Diyanet İşleri
Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp "Bu bir delidir" dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu.
Kamer suresi · 9–17. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Kamer suresi, 9. ayet. كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌ وَٱزْدُجِرَ
Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp "Bu bir delidir" dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu.
Onlardan önce Nuh'un halkı da (gerçeği) yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak "(O) cinlenmiştir." demişlerdi. (Tebliğden vazgeçirilmeye) zorlanmıştı.
Onlardan önce, Nuh kavmi de yalanlamıştı: hem kulumuzu yalanlamışlar, hem de dönüp "O bir delidir" demişlerdi: ama engellendiler.
Bunlardan, (şimdi yeniden dirilmeyi inkar edenlerden) önce Nuh'un kavmi de O'nu yalanlamıştı; onlar kulumuzu yalanlamışlar ve "O, bir delidir!" demişlerdi (ve bundan dolayı) o kovulup defedilmişti.
Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir" dediler; (görevinden) engellediler.
Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti.'
Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanladı, hem de kulumuzun yalancı olduğunda ısrar ederek: O, delirdi, dediler. Ve (Nuh, davetten vazgeçmeye) zorlandı.
Onlardan önce, Nuh toplumu da yalanlamıştı. Kulumuzu yalanlayarak; "Delirmiş!" dediler ve engellediler.
Onlardan önce Nuh'un toplumu da yalanladı, hem de kulumuzun yalancı olduğuna ısrar ederek. "O, delirdi" dediler ve davetten vazgeçmeye zorlandı.
Onlardan önce de Nuh'un halkı yalanlamıştı. Kulumuzu yalanlayıp, "Delidir" dediler. Nitekim o engellendi.
Onlardan önce de Nuh'un halkı yalanlamıştı. Kulumuzu yalanlayıp, 'Delidir' dediler. Nitekim o engellendi.
Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanladı; o kulumuza yalancı dediler, delidir, dediler; çok incittiler.
Onlardan evvel Nuh kavmı tekzib etti yalancı dediler o kulumuza, mec'nun dediler, çok incittiler
Onlardan önce Nuh'un halkı da yalanladı. Kulumuzu, "O delinin biridir." diye yalanladılar. Kulumuz zorluk çıkarılarak engellendi.
Onlardan önce Nuh'un halkı da yalanladı. Kulumuzu, "O delinin biridir." diye yalanladılar. Kulumuz zorluk çıkarılarak engellendi.
Onlardan önce Nuh'un halkı da yalanladı. Kulumuzu, "O delinin biridir." diye yalanladılar. Kulumuz zorluk çıkarılarak engellendi.
Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti'.
Onlardan evvel Nuuh kavmi tekzib etdi; onlar kulumuzu yalancı saymakda ısrar etdiler. "Mecnun" dediler. O, (da'vetden cebren) vaz geçirilmişdi.
Onlardan önce Nuh kavmi de yalanlamış, kulumuzu tekzib ederek; delidir, demişler ve yolunu kesmişlerdi.
(9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?
Onlardan önce Nûh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar da mecnun (cinlenmiş) dediler. Ve (Nûh, davetten vazgeçmeye) zorlandı.
Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir" dediler. Ve o(na çeşitli eziyetler yapılarak tebliğden) menedildi.
Bunlardan önce Nuh'un toplumu da yalana sarılmış dipnot 1 , kulumuzu yalanlamış ve "Bu, cinlerin etkisinde dipnot 2 ." demişlerdi; görevini yapması engellenmişti dipnot 3 .
Bunlardan önce Nuh'un topluluğu da yalana sarılmış, kulumuzu yalancı yerine koymuşlardı. "Bu, cinlerin etkisinde" dediler. Böylece görevi engellendi.
Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar da mecnun (cinlenmiş) dediler. O (davetinden) alıkoymaya kalkışıldı.
Onlar önce Nuh kavmini de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar da "mecnun (cinlenmiş)" dediler. Onu incittiler.
Onlardan önce Nuh kavmi yalanlamıştı. Yalanladılar kulumuzu ve "Mecnundur bu!" dediler. Ve durduruldu kulumuz.
Kamer suresi, 10. ayet. فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌ فَٱنتَصِرْ
O da Rabbine, "Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et" diye dua etti.
(Nuh) Rabbine "Yenik düştüm, yardım et!" diyerek yalvarmıştı.
Derken, o Rabbine şöyle yalvardı: "Ben artık bittim, şimdi Sen yardım et!"
Bunun üzerine (Nuh,) Rabbine: "Doğrusu ben yenik düştüm, artık Sen gel ve bana yardım et!" şeklinde yalvardı.
Nihayet (Nuh da) Rabbine: "Gerçek ki ben mağlup oldum; bana yardım et" diye dua etti.
Sonunda Rabbine dua etti: "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al."
Bunun üzerine, Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek yalvardı.
Bunun üzerine, Efendisine, yakarışta bulundu: "Aslında, ben yenildim; artık bana yardım et!"
Bunun üzerine Rabbine, "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" diyerek yalvardı.
Efendisini çağırdı, "Ben yenildim; bana yardım et."
Rabbini çağırdı, 'Ben yenildim; bana yardım et.'
O da sonunda Rabbine dua etti: "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" dedi.
O da nihayet rabbına dua etti, ben dedi, mağlubum, hemen nusratını ver
Sonunda Rabb'ine çağrıda bulundu: "Doğrusu ben yenik düştüm, bana yardım et."
Sonunda Rabb'ine çağrıda bulundu: "Doğrusu ben yenik düştüm, bana yardım et."
Sonunda Rabb'ine çağrıda bulundu: "Doğrusu ben, yenik düştüm, bana yardım et."
Sonunda rabbine dua etti: "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık sen (bu kafir toplumdan) intikam al."
Nihayet, o da Rabbine "Ben hakıykaten mağlubum. Artık (benim) intikaam (ımı) sen al" diye düa etdi.
O da Rabbına yalvarmış: Ben; yenildim, bana yardım et, demişti.
(9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?
O da Rabbine; “Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et!” diye dua etti.
Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, yardım et!" diye yalvardı.
O da: "Ben yenik düştüm, yardım et dipnot 1 !" diye Rabbine yalvarmıştı.
O da Rabbine (Sahibine) yalvardı: " Yenik düştüm, bana yardım et." dedi.
O da: Ben yenik düştüm, bana yardım et, diye Rabbine dua etti.
O da: -Ben, yenildim, bana yardım et, diye Rabb'ine dua etti.
Bunun üzerine yakardı Rabbine, "Yenilgiye uğradım işte, yardım et!" diye...
Kamer suresi, 11. ayet. فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍ مُّنْهَمِرٍ
Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık.
Biz de boşanan bir su ile göğün kapılarını açmıştık.
Biz de bardaktan boşanırcasına dökülen bir su ile semanın kapılarını açtık;
Biz de seller gibi akan bir su ile göğün kapılarını açtık
Biz de kuvvetle dökülen bir su ile semanın kapılarını açtık!
Biz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık.
Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık.
Bu yüzden, seller gibi akan bir suyla gök kapılarını açtık.
Biz de gök kapılarını, devamlı yağan bir yağmurla açtık.
Bunun üzerine göğün kapılarını boşalan sularla açtık.
Bunun üzerine göğün kapılarını boşanan sularla açtık.
Bunun üzerine göğün kapılarını şakır şakır dökülen bir su ile açtık.
Bunun üzerine Göğün kapılarını açtık dökülen bir su ile şakır şakır
Biz de hemen göğün kapılarını gürül gürül boşalan su ile açtık.
Biz de hemen göğün kapılarını gürül gürül boşalan su ile açtık.
Biz de hemen göğün kapılarını gürül gürül boşalan su ile açtık.
Biz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık.
Bunun üzerine biz de şarıl şarıl dökülen bir suya gök kapılarını açdık.
Bunun üzerine Biz de gök kapılarını boşanan sularla açmıştık.
(9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?
Bunun üzerine biz de göğün kapılarını şiddetle boşanan sulara açtık.
Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.
Biz de oluk oluk sular aksın diye göğün kapılarını açtık.
Biz de boşalan sularla göğün kapılarını açtık.
Bunun üzerine biz de göğün kapılarını şiddetle boşanan sulara açtık.
Bunun üzerine biz de göğün kapılarını şiddetle boşanan sulara açtık.
Biz de açtık gök kapılarını seller gibi akan bir su ile.
Kamer suresi, 12. ayet. وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ
Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
Yerden de (su) kaynakları fışkırtmıştık. Böylece (bu iki) su, belirlenmiş bir iş (tufan) için birleşmişti.
ve toprağı fışkıran pınarlara çevirdik; ve kararlaştırılmış bir görevi gerçekleştirmek üzere su(lar) birleşti.
ve toprağın pınarlar halinde fışkırmasını sağladık ki sular önceden belirlenmiş bir amaca hizmet etsin
Arzı da kaynaklarıyla fışkırttık da takdir edilmiş hükümle sular (birbirine) kavuştu!
Yeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti.
Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. (Her iki) su, takdir edilmiş bir işin olması için birleşmişti.
Ve yeryüzünü kaynaklar biçiminde fışkırttık. Ardından, belirlenmiş bir olgu için sular birleşti.
Yerden kaynaklar fışkırttık. Her iki su, karar verilmiş bir işin gerçekleşmesi için birleşmişti.
Yerden de pınarlar fışkırttık. Nihayet sular, daha önce belirlenmiş seviyeye ulaştılar.
Yerden de pınarlar fışkırttık. Nihayet sular, daha önce belirlenmiş seviyeye ulaştılar.
Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular önceden takdir edilmiş bir iş için birleşti.
Yeri de fışkırtık kaynaklar halinde, derken su birleşti bir emr üzerine ki olmuştu öyle mukadder
Yeryüzünde de kaynakları fışkırttık. Böylece sular kararlaştırılan amaç için birleşti.
Yeryüzünde de kaynakları fışkırttık. Böylece sular kararlaştırılan amaç için birleşti.
Yeryüzünde de kaynakları fışkırttık. Böylece sular kararlaştırılan amaç için birleşti.
Yeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık (feccerne). Derken su, takdir edilmiş bir buyruğa karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti.
Yeri de kaynaklar haalinde (tamamen) fışkırtdık da (Her iki) su (ezelde) takdir edilmiş bir emr üzerinde birleşiverdi.
Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık da su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşiverdi.
(9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?
Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
Yeri kaynaklar halinde fışkırttık, (göğün ve yerin) su(ları) takdir edilmiş bir işin olması için birleşti.
Yerden de kaynaklar fışkırttık dipnot 1 . Böylece kararlaştırılmış bir iş (tufan) için sular birbirine kavuştu dipnot 2 .
Yerden de pınarlar fışkırttık, kararlaştırılan işin olması için sular birbiriyle buluştu.
Yerden de pınarlar fışkırttık. Böylece sular takdir edilen bir iş için birleşti.
Yerden de pınarlar fışkırttık. Böylece sular takdir edilen bir iş için birleşti.
Ve yardık/fışkırttık yeryüzünü pınar pınar. Sonunda kesin ölçülere bağlanmış bir oluş üzere birleşti sular.
Kamer suresi, 13. ayet. وَحَمَلْنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍ وَدُسُرٍ
Biz Nuh'u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.
Onu (Nuh'u) levhalar ve çivilerle (çakılmış gemide) taşımıştık.
Ama onu (malzemesi) ahşap ve çiviler olan bir (gemi ile) taşıdık:
ama o'nu (sadece) tahtalar ve çivilerden yapılmış o (gemi) ile taşıdık,
Onu (Nuh'u) tahta ve çivilerle oluşmuş (tekne) ile taşıdık.
Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık;
Nuh’u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.
Onu, tahtalar ve çivilerden yapılmış şey üzerinde taşıdık. dipnot 471
Nuh'u da, tahtadan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.
Onu ağaç lifleri ile (bağlanmış) kütükler üzerinde taşıdık. dipnot 1
Onu ağaç lifleri ile (bağlanmış) kütükler üzerinde taşıdık.
Ve onu elvahlı ve kenetli (tahta ve çivilerden yapılı) bir gemi üzerinde taşıdık,
Onu ise taşıdık elvahlı ve kenetli bir hamule üzerinde ki akar
Onu ağaç lifi ile birbirine bağlanmış tahtalar üzerinde taşıdık.
Onu ağaç lifi ile birbirine bağlanmış tahtalar üzerinde taşıdık.
Onu ağaç lifi ile birbirine bağlanmış tahtalar üzerinde taşıdık.
Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık;
Onu (Nuuhu) levhalar ve mıhlarla yapılmış (gemiy) e yükledik,
Onu tahtadan yapılmış, mıhla çakılmışa bindirdik.
(9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?
Onu levhaları ve çivileri olan (gemi) üzerinde taşıdık.
Nuh'u da tahtalar ve çiviler(le yapılmış gemi) üzerinde taşıdık.
Nuh'u, levhalı ve perçinli bir gemide taşıdık dipnot 1 .
Nuh'u, levhaları birbirine perçinlenmiş bir gemiye bindirmiştik.
Onu gözümüzün önünde akıp giden tahta ve mıhtan yapılmış (gemide) taşıdık.
Onu gözümüzün önünde akıp giden tahta ve mıhtan yapılmış (gemi)de taşıdık.
Ve taşıdık onu levhalar ve çivilerden oluşturulan şey üstünde.
Kamer suresi, 14. ayet. تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءً لِّمَن كَانَ كُفِرَ
Gemi, inkar edilen kimseye (Nuh'a) bir mükafat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu.
(O gemi) inkar edilmiş olana (Nuh'a) bir karşılık olarak gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
o (gemi) gözetimimiz altında yol aldı; (bu), nankörlüğe maruz kalan (Nuh'a) verilmiş bir ödüldü.
ve (gemi), gözlerimizin önünde akıp gitti. (Bu,) nankörce reddedilmiş olan o (Nuh) için bir ödüldü.
(Tekne) gözetimimizde akıp gidiyordu. Nankörlük edilene (Nuh'a) bir ceza olmak üzere!
Gözlerimiz önünde akıp gitmekteydi. (Kendisi ve getirdikleri) İnkar edilmiş/nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafaat olmak üzere.
İnkâr edilmiş olana (Nuh'a) bir mükâfat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
Nankörlük edilene bir ödül olarak, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
İnkar edilmiş Nuh'a bir ödül olmak üzere, gemi gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
Reddedilmiş olan kişiye bir ödül olarak gözetimimiz altında akıp gidiyordu.
Reddedilmiş olan kişiye bir ödül olarak gözetimimiz altında akıp gidiyordu.
gözetimimiz altında yürüyüp yol alıyordu, inkar ve nankörlüğe uğramış kimseye mükafat olmak üzere.
Nezaretimizle giderdi o nankörlük edilen zata bir mükafat olarak
Yalanlanan kimseye bir ödül olarak, gözetimimiz altında yüzüp gidiyordu.
Yalanlanan kimseye bir ödül olarak, gözetimimiz altında yüzüp gidiyordu.
Yalanlanan kimseye bir ödül olarak, gözetimimiz altında yüzüp gidiyordu.
Gözlerimiz önünde akıp gitmekteydi. (Kendisi ve getirdikleri) küfredilmiş olan (Nuh)'a bir mükafaat olmak üzere.
ki (o gemi; hakkında) nankörlük edilmiş bulunan (o zat) e bir mükafat olmak üzere, bizim gözlerimiz önünde akıb gidiyordu.
Küfredilmiş olana mükafat olmak üzere Bizim gözetimimizle yüzüyordu.
(9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?
İnkâr edilmiş olana (Nûh'a) bir mükâfat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
(Kendisine karşı) Nankörlük edilen (kulumuz)a (bizden) bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
Gemi, gözetimimiz altında akıp gidiyordu. Bunu, görmezden gelinen kişiye (Nuh'a) bir ödül olsun diye yaptık dipnot 1 .
Görmezlikten gelinmiş o zatın ödülü olarak gemi gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
Gözlerimizin önünde akıp gitti. Küfredilen (Nuh’a) bir mükâfat olarak.
Gözlerimizin önünde akıp gitti. İnkar edilen (Nuh'a) bir ödül olarak.
Akıp gidiyordu gözlerimizin önünde, bir ödül olarak nankörlüğe uğratılan kişi için.
Kamer suresi, 15. ayet. وَلَقَد تَّرَكْنَٰهَآ ءَايَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan?
Yemin olsun ki onu (gemiyi) bir ibret olarak bırakmıştık; hani gerçeği hatırlayan var mı?
Doğrusu Biz, bu (kıssayı) bir (ibret) belgesi olarak bıraktık: öyleyse yok mudur ders alan?
Ve böyle (yüzen gemi)leri (insana rahmetimizin) ebedi bir işareti kıldık. Öyleyse, yok mudur ondan ders almak isteyen?
Andolsun ki onu (tekneyi insanlar için) bir işaret olarak (geride) bıraktık! Düşünen yok mu?
Andolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?
Andolsun ki onu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
Üstelik gerçek şu ki, onu, bir kanıt olarak bıraktık. Artık, öğüt alan var mı? dipnot 472
Andolsun ki, gemiyi bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
Bunu bir ders olarak bıraktık. Öğüt alan yok mudur?
Bunu bir ders olarak bıraktık. Öğüt alan yok mudur?
Andolsun ki, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık. Fakat düşünen mi var ki,
Celalim hakkı için bıraktık ta onu bir ayet olarak, fakat düşünen mi var?
Ant olsun ki onu dipnot 1 bir ayet dipnot 2 olarak bıraktık. İbret alan yok mudur?
Ant olsun ki onu dipnot 1 bir ayet dipnot 2 olarak bıraktık. İbret alan yok mudur?
Ant olsun ki onu dipnot 1 bir ayet dipnot 2 olarak bıraktık. Öğüt alan yok mudur?
Andolsun, biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?
Andolsun ki biz bunu bir ayet olarak bırakmışızdır. O halde bir düşünüb ibret alan var mı?
Andolsun ki Biz, onu bir ayet olarak bıraktık. Düşünüp ibret alan var mı?
(9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?
Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan?
Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
Şurası bir gerçek ki gemiyi, bir ayet /belge olarak bıraktık. Peki, (bu konuda) bir bilgisi olan var mı dipnot 1 ?
Gemiyi, bir belge olarak bıraktık. Hiç öğüt alan var mı?
Onu bir ayet (işaret) olarak bırakmıştık. İbret alan var mı?
Onu bir ayet (işaret) olarak bırakmıştık. İbret alan var mı?
Yemin olsun ki, biz onu bir ibret ve işaret olarak arkaya bıraktık. Yok mu araştırıp öğüt alacak?
Kamer suresi, 16. ayet. فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)!
Benim azabım ve benim uyarılarım (bak) nasıl olmuştu!
Nitekim, uyarımın (dinlenilmemesi) halinde azabım nasıl olurmuş (görün)!
Ve uyarılarım gözardı edildiğinde verdiğim azap ne şiddetlidir!
Benim azabım ve uyarmalarım bak nasıl oldu!
Şu halde Benim azabım ve uyarıp korkutmam nasılmış?
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!
Sonunda, cezalandırmam ve uyarılarım nasıl oldu?
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış?
Cezalandırmam ve uyarılarım nasılmış!
Cezalandırmam ve uyarılarım nasılmış!
azabım ve uyarılarım nasılmış!
Ki nasıl azabım ve inzarlarım?
Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu? dipnot 1
Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu? dipnot 1
Ama, azabım ve uyarılarım nasıl oldu? dipnot 1
Şu halde benim azabım ve uyarıp korkutmam nasılmış?
Ki benim azabım ve (bundan evvel) tehdidlerim nice imiş (düşünün).
Benim azabım ve tehditlerim nasılmış?
(9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?
(Bakın) benim azabım ve uyarılarım nasılmış?
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler diye).
(Gördünüz mü) benim azabım ve uyarılarım nasıl olmuş dipnot 1 !
Yapılan uyarılar ve ardından gelen azabım nasılmış, bir düşünün!
Azabım ve uyarılarım nasılmış?
-Azabım ve uyarılarım nasılmış?
Nasılmış benim azabım ve uyarılarım!
Kamer suresi, 17. ayet. وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
Andolsun biz, Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?
Yemin olsun ki Kur'an'ı (gerçeği) hatırla(t)mak için kolaylaştırdık. Hatırlayan var mı? dipnot 1
Ve doğrusu Biz bu Kur'an'ı ders alınsın diye kolaylaştırdık: öyleyse yok mudur ders alan?
Bu nedenle Biz bu Kuran'ı akılda kolay tutulur kıldık. Öyleyse, yok mudur ondan ders almak isteyen?
Andolsun ki Kuran'ı kolaylaştırdık, hakikatin hatırlanması ve tefekkürü için! Düşünen yok mu?
Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?
Andolsun biz Kur'an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan) öğüt alan yok mu?
Üstelik gerçek şu ki, Kur'an'ı, düşünmek için kolaylaştırdık. Artık, öğüt alan var mı? dipnot 473
Andolsun ki Kur'an'ı,düşünenler için kolaylaştırdık. Düşünen var mı?
Kuran'ı mesaj için kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
Kuran'ı mesaj için kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
Andolsun ki, Kur'an'ı düşünmek için kolaylaştırdık; fakat düşünen mi var?
Şanım namına Kur'anı müyesser de kıldık düşünmek için, fakat düşünen mi var?
Ant olsun Biz, Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. dipnot 1 Var mı öğüt alıp düşünen?
Ant olsun Biz, Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Var mı öğüt alıp düşünen?
Ant olsun Biz, Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Var mı öğüt alıp düşünen?
Andolsun biz Kuran'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?
Andolsun ki biz Kur'anı düşünmek için kolaylaşdırmışızdır. O halde bir düşünen var mı?
Andolsun ki; Biz, Kur'an'ı düşünmek için kolaylaştırdık. Düşünüp öğüt alan var mı?
(9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?
Andolsun ki, Kur'an'ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?
Andolsun biz, Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Biz Kur'an'ı, doğru bilgi dipnot 1 edinilmesi için gerçekten kolaylaştırdık dipnot 2 . Peki, o bilgiyi alan var mı?
Doğru bilgiye ulaşılsın diye Kur'an'ı (ayetler kümesini bulmayı) kolaylaştırdık. O bilgiye ulaşan var mı?
Andolsun ki Kur’an’ı da okunması/düşünülmesi için kolaylaştırdık, öğüt alan var mı?
Andolsun ki Kur'an'ı da öğüt olması için kolaylaştırdık, öğüt alan var mı?
Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?!
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.