Diyanet İşleri
Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.
Kâf suresi · 16–19. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Kâf suresi, 16. ayet. وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِۦ نَفْسُهُۥ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ ٱلْوَرِيدِ
Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.
Yemin olsun ki insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını bilmekteyiz. Biz ona şah damarından daha yakınız. dipnot 1
Doğrusu insanı yaratan Biziz ve iç beninin ona neler fısıldadığını iyi biliriz: zira Biz insana şahdamarından daha yakınız.
Gerçek şu ki, insanı yaratan Biziz ve onun iç benliğinin ona ne fısıldadığını Biz biliriz çünkü Biz ona şah damarından daha yakınız.
Andolsun ki insanı biz yarattık. . . Ona (bilincinin oluşturduğu) nefsinin vesvese verdiği şeyi (kendini beden kabullenme fikrini) biliriz. . . Biz ona, şah damarından daha yakınız!
Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.
Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.
Oysa gerçek şu ki, insanı, Biz yarattık. Benliğinin ona ne fısıldadığını da Biz biliriz. Çünkü Biz, ona, şah damarından daha yakınız.
Andolsun insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.
İnsanı biz yarattık ve onun kendi kendine neyi fısıldadığını iyi biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.
İnsanı biz yarattık ve onun kendi kendine neyi fısıldadığını iyi biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.
Andolsun ki, insanı Biz yarattık, nefsinin onu ne ile vesveselendirdiğini biliriz ve Biz ona habl-i verid'den (şah damarından) daha yakınız.
Hem şanıma kasem ederim ki hakıkat insanı biz yarattık ve biliriz; nefsi onu ne ile vesveselendirir ve biz ona "habl-i verid"den daha yakınızdır.
Ant olsun ki insanı Biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını biliriz. Ve Biz ona "habl-i verid"ten dipnot 1 daha yakınız.
Ant olsun ki insanı Biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını biliriz. Ve Biz ona "habl-i verid"ten dipnot 1 daha yakınız.
Ant olsun ki insanı Biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını biliriz. Ve Biz ona "habl-i verid"ten dipnot 1 daha yakınız.
Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.
Andolsun, insanı biz yaratdık. Nefsinin ona ne vesveseler vermekde olduğunu da biliriz. (Çünkü) biz ona şah damarından daha yakınız.
Andolsun ki; insanı, Biz yarattık ve nefsinin kendisine ne fısıldadığını da biliriz. Biz, ona şah damarından daha yakınız.
(16-20) Kesin şu ki insanı biz yarattık ve kendisinin / nefsinin ona verdiği vesveseleri de biliyoruz. Biz ona şah damarından daha yakınız. (Hablul verid, vird varmak demek) Sağında ve solunda oturan ikili , ne işliyorsa onu kaydediyorlar. (Kirâmen Kâtibin) Söz olarak ne söyler ise / ne laf atarsa mutlaka yanı başında hazır bir gözlemci yi bulur. Artık ölüm sarhoşluğu gerçekleşmek üzere gelmiştir, bu ondan kaçmış olduğun şeydir. Sur' a üfürülür. Bu da vadedilen o gündür.
Şüphesiz insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.
Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.
İnsanı biz yarattık; nefsinin ona neler fısıldadığını biliriz. Biz ona sinir uçlarından dipnot 1 daha yakınız dipnot 2 .
İnsanı biz yarattık; içinden neler geçtiğini biliriz. Biz ona sinir uçlarından da yakınız.
Andolsun ki insanı biz yarattık. Ona, nefsinin kendisine vesvese olarak verdiği şeyleri de biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.
Andolsun ki insanı biz yarattık. Ona nefsinin ne fısıldadığını da biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.
Yemin olsun ki, insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını da biz biliriz. Biz ona, şah damarından daha yakınız.
Kâf suresi, 17. ayet. إِذْ يَتَلَقَّى ٱلْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ قَعِيدٌ
Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek de (onun yaptıklarını) alıp kaydetmektedir.
Hani sağdan ve soldan iki (melek), kaydedici olarak (insanı) gözetleyicidir.
(Zıt kutuplarda) konuşlanmış olan o iki (unsur), sağdan ve soldan karşı karşıya geldiği zaman
(Ve böylece,) ne zaman (tabiatında mevcut) iki eğilim, sağdan soldan çatışarak karşı karşıya gelseler,
Sağından ve solundan kayıtla görevli iki kaydedici kuvve, kaydederler!
Onun sağında ve solunda oturan iki yazıcı kaydederlerken
İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar.
Sağında ve solunda oturan iki yazıcı kaydediyorlar.
İki melek onun sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadır.
Sağında ve solunda iki alıcı melek oturmuş kaydetmektedirler.
Sağında ve solunda iki alıcı melek oturmuş kaydetmektedirler.
İki zabıt memuru (melek), sağda ve solda oturmuş zabıt tutarlarken.
İki zabıt memuru zabıt tutarlarken, biri sağdan oturmuş biri soldan.
Sağında ve solunda yerleşmiş iki kaydedici, yaptıklarını kayda geçirmektedirler.
Sağında ve solunda yerleşmiş iki kaydedici, yaptıklarını kayda geçirmektedirler.
Sağında ve solunda yerleşmiş iki kaydedici, yaptıklarını kayda geçirmektedirler.
Onun sağında ve solunda oturan iki yazıcı kaydederlerken.
Hatırla ki (insanın) hem sağında, hem solunda oturan, onun amellerini tesbit etmekde olan iki de (melek) vardır.
Sağında ve solunda onunla beraber oturup amellerini tesbit eden iki de tesbit edici vardır.
(16-20) Kesin şu ki insanı biz yarattık ve kendisinin / nefsinin ona verdiği vesveseleri de biliyoruz. Biz ona şah damarından daha yakınız. (Hablul verid, vird varmak demek) Sağında ve solunda oturan ikili , ne işliyorsa onu kaydediyorlar. (Kirâmen Kâtibin) Söz olarak ne söyler ise / ne laf atarsa mutlaka yanı başında hazır bir gözlemci yi bulur. Artık ölüm sarhoşluğu gerçekleşmek üzere gelmiştir, bu ondan kaçmış olduğun şeydir. Sur' a üfürülür. Bu da vadedilen o gündür.
Sağ tarafta ve sol tarafta oturan iki alıcı (melek) oturmuş (kayıt yapmaktadır).
Onun sağında ve solunda oturan iki alıcı (melek, onun sözlerini ve işlerini) kaydetmektedir.
Sağında ve solunda iki kayıt görevlisi oturmuş, kayıt yaparken
Oturan iki alıcı, (bütün yaptıklarını) sağından ve solundan alırken,
Sağ tarafta ve sol tarafta oturan iki alıcı (melek) oturmuş (kayıt yapmaktadır).
Sağ tarafta ve sol tarafta oturan iki alıcı kayıt yapmaktadır.
Sağında ve solunda oturmuş iki görevli, kayıt yapmaktadır.
Kâf suresi, 18. ayet. مَّا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ
İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.
Kişinin her bir sözünün (davranışının) yanında hazır bir gözetleyici, bir kaydedici mutlaka vardır. dipnot 1
insandan herhangi bir söz çıkmaya görsün; illa ki, kendi içinde bile onu gözetleyip kaydeden Biri vardır.
insanın söylediği her şeyde yanıbaşında mutlaka bir gözetleyici bulunur.
(İnsanın) her düşüncesini gözleyen (kaydeden) bir gözcüsü vardır!
O, söz olarak (herhangi bir şey) söylemeyiversin, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici vardır.
İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.
Söylemiş olduğu bir söz yoktur ki, onun yanında bir gözetleyici hazır bulunmamış olsun.
İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın.
Yanında gözetleyen tanıklar olmaksızın ağzından bir söz çıkmaz.
Yanında gözetleyen tanıklar olmaksızın ağzından bir söz çıkmaz.
Her ne söz söylerse, mutlaka yanında hazır bir gözcü vardır.
Her ne söz atarsa mutlak yanında hazır bir gözcü vardır
Söylediği her söz, yanındaki hazır gözleyicilerce gözlenmektedir.
Söylediği her söz, yanındaki hazır gözleyicilerce gözlenmektedir.
Söylediği her söz, yanındaki hazır gözleyicilerce gözlenmektedir.
O, söz olarak (herhangi bir şey) söylemeyiversin, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici vardır.
O, bir söz atmaya dursun, mutlak yanında haazır bir gözcü vardır.
O, bir söz atmaya dursun; mutlaka yanında hazır bir gözcü vardır.
(16-20) Kesin şu ki insanı biz yarattık ve kendisinin / nefsinin ona verdiği vesveseleri de biliyoruz. Biz ona şah damarından daha yakınız. (Hablul verid, vird varmak demek) Sağında ve solunda oturan ikili , ne işliyorsa onu kaydediyorlar. (Kirâmen Kâtibin) Söz olarak ne söyler ise / ne laf atarsa mutlaka yanı başında hazır bir gözlemci yi bulur. Artık ölüm sarhoşluğu gerçekleşmek üzere gelmiştir, bu ondan kaçmış olduğun şeydir. Sur' a üfürülür. Bu da vadedilen o gündür.
İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.
(İnsan,) Hiçbir söz söylemez ki yanında kendisini gözetleyen, dediklerini zapteden (bir melek) hazır bulunmasın.
kişi ne söylerse söylesin, yanında mutlaka hazır bir gözcü bulunur dipnot 1 .
Ağzından çıkan her sözü kaydeden bir gözcü yanında bekler dipnot 1 .
İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.
Hiçbir şey söylemez ki onu gözleyen, tesbit eden biri bulunmasın.
Bir söz sarfetmeye dursun, yanındaki gözcü hemen zaptediverir.
Kâf suresi, 19. ayet. وَجَآءَتْ سَكْرَةُ ٱلْمَوْتِ بِٱلْحَقِّ ذَٰلِكَ مَا كُنتَ مِنْهُ تَحِيدُ
Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona, "İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir" denir.
Ölüm sarhoşluğu gerçeği getirir; (insana) "İşte bu, senin kaçtığın şeydir!" (denir).
Derken ölüm kabusu tüm gerçekliğiyle çıkagelir; (ki) işte bu (ey insan), senin köşe bucak kaçtığın şeydir!
Ve (sonra,) ölüm kabusu, kendisiyle beraber (asıl) gerçeği de ortaya koyacaktır -işte bu, (ey insan,) senin her zaman kaçtığın şeydir!-
Hak olarak Sekrat'ül Mevt (ölüm sarhoşluğu) yaşanmaya başlanmıştır! İşte bu senin kendisinden kaçıp durduğun şeydir.
O, ölüm sarhoşluğu, bir gerçek olarak gelip de, (insana) "İşte bu, senin yan çizip kaçmakta olduğun şeydir" (denildiği zaman da).
Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de: İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir, denir.
Ve ölüm sarhoşluğu gerçek olarak gelmiştir. Kaçtığın şey, işte budur.
Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelecek, "İşte ey insan!Bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir" denecek.
Sonunda ölüm sarhoşluğu gerçekten gelmiştir; işte senin kendisinden kaçıp durduğun şey budur.
Sonunda ölüm sarhoşluğu gerçekten gelmiştir; işte senin kendisinden kaçıp durduğun şey budur.
Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldiğinde: "İşte o senin kaçıp durduğun!" diye.
Ve ölüm sekeratı hakk ile geldikte işte diye: o senin kaçıp durduğun
Ölümün sarhoşluğu kaçınılmaz bir gerçek olarak gelince, "İşte senin kaçtığın şey budur!"
Ölümün sarhoşluğu kaçınılmaz bir gerçek olarak gelince, "İşte senin kaçtığın şey budur!"
Ölümün sarhoşluğu kaçınılmaz bir gerçek olarak gelince, "İşte senin kaçtığın şey budur!"
O, ölüm sarhoşluğu, bir gerçek olarak gelip de, (insana) "işte bu, senin yan çizip kaçmakta olduğun şeydir" (denildiği zaman da).
(Bir gün bakarsın ki) ölüm baygınlığı, gerçek olarak gelmiş. "İşte bu, senin kaçıb durduğun şey" (denilmiş) dir.
Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldi. İşte bu; senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir.
(16-20) Kesin şu ki insanı biz yarattık ve kendisinin / nefsinin ona verdiği vesveseleri de biliyoruz. Biz ona şah damarından daha yakınız. (Hablul verid, vird varmak demek) Sağında ve solunda oturan ikili , ne işliyorsa onu kaydediyorlar. (Kirâmen Kâtibin) Söz olarak ne söyler ise / ne laf atarsa mutlaka yanı başında hazır bir gözlemci yi bulur. Artık ölüm sarhoşluğu gerçekleşmek üzere gelmiştir, bu ondan kaçmış olduğun şeydir. Sur' a üfürülür. Bu da vadedilen o gündür.
Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona; “İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir.” denir.
Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldi. İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir.
Ölüm sarhoşluğu, bütün gerçekliği ile gelir; "işte bu, sürekli kaçındığın şeydir dipnot 1 ".
Ölüm sarhoşluğu, o gerçeği (ölümü) getirir; işte kaçıp durduğun şey!
Ölüm sekeratı gerçekten geldiğinde ona denir ki: İşte senin kaçıp durduğun şey!
Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldiğinde, ona denir ki: -İşte senin kaçıp durduğun şey!
Ölüm sarhoşluğu hak olarak geldi. İşte bu, senin kaçıp durduğun şeydir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.