Kamer suresi · 9–17. ayetler

Nûh kavmi

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Kamer suresi, 9. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kamer suresi, 9. ayet. كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌ وَٱزْدُجِرَ

    Diyanet İşleri

    Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp "Bu bir delidir" dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu.

    Mehmet Okuyan

    Onlardan önce Nuh'un halkı da (gerçeği) yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak "(O) cinlenmiştir." demişlerdi. (Tebliğden vazgeçirilmeye) zorlanmıştı.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlardan önce, Nuh kavmi de yalanlamıştı: hem kulumuzu yalanlamışlar, hem de dönüp "O bir delidir" demişlerdi: ama engellendiler.

    Muhammed Esed

    Bunlardan, (şimdi yeniden dirilmeyi inkar edenlerden) önce Nuh'un kavmi de O'nu yalanlamıştı; onlar kulumuzu yalanlamışlar ve "O, bir delidir!" demişlerdi (ve bundan dolayı) o kovulup defedilmişti.

    Ahmed Hulusi

    Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir" dediler; (görevinden) engellediler.

    Ali Bulaç

    Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti.'

    Ali Özek ve heyeti

    Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanladı, hem de kulumuzun yalancı olduğunda ısrar ederek: O, delirdi, dediler. Ve (Nuh, davetten vazgeçmeye) zorlandı.

    Ali Rıza Safa

    Onlardan önce, Nuh toplumu da yalanlamıştı. Kulumuzu yalanlayarak; "Delirmiş!" dediler ve engellediler.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlardan önce Nuh'un toplumu da yalanladı, hem de kulumuzun yalancı olduğuna ısrar ederek. "O, delirdi" dediler ve davetten vazgeçmeye zorlandı.

    Edip Yüksel

    Onlardan önce de Nuh'un halkı yalanlamıştı. Kulumuzu yalanlayıp, "Delidir" dediler. Nitekim o engellendi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlardan önce de Nuh'un halkı yalanlamıştı. Kulumuzu yalanlayıp, 'Delidir' dediler. Nitekim o engellendi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanladı; o kulumuza yalancı dediler, delidir, dediler; çok incittiler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onlardan evvel Nuh kavmı tekzib etti yalancı dediler o kulumuza, mec'nun dediler, çok incittiler

    Erhan Aktaş

    Onlardan önce Nuh'un halkı da yalanladı. Kulumuzu, "O delinin biridir." diye yalanladılar. Kulumuz zorluk çıkarılarak engellendi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlardan önce Nuh'un halkı da yalanladı. Kulumuzu, "O delinin biridir." diye yalanladılar. Kulumuz zorluk çıkarılarak engellendi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlardan önce Nuh'un halkı da yalanladı. Kulumuzu, "O delinin biridir." diye yalanladılar. Kulumuz zorluk çıkarılarak engellendi.

    Gültekin Onan

    Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti'.

    Hasan Basri Çantay

    Onlardan evvel Nuuh kavmi tekzib etdi; onlar kulumuzu yalancı saymakda ısrar etdiler. "Mecnun" dediler. O, (da'vetden cebren) vaz geçirilmişdi.

    İbni Kesir

    Onlardan önce Nuh kavmi de yalanlamış, kulumuzu tekzib ederek; delidir, demişler ve yolunu kesmişlerdi.

    Mehmet Alagaş

    (9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlardan önce Nûh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar da mecnun (cinlenmiş) dediler. Ve (Nûh, davetten vazgeçmeye) zorlandı.

    Süleyman Ateş

    Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir" dediler. Ve o(na çeşitli eziyetler yapılarak tebliğden) menedildi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bunlardan önce Nuh'un topluluğu da yalana sarılmış, kulumuzu yalancı yerine koymuşlardı. "Bu, cinlerin etkisinde" dediler. Böylece görevi engellendi.

    Şaban Britch

    Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar da mecnun (cinlenmiş) dediler. O (davetinden) alıkoymaya kalkışıldı.

    Şaban Piriş

    Onlar önce Nuh kavmini de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar da "mecnun (cinlenmiş)" dediler. Onu incittiler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onlardan önce Nuh kavmi yalanlamıştı. Yalanladılar kulumuzu ve "Mecnundur bu!" dediler. Ve durduruldu kulumuz.

  2. Kamer suresi, 10. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kamer suresi, 10. ayet. فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌ فَٱنتَصِرْ

    Diyanet İşleri

    O da Rabbine, "Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et" diye dua etti.

    Mehmet Okuyan

    (Nuh) Rabbine "Yenik düştüm, yardım et!" diyerek yalvarmıştı.

    Mustafa İslamoğlu

    Derken, o Rabbine şöyle yalvardı: "Ben artık bittim, şimdi Sen yardım et!"

    Muhammed Esed

    Bunun üzerine (Nuh,) Rabbine: "Doğrusu ben yenik düştüm, artık Sen gel ve bana yardım et!" şeklinde yalvardı.

    Ahmed Hulusi

    Nihayet (Nuh da) Rabbine: "Gerçek ki ben mağlup oldum; bana yardım et" diye dua etti.

    Ali Bulaç

    Sonunda Rabbine dua etti: "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al."

    Ali Özek ve heyeti

    Bunun üzerine, Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek yalvardı.

    Ali Rıza Safa

    Bunun üzerine, Efendisine, yakarışta bulundu: "Aslında, ben yenildim; artık bana yardım et!"

    Bayraktar Bayraklı

    Bunun üzerine Rabbine, "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" diyerek yalvardı.

    Edip Yüksel

    Efendisini çağırdı, "Ben yenildim; bana yardım et."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Rabbini çağırdı, 'Ben yenildim; bana yardım et.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O da sonunda Rabbine dua etti: "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O da nihayet rabbına dua etti, ben dedi, mağlubum, hemen nusratını ver

    Erhan Aktaş

    Sonunda Rabb'ine çağrıda bulundu: "Doğrusu ben yenik düştüm, bana yardım et."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sonunda Rabb'ine çağrıda bulundu: "Doğrusu ben yenik düştüm, bana yardım et."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sonunda Rabb'ine çağrıda bulundu: "Doğrusu ben, yenik düştüm, bana yardım et."

    Gültekin Onan

    Sonunda rabbine dua etti: "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık sen (bu kafir toplumdan) intikam al."

    Hasan Basri Çantay

    Nihayet, o da Rabbine "Ben hakıykaten mağlubum. Artık (benim) intikaam (ımı) sen al" diye düa etdi.

    İbni Kesir

    O da Rabbına yalvarmış: Ben; yenildim, bana yardım et, demişti.

    Mehmet Alagaş

    (9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O da Rabbine; “Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et!” diye dua etti.

    Süleyman Ateş

    Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, yardım et!" diye yalvardı.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O da Rabbine (Sahibine) yalvardı: " Yenik düştüm, bana yardım et." dedi.

    Şaban Britch

    O da: Ben yenik düştüm, bana yardım et, diye Rabbine dua etti.

    Şaban Piriş

    O da: -Ben, yenildim, bana yardım et, diye Rabb'ine dua etti.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bunun üzerine yakardı Rabbine, "Yenilgiye uğradım işte, yardım et!" diye...

  3. Kamer suresi, 11. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kamer suresi, 11. ayet. فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍ مُّنْهَمِرٍ

    Diyanet İşleri

    Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık.

    Mehmet Okuyan

    Biz de boşanan bir su ile göğün kapılarını açmıştık.

    Mustafa İslamoğlu

    Biz de bardaktan boşanırcasına dökülen bir su ile semanın kapılarını açtık;

    Muhammed Esed

    Biz de seller gibi akan bir su ile göğün kapılarını açtık

    Ahmed Hulusi

    Biz de kuvvetle dökülen bir su ile semanın kapılarını açtık!

    Ali Bulaç

    Biz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık.

    Ali Özek ve heyeti

    Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık.

    Ali Rıza Safa

    Bu yüzden, seller gibi akan bir suyla gök kapılarını açtık.

    Bayraktar Bayraklı

    Biz de gök kapılarını, devamlı yağan bir yağmurla açtık.

    Edip Yüksel

    Bunun üzerine göğün kapılarını boşalan sularla açtık.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bunun üzerine göğün kapılarını boşanan sularla açtık.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bunun üzerine göğün kapılarını şakır şakır dökülen bir su ile açtık.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bunun üzerine Göğün kapılarını açtık dökülen bir su ile şakır şakır

    Erhan Aktaş

    Biz de hemen göğün kapılarını gürül gürül boşalan su ile açtık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Biz de hemen göğün kapılarını gürül gürül boşalan su ile açtık.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Biz de hemen göğün kapılarını gürül gürül boşalan su ile açtık.

    Gültekin Onan

    Biz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık.

    Hasan Basri Çantay

    Bunun üzerine biz de şarıl şarıl dökülen bir suya gök kapılarını açdık.

    İbni Kesir

    Bunun üzerine Biz de gök kapılarını boşanan sularla açmıştık.

    Mehmet Alagaş

    (9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bunun üzerine biz de göğün kapılarını şiddetle boşanan sulara açtık.

    Süleyman Ateş

    Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.

    Süleymaniye Vakfı

    Biz de oluk oluk sular aksın diye göğün kapılarını açtık.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Biz de boşalan sularla göğün kapılarını açtık.

    Şaban Britch

    Bunun üzerine biz de göğün kapılarını şiddetle boşanan sulara açtık.

    Şaban Piriş

    Bunun üzerine biz de göğün kapılarını şiddetle boşanan sulara açtık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Biz de açtık gök kapılarını seller gibi akan bir su ile.

  4. Kamer suresi, 12. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kamer suresi, 12. ayet. وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ

    Diyanet İşleri

    Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.

    Mehmet Okuyan

    Yerden de (su) kaynakları fışkırtmıştık. Böylece (bu iki) su, belirlenmiş bir iş (tufan) için birleşmişti.

    Mustafa İslamoğlu

    ve toprağı fışkıran pınarlara çevirdik; ve kararlaştırılmış bir görevi gerçekleştirmek üzere su(lar) birleşti.

    Muhammed Esed

    ve toprağın pınarlar halinde fışkırmasını sağladık ki sular önceden belirlenmiş bir amaca hizmet etsin

    Ahmed Hulusi

    Arzı da kaynaklarıyla fışkırttık da takdir edilmiş hükümle sular (birbirine) kavuştu!

    Ali Bulaç

    Yeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti.

    Ali Özek ve heyeti

    Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. (Her iki) su, takdir edilmiş bir işin olması için birleşmişti.

    Ali Rıza Safa

    Ve yeryüzünü kaynaklar biçiminde fışkırttık. Ardından, belirlenmiş bir olgu için sular birleşti.

    Bayraktar Bayraklı

    Yerden kaynaklar fışkırttık. Her iki su, karar verilmiş bir işin gerçekleşmesi için birleşmişti.

    Edip Yüksel

    Yerden de pınarlar fışkırttık. Nihayet sular, daha önce belirlenmiş seviyeye ulaştılar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yerden de pınarlar fışkırttık. Nihayet sular, daha önce belirlenmiş seviyeye ulaştılar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular önceden takdir edilmiş bir iş için birleşti.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yeri de fışkırtık kaynaklar halinde, derken su birleşti bir emr üzerine ki olmuştu öyle mukadder

    Erhan Aktaş

    Yeryüzünde de kaynakları fışkırttık. Böylece sular kararlaştırılan amaç için birleşti.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Yeryüzünde de kaynakları fışkırttık. Böylece sular kararlaştırılan amaç için birleşti.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Yeryüzünde de kaynakları fışkırttık. Böylece sular kararlaştırılan amaç için birleşti.

    Gültekin Onan

    Yeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık (feccerne). Derken su, takdir edilmiş bir buyruğa karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti.

    Hasan Basri Çantay

    Yeri de kaynaklar haalinde (tamamen) fışkırtdık da (Her iki) su (ezelde) takdir edilmiş bir emr üzerinde birleşiverdi.

    İbni Kesir

    Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık da su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşiverdi.

    Mehmet Alagaş

    (9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.

    Süleyman Ateş

    Yeri kaynaklar halinde fışkırttık, (göğün ve yerin) su(ları) takdir edilmiş bir işin olması için birleşti.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yerden de pınarlar fışkırttık, kararlaştırılan işin olması için sular birbiriyle buluştu.

    Şaban Britch

    Yerden de pınarlar fışkırttık. Böylece sular takdir edilen bir iş için birleşti.

    Şaban Piriş

    Yerden de pınarlar fışkırttık. Böylece sular takdir edilen bir iş için birleşti.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ve yardık/fışkırttık yeryüzünü pınar pınar. Sonunda kesin ölçülere bağlanmış bir oluş üzere birleşti sular.

  5. Kamer suresi, 13. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kamer suresi, 13. ayet. وَحَمَلْنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍ وَدُسُرٍ

    Diyanet İşleri

    Biz Nuh'u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.

    Mehmet Okuyan

    Onu (Nuh'u) levhalar ve çivilerle (çakılmış gemide) taşımıştık.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama onu (malzemesi) ahşap ve çiviler olan bir (gemi ile) taşıdık:

    Muhammed Esed

    ama o'nu (sadece) tahtalar ve çivilerden yapılmış o (gemi) ile taşıdık,

    Ahmed Hulusi

    Onu (Nuh'u) tahta ve çivilerle oluşmuş (tekne) ile taşıdık.

    Ali Bulaç

    Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık;

    Ali Özek ve heyeti

    Nuh’u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.

    Ali Rıza Safa

    Onu, tahtalar ve çivilerden yapılmış şey üzerinde taşıdık. dipnot 471

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 471
      Bu ayette "Tahtalar ve çivilerden yapılmış şey" olarak bildirilen Nuh'un gemisi, Kur'an'ın diğer ayetlerinde "Gemi" olarak bildirilmiştir. British Museum Orta Doğu uzmanları, Nuh'un gemisinin yetmiş metre çapında dairesel bir yapısı olduğunu ve saz destelerinin katranla yapıştırılarak bezle kaplandığını, müzede yer ala.[3700] yıllık bir Babil yazıtına dayanarak öne sürdüler. Bilim insanları, dairesel yapıdaki bir geminin sel sularına karşı çok daha dayanıklı olduğunu, ama yalnızca su üzerinde durabilmek yeteneği olduğunu söylüyorlar. Nuh'un gemisi, Tevrat, Yaratılış 6:14 ayetinde, şöyle yazılıdır: "Gofer ağacından kendine bir gemi yap. İçini dışını ziftle; içeriye kamaralar yap."

    Bayraktar Bayraklı

    Nuh'u da, tahtadan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.

    Edip Yüksel

    Onu ağaç lifleri ile (bağlanmış) kütükler üzerinde taşıdık. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Nuh ile birlikte bir kaç müslüman ve Nuh'un çiftliğindeki hayvanlardan birer çifti taşıyan bir su salının bir buharlı gemi olduğunu ileri sürenler, Nuh'un yaşayıp dolaştığı bölgeyle sınırlı tufanı dünya çapında bir tufan olarak sunanlar gerçeği abartmışlardır. Nitekim bazı Hıristiyanlar hala dağ tepelerinde gemi parçalarını aramaktadır; üstelik yanlış yerde. * Bak: 11:44.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onu ağaç lifleri ile (bağlanmış) kütükler üzerinde taşıdık.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve onu elvahlı ve kenetli (tahta ve çivilerden yapılı) bir gemi üzerinde taşıdık,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onu ise taşıdık elvahlı ve kenetli bir hamule üzerinde ki akar

    Erhan Aktaş

    Onu ağaç lifi ile birbirine bağlanmış tahtalar üzerinde taşıdık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onu ağaç lifi ile birbirine bağlanmış tahtalar üzerinde taşıdık.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onu ağaç lifi ile birbirine bağlanmış tahtalar üzerinde taşıdık.

    Gültekin Onan

    Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık;

    Hasan Basri Çantay

    Onu (Nuuhu) levhalar ve mıhlarla yapılmış (gemiy) e yükledik,

    İbni Kesir

    Onu tahtadan yapılmış, mıhla çakılmışa bindirdik.

    Mehmet Alagaş

    (9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onu levhaları ve çivileri olan (gemi) üzerinde taşıdık.

    Süleyman Ateş

    Nuh'u da tahtalar ve çiviler(le yapılmış gemi) üzerinde taşıdık.

    Süleymaniye Vakfı

    Nuh'u, levhalı ve perçinli bir gemide taşıdık dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu gemi Allah'ın gözetimi altında ve vahye göre inşa edilmiştir (Hud 11/37, Mü'minun 23/27). Bu konu Tevrat'ta da anlatılmıştır (Yaratılış 6:14-16)

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Nuh'u, levhaları birbirine perçinlenmiş bir gemiye bindirmiştik.

    Şaban Britch

    Onu gözümüzün önünde akıp giden tahta ve mıhtan yapılmış (gemide) taşıdık.

    Şaban Piriş

    Onu gözümüzün önünde akıp giden tahta ve mıhtan yapılmış (gemi)de taşıdık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ve taşıdık onu levhalar ve çivilerden oluşturulan şey üstünde.

  6. Kamer suresi, 14. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kamer suresi, 14. ayet. تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءً لِّمَن كَانَ كُفِرَ

    Diyanet İşleri

    Gemi, inkar edilen kimseye (Nuh'a) bir mükafat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu.

    Mehmet Okuyan

    (O gemi) inkar edilmiş olana (Nuh'a) bir karşılık olarak gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

    Mustafa İslamoğlu

    o (gemi) gözetimimiz altında yol aldı; (bu), nankörlüğe maruz kalan (Nuh'a) verilmiş bir ödüldü.

    Muhammed Esed

    ve (gemi), gözlerimizin önünde akıp gitti. (Bu,) nankörce reddedilmiş olan o (Nuh) için bir ödüldü.

    Ahmed Hulusi

    (Tekne) gözetimimizde akıp gidiyordu. Nankörlük edilene (Nuh'a) bir ceza olmak üzere!

    Ali Bulaç

    Gözlerimiz önünde akıp gitmekteydi. (Kendisi ve getirdikleri) İnkar edilmiş/nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafaat olmak üzere.

    Ali Özek ve heyeti

    İnkâr edilmiş olana (Nuh'a) bir mükâfat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

    Ali Rıza Safa

    Nankörlük edilene bir ödül olarak, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

    Bayraktar Bayraklı

    İnkar edilmiş Nuh'a bir ödül olmak üzere, gemi gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

    Edip Yüksel

    Reddedilmiş olan kişiye bir ödül olarak gözetimimiz altında akıp gidiyordu.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Reddedilmiş olan kişiye bir ödül olarak gözetimimiz altında akıp gidiyordu.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    gözetimimiz altında yürüyüp yol alıyordu, inkar ve nankörlüğe uğramış kimseye mükafat olmak üzere.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Nezaretimizle giderdi o nankörlük edilen zata bir mükafat olarak

    Erhan Aktaş

    Yalanlanan kimseye bir ödül olarak, gözetimimiz altında yüzüp gidiyordu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Yalanlanan kimseye bir ödül olarak, gözetimimiz altında yüzüp gidiyordu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Yalanlanan kimseye bir ödül olarak, gözetimimiz altında yüzüp gidiyordu.

    Gültekin Onan

    Gözlerimiz önünde akıp gitmekteydi. (Kendisi ve getirdikleri) küfredilmiş olan (Nuh)'a bir mükafaat olmak üzere.

    Hasan Basri Çantay

    ki (o gemi; hakkında) nankörlük edilmiş bulunan (o zat) e bir mükafat olmak üzere, bizim gözlerimiz önünde akıb gidiyordu.

    İbni Kesir

    Küfredilmiş olana mükafat olmak üzere Bizim gözetimimizle yüzüyordu.

    Mehmet Alagaş

    (9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İnkâr edilmiş olana (Nûh'a) bir mükâfat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

    Süleyman Ateş

    (Kendisine karşı) Nankörlük edilen (kulumuz)a (bizden) bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Görmezlikten gelinmiş o zatın ödülü olarak gemi gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

    Şaban Britch

    Gözlerimizin önünde akıp gitti. Küfredilen (Nuh’a) bir mükâfat olarak.

    Şaban Piriş

    Gözlerimizin önünde akıp gitti. İnkar edilen (Nuh'a) bir ödül olarak.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Akıp gidiyordu gözlerimizin önünde, bir ödül olarak nankörlüğe uğratılan kişi için.

  7. Kamer suresi, 15. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kamer suresi, 15. ayet. وَلَقَد تَّرَكْنَٰهَآ ءَايَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

    Diyanet İşleri

    Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan?

    Mehmet Okuyan

    Yemin olsun ki onu (gemiyi) bir ibret olarak bırakmıştık; hani gerçeği hatırlayan var mı?

    Mustafa İslamoğlu

    Doğrusu Biz, bu (kıssayı) bir (ibret) belgesi olarak bıraktık: öyleyse yok mudur ders alan?

    Muhammed Esed

    Ve böyle (yüzen gemi)leri (insana rahmetimizin) ebedi bir işareti kıldık. Öyleyse, yok mudur ondan ders almak isteyen?

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki onu (tekneyi insanlar için) bir işaret olarak (geride) bıraktık! Düşünen yok mu?

    Ali Bulaç

    Andolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun ki onu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?

    Ali Rıza Safa

    Üstelik gerçek şu ki, onu, bir kanıt olarak bıraktık. Artık, öğüt alan var mı? dipnot 472

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 472
      "Onu, bir kanıt olarak bıraktık." bildirimi, Nuh peygamberin gemisinin yeryüzünde bir yerlerde olması olasılığını güçlendirmektedir. 11:37-44 ayetleri arasında anlatılan öyküden, Nuh'un ailesiyle birlikte diğer inananları ve her türden birer çifti taşıyacak kapasitede ve dağ gibi dalgalara dayanacak sağlamlıkta olan Nuh'un gemisinin, çok büyük bir gemi olduğu anlaşılmaktadır. Nuh'un, hayvan türlerinden hangilerini gemisine aldığı ve yeryüzünün hangi bölgelerinin sularla kaplandığı bilinmese de yeryüzünde iki milyon ile on milyon arasında hayvan türünün yaşadığı düşünülürse, bunların çok az bir bölümünün bile bir gemiye bindirilmesi, bilinen boyutlarla açıklanabilecek bir durum değildir; evrenlerdeki boyutların açıklanamadığı gibi...

    Bayraktar Bayraklı

    Andolsun ki, gemiyi bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?

    Edip Yüksel

    Bunu bir ders olarak bıraktık. Öğüt alan yok mudur?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bunu bir ders olarak bıraktık. Öğüt alan yok mudur?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık. Fakat düşünen mi var ki,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Celalim hakkı için bıraktık ta onu bir ayet olarak, fakat düşünen mi var?

    Gültekin Onan

    Andolsun, biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun ki biz bunu bir ayet olarak bırakmışızdır. O halde bir düşünüb ibret alan var mı?

    İbni Kesir

    Andolsun ki Biz, onu bir ayet olarak bıraktık. Düşünüp ibret alan var mı?

    Mehmet Alagaş

    (9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan?

    Süleyman Ateş

    Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Gemiyi, bir belge olarak bıraktık. Hiç öğüt alan var mı?

    Şaban Britch

    Onu bir ayet (işaret) olarak bırakmıştık. İbret alan var mı?

    Şaban Piriş

    Onu bir ayet (işaret) olarak bırakmıştık. İbret alan var mı?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun ki, biz onu bir ibret ve işaret olarak arkaya bıraktık. Yok mu araştırıp öğüt alacak?

  8. Kamer suresi, 16. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kamer suresi, 16. ayet. فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

    Diyanet İşleri

    Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)!

    Mehmet Okuyan

    Benim azabım ve benim uyarılarım (bak) nasıl olmuştu!

    Mustafa İslamoğlu

    Nitekim, uyarımın (dinlenilmemesi) halinde azabım nasıl olurmuş (görün)!

    Muhammed Esed

    Ve uyarılarım gözardı edildiğinde verdiğim azap ne şiddetlidir!

    Ahmed Hulusi

    Benim azabım ve uyarmalarım bak nasıl oldu!

    Ali Bulaç

    Şu halde Benim azabım ve uyarıp korkutmam nasılmış?

    Ali Özek ve heyeti

    Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!

    Ali Rıza Safa

    Sonunda, cezalandırmam ve uyarılarım nasıl oldu?

    Bayraktar Bayraklı

    Benim azabım ve uyarılarım nasılmış?

    Edip Yüksel

    Cezalandırmam ve uyarılarım nasılmış!

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Cezalandırmam ve uyarılarım nasılmış!

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    azabım ve uyarılarım nasılmış!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ki nasıl azabım ve inzarlarım?

    Erhan Aktaş

    Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu? dipnot 1

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Uyarılarımı dinlememenin sonucu azabımın nasıl olduğunu görün.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu? dipnot 1

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Uyarılarımı dinlememenin sonucu azabımın nasıl olduğunu görün.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ama, azabım ve uyarılarım nasıl oldu? dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Uyarılarımı dinlememenin sonucu azabımın nasıl olduğunu görün.

    Gültekin Onan

    Şu halde benim azabım ve uyarıp korkutmam nasılmış?

    Hasan Basri Çantay

    Ki benim azabım ve (bundan evvel) tehdidlerim nice imiş (düşünün).

    İbni Kesir

    Benim azabım ve tehditlerim nasılmış?

    Mehmet Alagaş

    (9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Bakın) benim azabım ve uyarılarım nasılmış?

    Süleyman Ateş

    Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler diye).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yapılan uyarılar ve ardından gelen azabım nasılmış, bir düşünün!

    Şaban Britch

    Azabım ve uyarılarım nasılmış?

    Şaban Piriş

    -Azabım ve uyarılarım nasılmış?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Nasılmış benim azabım ve uyarılarım!

  9. Kamer suresi, 17. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kamer suresi, 17. ayet. وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

    Diyanet İşleri

    Andolsun biz, Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

    Mustafa İslamoğlu

    Ve doğrusu Biz bu Kur'an'ı ders alınsın diye kolaylaştırdık: öyleyse yok mudur ders alan?

    Muhammed Esed

    Bu nedenle Biz bu Kuran'ı akılda kolay tutulur kıldık. Öyleyse, yok mudur ondan ders almak isteyen?

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki Kuran'ı kolaylaştırdık, hakikatin hatırlanması ve tefekkürü için! Düşünen yok mu?

    Ali Bulaç

    Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun biz Kur'an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan) öğüt alan yok mu?

    Ali Rıza Safa

    Üstelik gerçek şu ki, Kur'an'ı, düşünmek için kolaylaştırdık. Artık, öğüt alan var mı? dipnot 473

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 473
      54:17,22,32,40 ayetlerinde "Üstelik gerçek şu ki, Kur'an'ı, düşünmek için kolaylaştırdık. Artık, öğüt alan var mı?" tümcesi, tıpkısı sözcüklerle tekrarlanır.

    Bayraktar Bayraklı

    Andolsun ki Kur'an'ı,düşünenler için kolaylaştırdık. Düşünen var mı?

    Edip Yüksel

    Kuran'ı mesaj için kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kuran'ı mesaj için kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki, Kur'an'ı düşünmek için kolaylaştırdık; fakat düşünen mi var?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şanım namına Kur'anı müyesser de kıldık düşünmek için, fakat düşünen mi var?

    Erhan Aktaş

    Ant olsun Biz, Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. dipnot 1 Var mı öğüt alıp düşünen?

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu surede de birkaç kez tekrar edilen ve Kur'an'da onlarca benzeri bulunan ayetler, Kur'an'ın anlaşılır olduğunu söylemektedir. Kur'an'ın anlaşılır olmadığını, herkesin onu anlayamayacağını, onu ancak ilim adamlarının anlayabileceğini söylemek, Kur'an'a atılmış en büyük iftiradır. Bu düşünce tam şeytanca bir aldatmadır. Kur'an, doğası gereği anlaşılır olmak zorundadır. Allah'ın kulu ile konuşması olan Kur'an'ın, anlaşılmaması demek, ne yaptığını bilmeyen bir Allah olduğunu söylemekten başka bir şey değildir. Kur'an okuyan bir kimsenin ondan anladığı her ne kadar olursa olsun kesinlikle ona yetecektir. Kur'an'ı anlamak demek, ondan anladığınız size yeter demektir. Dininizi öğrenmek için Kur'an'dan edindiğiniz bilgi, onun dışında okuyacağınız binlerce kitaptan öğreneceğiniz bilgiden daha doğru bilgi olur demektir. Kur'an'nın anlaşılması için yazılan yüzbinlerce kitap, onu anlaşılmaz hale getirmekten başka hiçbir işe yaramamış, ortaya binlerce dinin çıkmasına neden olmuştur.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ant olsun Biz, Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Var mı öğüt alıp düşünen?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ant olsun Biz, Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Var mı öğüt alıp düşünen?

    Gültekin Onan

    Andolsun biz Kuran'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun ki biz Kur'anı düşünmek için kolaylaşdırmışızdır. O halde bir düşünen var mı?

    İbni Kesir

    Andolsun ki; Biz, Kur'an'ı düşünmek için kolaylaştırdık. Düşünüp öğüt alan var mı?

    Mehmet Alagaş

    (9-17) Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar ve dediler ki, mecnun / cinli, durdurun onu. O da Rabbine ben yenildim / mağlup oldum bana yardım et çağrısında / duasında bulundu. Bizde semanın kapılarını sağanak su yla açtık. Arzdan da kaynaklar / gözeler fışkırttık. Ve de takdir ettiğimiz iş üzere sular /gök ve yer suları birbiriyle karışarak birleşti. Perçinli ve levha tahtalı üzerinde / gemi üzerinde O’nu taşıdık. Tanınmayanlara / inkâr edilenlere bir ceza / bir ödül olarak gözetimimizde cereyan ediyordu / akıyordu. Kesin olan şu ki, Onu bir gösterge / bir ayet olarak bıraktık / terkettik. Azabım ve uyarım nasıl oldu? Kesin olan şu ki biz Kuranı hatıra ge lebilmesi için kolaylaştırdık, ders alabilen var mı?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun ki, Kur'an'ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?

    Süleyman Ateş

    Andolsun biz, Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

    Süleymaniye Vakfı

    Biz Kur'an'ı, doğru bilgi dipnot 1 edinilmesi için gerçekten kolaylaştırdık dipnot 2 . Peki, o bilgiyi alan var mı?

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zikir, bağlantılarıyla birlikte düşünülüp öğrenilen doğru bilgi, o bilgiyi kullanıma hazır tutmak, akla veya dile getirmektir (Müfredat ذكر md.). Doğru bilginin kaynağı Allah'ın ayetleridir. Bunlar, yaratılan ayetler ve indirilen ayetler olmak üzere iki türlüdür. Her birinden elde edilen doğru bilgi zikirdir (Enbiya 21/24, En'am 6/80). İnsanı, sadece bu bilgi tatmin eder (Ra'd 13/28). Allah'ı zikretmek; onu, kitabını ve yarattığı ayetleri dikkate almak, akıldan çıkarmamak ve onların üzerine düşünmektir. İnsan bunlardan bildiği kadarıyla sorumludur (Bakara 2/286). Kur'an'daki bütün bilgiler doğru olduğu için Allah ona zikir adını vermiştir. (Bkz. Hicr 15/9.) Kur'an kelimesi ise hem son Kitabın ismi hem de o kitaptaki hükümlere ulaşmayı sağlayan ilgili ayet kümeleri anlamına gelir. (Bkz. İsra 17/106)
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Doğru bilgiye ulaşılsın diye Kur'an'ı (ayetler kümesini bulmayı) kolaylaştırdık. O bilgiye ulaşan var mı?

    Şaban Britch

    Andolsun ki Kur’an’ı da okunması/düşünülmesi için kolaylaştırdık, öğüt alan var mı?

    Şaban Piriş

    Andolsun ki Kur'an'ı da öğüt olması için kolaylaştırdık, öğüt alan var mı?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?!

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.