterici ve yardım edici olarak Rabbin yeter.
İşte böylece her peygamber için suçlulardan düşman(lar) yaptık. dipnot 1 Doğru yola ulaştıran ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
İşte böylece Biz her peygambere, suçu karakter haline getirenler içerisinden düşmanlar çıkarmışızdır: olsun, nasıl olsa Rabbin yol gösterici ve yardım edici olarak sana yeter.
İşte bu (senin çağında olduğu) gibi, biz her nebiye günaha gömülüp gitmiş kimseler içinden düşmanlar çıkardık; bununla birlikte, sana yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
İşte görüldüğü gibi, her Nebi için hakikati inkar suçlularından düşman oluştu. . . Hakikatin olan Rabbin Hadiy (hakikate erdiren) ve Nasir (hakikate ermen için yardım eden, zafere ulaştıran) olarak kafidir.
İşte böyle; biz, her peygambere suçlu günahkarlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
(Rasûlüm ) İşte biz böylece her peygamber için suçlulardan düşmanlar peydâ ettik. Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
Ve işte böylece, her peygamber için, suçluların arasından düşmanlar ortaya çıkardık. Çünkü senin Efendin, Doğru Yola Eriştiren ve Yardımcı olarak yeterlidir.
İşte biz böylece her peygamber için suçlulardan düşmanlar var ettik. Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin sana yeter.
Biz ayrıca her peygambere suçlulardan bir düşman var ettik. Yol gösterici ve yardımcı olarak Efendin yeter. dipnot 1
Biz ayrıca her peygambere suçlulardan bir düşman var ettik. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
Ve işte Biz böyle her peygamber için suçlulardan bir düşman yapmışızdır. Fakat yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
Ve işte biz böyle her Peygamber için mücrimlerden bir düşman yapmışızdır, maamafih hadi de rabbın yeter nasir de
Bu hep böyle olmuştur. Biz her Nebi'ye, mücrimlerden dipnot 1 bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardım edici olarak Rabb'in sana yeter.
Bu hep böyle olmuştur. Biz her nebiye, mücrimlerden dipnot 1 bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardım edici olarak Rabb'in sana yeter.
Bu hep böyle olmuştur. Biz her nebiye, günahı kendisini kuşatanlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardım edici olarak Rabb'in sana yeter.
İşte böyle; biz, her peygambere suçlu günahkarlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak rabbin yeter.
Biz her peygambere günahkarlardan böyle düşman (lar) peyda etdik. Hidayet verici olarak da, hakıyki yardımcı olarak da senin Rabbin yeter.
İşte böylece Biz; her peygambere suçlulardan bir düşman kıldık. Hidayete götüren ve yardımcı olarak Rabbın yeter.
(30-34) Resul dedin ki ey Rabbim kavmim kesinlikle bu Kuran’ı terkedilmiş / mahcur bıraktı. Tam da bu nedenle her bildiriciye / nebiye suçlulardan (insanlardan değil suçlulardan ) düşmanlar yaptık, yol gösteren ve yardımcı olarak rabbin yeterlidir. Kafirler, Kuran’ın hepsi, tekten ona indirilseydi ya derler, bu indiriliş şekli onu, kalbine sabitlemek ve indirilişin tane tane / sıra sıra ol abilmesi içindir. Sana getirdiğimiz gerçek ve daha güzel örneğin bir benzerini onlar asla örnek olarak getiremezler. Yüzleri üzere cehennemde biraraya getirilecekler dir, işte en fena / en şerli mek ân da budur, yoldan en fazla sapmış olanlar da onlardır.
Biz, işte böyle her peygamber için suçlulardan bir düşman yarattık. Yol gösterici ve yardım edici olarak Rabbin yeter.
Biz böylece her elçiye suçlulardan bir düşman var ettik. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
Her nebiye bir kısım suçluları işte böyle düşman ettik dipnot 1 . Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
Tıpkı bunun gibi her nebiye suçlulardan düşmanlar oluşmasını engellemedik. Yol gösterici ve yardımcı olarak Sahibin yeter.
İşte böyle her peygamber için günahkarlardan birer düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
İşte böyle her peygamber için suçlulardan düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
Biz böylece her peygambere, suçlulardan bir düşman musallat ettik. Kılavuz ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
Furkân suresi, 32. ayet. وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلْقُرْءَانُ جُمْلَةً وَٰحِدَةً كَذَٰلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِۦ فُؤَادَكَ وَرَتَّلْنَٰهُ تَرْتِيلًا
İnkar edenler, "Kur'an ona bir defada toptan indirilseydi ya!" dediler. Biz, Kur'an'la senin kalbini pekiştirmek için onu böyle kısım kısım indirdik ve onu ağır ağır okuduk.
Kâfir olanlar "Kur'an ona bir kerede (topluca) indirilseydi ya!" dediler. İşte böylece, kalbini onunla iyice pekiştirmek için (peyderpey indirdik) ve onu tane tane okuduk. dipnot 1
Bir de inkarda ısrar edenler dediler ki: "Kur'an ona topyekün olarak indirilseydi ya!"İşte Biz, bütünü oluşturan parçaları ait oldukları yere biri diğerini açıklayacak şekilde yerleştirerek, onunla senin iç dünyanı inşa edip pekiştirelim diye böyle yaptık.
İmdi, hakkı inkara şartlanmış olan kimseler: "Kuran ona bir bütün olarak bir kerede indirilseydi ya!" diyorlar. Oysa, Biz onu (sana) böyle tutarlı bir bütün oluşturacak şekilde belli bir düzen içinde ağır ağır vahyediyoruz ki onunla senin kalbini pekiştirelim.
Hakikat bilgisini inkar edenler dediler ki: "O'na Kuran'ın (İsrailoğullarına gelen kitaplar gibi) hepsi birden tenzil edilmeliydi!". . . (Oysa) böylece, O'nunla, senin Fuadını (Esma mana özelliklerini şuura yansıtıcılar - kalp nöronlarının beyindeki açılımlarını) sabitlemek için (böyle tenzil ettik) ve (hakikatinde, her birinin kuvvelerini ayrı ayrı bulman için) bölümler halinde okuttuk.
İnkar edenler dediler ki: "Kur'an ona tek bir defada, toplu olarak indirilmeli değil miydi?" Biz onunla kalbini sağlamlaştırıp pekiştirmek için böylece (ayet ayet indirdik) ve onu 'belli bir okuma düzeniyle (tertil üzere) düzene koyup' okuduk.
İnkâr edenler: Kur'an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi? dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk.
Nankörlük edenler, şöyle dediler: "Kur'an, tüm olarak bir defada Ona indirilmeliydi; öyle değil mi?" Senin yüreğini güçlendirmek için böyle yaptık. Ve Onu, belirlenmiş bir düzen içinde okuduk.
İnkar edenler, "Kur'an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi?" dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böylece yaptık ve onu tane tane okuduk.
İnkarcılar, "Kuran, ona neden bir defada indirilmedi?" dediler. Biz böylece onu belleğine yerleştirmekte ve onu belirlenmiş bir dizilişe göre okumaktayız.
İnkarcılar, 'Kuran, ona neden bir defada indirilmedi,' dediler. Biz böylece onu belleğine yerleştirmekte ve onu belirlenmiş bir dizilişe göre okumaktayız.
Yine o inkar edenler dediler ki: "O Kur'an ona hep birden indirilseydi ya!" Biz onu kalbine iyi yerleştirmek için böyle indirdik ve onu mükemmel bir okuyuşla ağır ağır okuduk.
Yine o küfredenler dediler ki: o Kur'an ona cümlesi birden indirilseydi ya! Biz onu gönlüne iyi tesbit edelim diye böyle ındirdik ve fevkal'ade bir tertil ile tertil eyledik
Kafirler: "Kur'an ona bir defada ve topluca indirilmeli değil miydi?" dediler. Oysaki bu, onu kalbine iyice yerleştirelim diyedir. Onu düzenli bir şekilde pekiştire pekiştire indirdik.
Kafirler: "Kur'an ona bir defada ve topluca indirilmeli değil miydi?" dediler. Oysaki bu, onu kalbine iyice yerleştirelim diyedir. Onu düzenli bir şekilde pekiştire pekiştire indirdik.
Gerçeği yalanlayan nankörler: "Kur'an ona bir defada ve topluca indirilmeli değil miydi?" dediler. Oysaki bu, onu kalbine iyice yerleştirelim diyedir. Onu düzenli bir şekilde pekiştire pekiştire okuduk.
Küfredenler dediler ki: "Kuran ona tek bir defada, toplu olarak indirilmeli değil miydi?" Biz onunla yüreğini (fuadeke) sağlamlaştırıp pekiştirmek için böylece (ayet ayet indirdik) ve onu 'belli bir okuma düzeniyle (tertil üzere) düzene koyup' okuduk.
O küfredenler (şöyle) dedi (ler): "Ona Kur'an bir (hamlede), toplu bir halde indirilmeli değil miydi"? Biz onu senin kalbine iyice yerleşdirmek için böyle (yapdık). Onu (çok güzel bir nizaam ile) ayet ayet ayırdık (ve aheste aheste bildirdik).
O küfredenler dediler ki: Kur'an ona bir kerede topluca indirilmeli değil miydi? Halbuki Biz; onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle azar azar indirir ve ağır ağır okuruz.
(30-34) Resul dedin ki ey Rabbim kavmim kesinlikle bu Kuran’ı terkedilmiş / mahcur bıraktı. Tam da bu nedenle her bildiriciye / nebiye suçlulardan (insanlardan değil suçlulardan ) düşmanlar yaptık, yol gösteren ve yardımcı olarak rabbin yeterlidir. Kafirler, Kuran’ın hepsi, tekten ona indirilseydi ya derler, bu indiriliş şekli onu, kalbine sabitlemek ve indirilişin tane tane / sıra sıra ol abilmesi içindir. Sana getirdiğimiz gerçek ve daha güzel örneğin bir benzerini onlar asla örnek olarak getiremezler. Yüzleri üzere cehennemde biraraya getirilecekler dir, işte en fena / en şerli mek ân da budur, yoldan en fazla sapmış olanlar da onlardır.
Kâfirler: “Kur’an ona bir defada toptan indirilseydi ya!” dediler. Biz onunla kalbine sebat verelim diye yaptık ve onu ağır ağır okuduk.
İnkar edenler: "Kur'an, ona bir defada indirilmeli değil miydi?" dediler. Biz onunla senin kalbini sağlamlaştırmak için onu böyle (parça parça indirdik) ve onu ağır ağır okuduk.
Kafirlik edenler /ayetleri görmezlikte direnenler: "Kur'an ona, bir seferde toptan indirilseydi ya!" dediler. Böyle (parça parça) indirilmesi, gönlünü ona sabitleyelim diyedir dipnot 1 . Biz onu tam tertil ettik /bağlantılarını kurup doğru bir şekilde düzenledik dipnot 2
Görmezlikten gelenler; "Kur'an ona toptan indirilseydi ya?" dediler. Böyle olması, senin kalbini sabitleyelim ve sana ağır ağır okuyalım diyedir.
Küfredenler: Kur’an ona bir defada toptan indirilmeli değil miydi? dediler. Biz, onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle indirdik. Onu parça parça, ağır ağır indirdik.
Küfredenler: -Kur'an ona bir defada toptan indirilmeli değil miydi? dediler. Biz, onu senin kalbine yerleştirmek için böyle indirdik. Onu düzenli ve yerli yerince indirdik.
İnkar edenler dediler ki: "Kur'an ona toptan, bir kerede indirilsedi ya!" Biz böyle yaptık ki, onunla senin kalbini dayanıklı kılalım. Biz onu parça parça/ayet ayet okuduk.
Furkân suresi, 33. ayet. وَلَا يَأْتُونَكَ بِمَثَلٍ إِلَّا جِئْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ وَأَحْسَنَ تَفْسِيرًا
Onlar sana hiçbir misal getirmezler ki (buna karşılık) sana gerçeği ve en güzel açıklamayı getirmiş olmayalım.
Onlar sana örnek getirdiklerinde biz de sana gerçeği ve en güzel tefsiri (açıklamayı) mutlaka getirmişizdir. dipnot 1
İmdi, onlar senin karşına hangi temsili anlatım tarzıyla çıkarlarsa çıksınlar, kesinlikle Biz sana o konudaki gerçeği ve en doğru açıklamayı getiririz.
Bunun içindir ki, hangi soruyla karşına çıkarlarsa çıksınlar, Biz sana mutlaka asıl doğru olan neyse onu ve en güzel açıklamayı getirmekteyiz.
Sana her sorun getirdiklerinde, açıklaması itibarıyla ve Hak olarak, sana daha güzeli ile geldik.
Onların sana getirdikleri hiç bir örnek yoktur ki, biz (ona karşı) sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım.
Sana hiçbir misal getirmezler ki, biz sana hak ve açıklaması en güzel olanını getirmemiş olalım.
Onların sana getirdikleri her örnek için, gerçeği ve en güzel açıklamayı getiririz. dipnot 291
Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, sana doğrusunu ve daha açığını getirmeyelim.
Onların sana yönelttikleri her teze karşı, biz sana gerçeği ve en güzel açıklamayı getiririz.
Onların sana yönelttikleri her teze karşı, biz sana gerçeği ve en güzel açıklamayı getiririz.
Hem onlar sana karşı herhangi bir mesel ile gelmezler ki, Biz sana (ona karşılık) gerçeği ve en güzel yorumu getirmiş olmayalım.
Hem onlar sana her hangi bir mesel ile gelmezler ki mutlak biz sana hakkı ve tefsirin daha güzelini getirmiş olmıyalım
Onların sana verecekleri her örneğe karşılık, biz sana Hakk'ı en iyi şekilde açıklarız.
Onların sana verecekleri her örneğe karşılık, biz sana hakkı en iyi şekilde açıklarız.
Onların sana verecekleri her örneğe karşılık, biz sana hakkı en iyi şekilde açıklarız.
Onların sana getirdikleri hiç bir örnek yoktur ki, biz (ona karşı) sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım.
Onlar sana bir misal getirmeye dursunlar, biz sana hakkı ve tefsirin daha güzelini getirdik.
Onlar sana bir misal getirmeye görsünler, Biz; onun gerçeğini ve en iyi anlaşılanını sana getirmişizdir.
(30-34) Resul dedin ki ey Rabbim kavmim kesinlikle bu Kuran’ı terkedilmiş / mahcur bıraktı. Tam da bu nedenle her bildiriciye / nebiye suçlulardan (insanlardan değil suçlulardan ) düşmanlar yaptık, yol gösteren ve yardımcı olarak rabbin yeterlidir. Kafirler, Kuran’ın hepsi, tekten ona indirilseydi ya derler, bu indiriliş şekli onu, kalbine sabitlemek ve indirilişin tane tane / sıra sıra ol abilmesi içindir. Sana getirdiğimiz gerçek ve daha güzel örneğin bir benzerini onlar asla örnek olarak getiremezler. Yüzleri üzere cehennemde biraraya getirilecekler dir, işte en fena / en şerli mek ân da budur, yoldan en fazla sapmış olanlar da onlardır.
Onlar sana her ne misal getirseler (buna karşılık) mutlaka biz de sana hakkı ve daha güzel açıklamayı getiririz.
Onların sana getirdiği her misale (her batıl soruya) karşı mutlaka biz sana, (o batılı yok edecek) gerçeği ve en güzel açıklamayı getiririz.
Bunların sana getirdikleri herhangi bir örnek yoktur ki biz sana onun doğrusunu ve en güzel açıklamasını getirmiş olmayalım.
Sana hangi örnekle gelseler, biz sana onun gerçeğini ve konuyu daha iyi açıklayanını getiririz.
Onların sana getirdikleri hiçbir misal yoktur ki, (onun karşılığında) sana hak olanı ve daha açığını getirmeyelim.
Sana bir örnek getirmeye görsünler, biz onun gerçeğini ve en iyi anlaşılanını getiririz.
Onlar sana bir mesel getirdikçe, biz sana hakkı ve en güzel yorumu getiririz.
Furkân suresi, 34. ayet. ٱلَّذِينَ يُحْشَرُونَ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ إِلَىٰ جَهَنَّمَ أُو۟لَٰٓئِكَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضَلُّ سَبِيلًا
Yüzüstü cehenneme sürüklenecek olanlar var ya; işte onlar konumları itibariyle daha kötü, tuttukları yol itibariyle daha sapıktırlar.
Yüzüstü cehenneme (sürülüp) toplanacaklara (gelince), konumları çok kötü olanlar ve yolu en şaşkınlar işte onlardır. dipnot 1
Yüzüstü sürünerek cehenneme tıkılacak olan kimselere gelince: En şerli konumda bulunanlar ve yoldan en çok sapanlar işte bunlardır.
(Öyleyse, hakkı inkara kalkışan o kimselere söyle ki) yüzleri üstüne sürüler halinde cehenneme tıkılacak olanlar (var ya); (öte dünyadaki) yerleri en kötü olanlar ve halen (doğru) yoldan en fazla sapmış bulunanlar işte böyleleridir!
Hakikatleri kararmış yüzleri yere bakan, cehenneme haşrolunacak kimseler var ya, işte onlar mekan itibarıyla en şerr ve yol itibarıyla en sapkındırlar.
O yüzükoyun cehenneme doğru sürülüp toplanacak olanlar; işte onlar, yer bakımından çok kötü, yol bakımından sapmış olanlardır.
Cehennem'de yüzükoyun haşr olunacak olanlar, işte yerleri en kötü ve yolları en sapık olanlar bunlardır.
Yüzüstü cehenneme toplanacak olanlar; işte onlar, yeri en kötü olanlar ve yoldan en çok sapanlardır.
Yüzüstü cehenneme sürülüp toplanacak olanlar; işte onların yerleri en kötü yer, yolları en sapık yoldur.
Cehenneme zorla sürülenler, en kötü yere ve en çarpık yola sahip olanlardır.
Cehenneme zorla sürülenler, en kötü yere ve en çarpık yola sahip olanlardır
O yüzleri üstü cehenneme toplanacaklar, yerleri en kötü, yolları en sapık olanlardır.
O yüzleri üstü Cehenneme haşrolunacaklar, onlar mevkı'ce çok fena, yolca da en sepıktırlar
Yüzüstü Cehennem'e toplanacak olanlar; işte onlar, yerce çok kötü ve yolca çok sapkınlardır.
Yüzüstü Cehennem'e toplanacak olanlar; işte onlar, yerce çok kötü ve yolca çok sapkınlardır.
Yüzüstü Cehennem'e toplanacak olanlar; işte onlar, yerce çok kötü ve yolca çok sapkınlardır.
O yüzükoyun cehenneme doğru sürülüp toplanacak olanlar; işte onlar, yer bakımından çok kötü, yol bakımından sapmış olanlardır.
O yüzleri üstü cehenneme (sürülüb) toplanacaklar (yok mu?) Onların yeri çok kötü, yolu çok sapıkdır.
Cehennemde yüzleri üstü toplanacak olanların; işte onların yeri çok kötü ve yolu çok sapıktır.
(30-34) Resul dedin ki ey Rabbim kavmim kesinlikle bu Kuran’ı terkedilmiş / mahcur bıraktı. Tam da bu nedenle her bildiriciye / nebiye suçlulardan (insanlardan değil suçlulardan ) düşmanlar yaptık, yol gösteren ve yardımcı olarak rabbin yeterlidir. Kafirler, Kuran’ın hepsi, tekten ona indirilseydi ya derler, bu indiriliş şekli onu, kalbine sabitlemek ve indirilişin tane tane / sıra sıra ol abilmesi içindir. Sana getirdiğimiz gerçek ve daha güzel örneğin bir benzerini onlar asla örnek olarak getiremezler. Yüzleri üzere cehennemde biraraya getirilecekler dir, işte en fena / en şerli mek ân da budur, yoldan en fazla sapmış olanlar da onlardır.
Yüzükoyun cehenneme (sürülüp) toplanacak olanlar; işte onlar, yerleri en kötü, yolları en sapık olanlardır.
O yüzükoyun cehenneme toplanacak olanlar, işte onlar, yerce çok kötü ve yolca çok sapıktır.
Onlar, yüz üstü cehenneme toplanacak olanlardır. İşte onlar en kötü yerde ve en sapık yoldadırlar dipnot 1 .
Başlarını öne eğmiş olarak cehennemde toplanmaya aday olan bu kimselerin konumu ne kötü, yolları ne sapıktır!
Yüzüstü cehenneme toplanacak olanlar, işte onlar, yeri en kötü ve yolu en sapık olanlardır.
Yüzüstü cehenneme toplanacak olanlar, işte onlar, yeri en kötü ve yolu en sapık olanlardır.
O yüzleri üstü cehenneme sevk edilecek olanlar, mekan bakımından en şerli, yol bakımından en sapık kişilerdir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.